Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 46 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

3 Kasım 2002 günü yapılan erken seçim sonrasında, MEDYA'yı izleyenler, öyle sanıyoruz ki, AKP ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununa ilişkin çözüm önerisine, sunulan övgüleri yadırgamış olmalıdırlar.

Basının büyük sermayenin böylesi egemenliği altına girdiği belki de hiçbir ülkede görülmüş değildir. Bir köşe yazarının elinde büyük sarı zarfla, başka bir MEDYA grubunu satın alınması için teklif verdiği nerede görülmüştür. Kimse de ortaya çıkıp, ona gazete yazarı mı, MEDYApatronunun ortağı mısın dememektedir. AKP'nin Genel Başkanının 58 nci Hükümet kurulurken, AB' ye girebilmek için kapı aşındırmasını kınamamaktadır. Hiçbir resmi niteliği ve yetkisi olmaksızın, AB ülkeleriyle Türkiye'nin yazgısını ilgilendiren konuları nasıl görüşebilmektedir?. Hem de yanına Dışişleri bakanlığından hiçbir görevliyi almaksızın..

Bu nasıl basındır ki, Kofi Annan'ın nerede, nasıl, kimlerle birlikte hazırladığı Kıbrıs sorunu çözüm önerisine karşı çıkmanın " Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin yararına olmadığını ileri süren köşe yazarlarına rastlanmıştır. AKP' nin Genel Başkan Yardımcısı, "A tarafı ödün verirken, B 'den de ödün istenebilir" diyebilmiş ve bu yanlış ve çok ta sakıncalı demeç, ilk sayfalarda yer alabilmiştir.

Kofi Annan'ın önermesini incelenmeden, Kıbrısı 1974' öncesine götürecek sakıncaların ne olduğu irdelenmeden övgüyle karşılayan, köşe yazarlarına dünyanın hiç bir ülkesinde rastlanamaz.. Hele AKP Genel Başkanının Kıbrıs için "Belçika" modelini ileri sürmesi gibi bir gaflete hiçbir ülkenin siyaset adamı düşmemiştir.

Belçika'dan çok önceleri, Lübnan gerçeği göz ardı edilmektedir. Orada 1970'e kadar Hıristiyan ve Müslüman olan kitleler arasındaki dönüşümlü yönetim biçiminin iç savaşla yıkıma uğradığını hiç kimse anımsamamaktadır. Ve Türkiye için, Kıbrıs sorununun sadece Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye'nin Akdeniz'deki güvenliği sorunu olduğunu hiç kimse açıkça dile getirmemiştir. Bir ülkenin basını, büyük sermayenin yönetimi altında ülke sorunlarından soyutlanır ve ünlü köşe yazarları sermayenin savunuculuğunu yapar ve AB'ye girmeyi başarı olarak nitelemeye başlarsa, hiçbir güç o ülkeyi sömürgeleşme sürecinden kurtaramaz.

T.B.M.M'nin 1920'li yıllardaki gizli celselerinde Mustafa Kemal'in, ne denli yurtsever ve ne denli dış ilişkilerde duyarlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Dış İşleri Bakanı, Bekir Sami'nin Fransızlarla imzaladığı Antlaşma karşısında Mustafa Kemal'in ödün vermez tutumunu şimdiki siyaset ve devlet adamlarına bir kez daha anımsatmak için, gündeme getirmeye gereksinim duyuyoruz.

12 Mayıs 1337 (1921) günlü gizli celsede şunları söyler:

Muhterem efendiler; Meclisimizin millete karşı ifasını (yerine getirmesini), icrasını (uygulanmasını) taahhüt ettiği (yükümlendiği) ahkam (kurallar) öteden beri ilan ettiğimiz, cümlenizce malum bir esasta mündemiçtir. (belirmiştir). O esası bir daha tekrar etmek isterim. Hududu millimiz dahilinde memleketin tamamiyetini (bütünlüğünü) milletin istiklali tammını (tam bağımsızlığını) temin etmek. Bizim millete karşı deruhte ettiğimiz vazife bunu temin edecektir (sağlayacaktır) Binaenaley, Meclisin ve Hükümetin takip ettiği siyaset bu maksadı istihsale matuftur (yöneliktir). Heyetimiz hedefe yürürken daima memleketin, milletin kuvvetine istinaden yürümüştür. Bizim takip ettiğimiz siyaset, haddizatında müstakil (bağımsız) bir siyasettir. Yalnız kendi maksadımızı istihsale matuf ve kendi kuvvetimize istinat eden (kendi gücümüze dayanan) bir siyasettir.

Fakat bidayeti mücahedatımızdan (başlangıçtaki savaşımımızdan) bugüne kadar bu siyasiyatımıza mütemayil ve muarız ( bu siyasetimizden yana ve karşı) bir takım manzaralar karşısında kaldık....Efendiler, bu son günlere kadar Garbın bizim hakkımızdaki imha siyasetinden, Sevr muahedesini ilan etmiş olduğu idam kararnamesi hükmünü icradan sarfınazar etmiş olacağına henüz inanmamaktayız. Binaenaleyh, Garble ciddi bir surette itilaf etmek (anlaşmak) gününün geldiğine kani değilim. Ve buna nazaran bugüne kadar takip ettiğimiz siyasette, devam etmeye; bunu tebdil edecek (değiştirecek) esbabın (nedenlerin) zuhuruna kadar bu karar dairesinde hareket etmeye karar vermiş bulunuyoruz. Bununla beraber, Garbe karşı onların temayülatını (eğilimlerini) tezyit edecek (arttıracak) teşebbüsattan (gişimlerden) geri durmamak lüzumuna da kaniyiz.

Mustafa Kemal, gizli celsedeki bu konuşmasıyla bir kez daha, ulusal sınırlar içinde ülke bütünlüğünü ve tam bağımsızlığı korumanın, hükümetlerin temel görevi olduğunu vurgulamakta ve Dış İşleri Bakanı Bekir Sami Beyin, bu ilkelere gereği kadar bağlı kalmadığını o yüzden istifa etmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Çünkü diyor:

Fransızlarla yapılmış olan itilafname muhteviyatı (anlaşmanın içeriği) daha yapıldığı zaman telgrafla şifre ile bildirilmiş idi. Heyeti Aliyeniz reddetti ve Hükümet te bunun üzerinde reddolunduğunu heyeti murahhasa ya bildirmişti...Kendileri bu sebepten dolayı Umuru Haricîye Vekaletinden istifa buyurdular.

İtalya ile de aynı türde bir anlaşma yapıldığını belirten Mustafa Kemal, gene de Bekir Sami Beyin gönlünü almakta ve onu gücendirmemeye özen göstermektedir. Konuşmasını şu sözlerle bitirir:

Bekir Sami Beyefendiden Avrupa'da mühim istifadeler temin edileceğinden ve Heyeti Vekile Reisi Paşa Hazretleriyle görüştük. Binaenaleyh kendilerine bir vazifei vataniye tevdi etmek mutasavverdir ( tasarlanmıştır).

Bekir Sami'nin İngiltere ile imzaladığı anlaşmaya Mustafa Kemal niçin karşı çıkmıştı?Bu sorunun yanıtı aynı zamanda bugün AB üyesi olmak uğruna Türkiye'nin nelere katlandığını de açıklığa kavuşturmaktadır. Büyük Nutkunda da belirttiği gibi, söz konusu anlaşmada İngiliz tutsakları ile onların elindeki Türk tutsaklarının özgür bırakılması, karşılıklı değiştirilmesi hükmüne yer veriliyordu. Bir koşulla ki, Türk tutsaklarının Ermeni ve İngiliz tutsaklarına zülum ya da kötü işlem yaptığı ileri sürülenler hariç.

"Böyle bir anlaşmayı uygun bulmak, Türkler üzerinde Türkiye'deki davranışları üzerinde, yabancı hükümetin bir tür hakkı kazasını (karar verme yetkisini) onaylamak olurdu."

İşte, ödün verilmesi olanaksız temel ilkelerden birini savunmaktadır Mustafa Kemal, hem de büyük bir kararlılıkla: Hiçbir yabancı ülkenin, iç işlerimize karışmaya hakkı yoktur. Şimdi soruyoruz, bu ilkeden eser kaldı mı?

Artık bir başka dünya içinde yaşıyoruz, ulusal irade, tam bağımsızlık kavramları tarihe karışmıştır, küreselleşen dünyamızda,, ulusalcılığın yeri kalmamıştır türündeki söylemlerin ne denli aldatıcı olduğuna, Türkiye tanık olmayı sürdürecektir. Küreselleşmenin, 21 nci yüz yıl dünyasında bloklaşmayı ortadan kaldırmadığı gerçeğini Türkiye'nin siyaset ve devlet adamları bir gün görecek ve başlarını iki avuçlarının arasına alarak kendilerini tarihin suçluluğundan kurtaramayacaklardır.

Küreselleşmenin ulusal çıkarları ortadan kaldıracağı savının ne denli yanıltıcı olduğu her geçen gün kendisini ortaya çıkarmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün Bekir Sami'yi Dış İşleri Bakanlığı görevinden alması, onun tam bağım-sızlık ilkesine ve ülkenin bölünmez bütünlüğüne yeterince sahip çıkmamasından kaynaklanmaktadır.

27 Şubat 1921'de başlayıp 13 gün süren Londra Konferansından hiçbir sonuç çıkmamış ve tersine, Yunan Hükümetiyle görüşmeler sürerken, Yunan Orduları, yeniden hücuma geçmişti. Onların bu saldırısı, "İkinci İnönü utkumuz" la sonuçlanmıştır. Metristepe'den Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın gönderdiği telgrafın son tümcesi şöyleydi:

Bozöyük yanıyor. Düşman, binlerce maktullerle doldurduğu muharebe meydanını silahlarımıza terk etmektedir.

Oysa o dönemin Dış İşleri Bakanı Bekir Sami Bey:

Devamı harbin bu memleketi, milletin mevcudiyetini tehlikeye koyacak kadar tahrip ve imha edeceği ve bütün fedakarlıkların beyhude yere izale edilmiş(yok edilmiş) olacağı fikri kavisindeyim

diye yazmaktaydı. Mustafa Kemal, büyük Nutkunda onun bu düşüncesini şöyle yorumlar:

Tüm bu düşüncelerin özeti, felaketten, zilletü esaretten kurtulmak için kendisinin Londra'da yaptığı anlaşmalar içerisinde ulusal savaşı sona erdirmeyi öneriyordu. Efendiler, Bekir Sami Beyin bu düşüncesi bende olumlu etki yaratmamıştı.

Bugün, Kıbrıs sorununda Birleşmiş Milletler Sekreteri Kofi Annan'ın nerede, nasıl, kimlerle birlikte hazırladığı, yanlış zamanda, yanlış koşullarda verdiği proje, acaba basınımızda, siyasal partilerimizde ve AKP iktidarında kimde tepki yaratacak, merak ediyoruz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini devlet olarak tanımayan Batı dünyasının bu projede, Ada'yı Yunanistan'la birlikte ele geçirme tasarımının odaklanmış olduğunu sezinleyen bir yetkilimize rastlayacak mıyız, diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Elbette yurtsever yetkililerimiz vardır, fakat, onların sesine MEDYA'mızda yer verirlir mi.

Kıbrıs sorunu, Kofi Annan'ın önerdiği gibi kabul edilip çözülse, acaba AB, Türkiye'yi içine almaya karar verir mi?Türkiye'nin AB üyesi olması kararının çıkmasını sağlar mı? Yanıtı biz verelim: Hayır sağlamayacaktır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail