Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 107 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

DİNLER KURUMLAŞMIŞ OLSALARE BİLE KURUMLARIN DİNİ OLAMAZ:

KURUMLARIN DİN’İ OLMAZ

Ali Nejat Ölçen

Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili Prof.Yusuf Halaç-oğlu’nun CHP’yi ”dinsiz ve inançsız parti” olarak nite-lemesi bir öğretim üyesinin ne denli cahil olduğunun kanıtı olabilir.. Buna karşın böylesi suçlamanın CHP’nin dindar parti olduğunu yadsımak , biçiminde kınanması da aynı öl-çüde cehaletten kaynaklanmaktadır. Çünkü, hiçbir kurumun dindar olması düşünülemez. Kurumlar, biyolojik kişiliğe sahip değildirler. Örneğin AKP dahi o nedenle dindar bir parti olarak nitelenemez. Çünkü o siyasal parti Cami’ye gidip namaz kılamaz, oruç tutamaz, üyelerinin çoğunluğu İslam dininin gereklerini yerine getirse ya da yerine getiriyormuş gibi göründe de bu durum o partinin İslam’ı din olarak kabul ettiğinin kanıtı olamaz. CHP de siyasal bir kurum olarak İslamı’ kabul edebilir mi? Öyle olsaydı parti programında ”din ve inanç özgürlüğü”nden söz edebilir miydi?

Bir siyasal partinin üyeleri ülkemizde İslam dinini kabul etmiş olabilir, fakat bu o partinin islamı din olarak kabul ettiği anlamına gelmez. Çünkü o siyasal parti namaz kılamaz, sadece tüzel kişiliği olan bir kurumdur. Çünkü öylesi kurumlar doğaları nedeniyle üyelerinin inançlarını sorgulama yetkisine sahip değildirler çünkü secular özellikte olmak zorundadırlar eğer demokrasi kabul edilmiş ise!

Fakat ne yazık ki, tarih biliminin öğretim üyesi olan prof Halaçoğlu secularizmin doğuşunu ve tarihsel gelişimini incelememiş. O nedenle CHP için dinsiz diyecek kadar bilgisiz (cahil) kalabilmiştir.

Nedir Secularism!

Ünlü bir İngiliz yazar George Jacob Holyaake, 1881 yılında 61 yaşında ilk kez secularizm deyimini kullanmış ve o kavramı şöyle tanımlamıştı:

Bir çok dinlere ayrılmış bir toplumsal düzende “secularizm” deyimi dinsel inançların kritize edilme-mesi ya da dışlanmaması anlamında bir anlayış biçi-midir. Örneğin bu deyim Hristiyanlığa karşı çıkmak ya da savunmak değil ondan bağımsız olabilmektir. Secu-lar bilgi, dünyanın gerçeklerinden doğan bilgidir. Yaşamla ilgilidir, yaşamın gerçeklerinin kendisidir.

1881 yılında G.J.Holyaake’nin ilk kez betimlediği secu-larizm, zaman içinde gelişim göstererek:

1.Din’e karşı kayıtsızlık ve şüpheci yaklaşım hakkı,

2.Dinlerin özel yaşam ve kamusal eğitim işlevlerin dışında kalması

3.Kamusal eğitimde olduğu gibi, kamusal işlevlerin dinlerin etkisi dışında kalması,

4.Özetle kamusal yönetimin (örneğin devletin) ne dine karşı ne de dinden yana olmaması ve dolayısıyla çağımızda,

5.Gerçek demokrasinin olmazsa olmaz koşulu secularizm, uygarlık ölçütü olmuştur.

Din’ler sosyolojik bir kurumdur ve kişilerin kabul etme ya da etmeme özgürlüğü secularizmin gereğidir.

Ülkemizde laiklik ilkesini “dinsizlik” biçiminde yorumlayan bağnazlık, halâ etkinliğini sürdürmektedir ve Prof.Dr.

Halaçoğlu da kendisini böylesi bağnazlıktan halâ kutraramamış görünüyor. Eğer bir ülkede laiklik ilkesi ger-çekleşecekse, devletin tam anlamıyla secular nitelikte olması gerekecektir.

Kimi söylem ve kararları eleştirilmiş olsa da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu’nun yabancı basında ve internet sitelerinde yer alan 11 Temmuz 2015 günlü CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada çok önemli ve İslam dünyası için gerekli olan bir gerçeği dile getirmişti. Ya-bancı İnternet sitelerinde yer alan konuşması şu tümceyle başlıyordu,Türkçe’mize çevirisi şöyle:

Türkiye’nin ana muhalefet partisi başkanı Islam ülkelerine geçen hafta Islam ile ilgisi olmayan masum insanların Pariste öldürülmesi nedeniyle terörün köklerini sonlandırmak için secularizmi kabul etmelerini öner-mişti.

Aslında secular nitelikte olmayı kabul eden bir siyasal ikti-dar, laiklik ilkesi nedeniyle farklı inançta olan yurttaşların barış içinde birlikte yaşayabilmelerini sağlar. AKP iktidarı secularizmi yadsıdığı ve kamusal yönetimin bireylerinin dindar (ve de kindar!) olmalarını koşul gördüğü için ülkemizdeki kargaşanın ve ulusu hasım kamplara bölmenin suçunu da üstlenmiş bulunmaktadır. Aslında o siyasal iktidarın dünya görüşü dinin özünü değil kurallarını temel aldığı için, haksızlıklara, yolsuzluklara, çıkar düşkünlüğüne, gös-terişe bağımlı kalmakta sakınca görme-mektedir. Bugün İslam dünyasının hemen tümü, o dinin özünü yadsıyarak, kan dökücü eylemlerden vaz geçmeyen,dini siyasallaştırarak, araç olarak kullanmaktan çekinmeyen münkirler topluluğuna dönüşmüştür. Bundan ilk kez yakınan Mısır’da Muhammed Said Al-Ashmawy’dir; yayımladığı “Islama Karşı Islamcılık” adlı kitabında haklı ola-rak:

Allah Islam’ın bir din olmasını istemişti, ama insanlar onu siyaset yapmaya kalkıştılar demişti. (Bakınız: Çeviri:Sibel Özbudun, Milliyet Yayınları, 1993, s.11; aslı:Kahire,1987.)

Şimdi soruyoruz:

İslam ülkelerinde kanlı olaylar sona erdi mi, birbirine düşman olmayan iki komşu İslam ülkesinden söz edilebilir mi? Petrol tükendiği zaman böylesi cehalet, ihanet ve ci-nayet ağı içinde bu dine kim sahip çıkacak?

-

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail