Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 106 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, o Devletin Ordusu, Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı Vatanımızı koruyacak, savunacak, olası saldırıları def edecek güç’te midir bugün? Böylesi soru çözümün başlangıcı olacaktır.

Ne yazık ki, Türkiye’miz, 2000’li yıllarda Ordusunun “tarümar” edilmesiyle böylesi önemli bir çıkmazla karşı kar-şıya bırakıldı. TBMM’nin 9 Ağustos 1336 (1920) günlü giz-li celsesinde Mustafa Kemal, bakınız durumu nasıl açıklı-yor, o konuşmasında 2000’li yılları anlatıyor sanırsınız:

Karahisar’da bir kuvvet,Uşak’ta bir kuvvet, ondan sonra diğer bir kuvvet. Bu tertibatı beğenmedik. Tercih ettik ki, bilumum kuvvetler bir arada bulunsun. Eğer böyle bir hat üzerinde düşmanın vüruduna intizar olunursa düşman ya esir veya mağlup olur. Onun için oradaki ku-mandanlara tavsiye ettiğimiz, emrettiğimiz bütün kuvvet-leri bir araya toplayıp düşmanın vücudu tahakkuk ederse (görünmesi gerçekleşirse) düşmanı geriden beklemeyip takip etsinler ve taarruz ederek düşmanı kendileriyle muharebeye (savaşa) mecbur etsinler.

Fakat bizim noktai nazarımızı hüsnü telakki etmek (ilgiy-le benimsemek) ve onları tatbik ettirmek için orada mu-hataba’da bulunduğumuz (muhatab aldığımız, görüştü-ğümüz) kumandan bize emniyet (güven) bahşolmadı. Derhal mahallinde bu kumandanı tebdil etmeye (değiştirmeye) mecbur olduk. O esnada yakında bulunan ve kendisine emniyet (güven) caiz olan ve kabiliyeti fikriye ve askeriyesi malum olan bir zatı hemen kumandan tayin ettik ve hemen en ileri hatta göndererek bu prensip dahilinde ifai vazifeye davet ettik.

Mustafa Kemal’in o genç yaşta başkomutan olmaya kendisini nasıl hazırlamış olduğunu da kanıtlıyor bu sözleri. Ve

O’nun bir önemli özelliğiyle, genel ile ayrıntıyı aynı anda birlikte çözümleyebilme yetisiyle karşılaşıyoruz...Bunun kanıtına TBMM’nin bir yıl sonra 5 Ağustos 1921 günlü gizli celsesinde tanık oluyoruz. O gizli celsede kendisine ne denli güvendiği gerçeği de ortaya çıkmakta. O gizli celsede ilk konuşmayı alarak Büyük Millet Meclisine sunduğu di-lekçesini okumuştur:

Meclisi azayı kiramının umumi surette tezahür eden arzu ve talebi üzerine Başkumandanlığı kabul ediyorum, diyor ve devam ediyor: Bu vazifeyi şahsen deruhte etmekten tahassül edecek fevaidi azamî süratle (oluşa-cak yararı en kısa sürede) istihsal edebilmek (elde ede-bilmek) ve Ordunun maddî ve manevî kuvvetini tezyid ve ikmal ve sevku idaresini bir kat daha tersin için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin haiz olduğu selahiyeti meşruayı ( yasal yetkiyi) fiilen istimal etmek (kullanmak) şartıyla bu vazifeyi deruhte ediyorum.Müddeti ömrümde Hakimiyeti Millîyenin en sadık bir hizmetkârı olduğumu nazarı millete bir defa daha teyit için bu selâhiyetin üç ay gibi kısa bir müddetle takyit edil-mesini ayrıca talep ediyorum.

4 Ağustos 1337

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Reisi Mustafa Kemal.

Bu dilekçeye ilk karşı çıkan Mersin Milletvekili Selahattin bey oluyor, Mustafa Kemal’in “Başkumandan” unvanı yeri-ne “Başkumandan Vekili” denmesini öneriyor. Bu öneriye Mustafa Kemal’in nasıl karşı çıktığını merak etmiş olabilir-siniz:

Bizde bir Padişah, bir de başkumandan vekili istimal olunmuş (kullanılmış) ve yıpranmış bir keklimedir. Bu böyle mütalaa edildiği gibi Meclisi âli doğrudan doğ-ruya orada kumandan vekili olur. Binaenaleyh Heyeti Celilenizin Başkumandan tayin edeceği zata Başku-mandan vekili deriz...Başkumandan vekili dediğiniz za-man bunun tesiri azalır. Başkumandan vekili eskiden istimal edilmiş (kullanılmış) ve daima hoş görülmemiş olan bir unvan ile bu vazifeyi ifa edemem. Vekil sıfatıyla yapamam.

Sinop milletvekili Hakkı Hami bey de uzun konuşmasının sonunda şunları söylemişti:

Bendeniz bir şey anlayamadım. Zaten bütün selahiyeti üzerinde taşıyan Reisi muhterem o selahiyeti istimale esasen salâhiyettardır. Bunun için Meclis’ten ikinci bir selahiyet almaya lüzum yoktur. Bendeniz ondan bunu anlıyorum,ki bu üç ay zarfında Meclis yoktur. Yani Meclis bu üç ay zarfında deruhte etmiş olduğu her türlü husu-satı, bütün mesuliyeti üzerine alarak bunu tatbik edecektir...Eğer Meclis mevcut olacaksa bu tarz bir tek-lifi bendeniz varit görmüyorum. Çünkü Meclisin mevcu-diyeti mutasavver olamaz. Bendeniz anlayamadığım şu teklif hakkında tenvir buyrulursam minnettar olurum.

Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Efendim maruzatımda, Meclisin hali atalete duçar edilmesi gibi hiç bir ima dahi yoktur. Benim talep ettiğim selâhiyet mahduttur. Yalnız ordunun maddî ve manevî kuvvetinin tezyit ve ikmalde ve ordunun sevki idaresini tarsinde lüzumlu görülecek hususatı Başkumandan sıfatıyla derhal yapmasıdır...İtiraf etmek lazımdır ki, bu selahiyet büyük bir salâhiyettir. Meclisin salahiyetidir ki bana veriyor. Bina-enaleyh üç aydan sonra behemahal ya temdit eder ya lağvedersiniz. Böyle bir salahiyet vermek doğru değildir. Bunun için üç ay gibi kısa bir müddet ile takyit ediniz. Ordunun sevk-i idaresi öyle müzakerelerle münakaşalarla olmaz.

Büyük Millet Meclisi kuruluşundan bu yana en uzun görüşmeklere tanık olmuştu. Sonunda Mustafa Kemal’e Meclisin Başkomutanlık görevi vermesi 5 maddesi olan bir yasa ile kabul edilir.

Mustafa Kemal’in kendisine duyduğu saygı ve güven’i destekleyen aynı zamanda güvenilir olmasıydı. Başkomutan olması konuşulurken ve pek çok milletvekili buna karşı çıkarken O’nun söz alarak nasıl güvenilir kişilik edinmiş olmasının kanıtıydı şu konuşması. Kanımca altın harflerle yazılması gereken bir konuşmaydı o:

Muhterem arkadaşlar; Başkumandanlık teklifi karşı-sında, Heyeti Âliyenize bir esas olmak üzere arzettiğim takririn (önergenin) münakaşasından mülhem mülhem

olduğum (etkilendiğim) bazı noktalar vardır; onları huzuru âlinizde tasrih etmek istiyorum. Telâkkiyatımda aldanmıyorsam Meclisi Âliyi tereddüte sevk eden nok-ta, hukuku teşriiye ve icraiyesine tevdi etmiş olmaktan tevellüd edecek mahazirdir. (Yüce Meclisi yasama ve yürütme etkinden yoksun bırakacak sakıncadır). Mecli-sin bu noktayı büyük bir hassasiyet ve ciddiyetle nazarı dikkate almasından ben şahsen fevkalâde memnunum. Çünkü hiç birimizin şahsı mevzuubahis değildir. Fakat şahıslar mevzuu-bahs olunca bu Meclisi âliyi teşkil eden zevattan ben de bir fert olmam itibariyle, benim için dahi her hangi bir salahiyeti, kanunî ve meşru bir sıfatı haiz olabilme, mutlaka Meclisi Âlinin mevcu-diyetine vâbestedir. Meclisin mevcudiyeti her hangi bir şekil ve surette düçarı taarruz olursa ona intisapla haiz bulunduğum bilcümle evsaf ve salâhiyet tabii kendi-liğinden mündefi olur ( Meclisin varlığı herhangi bir biçimde sataşmaya uğrarsa onun bir üyesi olarak tüm yetki ve özelliğim yok edilmiş olur). Ve bundan sonra yapılacak işler bittabi milletin arzusuna ve iradesine temas etmez ve tabii milletçe muta olmaz. Binaenaleyh zatı âlinizce mucibi endişe olan nokta benim esasen mahfuziyeti için vakfı hayat etmek mecburiyetinde olduğum bir noktadır. (Sizlerce herhangi bir kaygı benim de sorumlu olduğum bir durumdur) Onun için ben de, bu noktanın yapılacak mevaddı kanuniyede musarraf olmasını ehemmiyetle düşündüm.

Diğer bir nokta daha var. Herhangi birimize böyle bir salahiyet verirsek, o zat bu salahiyetine istinaden âzayı kiramdan herhangi biri hakkında keyfî, örfî, muamele yapabilir mi? Bittabi bu da varidi hatır olamaz. Fakat bunu da ref’edecek kaydü şartı nazarı itibare almak lâzımdır.

Şimdi müsaade buyurursanız geceki takririmi bazı maddeler halinde bir proje olarak Heyeti âlinize takdim

ediyorum. Onun üzerinde müzakere ve münakaşa ya-pılabilir.

Şimdi dikkat ediniz Millet Meclisi’ne duyduğu saygıyı ve yasama erkinin nasıl korunması gerektiğine ilişkin titizliğini ve duyarlılığını kanıtlayan bu konuşmayı yapmakla yetin-diği sanılmamalı. Başkomutan olmasını sağlayacak öneri-sini yasa tasarısına dönüştürmüş ve ilk maddesine:

Kanunu Esasi ve Teşkilatı Esasiye Kanunuyle hukuk ve masuniyeti teşriyesi tabiatiyle mahfuz ve şahsiyeti maneviyesi Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi kuyudu âtiyesiyle Başkumandanlık vazifei fiiliyesine kendi reisi Mustafa Kemal Paşayı memur eylemiştir.

İşte ulusuna ve kendisine güvenen bir devlet adamı Millet Meclisinin yasama erki olarak korunmasını amaçlayan davranışıyla bu kişi ancak Mustafa Kemal olabilirdi. “Baş-komutanlığı haiz Büyük Millet Meclisi, kendi başkanı Mustafa Kemal Paşayı Başkomutan olarak görevlendir-miştir.

O büyük insan bu görevi üstlenirken Enver Paşa neredeydi? Ülke emperyalizmin ordularıyla işgal edildiği bir dönemde Enver Paşa neredeydi! Kafkasya’yı Çarlık Rusya’sının elinden tek başına kurtaracağı hayaliyle ülkesini terk etmişti. 80 Enver Paşa ve benzerleri, bir Mustafa Kemal’in tırnağı olamaz. Nankör ve sapkınlara yanıtımız budur.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail