Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 109 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm olumsuzluklar içinde Osmanlı devletinin enkazı üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurabilmiş ve devrimlerinin temel örgütlerini oluşturarak ulusal bilinci yaratabilmiş ise bunun özde bir tek nedeni vardı, toplumun kendisine güvenmesini sağlamayı başarmış olmasıydı. TBMM’nin gizli celsele-rinde bunun sayısız örnekleriyle karşılaşıyoruz. Onun gerçekçi ve tutarlı vererek; “gaflet içindeki toplumun” güvenini kazanabilmişti. TBMM’ni kurduğunun ikinci günü 24 Nisan 1921 tarihinde bakınız ülkedeki durumu nasıl özetliyor:

“Bittabi halk vaziyete vakıf değildir. Pek güzel bilirsiniz ki, İstanbul’un işgalinden ihtimal haberdar de-ğildi ve böyle bir işgal keyfiyetini işitmişse bile ma-zurdur. Sonra makamı saltanatın, makamı hilafetin vaziyetini idrak edemezler. İşte bu kadar gaflet içinde bulunan halkımıza her şey suhuletle (kolaylıkla) ser-pilebilir. Maahaza pek nazik bulunduğu için her şeye karşı; en büyük ehemmiyeti atfetmek ve her şeye karşı en kat’î ve ciddî tedabiri (önlemi) tatbik etmek lâzımdır. Çünkü, Allah muhafaza etsin, bir defa inhilal (çözülme) vaki olursa tekrar (bütünleştirme) ve hari-ce karşı bir kuvvet ve kudret halinde arzı mevcudiyet etmek (güç ve kudretli olmak) imkânı münselip (yitirilmiş) olur. Vaziyet bu suretle tenevvür ettikten (durum böyle belirdikten) sonra hareket için iki şey-den birine karar vermek lâzımdır. Birincisi; İstanbul muhitinin Ferit Paşa Kabinesinin kabul ettiği şeyi (Sevr’i kastediyor) kabul etmek şerefimizi, haya-tımızı her şeyimizi bırakmak, yani İngilizlere esir olmaktır. O zaman yapılacak mesele yoktur. Yok, bu milleti millet olarak, insan olarak namus ve şerefiyle yaşatmak istiyorsak kabul edeceğimiz nokta ve esas, mevcut bilcümle kudret ve vesaitimizi icabına göre istimal ederek (kullanarak) bizi imhaya çalışan düş-manların düşmanca olan emellerini kırmaktır ve ben şahsen katiyen şüphe etmem ki, bütün arkadaşlarımız ancak böyle hissî ulvi ile buraya gelmişler ve ifa edecekleri (yerine getirecekleri) vazife-i tarihîyenin derece-i azametini ve nezaket ve ehemmiyetini bütün vuzuhiyle (açıklığıyla) müdrik bulunuyorlar.

Merkez ile anlaşmak meselesi hakkında, merkez de-mek, yani makarrı saltanat ve hilâfet (saltanat ve hilafet makamı) olan İstanbul demektir. İstanbul, düşmanın resmen ve fiilen tahtı işgalindedir. Bugün İstanbul demekle Londra demek arasında hiçbir fark yoktur. İşte Londra mahiyetinde bulunan İstanbul maatteessüf bütün alemi islamın perestişkârane mer- but olduğu Halifemiz ecdadı kiramımızın bize kıymet-li yadigârı olan padişahımız kalmış bulunuyor. İrtibat ararsak, edayı salât için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden kıtaatı askeriye İslam askeri değil, İngiliz askeridir.”

O büyük insan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Büyük Millet Meclisine Başkan olan İsmail Kahraman adındaki kişi :

“Türkiye tek partinin olduğu 1923-1950 arasında çok zaman kaybetmiştir. 1950’den sonra Türkiye kalkın-mada gelişti” diyebilmiştir. (14.1.2016 basın)

Demokrasi kültürü oluşmadıkça çok partili yaşama geçmek olası mıdır? AKP iktidarında demokrasi ve çok partili siyasal yaşam vardır diyebilir misiniz? hukukun varlığından söz edilebilinir mi?. Cumhurbaşkanı seçilen R.T. Erdoğan’ın “kaymakamlara mevzuatı dikkate alma-yın” sözü, çok partili yaşama geçilmiş olmanın kanıtı olabilir mi? TBMM Başkanı İsmail Kahraman 1932 ve 1935 sanayileşme planlarını da incelenmemiş görünüyor. O planlardaki alt yapı yatırımlarını İktisat Bakanı Celal Bayar da TBMM’de savunmuş, ama ne yazık ki kendisi Cumhurbaşkanı olduğunda, 1935 planındaki yatırımların hiç birisini gündeme almayı bile anımsamamıştır.

Mustafa Kemal o konuşmasında bakınız neler söylüyor.

“Bu kabineden evvel Harbiye Nazırı Fevzi Paşa Hazretleri, namus ve haysiyeti ve şerefi itibariyle ken-disini yakından tanıyan arkadaşlarımızın tahtı tas-dikinde olduğu şüphe ve tereddüt edilmeyecek evsafı güzideye maliktir. Bir emirde ‘İngilizlere hürmet ede-ceksiniz böyle hareket etmediğiniz takdirde mahvo-lacağız, bu tarzı hareketi hamiyeti vataniyenizden rica ederim’ diyor. Kaçırdığı yaveri Salih Bey buraya geldi ve ‘aman’ dedi. ’Harbiye Nazırı süngü altın-dadır ve zorla imlâ ve imza ettiriyorlar, o emre ehem-miyet verilmemesi lüzumunu bildirmek için beni gön-derdiler.

Beyefendiler, şimdi İstanbul muhitine nasıl emniyet edeceğiz ve İstanbul’un tazyiki elîmi muvacehesinde biz dahi olsak insanız, bizim karşımıza gelen sözün düşmanlarımız tarafından işitilmeyecek ve işitildiği takdirde duçarı mehâlik (yokluğa uğramış) olmayacağımıza emniyet ederek nasıl söyleyebiliriz.”

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail