Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 105 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

DOĞMADAN BOĞULAN HALK SEKTÖRÜ

DOĞMADAN BOĞULAN HALK SEKTÖR Ü

Ali Nejat Ölçen

Bir Anı: Bal Arıları Doğanın İlk Halk Sektörü

Yıl 1976. CHP genel sekreteri Orhan Eyüboğlu üzgündü o gün. Bu satırları yazan kişiye yani bana, yardımcısı olan Ali Topuz ile birlikte Anadolu gezisine katılıp katılmayacağımı soruyordu. Deniz Baykal hangi ile ya da ilçeye gitmiş, orada konuşma yapmış ise, biz de da o il ve ilçede konuş-malıymışız. Partinin arabası da buyruğumuzda olacakmış. Bunun ne demek olduğunu anlamadığımı anlamış olmalı ki:

Grup Başkanvekili sayın hocam (bana hocam derdi) Baykal CHP genel Başkanı olmak istiyor. Amacı bu. Partimiz bir kez daha bölünmesin, Ali ile bunu ikiniz sağlayabilir siniz.”, demişti.

Bülent Ecevit, genel sekreter iken 1970’li yıllarda Anadolu gezisine çıkmış “Ortanın solu’nun nasıl bir sol olduğunu anlatmaya başlamıştı. Hatta Çorum’da “Su içenin tarla biçenin” demişti. Öylesine etkin konuşuyordu ki, deneyim ustası İsmet İnönü’nün iki yıl sonra partiden ayrılmasını sağlamayı başarmış, CHP Genel Başkanı olmuştu. Aynı yöntemi Deniz Baykal uyguluyor olmalıydı! Onun gittiği yerde Ali Topuz ile birlikte yolunu keser ve de etkili ko-nuşursak bölük pörçük olan partimiz bölünmezdi!

İki gün sonra yola çıktık ve Baykal grubu hangi il ya da ilçede konuşmuşsa o il ve ilçede konuşuyor, Ecevit’in savunmasız, korunmasız olmadığını kanıtlamaya çalışı-yorduk. 29 Mayıs saat 1330 da Ordu’ya ulaştık, kendimizi açık hava sinemasında binlerce partilinin alkışları aracında bulduk. Ertuğrul Günay Ordu CHP il başkanıydı. Futbol alanı kadar büyük açık hava sinemasındaki sahnede yerlerimizi aldık. Ali Topuz konuşmak için kürsüye çıktı. Ertuğrul, onun yanında Ali Topuz’un kim olduğunu ve Ecevit’in genel başkan olması için ne denli uğraş verdiğini anlatıyordu. Ali Topuz konuşmasında birkaç tümcesini söylemişti ki, sinema alanında dinleyiciler arasından gençlerin kimisi. “Başkan Baykal” diye bağırmaya başlamıştı...Önce, Ali Topuz’u başkan sandıklarını sandık. Tüm dinleyiciler ayağa kakmış ve tümü birden “Başkan Baykal kürsüye” diye bağırmaya başlayınca durum anlaşıldı. Baykal, sol kolu havada göründü, Ertuğrul şaşırmış gibi bakındı, sahneden atladı, hızlı adımlarla Baykal’ın yanına ulaştı. Ali Topuz susmuştu. Baykal’ın sahneye çıktığını gördü, kürsüden indi sahne kıyısındaki sandalye oturdu, Baykal’ın ne söyleyeceğini merak ediyormuşçasına onu dinlemeye koyuldu.

Hiç bir şey söylemeden güzel konuşma ustasıydı Baykal; her sözcüğü alkışla kesiliyor ve o da yaşamının en etkin konuşmasını yapıyor olmalıydı! CHP genel başkanı olunca neler yapmazdı ki. Halk, CHP’yi değil CHP Halk’ı kucaklayacaktı o genel başkan olunca... Yoksulun, emeklinin emekçinin partisi olmalıydı, olacaktı. Kimsenin gücü bunu önlemeye yetmeyecekti. Ordu’da ordu komutanı gibiydi.. Konuşmasını bitirdiğinde uzun süre alkış sesi kesilmemişti. Ertuğrul Günay, yanıma geldi, “konuşacak mısınız” diye sordu. “Evet” dedim ve kürsüye çıktım. Sözlerime Bay-kal’ın konuşmasını överek başladım. “Bu denli güzel bir konuşmanın sonrasında beni dinlemeyeceğinizi biliyorum”, dedim.

-O nedenle konuşmayacağım. Bana soru sorunuz.. Zihninizi hangi konu kurcalıyorsa çekinmeden bana sorabilirsiniz. Sorularınızı bekliyorum.

Soruların hiç birisini şimdi anımsayamam birisi dışında... Kendini anlat diye bağıranlar da vardı. Ben kimdim? “Kendimi tanıtmak için değil sizleri tanımak için geldim”,dedim. “Sizlerden biriyim ben”.

Hava ısınıvermişti. En ön sıradaki mavimsi gözlü yu-varlak suratında seyrek saçları iki yanına sarkmış kişi aya-ğa kalktı,.

-İktidar olursanız burada bizim aralarımız ne olacak, cevap ver. Peteklerimiz kuruyo…

-Arılarınız eşek arısı mı, bal arısı mı?

Gülüşmeler oldu.

Bal arısı”, dedi adam.

-Eşek arıları kapitalist arılardır. İktidar olduğumuzda onlara uçma yasağı getireceğiz. Bal arılarına çiçekten çiçeğe uçup konma özgürlüğü sağlayacağız. Çünkü onlar doğanın ilk Halk Sektörüdürler. Ben de Halk Sektörünü bal arıları’nın haberi olmadan onlardan aşırdım. Çünkü kendi emeğiyle ile peteği onlar yaratıyor, balı üreten onlar ve ürettikleri balı peteğe kendi emekleriyle yerleştiriyorlar. İşte sizlerin arıları CHP’nin Halk Sektörüdür. Ülkemizin her yerine onlar özgürce uçacak istedikleri çiçeğe özgürce konacaklar.

Sözlerimin bu deni etki uyandıracağını bu denli uzun süre alkışlanacağını beklemiyordum. Baykal unutulmuştu. Anlat halk sektörünü diye bağırıyorlardı. Onlara Halk Sektörünü anlatmaya başladım.

Siz küçük tasarrufları, ufacık paraları bir araya getirince birlikte vereceğiniz kararla oluşan sermayeyi nasıl ne için kullanacağınıza yine sizler karar vereceksiniz. Bal arılarınız için millî park inşa edeceğiz. Orada en güzel çiçeklerin en güzel kokulu balını üretecek arıla-rınız.”

Konuşmam bitince ön sıradakiler sahneye saldırdı, bal arısını anlatana sarılmak istiyorlardı. Aralarında soruyu soran da vardı. Kim bal arılarını söyledi? Bana soruyorlardı bana, soruyu yöneten de. Çelimsiz Ali Nejat söyleyemezdi elbet...İçimizde en uzun boylu görkemli görünümdeki Deniz Baykal söyleyebilirdi ancak, onu gösterdim. Gidip “balım” diyerek sarıldılar ona... Ve zihnimi kurcalayan sorunun ya-nıtını bulmuştum. CHP halkçı olduğunu sanıyordu, fakat halkımızın kendisi halkçı değildi, kim iriyse ondan yanay-dı. CHP gibi…

HALK SEKTÖRÜ MÜ ANLATIN BANA?

Cahit Kayra’nın sesini duyuyorum o gün isteksizce. Kulağıma fısıldıyor:

-Ali Nejat, yarın gece (16 Ocak 1974) saat 23’de bize geleceksin.

-Gece mi, bu denli geç?

-Önemli ve gizli. Besim, Deniz ve Turan bir de sen. Başka kimse olmayacak.

-Kimse olmayacak mı?

-Televizyondaki açık oturum bittikten sonra İstanbul Sanayi Odası Başkanı Ertuğrul Soysal katılacak aramıza. O yüzden geç toplanacağız fakat sen erken gelebilirsin. Ecevit’in yakın çevresini tanımak istiyormuş.

-Yani komünist olup olmadığımızı.

-Önemli bir toplantı bu. MSP ile anlaşmaya varılmaz ise azınlık hükümetini destekleyecekler.

-Sanayi ve iş çevrelerinin desteği için gerekli yani!

-Rica ediyorum, gel. Ecevit senin de bulunmanı istiyor.

17 Ocak günü Kayra’nın evine gittiğimde Ertuğrul Soysal eşi ile birlikte daha önce gelmişti. Besim Üstünel de eşi ile. Deniz Baykal, Erol Çevikçe ve de Turan Güneş. Beni bek-lemekte olduklarını sezinledim. Halk Sektörü’ne ilişkin kuşkuların ne denli yersiz olduğunu, onun özel sektör için umacı olmadığını söylemeliydim ki üzerimize çevrilen bakışlardaki tedirginlik eriyip gitsin. İşte şimdi ilk kez Halk Sektörü’nü nasıl anlatacağımı bilemeyen kişi oluvermiştim.

-Lütfen anlatın bana, nedir bu Halk Sektörü, diyordu Ertuğrul Soysal. Kimler yönetecek? Nitelikli yöneticiyi nereden nasıl bulacak? Sermayeyi topladılar diyelim, bu sermayeyi yatırıma nasıl çevirecekler. Açık söylüyorum, ben de sosyal demokrat sayılırım ama hüsranla sonuç-lanacak bu Halk Sektörü. Bana lütfen anlatınız. Kooperatifler Üst Kurulu deyiminizden de bir şey anlamadım. Bunlar olmasa biz sanayiciler yanınızdayız. Vehbi Koç’un birkaç kez yemeğini yemişimdir. O da sizi destekliyor. Sermayeye karşı değilsiniz, bunu biliyoruz ama kuzum ne oluyor bu Halk Sektörü? Halkı oturduğu yerden alıp nasıl girişimci yapacaksınız?

Kimseden ses çıkmıyordu. Turan Güneş kalkıp yere bağdaş kurdu, tam Ertuğrul Soysal’ın karşısına oturdu. Toplantıya önem verdiği içkisiz gelmiş olmasından belliydi…Göre-vimin tehlikede olduğunu sezinliyordum. Sermaye çev-relerinde Halk Sektörü’nün tehlikeli, ürkütücü olup olmadığı tartışılıyordu anlaşılan. Sosyalizme yumuşak iniş anlamına gelmeyeceği yanıtını alabilmek amacıyla bu toplantının düzenlendiğini düşünüyordum. Ertuğrul Soysal’ın ısrarla böyle bir güvenceyi benim ağzımdan işitmek gereksinimi içinde İstanbul’dan gönderildiği belliydi. Onun yüreğine su serpmek amacıyla:

Halk ile Halk Sektörü’nü birbirine karıştırmamak gerekir, dedim söze başlar başlamaz. Halkın tüm bireylerinin girişimci olması beklenemez. Bugünün ünlü sanayicileri, Vehbi Koç, Sakıp Sabancı’nın babası, dünün halktan kişiler değil miydi? Halk Sektörünün doğuşu için, yöneti-cilerini nereden bulacaksınız sorusu, bugünün sanayicilerinin nereden geldikleri sorusunun özdeşidir. Halk Sektörü’ne bugün karşı çıkan ünlü sanayicilerin An-kara’nın Hergelen meydanında ip satarak işe baş-ladığını anımsamak yeterli. Her sektör kendi yöneticisini kendisi yaratır.

Sözlerimin burasında, Kayseri’deki, alüminyum uçak kanadından parçalar kopararak dikiş makinesi üreten adamın öyküsünü anlattım:

-O gün sanki iki güneş vardı. Biri gökte fakat ötekisi uçak kanadının üzerinde. Elindeki balyozla uçağın alüminyum kanadından parçalar koparmaya çalışıyordu adam. Kulübenin içinde yere gömülü potadaki sıvılaşan alüminyuma bakıyorduk. Kafamızı eğerek kümes gibi daracık kulübeden içeri girmiştik. Kimdi buranın sahibi? Kimin aklına gelmişti dikiş makinesi imal etmek? Ve niçin köşede duran dikiş makinelerde yabancı marka adı yazılıydı? 1967 yılında Libya’ya ilk ihraç edilen dikiş makinesinin bunlar olduğunu biliyor musunuz? Kayseri’deki bu kişi ve bunun gibiler yaratacak Halk Sektörünü. İş ki önündeki engeller kaldırılsın, özel sektör gibi teşvik görsünler.

-Sizin Halk Sektörünüz özel girişimcilik öyleyse.

-Özel sektör tanımından çok farklı” dedim. “Üçüncü sektör o. Devlet ile Özel sektör arasına girecek. Aslında bu sektör, özel sektörü nihai mal piyasasından faktör piyasasına, yani ara mallar piyasasına çekecek. Zaten sağlıklı sanayileşme için bu gerekli. Ülkemizin yüzde 60’ı, geçimini tarımdan sağlıyor. Öyleyse tarıma dayalı sanayii kurmak ilk aşamada Halk Sektörü’nün öncelikli alanı olmalı.”

Besim Üstünel söze karıştı:

-Zaten üç sektör var” dedi. “Silah sektörü, paralı sektör ve bir de (Ertuğrul Soysal’ı göstererek) yaralı sektör.

Ertuğrul Soysal, İstanbul Sanayi Odası başkanlığından istifa edip ayrılmıştı, bunu kasıtlıyordu espri meraklısı Besim Üstünel.

Odadakiler gülüştüler. Prof. Üstünel’in söylediklerine mi, kendisine mi, anlayamadım. Ertuğrul Sosyal merakla yüzüme bakıyor, söylediklerimde içtenlikli olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu.

Ak Günlere bildirgemizde belirttiğimiz gibi Halk Sektörünün alt yapısı köykentlerdir” dedim. İkisi bir bütün oluşturmalı ve sadece ekonomik amaçlı bir tasarım değil, fakat aynı zamanda toplumsal gelişme yöntemi de olmalı. Tarımsal nüfusu, ticaret sektörüne uğratmadan sanayiye aktarabilmenin çıkış yoludur. Yöneticisi nerede, sermayeyi nasıl bulacak türündeki sorular, onun anlaşılmasını daha da güçleştirir.”

Ertuğrul Soysal, elini dizine vurdu.

Anladım”dedi. “Siz sermayeye karşı değilsiniz, fakat kullanılmasına yeni bir alan getiriyorsunuz.”

Onun yorumuna karşı çıkmaya gereksinim duymuyordum. Eşi bizleri ilgiyle dinliyor, kocasının niçin aramızda yer almadığına hayıflanırcasına yüzümüze bakıyordu. Sosyal demokrasinin ürkütücü bir yanı olmadığına kanaat getirmiş olmalı ki Ertuğrul Soysal’ın:

Lütfen dürüst hükümet kurunuz” dediğini işittik. “Namuslu hükümet kurunuz, hepimizin buna ihtiyacı var. Necmettin Erbakan’ı Ticaret Odası’nda yakından tanıdım. Aldığı tazminat akçesinde benim imzam var. Doğrusu bizler MSP’den ürküyoruz.”

Uzun uzun dürüst hükümetin erdeminden ve ülkenin buna ne denli gereksinimi olduğundan söz edildi. Gece yarısı saatin üçüydü. Konuklar ayrıldılar. Kayra’nın evinde yalnız kalmıştım. Artık gitmeliydim. Kapıdan çıkarken elimi sıktı:

İyiydin” dedi.

Sınavı geçmiştim. Paltomun yakasını kaldırdım. Ankara uyumuştu. Kar yağıyordu. Yağan kar değil, havada parçalanıp uçuşan cam kırıkları gibi, yüzüme çarpıyordu, üşüyordum.

***

Halk Sektörü konusunu ilk kez Hacettepe Üniversitesin-deyken dile getirmiş, özel ve kamu sektörlerinden oluşan iki sistemin yetersizliğini kanıtlayan konuşmalar yapıyor yazılar yazıyordum. CHP genel başkanı seçilen Bülent Ece-vit’in ilgisini çekmiş olmalı ki, bu sektörün seçim bildir-gesinde yer almasını ve iktidara geldiklerinde kuruluşunu üstlenmem için kontenjandan milletvekili seçilmemi sağla-mıştı. Halk Sektörü’nü benden önce onu Akgünlere Bildir-gesinde açıklamamı isteyen Ecevit savunmalıydı.

O yüzden Halk Sektörü’nün yamuklaştırılmasını önlemek için iki gün sonra kendimi Necatibey caddesindeki Ayyıldız Matbaa’sında buldum. O basım evini Hami Kartay adındaki yakın arkadaşım kurmuştu ve Türkiye’nin Yapı Teknik adında yayınladığım ilk bilimsel mühendislik dergi onun matbaasında basılıyordu. Necatibey caddesine taşınmadan önce 1957 yılında denizciler caddesinde idi o basımevi. 1974 yılının Şubat ayı başında Halk Sektörü kitabım yayın-landı. Kendimi ikircikli davranmış olma olasılığından kur-tarmıştım.

Kitabın giriş bölümünde (s.14) şu gerçeği açıklamıştım:

Özel sektörle kamu sektöründen oluşan iki sektörlü ekonominin geçen 50 yıl içinde başarılı olmadığını söyleyebiliriz. Bu neden böyle olmuştur. Ekonomik ve sosyal kalkınma yöntemleri mi yanlış uygulanmıştır. Amaç ve araç dengesizliği mi, kaynak israfı mı? Buna benzer bir çok sorunun arasından, belki de bir önemlisi ve anlamlısıdır bugüne değin Halkın ekonomik ve sosyal evrime yeterince katılmayışı. Bugünkü başarısızlığın nedeni iki sektörlü modelin yetersizliğidir. 1938’lerde başlayıp 30 yıl içinde çok ağır tempo ile sürüp giden sanayileşme güdüsünün çağdaş uygarlığın da gerilerinde kalışımın kökeninde ki neden Halkın yapılanlara seyirci kalmasının sonucudur, bir bakıma.

1938-1950 döneminde on iki yılda Gayri Safi Milli Hâsıla içinde sanayinin payı, %15,9 olarak sabit kalmış,1965’lerde bu oran çok ağır artışlarla % 20,9’a ulaşmıştı. Neden böyle olmuştu? Çünkü Halk’ın üretici potansiyelinden etken olarak yararlanılmamıştı. Halk‘ın heyecanlanması ve kalkınmayı teşvik etmesi biçiminde sloganlar yaratılmış ve Halk kitleleri yapay olarak kalkınmayı teşvik eder duruma getirilmesi istenmiş fakat, Halk’a üreticilik olanakları verilmediği ve girişimci olabilmesi olanaklık kazanmadığı için, Sovyet Rusya’dan sonra Türkiye yer yüzünde ilk kalkınma planı yapan ve uygulayan ülke olduğu halde kalkınamamış-tır. Çünkü, kamu sektörü de, özel sektör de Halk’ı sadece üretimleri gerçekleştiren emek deposu olarak görmüştür. Ve Halk kitleleri kendisine istihdam sırasının gelmesini bekler olmuş, nihayet günün birinde bu sıra gelmeyince emeğini yurt dışına giderek aramaya başlamıştır. Şimdi her iki sektör de, onun yurt dışından gönderdiği dövizlerle kalkınmayı yeniden tasarlamaktadır. Ama gelin görün ki, yatırım projelerini hazırlamak yaratıcılığından da yoksun düşen her iki kesim, bu kaynağı, milyarlarca liraya ulaştığı halde kullanamamaktadır. İşte yetersiz ikili sektörün Türkiye’yi getirip bıraktığı nokta…

Doğal olarak Halk ile Halk Sektörü’nü birbirinden farklı düşünmek gerekir. Halk sosyal ve siyasal hak ve özgür-lükler yaşamında ekonominin tüketim kanadında yer alır ve sadece bireyler halinde üretime emek, bilgi ya da sermaye ile -toprak dahil- katılır. Halk, tüketim kana-dından üretim kanadına yer değiştirerek sektör durumuna geçtikçe, üretime katıla olanağı bulur ve üretim araçları edinir.

Halkın kendi özgürlüğünü kendisinin koruması, ya da kendi yönetimini kendisinin yürütmesi kuralları (de-mokrasi adı altında) siyasal içeriğe ulaştığı halde, halkın kendisini üretici duruma getirmesi bugüne kadar olasılık kazanmadı. Siyasal alanda kendisini yöneten halkın, ekonomi alanında da kendisini (kooperatifçilik denemekleri dışında) üretici duruma getirmesi gerekir. O zaman siyasal ve ekonomik gelişme eksiklikten kur-tulur kanımızca. Demokrasi olarak tanımlanan siyasal evrimi Halk Sektörünü içeren ekonomik evrim tamam-layacak.

HALK SEKTÖRÜ SEMİNERİ

Yönetsel ve ekonomik dokusunu betimlediğim 176 sayfalık 12x19 cm. boyutundaki kitapta sadece Halk Sektörü’nü konu aldığım sanılmamalı, Bu sektörü Köy Kentler ile birlikte ikiz kardeş olarak görüyordum. O nedenle son 40 sayfayı Köy Kentlere ayırmış onu tasarı olmaktan kurtar-maya çalışmıştım. Ne yazık ki, Kitaptaki öneriler ve varsayımların hiç birisi için benimle görüşmek isteğinde bulunan bir tek kişiye rastlamadın CHP içinde. Millî Selamet Partisi (MSP) ile ortak hükümet kurulmasına karşı çıktığım için sadece ben dışlanmamıştım Halk Sektörü de dışlanmıştı. Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanı Mustafa Ok’un “Halk Sektörü” konulu seminer düzenlediğini basın-dan öğrendim. Dinleyici olarak Halk Sektörünün nasıl bir sektör olduğunu öğrenmem de önlenmişti! Halk Sektörü deyimini ilk kez işiten 8 öğretim üyesinin de katıldığı o seminer 26 Nisan 1974 günü başlamış 27 Nisan’da sona ermişti. Asıl yadırgadığım o seminer’e çağrılmamam değil, 15x24 cm. boyutunda 465 sayfa olarak Köy İşleri ve Ko-operatifler Bakanlığınca yayınlanan (No.224) kitabın kapağı üç ay önceki Halk Sektörü basımının “yazı ve renk” olarak kopyası idi. Sektörün kopyasını çıkarmakla yetinilmemiş kitabımın içi dışlanarak sadece kapağı beğenilmiş olmalı ki kopya edilmişti!

O seminere sunulan tebliğlerin hangisi önemsendi ya da uygulanması için girişimde bulunuldu mu? Yanıtsız kalan sorulardan biri buydu. Unutulmuştu Halk Sektörü, Köy-kentler ve Öz yönetim. Akgünleri Bildirgesinden de çıka-rılmıştı. Oysa iki yıl önce:

CHP’nin genel Başkanı seçilen Bülent Ecevit’in Küçükesat Bade sokaktaki evinde yemek sonrası neler söylemişti bana:

“Sayın Ölçen, demişti. Sizinle daha yakından birlikte çalışabilir miyiz”.

-Her zaman yardıma hazırım, kuşkunuz olmasın.

-Bundan kuşkum yok. Fakat daha yakından Parlamento da birlikte çalışmak.

-Sayın Ecevit, beni tanımıyorsunuz. Ben kendisiyle birlikte çalışılması güç bir insanım. Politikaya uygun yara-dılışa sahip değilim. Üstelik sözümü esirgemeden, kar-şımdakinin gücenip gücenmeyeceğini hesaba katmadan söylerim. Benden memnun kalacağınızı sanmam.

-Gerçekleri söyleyen kişilere gereksinmem var sayın Ölçen. Gerçekleri öğrenmek isteyen bir parti genel başkanına yardım etmenin ne sakıncası olabilir ki?

Danışılmadan dışlanmanın hiçbir sakıncası olmadığını son-raları öğrenecektim!

CHP’DEN DSP’YE SIÇRAYAN HALK SEKTÖRÜ HOLDİNG

OLMALI (MI)!

Hacettepe’de kurulmasına yardımcı olduğum Ekonomi Bö-lümün’den 1973 yılı sonunda Bülent Ecevit’in o dönemde ileri sürdüğüm üç sektörlü ekonomiyi üstleneceğine inan-dığım için ayrılmıştım. Cahit Kayra ile birlikte hazırla-dığımız Ak Günlere Seçim bildirgesinde “Halk Sektörü”ne geniş yer vermiştik. Özel sektörün kimi kesiminden gelen olumsuz tepkilere ya da MSP ile kurduğu ortak hükümetin anlaşmazlığa düşmemesi nedeniyle mi bilemiyorum, Başbakan Ecevit’in boyun eğmeyeceğini sanıyordum. Aradan bir yıl geçmişti ki, 26 Mayıs 1974 günü Çankaya’da, Başba-kanlık Köşkündeki toplantıya çağrılmamın nedenini ilkin anlayamamıştım. Deniz Baykal, Cahit Kayra, Mustafa Ok, ayrıca Doçent Özsan Uluatam, Prof. Besim Üstünel de vardı o toplantıda. İlk konuşmayı (aramıza niçin katıldığını anlayamadığım) Doç.Özsan Uluatam yaptı ve Halk Sektörü’nün “Halk Yatırım Holding” olmasını önerdi. Bağkur, İpraş, TRT türünde bir kuruluş yüzde 51 hisse ile ve 440 sayılı yasaya bağlı Etibank, Sümerbank gibi kuruluşlar da yüzde 49 oranında sermaye ile bu holding’i oluşturmalıymışlar.

O bunları anlatırken Halk Sektörü’nün ne yana sürük-leneceğini düşünüyordum. Ve böylesi bir toplantıya çağrıl-mamın nedenini anlamaya başlamıştım. Tepkimin ne olaca-ğını ölçmek istiyor olmalıydılar. Sussam kendimi yadsımış olacaktım. O nedenle:

“Bu Halk Yatırım Holding’inin ne olduğunu anlamadım, dedim. Halk, bu holding’in neresinde yer alacak. İri kıyım bürokratların oluşturduğu bu holding halkın tasarruflarını nasıl kullanacak, yatırım ve üretim kararlarına halkın etkin katılımı nasıl sağlanacak? Bu holding bir finansman kurumu olarak mı, proje ofisi gibi mi çalışacak? Öyle sanıyorum ki, hukuksal ve siyasal zorunluluk karşısında holding gibi bir çözüm arayışı içindesiniz. MSP ile kurulan ortak hükümetin yapısından kaynaklanıyorsa bu zorunluluk, Başbakan sayın Ecevit ile CHP olarak sizleri tarih önünde savunmanın unsur-larını şimdiden ortaya koymalısınız. Halk Sektörü ile ilgisi olmayan bu holding çözümüne karşı olduğumu bildirmekle yetineceğim şimdilik, özür dilerim”

O toplantıda Baykal da Özsan Uluatam’ı desteklercesine konuyu ele almış şunları söylemişti:

Özel sektöre kaptırmamamız gereken büyük yatırım projeleri, kapitalist düzen içinde bu holding ve holdingin kuracağı halk ortaklığına uygulatacağız. Sayın Ölçen’in tanımladığı Halk Sektörü’nden başka tür Halk Sek-törü’dür bu. Kapitalist koşulların dışına fazla çıkmadan Halk Sektörü modeli oluşturmayı öneriyoruz.

Cahit Kayra- Biri sermayenin tekelleşmesi, ötekisi yö-netimin hegemonyası. O halde bu sistem kapitalist değil.

Deniz Baykal-Kapitalist değilse teşekkür ederim.

Ölçen-Sayın Kayra’ya katılmıyorum Çünkü kapitalist sistemin sadece iki niteliği yoktur. Bundan daha önem-lisi, kârın nasıl bölüşüldüğü sorunu da vardır. Çünkü, sömürünün bir biçimi de kârın bölüşümünden kaynak-lanır. Sömürü, ister devletten gelsin ister özel sektörden gelsin durum değişmez, sömürü sömürüdür. Eğer holding bir kapitalist sistem değilse, kârın yani, artı değerin nereye gideceğini nasıl ne amaçla kullanılacağını ortaya koymanız gerekir. Ayrıca holding içinde kendini bulan halk tasarrufları ile holding dışında kalan halk tasar-rufları arasındaki adaletsizliği nasıl gidereceksiniz, bunu da belirtmek gerekir.?

Başbakan Ecevit hem dinliyor, hem de not alıyordu. Başbakan olmadan once Halk Sektörü’ne sıcak bakan ve bana Halk Sektörünü kurduracağını söyleyen Ecevit nereye gitmişti?

Köy İşleri Bakanı Mustafa Ok ise konuşmuyordu. Oysa o, 26-27 Nisan 1974 günleri “Halk Sektörü Semineri”ni dü-zenlemiş, konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan 11 seçkin kişinin seminere katılmasını sağlamış ne var ki bu düşünceyi CHP’ye kabul ettiren Ali Nejat Ölçen adlı kişiye haber bile verilmemişti! Seminerin açılış konuşmasında benim betimlediğim niteliği yineleyerek, “Halk Sektörü’nü Kamu ve Özel Sektörler arasına özgür ve demokratik bi-çimde girecek bir üçüncü sektör” olarak açıklamıştı. (Ba-kınız: Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlığı Yayını No. 224,s.x). İşte şimdi o susuyordu. Oysa Halk Sektörü ile Köykent’lerin birlikte oluşumu görevi Bakan olarak ona verilmişti.

Oysa CHP’nin Genel Başkanı olduğu yıl (1972) aynı Ecevit ile Cahit Kayra’nın evinde bir araya geldiğimizde.

haklısınız sayın Ölçen” demişti.”Köykentler ile Halk Sektörü, bölgesel planlama yöntemi içinde ele alınmalı, aynı şeyleri düşünmüşüz. İktidara gelirsek, Halk Sek-törü’nü ve Köykentleri sahiplenmenizi istiyorum.

-Ben değil sayın Genel Başkan, halk sahip çıkmalıdır

Ne demek istediğini anlamadığımı anlamış olmalı ki, gülümseyerek:

-Birlikte, hep birlikte,

demişti. Cahit Kayra gülüyordu. İki yıl önceki bölge plan-laması ve Köykentler unutulmuş Halk Sektörü’nün de hol-ding olması görüşülüyordu o toplantıda. Soruma acaba ne yanıt vereceklerdi. Bilemiyordum:

Bir önemli sorun da şu, dedim. Siyasal iktidar deği-şince bu holdinglerin durumu ne olacak”?

Ecevit-Bu çok önemli. Örselenmeyecek bir yol bulunuz...Konuşmanızdan çok yararlandım. Holding kurma-mız gerekir diye düşünüyorum. İYAK, MEYAK, OYAK bu holding’e katılmalıdır. ( bunlar kurulmamıştı ama Ecevit kurulmuşçasına söz ediyordu). Holding, halk ortaklıkları ve kooperatifler olarak, üç atlı araba gibi tasarlıyorum Halk Sektörünü. Çatı kurumlar Tariş, Çukobirlik, İşban-kası sermaye aktarabilir.

Cahit Kayra- İş Bankası katılamaz efendim. Yönetimi katı bankacıdır. Altına bağlı devlet tahvili çıkarabiliriz.

Başbakan Ecevit-Bunu düşündük. Kooperatif ortaklık-arına da bu tahvillerden verebiliriz.

Ölçen-Beni bağışlayınız Anadolu’da arabalar üç atlı değildir. Halk Sektörü arabanın üçüncü atı olursa yedekte kalır, arabanın yanında sürüklenir ve holdingler onu arabanın dışına iterler.

Beni dinlemiyorlardı. Üç atlı araba yola koyulmuş dört nal gidiyor, holdingleri toz duman içinde sürükleyip götürü-yordu. 12 Eylül 1980’ sonrasında “Demokratik Sol Parti”yi kurduğunda aynı Ecevit, Halk Sektörüne sahip çıkmış, onu holdinglerin kucağına düşmekten kurtararak DSP programın bembeyaz kağıtlarıyla sarıp sarmayarak rafa yerleştirmişti. İşte DSP’nin programında tozlanan Halk Sektörü, Ali Nejat Ölçen’e gülücükler gönderiyor. Bakınız onu üç atlı ara-badan kurtararak yeniden nasıl halkın kucağına yerleştirmiş onu Ecevit!

DSP’NİN POROGRAMINDA KAĞITLARA BÜRÜNEN

HALK SEKTÖRÜ

Bülent Ecevit’in Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı olduğunda CHP Genel Başkanı iken Holdinglerin kucağına yerleştirdiği Halk Sektörünü Holdinglerin kuca-ğından çekip alarak halkın dirliği mutluluğu için nasıl özen-dirilecek, görelim:

.Halk Sektörü, yalnız çalışan yurttaşların mütevazi birikimlerini kendi aralarında bir araya gelerek kuracakları küçük ve orta boy işletmelerden oluşmayacaktır. Bunun ötesinde, sendikalar, kooperatifler, yatırım ve işletmecilik konularında uzmanlaşan güçlü kurumlar kurmaya özendirileceklerdir. Bu kurumlar, halk sektörü çerçevesinde büyük ekonomik işletmeler kurabilecekleri ve kurdurabilecekleri gibi, yurttaşların o arada yurt dışındaki işçilerin küçük birikimlerini bir araya getirerek kurdukları veya kuracakları işletmelere bu alanda yetişmiş personel, proje yardımı ve Pazarlama kolaylıkları da sağlayacaklardır.

.Halk sektörü içinde, ayrıca sosyal güvenlik kurumları tarafından ve programın ilgili bölümlerinde açıklanan “Üretici Yatırım Fonları” ile “İşçi Yatırım Fonları” tarafından kurulacak işletmelerin de önemli yeri ola-caktır. Yerel yönetimler, özellikle az gelişmiş yöre-lerde, halk sektörü girişimlerine öncülük etmeyi, destek olmayı üstleneceklerdir.

.Halk sektörü, gelişmiş demokratik ülkelerdeki sendikaların, kooperatiflerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının yatırımcı kuruluşlarıyla ve finansman kuruluşlarıyla da işbirliğine ve ortak yatırımlara özendirilecektir.

.Halk sektörü, halkın birikimlerini, girişimciliğini ve dayanışmasını, gelişmeye hız, demokrasiye güç katacak biçimde harekete geçirilecektir. Devlette ve özel sek-törde aşırı güç yoğunlaşmasını önleyerek, halkın gücü ve özgürlüğü için, demokrasinin esenliği için, toplu-mun dirlik ve düzenliği iç

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail