Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 47 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


Dr.NEGU EHREV İLE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

Dr.Ehrev'in villasındaki geniş bahçesinde ürkek adımlarla yürürken, bir an zihnimden geçenler şimdi onun karşısında dağılıp gitmişti ve kendimi evimde sanıyor gibiydim. Görevde asık suratlı görünen bu adamların, özel yaşamlarında bu denli, yumuşak, cana yakın olacaklarını tasarlayamazdım. Bizim tam tersimizdi bunlar.

Karşılıklı söyleşi yapmıyor, farklı iki dünyadan gelmiş iki yabancı, biri birini tanımak istiyor gibiydik. Tanımanın içinde gizli olan bir öz vardı. O da ne denli biri birimize yakın olabiliriz kuşkusuydu. Karşımda, salınımlı hasır iskemlesinde ileri geri devinimlerini sürdüren bu yaşlı adam, bir zamanlar oluşumuna emek verdiği "Ortak Avrupa" ideali karşısında düş kırıklığına mı uğramıştı ya da onun geleceğine umutla mı bakıyordu? Zihnimde dönüp dolaşan düşünce buydu ve alacağım yanıt, benim Türkiye'min AB karşısında geleceğe ilişkin tavrının nasıl olması gerekeceğini aydınlatabilirdi belki. Gözlüklerinin gerisinde buğulu gözlerle zihnimden geçenleri okumaya çalışır gibiydi.

Hiçbir yan yola sapmadan doğrudan doğruya konunun özüne girmeyi uygun buldum ve:

Dr.Ehrev, dedim. AB ile Türkiye arasındaki ilişkiden çok daha önemli olanın AB ile AB arasındaki ilişkilerdir sanırım. Bunca yıl emek verdiğiniz bu Birlik, kendi içinde çelişkiler taşımıyor mu? Ortak kültür ve yaşam biçiminiz, üye ülkeler arasındaki bu çelişkileri gidermeye yete- cekmi?.

Devinimli sandalyesından ayakları aşağıya doğru sarktı. İleriye uzandı, bir martının yeşilliğindeki gözlerinde hüzün okunuyor gibiydi.

Evet dedi.Zihninizden geçenleri açıkça söyledi-ğiniz için uzunca bir "danke schön" demeliyim size. AB'ye ulaşmamız kolay olmalı. Elbette iç çelişkileri olacaktır. Bu, devinimin, canlılığın, gelişmenin de gereğidir. Ve Birlik, elbette Avrupa'nın son durağı değildir.

Almanca "Haltestelle" sözcüğünü kullanmıştı, onu son durak olarak çevirmeyi uygun buldum.

Öyle sanıyorum ki, bu sözcükle, AB'nin değişim süreci yaşadığını belirtmek istiyordu. Söyledik-lerini yanlış mı anlıyordum. Güvenli olmaya gereksinim duydum ve sorumu bir başka soruya dönüştürdüm:

-Dr. Ehrev, AB'ye gelişmekte olan canlı bir proje olarak mı bakıyorsunuz?

Gözlerini kırpıştırdı. Dallarına takılıp ta, düşecekmiş gibi duran solgun güneşe doğru baktı :

Evet, dedi. Gelecekte biçim ve öz değiştirecek olan, fakat, kalıcı bir proje. Öz ve biçim değiştirmesi, başka üyelerin katılımıyla genişlemesinin ötesinde, kendi kendisini, değişen koşullara göre de yenilemesi demektir. Mantığını, yöntem biçimini , yapısını, dünyaya bakış açısını, ileride olacaklara göre uyum koşullarını kavrayış bilincini, özetle felsefesini, varoluş nedenini algılama yetisini, her şeyini gelişim doğrultusunda değiştirmek zorundadır. İçine aldığı üye ülkelerle bir arada ve birlikte. Bu değişime üye ülkelerin de uyum sağlaması gerekir. Yani bugünün AB'si yarının AB'si olarak kalamaz. Yarının AB'si bugünkünden sadece yapı olarak değil, kurum ve kurallarıyla değil, kuramlarıyla da değişecektir elbet. Bu değişim kendisi için gereklidir fakat önemli değildir ne var ki, sizin ülkeniz için çok daha önemlidir. Çünkü siz bugünkü AB'ye uyum sağlamaya çalışırken, yarın uyum sağladığınız bugünkü AB'den çok farkı olan bir yeni AB ile karşılaşacaksınız. O karşılaşacağınız AB, bugün size yabancı olandan daha da yabancı gelecektir. Bugün karşılaştığınız güçlüklerden daha fazlasıyla karşılaşabilirsiniz. Burada, uyum sözcüğünü çok geniş kapsamlı olarak düşünmek zorunluluğu var.

Sorun, sadece hukuksal, ekonomik, toplumsal değil, bunun yan sıra siyasal uyumun, birlikte adım atmanın da önemi var. Doğu ile Batı arasındaki kültür, davranış, yaşam biçimi ve felsefesi arasındaki farklılıkları bugün gidermeye çalışabilirsiniz fakat, gelecekte ortaya çıkacak farklılıkları nasıl gidereceğinizi şimdiden bilemezsiniz. AB'nin homogen yapısının koruması, onun iç sorunlarını en aza indirmesinin ön koşuludur.

Onun böylesi açık konuşacağını ummuyordum ve sormayı düşünüp de sormadığım sorunun yanıtını almıştım. Batı dünyasının seçkin bir üyesinin karşısında olduğumu görüyor ve üstelik saygı da duyuyordum. Birlikte olmayabiliriz fakat bu, dost kalmamıza, ortak çıkarlar yaratmamıza engel değildir. Ya da engel olmamalıdır, demek istiyordu. Ve de haklıydı. İçimden hayıflanıyor ve kendi siyaset adamlarımızı onun dudakları arasından dökülen bu sözleri işitmesini diliyordum. Zaten, aramızdaki konuşma, söyleşi olmanın ötesine geçmiş ve düşün alış verişine dönüşmüştü.

Haklısınız Dr.Ehrev, dedim. AB'nin gelecekte de bugün içinde yer alan ülkelerin uyum içinde olacakları gibi bir varsayıma (Voraussetsung) güveniyorsunuz sanırım. Üye ülkelerinizin ekonomik çıkar birliğini korumakta güçlükle karşılaşmayabilirsiniz. Fakat acaba onların komşu ülkelerle ilişkilerindeki kararlarına AB olarak karışmak nasıl olanaklıdır, bunun araçlarını yara-tabildiniz mi?

Evet, dedi. AB'nin en önemli sorunu da bu. Bunu çözemediğimizi sanıyorum.

-Çözümü olanaksız bir dilemma değil mi? Bosna-Hersek'de yaşadınız bunu. AB'nin romantizmi, üye ülkeler arasındaki dış politika kararlarına doğrudan karışma mekanizmalarını yaratmaya engeldir sanırım. Yanılıyor muyum?

Bu soruya yanıt alacağımı sanmıyordum. Anladığım kadarıyla, yanıt vermesinin olanaksızlığını, AB içindeki, ortak para, ortak ekonomi, ortak yasama, ortak hukuk, ortak bayrak gidermeye yetmeyecekti. Ve AB'nin ileride Birleşik Avrupa Devleti'ne dönüşmesinin en önemli dar boğazı olarak karşılarına çıkacaktı elbet. Dr.Ehrev'in de bunun sıkıntısını çektiğini sezinliyordum.

Zihnime takılan bir soruyu ortaya atmaya sıra gelmiş miydi bilemiyorum. Fakat zihnimi kurcalayan o sorunun yanıtını almayı yürekten istiyordum. O nedenle biraz da sözcüklerin üzerine basarak :

-Öyle ise Dr. Ehrev , dedim. Türkiye açısından asıl uyumsuzluğun bu alanda ortaya çıkacağını düşünmektesiniz sanırım. Türkiye AB'ye bugün er geç uyum sağlayacak koşulları kendi içinde yaratabilir, fakat sizlerin kuşkusu, ilerde Birleşik Avrupa Devleti'ne dönüşecek olan bir AB için, Türkiye,beraberinde çok önemli sorunları getirecek ve bu sorunların büyük bölümü onun jeopolitik konumundan kaynaklanacaktır. Sanırım zihninizde çözemediğiniz sorun da budur.

Sözcükler, dudaklarımın arasından süzülüp onun kulaklarına ulaşmış ve zihninin labirentlerinde dolaşmaya başlamıştı. Başını yana çevirdi. Tavana bakıyordu. Tavan, çocukluğumun geçtiği Tokat'daki evin tavanı gibi, oymalı koyu renkli tahta ile kaplıydı. Oymalar, nakış gibi işlenmiş ve ortasından sarkan avizenin ışıklarıyla, gözlerini oğuşturuyor gibiydi. Güneş, kestane ağaçlarının arasından kızararak ve kayarak kaybolmuş yer küremizin öteki yüzünü aydınlatmaya başlamıştı.

Soruma kendim yanıt vermeyi denedim:

-Evet Dr.Ehrev, dedim. Türkiye'nin coğrafyası yüz yıllar boyunca,Doğu ile Batı, Güney ile Kuzey arasındaki çıkarların düğüm noktası olmayı sürdürmüştür. 21.yüzyılın sorunları da bu coğrafya üzerinde dünyayı yeniden çözüm arayışına sürükleyecektir. AB için bugün önemsiz görünen Türkiye'nin coğrafyası, yarın AB'nin varolup olmaması sorununa çözüm getiren coğrafya olacaktır. Ve o nedenle, AB'nin yarın ki torunları, gelecekte Türkiye'nin kapısını aşındıracak; bugün bizim siyaset adamlarımızın sizlerin kapısını aşındırdıkları gibi.

Bu sözlerimle, elimdeki bütün kartları masaya açmış mı oluyordum, bilemiyordum.

Özür diledim, vakit çok geç oldu, değerli zamanınızı aldım, dedim. Sözümü kesti, "Hayır, ben size teşekkür ederim". Gözlerinde terk edilmişliğin acısını sezinledim.

AB'nin varlıklı ülkelerinde, insanların ne denli yalnız ve kimsesiz olduklarını görüyordum. Varlıklı olmak, onları biri birilerinden daha çok uzaklaştırıyor olmalıydı. Biri birilerine gereksinmeyi azaltıyor, yok ediyordu öyleyse varlık.

(Dr.Ehrev, bu soruya ne yanıt verdi?Gelecek sayımızı okumanızı öneriyoruz).

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail