Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 46 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE İKTİDAR ÜZERİNE SÖYLEŞİ

ali Nejat Ölçen

-Sokrates, bugün sana yeniden başvurmamızın ve "iktidar" konusunda düşünceni öğrenmemizin nedenini acaba biliyor musun? Düşüncene öylesine gereksinme duyuyor ve iktidar kavramının ne anlama geldiğini öğrenmek istiyoruz ki, ülkemizde iktidarların iktidarsız ve iktidarsızların iktidar olmasındaki çelişkiyi bir türlü anlayamaz duruma düştük. Bizleri bağışla; ne demek iktidar? Ya da iktidar hırsı, insanın yapısında, zihninin içinde mi var, ya da iktidar bir yönetim biçimi de onu ele geçirmenin hırsı mı gizli. Öğrenmek istememizin nedeni bize göre çok önemli. Çünkü sizler Araf'ta iktidarın dışında, nesnel dünyayı gerilerde bırakarak moral değerlerin en üst düzeyindesiniz. Ey Sokrates, özellikle sen, yaşamında bile iktidara sırtını dönmüş iktidarı dışlayan, onun nimetlerini külfet kabul eden kişiliğinde, çağa meydan okumuştun. Söyle bize, küçücük insanların, iktidar olmak için biri birleriyle boğazlaşmasının nedir neden? İktidara tırmanan iktidarsız kişilerden ülkemizi nasıl arındırabiliriz, anlat bize.

Sokrates:
Öylesine karmaşık bir konuyu soru olarak yönelttiniz ki, iktidarın ne olup ne olmadığını bugüne kadar ben de düşünmemiştim. Fakat şimdi, yönelttiğiniz sorunun yanıtını verebilmem için, önce "iktidar" denilen "güç kullanma" yetisinin insanın doğasında var olup olmadığına bakmalıyız. İnsanın doğasındaki en temel içgüdü, yaşama ve çoğalm, yani kendisine benzer türleri yaratm,a kendisine benzerleri vrzetme gereksinmesidir. Bu içgüdü var olduğu sürece, insan kendisini ve ortaya çıkardığı kendi türünü de korumaya zorunludur. Bu ise, onun güçlü olmasını ya da güç kullanmasınıgerektirir. Öyleyse iktidarın en yalın, ilkel biçimi güç kullanmaktır. Bu güç, sadece korunmak için değil, avlanmak için de gereklidir ve canlıların doğası bu güce gereksinim duyar ya da böylesi içgüdüsel bir güçle yaşama girer.

İnsan örgütlü topluma dönüştüğü ya da örgütlü toplumu yarattığı zaman, doğasındaki bu güç, biçim değiştirmiş ya da ona bir başla biçimdeki güç eklemiştir. Kendisini ve ortaya çıkardığı türlerini değil başka türleri de yönetmeye, yönlendirmeye başlar. Bu, onun iktidar olma gücüdür. Şimdi sizler bu iktidar olma gücünün güçsüzler tarafından nasıl ele geçirildiğini soruyorsunuz sanırım.

-Evet Sokrates, yönetmeye yetisi ve gücü yetmeyenlerin onu nasıl edindiğini soruyoruz. Fakat anlattıklarından anladığımız o ki, yönetme gücünü ele geçirenler o gücü kullanacak kadar güçlü olanlardır. Fakat zaman sürecinde nasıl bir değişim oldu da, yönetme gücü, güçlülerin elinden, güçsüzlerin eline geçmeye başladı?

Sokrates:
Haklısınız, nasıl oldu, sorusunun yanıtını toplumun tarihsel süreç içinde uğradığı değişimlerde görebilirsiniz. Belki de işbölümü ile başlamıştır, diyebiliriz. İş bölümü nasıl başladı, niçin başladı, bunu anlayabilmek için antik çağdaki toplumsal yapıyı anımsamak gerekir. Antik çağdaki toplumda serfleri, köleleri, iki güç birlikte yönetiyor ve yönlendiriyordu. Bunlardan biri tanrısal gücü simgeliyor du, ötekisi de yönetim erkini. İlki klerk (clerk) ötekisi prens idi. En ilkel iktidar modelinde bu iki güç, ele geçirdiği topraklarda, kendisine koşulsuz bağımlı kölelerin, boğaz tokluğuna üretim yapmalarını sağlayacak gücü ellerinde bulunduruyorlardı ve bedensel ve de zihinsel olarak güçlü olmak zorundaydılar. Bir başka deyimle güç, güçlünün elindeydi. Güçsüzler boyun eğmek zorundaydılar. Ne zamana kadar. Komşu prensler arasında rekabet başlayıncaya kadar. Ambarlarda en çok ürün ya da tahta fıçılarında en çok şarap bulunduran, ötekisine egemen olma şansını ele geçiriyordu. Daha çok üretmek ve daha çok köle sahibi olmak, gücün ölçüsüydü. Prensler arasındaki rekabetin savaşla sonuçlanmasında serflerin daha çok üretim yapmaları, onlara ürettiklerinden pay vermeyi gerektirdi. Böylece ilk kez nesnel ücret kavramı ortaya çıkmış oldu. Antik çağda, toplumsal yapıda ticaret doğmadan önce, serflerin ürettiğinden aldığı pay, "mülkiyet" kavramının doğuşuna neden oldu. Ya da mülkiyetin toplumsallaşması olayı başladı diyebiliriz.

-Evet Sokrates, verdiğin bilgilerle bizleri aydınlattın, antik çağdaki güç kavramıyla zamanımızdaki güç kavramı arasında çok önemli farkın yer aldığını görüyoruz. Antik çağda, güç güçlünün elindeydi, fakat şimdi, tersine güç güçsüzlerin eline geçmektedir, asıl bunun nedeni ne olabilir?

Sokrates:
Haklısınız. Antik çağla bugünkü çağ arasında insanoğlu bin yılı aşan bir süreç yaşadı. Bu sürecin en önemli göstergesi, üretilen nesnelerin elden ele geçmesini sağlayan iki önemli araçtan söz etmemiz gerekir; bunlardan biri tekerleğin keşfi ise ötekisi de malın değerini ve dolaşımını sağlayan ve adına "sikke" dediğiniz metal parçalar. Üretimin değerini bu metal parçalar ölçüyor ve bir prensten ötekisine nesne satmanın karşılığında bu metal parçaları yani para etkin rol oynuyordu. Takas denilen yöntem tarihe karışmış oldu fakat hala, ücret keşfedilmiş değildi. Emeğin karşılığı ürün idi , "sikke" değildi. Belki de Fransa da 1770'lü yıllarda büyük ayaklanma olmasaydı, hala emeğin ücret karşılığı satın alınması dönemi başlamayacaktı.

Emek, ücret karşılığı satın alınır ve satılır duruma geçince, sizler buna demokrasi diyorsunuz, prenslerin, kralların ve klerklerin gücü de ellerinde birken bu sikke dediğiniz metal parçalarının etki alanına girdi. Gücün, güçsüzlerin eline geçebilmesinin başlangıcıdır bu.

Açıkça söylemek gerekirse, güç te alınır ve satılır duruma geçti. Sizlerin yaşadığınız bu çağda, demokrasinin en aksak işleyiş biçimine tanık oluyorsunuz. Gücün ölçüsü bedensel ve zihinsel güç değil, "para" dediğiniz kağıt parçalarıdır artık.

-Paranın böylesi sakıncası yanı sıra çok ta yararı olduğunu kabul etmiyor musunuz? Para, üretimi yaratan, onun artmasını sağlayan, kolay taşınır emeğe ve ürüne dönüşebilir olması, toplumdaki iş bölümünün gelişmesine, gönencin yaygınlaşmasına da neden olmuştur diyemez miyiz?

Sokrates:
Elbette haklısınız. Paranın, gücün ele geçirilmesine yaraması, onu yadsıdığımız anlamına gelmez. Gelişmiş toplumlarda, gücün alınır satılır olmasını önleyen araçlar yaratılabilir ve bu araçları toplumsal yarar için kullanmak olanaklıdır. Fakat sizin ülkeniz de öyle sanıyorum ki, sizler bu araçları henüz yaratamamışsınız ve o yüzden demokrasiniz aksamaktadır. Toplumsal yarara yönelik işlerlik kazanmasının engelleri sürüp gitmektedir.

- Haklısın Sokrates, ülkemizde, demokrasinin en önemli engellerinden biri, iktidarı ele geçiren kadroların sadece şiddete baş vurmaları değil, fakat aynı zamanda o iktidarı, para gücüyle edinmiş olmalarıdır.

Sokrates:
Benim söylemek istediklerimi şimdi sizlerden duymuş oluyorum. Gerçekten de, paranın birikiminden kaynaklanan sermaye, demokrasinin karşıtı olmaya başladığı içindir ki, sizin ülkenizde ve daha pek çok ülkede, güç, güçsüzlere güç katmaya ve bunda büyük sermaye etkin rol oynamaya başlamıştır. Demokrasinin işlerlik kazanması, sağlıklı ve halkın gönencinden yana işlemesi için, güç ile sermayeyi biri birinden uzaklaştırmak gerekir. Sizler buna, sermayenin siyasallaşması diyorsunuz.

-Yalnız sermayenin siyasallaşması mı, ülkemizde din de siyasallaşmıştır. Ve o yüzden antik çağdaki gibi klerk'lerin özdeşi olan din adamları, iktidara ortak olmuş ve din okulları, siyasallaşan dinin arka bahçesine dönüşmüştür. Gücünü dinden ve sermayeden alan siyasal kadrolar, ülkemizde demokrasinin ikincil dar boğazı durumundadır. Demokrasimiz, o yüzden bir çıkmaz sokağa girmiş gibidir. Ya da ucu görünmeyen bir tünelde...

Sokrates:
Sıkıntınızı anlıyorum. Gücün güçsüzler eline geçmesi, sizlerin deyimiyle, iktidarın iktidarsızlarda oluşu, bir rastlantı değildir. Tersine, çağdaşlaşmaya, çağın koşulları içinde yaşamaya karşı direncin uzun erimli stratejilerinin ve aydın geçinen kadroların aymazlığının ürünüdür.

-Ne yapabiliriz, bu çıkmaz sokaktan aydınlığa nasıl çıkabiliriz, söyle bize.

Sokrates:
Nasıl söyleyebilirim. Aydın olan ve aydınlığa gereksinim duyan kadroları aymazlıktan nasıl arındırabilirsiniz? Çözüm bu sorunun yanıtında gizlidir. Sizlerin en güvenilir dostunuz zamanınızdır. Zamanı yanınıza almayı bilmelisiniz. Zaman içinde ülkeniz sanayileştikçe, işsizlik giderildikçe ve kitleler üretimde istihdam edildikçe, bugün dinin arka bahçesine bilimin ve tekniğin gülleri açacak ve dinsel güçlerin etkinliği sönecektir. Bugün siyasal iktidarı ele geçiren yeteneksiz ve iktidarsız güçlerden ülkenizi kurtaracak olan sadece zamandır ve zamanı kendinize dost edinmenin gizini yakalamalısınız.

Evet Sokrates, yitirmekte olduğumuz umuda bizleri yeniden kavuşturdun. Ülkemize dönünce, ey aydınlar, aklınızı başınıza alınız diye avazımız çıktığı kadar bağıracağız ve sesimizi Arafta sizler bile duyacaksınız.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail