Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 105 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Ülkemizde neden Mustafa Kemal’e yönelik gerçek dışı sanal suçlamalara tanık oluyoruz? Tarihte ülkeye önemli yarar sağlamış kişilerde suç aramak, sanal suçlar üretmek acaba o kişilerde aşağılık duygusunun mu ürünü? Ya da eskiye özlemin gerici tutucu alışkanlıkların sonucu mu?

Mustafa Kemal Atatürk’ün üstün kişiliğine karşı uyanan tepkileri aşağılık duygusu olarak yorumlamak yetersiz kalacaktır. Bu davranış biçiminin belli zıt ideolojiden kaynaklanması bir yana, bugün kasıtlı olarak karalama, siyasal iktidara yaranma amacıyla yöntem olarak kullanıl-makta. Halkın böylesi ihanet karşısında kararsız kalması da önemli sakınca. Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, sanalı gerçekten ayırmada güçlük çeken toplumlarda böylesi kusura her zaman rast lanıyor olmalı.

Mustafa Kemal’in de TBMM’ni açtığının bir hafta sonraki 1 Mayıs 1920 günlü gizli celsesinde, o dönemdeki halkın da böylesi kararsız kalışından yakındığını görüyoruz

O genç yaşında nasıl bir belleğe sahiptir ki, ülkenin her yöresindeki olayları avucunun içinde oluşuyormuşçasına görüyor, yorumluyor; çaresini arıyor ve uyguluyor. Çözüm için kimi görevlendireceğini de biliyor. TBMM’nin gizli celselerinde bunun sayısız canlı örneklerine rastlıyoruz. 1 Mayıs 1920 günlü o gizli celsede anlattıklarından anlıyoruz ki, Anadolu’nun (emperyalist ülkelerin ülkeyi işgal etmeleri bir yana) yer yer il il başkaldırılarla da uğraşması gereki-yordu. İç ve dış güçlerin ortaklaşa ihaneti içindeydi ülke. Bugünkü gibi. Bir farkla ki şimdi bir Mustafa Kemal yok. Var olanlar da siyasal iktidar uğruna çene yarışının için-deler.

1 Mayıs 1920 günlü o gizli celsede şunları söylemişti:

-Hulâsa ayın 13’ünden bugüne kadar ,19 gün zarfında, Düzce’de patlayan bir ateş, şarka, cenuba intişar ediyor

(yayılıyor) ve sureti umumiyede (genellikle) icap eden yerlerden idare edildiği anlaşılıyor. Tabii tedbirlerimiz mevkii tatbike konmuştur ve konmakta berdevamdır. Alınan tedbirler neticesinde Kastamonu’dan Safranbolu istikametine bir kuvvet tahrik ettik (gönderdik). Safran-bolu’ya hakim ve cereyanın Safranbolu’nun şarkına geçmesine mani oldu. Kastamonu’dan Çankırı’ya celbet-tiğimiz kuvvet Çankırı’nın hızasında bulunduğu sırada Gerede ve Mecidiye isyanı vaki olmuş ve Çerkeş’e gürültülü bir surette girilmek üzere bulunulmuştu. Der-hal Çankırı’dan bir kuvvet ayırdık, garbe tevcih ettik (yönelttik) Çerkeş istikametine gönderdik. Bu kuvvet, Çerkeş’e girdi ve muvasalatile beraber cereyan durdu. (kuvvetin ulaşımıyla birlikte eylem durdu). Orada bir kaç yüz atlıdan mürekkep usât (isyancılar, başkaldıran-lar) vardı. Ahali usâttan korktuğu için tabii bîtaraf bulunuyordu. Yalnız memleketin içinde üç beş fâsit, bu usâtı (kargaşa çıkarıcılar, bu zorbaları) memlekete davet ediyordu. Bizim kuvvetlerimiz oraya vasıl olduğu zaman ahali hangi tarafın kazanacağını kestiremediğinden bîtaraf kalıyordu. Bir an için bu tereddüt ve bitaraflık devam etti, fakat bizim kuvvetlerimiz Çerkeş’in garbına geçti ve Mecidiye de yaptığı müsademede usâtı mağlup etti ve dağıttı.

Adaletsiz ve kalkınmasız parti (AKP) iktidarında Güney Doğu’daki usât aslında PKK’dır ve oradaki halk (Kürt kö-kenli yurttaşlarımız) yetersiz ve seyirci olan devlet güçleri ile PKK arasında 1920 yılının Mayıs ayında olduğu gibi karar-sız kalıyordu. 1920 yılında TBMM vardı ve fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti yoktu henüz kurulmamıştı ve daha da can alıcı nokta “Hükümet” oluşturulamamıştı. Fakat güçlü ve güvenilir bir devlet adamı vardı ve bu henüz başkomutan olmayan Mustafa Kemal idi.

Sabancı Üniversitesinde tarih öğretmeni Prof. Cemil Koçak dahil Mustafa Kemal’e dil uzatan nankör ve aşağılık mah-lûkata buradan sesleniyorum. Mustafa Kemal’in 39 yaşında 1 Mayıs 1920 günlü gizli celsede neyi açıkladığını işitsinler utanma duygularından kırıntı kalmışsa suratları kızarsın. Buna (adının sonradan Suat Ecer olduğunu açıklayan) gtiecer@aol.com e-mail adresini kullanan kişi de dahil.

Mustafa Kemal o genç yaşta ve şimdiki ulaşım araçları yokken nasıl günü gününe dakikası dakikasına ülkedeki olayları izliyor ve ders verircesine gizli celsede millet-vekillerine bunları aktarırken nasıl çözümlediğini de açıklı-yordu. İçimizdeki aşağılık nankör mahlûkata soruyorum: O’nun bilincinde O’nun yüreğinde ve O’nun güvenilirli-ğinde bir devlet adamını şimdi gös-terebilirler mi?

Bakınız 1 Mayıs 1920 günlü o gizli celsede söylediklerini uygulayan tutarlıkta bir devlet adamı var mı AKP iktidarında? Ülkenizi savunabilmesinin koşullarını anlatıyordu o gün. Ve şimdi bugün AKP iktidarı Ordumuzda ülkeyi savunacak güç bıraktı mı?

İş memleket müdafaası (savunması) olduğuna ve bu işin ordunun vazifei asliye ve hakikiyesi ( ordunun asıl ve gerçek görevi) bulunduğuna göre bütün vasıtaların aynı emir ve kumandaya tabi olması lâzımdır. Bittabi bu kumanda da şunun bunun elinde olmayacak, kuvvanın heyeti umumiyesinin idaresi Meclisi Âlinize teveccüh edecektir.

İnşallah yarın o bir gün İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) intihap edilince (seçilince) Müdafaaı Milliye” (Millî Savunma) adı altında teşekkül edecek vekâlette (Bakanlık’ta) bazı arkadaşların zihnini işgal eden iaşe, ilbas ve idare meseleleri ariz ve amik (Besin ve giysi sorunları enine boyuna) düşünülecektir.

95 yıl önce Mustafa Kemal, Bakanlar Kurulu kurulmadan ve Millî Savunma Bakanlığı oluşmadan ülke savunmasını tek başına nasıl örgütlediğinin en canlı örneğini bu satırlar arasında görmektesiniz. Ülkenin savunması şunun bunun elinde olmayacak diyordu Mustafa Kemal. Şimdi soru-yorum 95 yıl sonra AKP’nin iktidarsız yönetiminde Dev-let’in,ülkenin ve ulusun savunması kimin elinde, kim sorumlu! Milli Savunma Bakanı Nerde? Başbakan kim, nerede, laf üretmenin dışında ne yapıyor bunlar?

Cumhurbaşkanı seçilen R.T.Erdoğan karmaşa yaratmanın dışında ülke yönetimine nasıl sahip çıkıyor? Mustafa Kemal’in deyimiyle ordunun vazife-i asliyesi ve hakiki-yesi’ni yok eden güç kimin eline geçti ve ülkenin savu-nulmasının vazifei asliyesi’ne bugün kimler sahip? 95 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti Devletinde Bakanlar Kurulu yani Hükümet var mı, varsa nerde ve o hükümet ülkenin dirim kalım sorunlarını yaşamasına nasıl seyirci kalabiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devletini şunun bunun elinden kurtarmak en ivedi yurtseverlik görevdir.

Böyle biline çare buluna.

.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail