Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 46 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


3 KASIM SONRASINDAMÜDAFAA-İ HUKUK YA DA MÜDAFAA-İ ŞERŞAT (MI?)

Ali Nejat Ölçen

3 Kasım seçim sonuçlarını, sadece eski ve yıpranmış politikacıların tasfiyesi olarak yorumlamak yanlış olmasa bile yetersiz kalmaktadır. Aslında, bu seçim, bir dönüm noktasının başlangıcını ortaya çıkarmıştır: Türkiye'nin çağdaş dünya içinde nasıl bir yörüngeye yerleşeceği ve gelenekselliğin, tutuculuğun, eskiye özlemin çağdaşlaşmaya nasıl ayak uyduracağı sorunu ile Türkiye, asıl şimdi karşılaşmaya başlayacaktır. Çünkü, gelenekselliğin, kendi kültürüyle daha bilinçli olarak ortaya çıkacağına tanık olacağız ve çağdaş dünyaya uyum açısından ne tür çelişkilerle karşılaşacağı, asıl 3 Kasım sonrasında, tüm Kemalistlerin uğraş alanı içinde yerini alacaktır.

Yanılmayı çok istediğimiz bir kuşku şudur: AKP'nin kendisinden önceki Refah Partisinden ne yönlerden farklı olacağı ve takiyyeyi uzmanlık alanına dönüştüren bu siyasal kadrolar, 3 Kasım sonrasının ilk günlerinde sergiledikleri ılımlı görünümü ne zamana kadar , nasıl sürdürecekler?

Bir siyasal partiyi Parlamentoya taşıyan oylar, bugüne kadar AKP'ye yönelen oylar kadar zıtlıklar içinde ortaya çıkma-mıştır. Türk İslam sentezi odağında buluşan oyların büyük bir bölümü, öteki partilerden koparak AKP'ye yöneldiği için, AKP'de kalıp kalmayacağını bugünden bilmek olanaksız gibidir. O nedenle, bu partiyi iktidara taşıyan oyları biri birinden farklı iki ana gruba ayırmak gerekir. Açıkçası, 3 Kasım sonrasında, "müdafaa-i hukuk" ile "mudafaa-i şeriat" arasında Türkiye'nin sıkışıp kalmasından kuşku duyanlar, haklı mı haksız mı, bunu zaman gösterecek.

Oyların siyasal partiler arasındaki dağılımı ve 1999 seçimlerine ilişkin karşılaştırma, böylesi bir kuşkuyu ortaya çıkarıyor gibidir. AKP'nin bugün MEDYAile balayı yaşamalarının geçici bir süreç olup olmayacağı da o zaman açıklık kazanacak. O nedenle önce AKP'de yoğunlaşan oyların genel niteliğini gözden geçirmemiz yararlı olacak, konuya açıklık getirecektir.

1.AKP'ye Yönelen Ödünç Oylar.

AKP'de yoğunlaşan oyların bir bölümü, "siyasal İslam" yanlılarının kalıcı oylarından oluşuyor. Bu kalıcı oyların hemen tümü, Refah Partisinin ad değiştirerek devamı olan Saadet Partisinden devralınmıştır. Bu tür kalıcı oyların hiç birinde yoksulluğun, yolsuzluğun ya da öfkenin etkili oluşu değil, SP'de beliren düş kırıklığı rol oynamıştır. Çizelge1'den de görüldüğü gibi, SP'de 1999'da %15.41 olan oy oranının % 2.5' kadar düşmesi, % 12.9'un AKP'ye yansımasının sonucudur. SP'nin tutarlı, güvenilir, belirli İslam ya da siyasal İslam çizgisi izlememesi, ya da tepki yaratarak izlemesi ve AKPkadar yeşil sermayeden destek görmemesi, yorgun ve yıpranmış suratlardan usanç duyulması, bu sonucu doğurmuştur. Özetle, AKP'de yoğunlaşan kalıcı oyların, Kemalist devrimleri özümsemeyenlere ait olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu oyların % 13'lerden fazla olmadığı da ortaya çıkmıştır. Çizelge 1' bunu belirliyor. AKP'nin kalıcı oyları olarak yorumlayabiliriz bu oyları. Bir bakıma, AKP, ad değiştiren fakat özü değişmemiş olan Milli Nizam Partisinin devamı Refah Partisinden başka bir şey değildir. Daha bilinçli, daha kurnaz, daha içten pazarlıklı "Milli Görüş" iktidarı ile karşı karşıya olduğumuzu düşünenlerin yanılması en içten dileğimizdir.

AKP' de yoğunlaşan ikinci grup oyları ödünç oylar olarak niteliyoruz. Nitekim çizelge 1'den de görüleceği gibi, ANAP, DYP, MHPoylarındaki toplam % 20.8 azalış, AKP'nin kazancına dönüşmüştür. Kalıcı ve ödünç oyların toplamı AKP'nin oy oranına çok yakın çıkmakta:

% 12.9 + %20.8 = % 33.7

Çizelge 1. 3 Kasım Seçimlerinde Sağ Oyların Oransal Devinimi.

Partiler :. AKP .... SP ..... ANAP ... DYP ... MHP ..... Toplam
1999...%...0.00.....15.41....13.22.....12.59....17.98........59.20
2002........34.28......2.48.....5.13.......9.55........8.04........59.78
Fark % .+ 34.28...-12.93....-8.09... -3.40.....-9.60......Artış %34.28
.........................................................................Azalış %33.70

Çizelge 1'in ortaya çıkardığı bir başka gerçek, sağ oyların (%60) kendi evinde kaldığı ve fakat bir odadan bir başka odaya konuk olarak gittiği gerçeğidir. Özetlenecek olursa, toplumsal öfke ile siyasal İslam Türkiye'nin olumsuz koşullarında, biri biriyle örtüşmüş, AKP'yi ortaya çıkarmış ve ona siyasal iktidarın kapılarını açmıştır. Yani:

2.Sağ ve Sol Görünümlü Partiler Arasında Kayma Olmamış, İdeolojik Oylar Kendi Evlerinde Kalmıştır.

Sol görünümlü partilerin % 35 dolayındaki oy potansiyelinde de bir değişim olmamış ve sadece partiler arası devinim gündeme girmiştir. Buradan CHP'nin genel merkezi için önemli bir öneri ortaya çıkmaktadır. Tutucu ve dinci kesime şirin görünerek oy koparma olasılığı yok denecek kadar azdır ve gelecekte bu partiyi daha içtenlikli biçimde, Cumhuriyetin özüne ve ilkelerine sahip çıkmak gibi bir görev beklemektedir. Şunu da belirtmemiz gerekir ki, sol söylem, daha çok ahlakın ve hukukun dar boğaz içinde olan GPtarafından dile getirilmiş, oyları sıfırdan % 7.3'e birkaç ay içinde çıkmıştır.

Çizelge 2'den de görüldüğü gibi, DSP'deki % 20 oy kaybı, sol görünümlü daha doğrusu sol söylemli (ve fakat kendisi sol olmayan, buna CHP'de dahil) partiler arasında paylaşılmıştır. Genç Parti (GP) olayı, ortaya çıkmasaydı, bu partinin aldığı oyların büyük çoğunluğu CHPile yeni yetme YTParasında paylaşılırdı.

Çizelge 2. Sol Görünümlü Partilerde Oy Devinimi.

Partiler :. CHP ........DSP ..... YTP .... DEHAP ... GP .... Toplam

1999.. %...8.71........21.19......0.00........4.92.........0.00.......34.82
2000...%.19.40..........1.22......1.16........6.23........7.25........35.26
Artış.. .%.10.69......................+1.16......+1.31.....+7.25.....+.20.41
Azalış..%.................-.19.97.

3.AKP'nin İç Çelişkisi .

Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı bu durum karşısında, kendi partilerine ait olan ve fakat AKP'yi ++iktidara taşıyan ödünç oylar'ın (yaklaşık %20), bir süre sonra düş kırıklığına uğraması olasıdır. AKP'nin nasıl bir yöntemle bu oyları saklı tutacağı şimdiden bilinemez. Siyasal arenada AKP'nin başarısı, bu ödünç oyları koruyabilmesine bağlıdır. Kanımızca, ekonomide sıcak para gibidir bu oylar. Nereye, ne zaman, niçin yöneldiği belli olmayan sıcak paranın benzeridirler. Enflasyondan kaçıp, dolara ya da repoya sığınan sıcak para gibi. Bir süre sonra, AKP, bu oylardan yoksun düşebilir. Türkiye'nin ekonomik dar boğazını aşmakta, enflasyonu geri çekmekte, istihdam olanakları yaratmakta, üretim artışı sağlamakta, süresi gelmiş dış ve iç borçları ödemekte ve denk olması gereken bütçe açığını kapamakta, karşılaşılacak güçlükler ve onun yaratacağı başarısızlıklar (ki olasıdır) bugünün parlamento dışına itilen partilerin yazgısından AKP'yi kurtarmayabilir.

O nedenle 4 Kasımdan yaklaşık 6 ay sonra, Türkiye, AKP'nin başarısızlıklarının açısını çeken, yeni çözüm arayışlarının peşine düşen Türkiye olabilir. Ekonominin düzlüğe çıkmasının engellerinden biri de, nasıl sıcak para ise, AKP'nin yazgısını kararsızlığa itecek olan da , o partiye geçici destek veren ödünç oylardır. ANAP, MHP, ve DYP, yeniden yapılanma sürecine girdiğinde, oradan ödünç alınan oyların önemli bir bölümünün eski evlerine geri dönmesi olasıdır.

Ödünç oyların bir bölümünün, anket sonuçlarının etkisiyle bu partiye yöneldiği, iktidardan yana tavır alma alışkanlığının ürünü olarak bu partiye eklendiği düşünülebilir. Öfke oylarının içindeki bir bölümün de Yargıtay Başsavcısının AKP'yi kapatmaya ilişkin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruya tepkinin de payı vardır. Kuşkusuz nedeni ne olursa olsun, AKP'nin oylarının yarıya yakını, ödünç oylardır. Seçim gerçekleşmeden önce AKP'nin birinci parti olarak algılanması da oy oranının artışında etkili olmuştur, diyebiliriz.

4.İstikrarsız Yapıya Sahip AKP, İstikrarı Nasıl Sağlayacak.

Basında yer alan yazılarda, AKPile istikrarlı, dengeli ve kavgasız bir dönemin başlayacağı kanısı belirmekte. Bu kanıya kapılmanın güç olduğu düşünülebilir. Tersine, Türkiye'nin önündeki belirsizlikler artacak ve çözümsüzlükler daha da belirginleşecektir. Böylesi bir durum, AKP'nin iç yapısından da kaynaklanacaktır. Bu yapı, kendi içinde, siyasal ve hukuksal dengeye henüz yerleşmiş değildir. Bunun başlıca nedeni, R.T.Erdoğan'ın başbakan olmayışından kaynaklanacak. Parlamento içindeki yetkili ve sorumlu resmi (formal) başbakan ile Yasama karşısında yetkisiz ve sorumsuz gayri resmi (informal) başbakan (R.T.Erdoğan) olmak üzere iki başlı bir yapı doğacaktır. Aradaki eşgüdümü hiyerarşik dengeyi nasıl sağlayacak ya da ne kadar süreyle sağlanabilecek bilinemez. O nedenle istikrarın önce AKPiçinde nasıl kurulacağı sorusu içseldir. Dışsal olanı da Devlet ile ilişkilerde çekilecek yabancılığın ne kadar süreceği sorunudur. Devletin AKP'ye ve AKP'nin devlete uyum sağlaması ve uyumsuzluğu giderecek çözümler bir süre AKPiktidarının başını ağrıtacaktır.

Partinin genel başkanını başbakan yapacak Anayasal ve yasal değişiklik, kim ne derse desin, hukukun kişiye yönelik hukuksuzluktan başka bir nitelemesi olmayacak ve Parlamento dışı kalan oyların ve aydın çevrelerin tepkisini çekecektir.

Türkiye'de siyasal İslamın öncülerinin uzun erimli stratejisinin sınır koşullarını "laiklik ilkesi" betimlediği ve demokrasi kültürü yerleşmeye ve gelişmeye başladığı içindir ki, şeriatla yöneltilen ülkelerdekinden çok farklı ve daha insancıl ögeleri kullanmak zorundadırlar. 1970'lerin "cihad namazlar" ya da Erbakancı yaklaşımın amaca zarar verdiğini, AKP'ninin öncüleri bilmektedirler. O kadrolardan kopmaları da bu yüzdendir.

O nedenledir ki, 4 Kasım gecesi R.T.Erdoğan'ın TV'ye yansıyan konuşması, bugüne kadar seçim kazanmış tüm parti başkanlarınkinden daha güven verici ve daha bir üst düzeydeydi ve belliydi ki, böyle kurgulanmıştı ya da böyle kurgulanmasına gereksinim duyulmuştu. Siyasal İslamın gereklerini yerine getirmekte, Erbakan gibi ikircikli, güvenilmez, alaycı, ciddiyetten uzak yöntemlere baş vurulmayacağı anlaşılmaktadır. Ve bu yöntem sayesinde, Saadet Partisinde yuvalanan demode siyasal İslamı parlamento dışına itmekte güçlük çekilmemiştir.

Siyasal İslamın gereklerinin bu kez, parlamentodaki çoğunluğu akıllıca kullanarak ve uzun erimli politikalarla, topluma sindire sindire, Özalcı taktiklerle fakat aceleye kapılmaksızın, gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır.

Buna karşın gene de, kendilerinin tabanı ile bugün MHP'nin karşılaştığı gibi bir onarılamaz çelişkiye düşülmesi önlenemeyecektir. İç çelişkiler, AKP'nin bugün Türkiye'nin ivedi sorunlarından daha çok, bu partinin yürütücü kadrolarını uğraştıracak gibidir. Çünkü oylarını aldıkları yığınların beklentilerine kısa sürede yanıt vermenin olanaklarına sahip bulunmamaktadırlar.

AKP'nin kendi içindeki dar boğazı, bir yandan da siyasal İslamcıların beklentilerine yanıt vermekteki olanaksızlıklar oluşturacaktır. Zamanla bugün sergilemeye çalışılan uzlaşmacı tutumdan uzaklaşmak zorunda kalabilirler.

Partinin genel başkanı R.T.Erdoğan'ın yetkilerini kimseyle paylaşmam sözü, bunun kanıtı gibidir. Fakat henüz farkında değildir ki, yetkilerini Anayasa Mahkemesiyle ve toplumun kendisiyle paylaşmak zorunda kalacaktır. Çünkü, Türkiye, 1950-1960 dönemini artık çok gerilerde bırakmıştır.

Laiklik ilkesine ve Cumhuriyetin özüne bağlı görünmeyi bir yana bıraksalar da, kendilerine destek veren ödünç oylar ile kalıcı oylar arasındaki çelişki, er geç, AKP'nin iç çelişkisi olarak su yüzüne çıkacaktır.

5.Yeniden Erken Seçim Olasılığı.

CHPde, AKPgibi içsel çelişkileri Parlamentoya taşımış gibidir. Çeşitli alışkanlıklar, davranışlar ve yaşam biçimlerinden gelen ve farklı dünya görüşüne sahip üyelerin oluşturduğu CHP mozaiği, kendi iç çelişkilerini senteze ulaştırmanın sıkıntılarını yaşayacaktır. Belli bir süre sonra her iki partiden kopmalar, bağımsız milletvekili sayısının artmasına neden olabilir. Her iki parti de kendi içinde düş kırıklığına uğrayan üyelere çıkış yolu göstermenin sıkıntılarını yaşayabilir. Bu sıkıntıların kaynağında, AKP'nin mi CHP'ye, CHP'nin mi AKP'ye benzediği sorunsalı da yer alacaktır. CHP içinde, Cumhuriyetin ilkelerine içtenlikle ve inançla sahip çıkacakların sayısı az değildir. Bunlar kendilerini oppurtinizme kaptırmazlarsa, parti genel merkeziyle önemli çelişkiler gündeme gelebilir. Bu yazıyı yazan A.N.Ölçen, çok iyi biliyor ki, düne kadar genel merkeze en ağır eleştirileri yöneltenler, bugün genel merkezin çizelgesinde yer alarak Parlamentoya girmişlerdir.

Özetle, her iki parti, Türkiye'nin önceliklerini saptamakta sıkıntıya düşebilir. Seçimim hemen ertesindeki demeçler, 27 Mayıs 1960 devriminin "NATO'ya CENTO'ya bağlıyız mesajını anımsatıyor. Ülkenin ilk önceliğinin ABüyeliği olmadığını anlamakta gecikilmesi, kapıda bekleyen ivedi sorunların yaratacağı tepkiler, yeniden erken seçimi gündeme getirebilir.

6.Meşruiyet Sorunu.

Her ne kadar basında Parlamento dışı kalan oyların % 45 olduğundan söz ediliyorsa da, ilk kez 3 Kasım seçimlerinde hiçbir partiye oy vermeyenlerin ağırlığı da, kullanılan oyların % 30'una ulaşmıştır.

41.4 milyon seçmenin oylarının 25.9 milyonu yani % 62'si ulusal istencin dışında kalmıştır. Bunu sadece seçim barajının yüksek oluşuyla değil, fakat aynı zamanda, siyasal partilerin çözüm sunmayan ve kamusal fonları savurganca seçim rüşveti olarak sunmaya yönelik geçersiz, gereksiz ve hatta zararlı vaatlerine duyulan tepki ve güvensizlik te etkili olmuştur.

Aşağıdaki rakamlar, AKP'nin ulusal istencin ancak % 27'i ile iktidar olduğunu göstermeye yetiyor.

Seçmem sayısı:: 41 415 508 kişi
Geçerli oylar:........ 31 758 849
Partileri dışlayan:10 962 256
ulusal istenç dışı :25 897 828 kişi

AKP, aslında 41.4 milyon seçmenin % 27'siyle iktidara geldiği içindir ki, ulusal istenci temsil ettiğini sanması, kendisini yanılgılara sürükleyebilir.

7.AKP ve CHP'li Meclis ve Ülke Sorunları.

Ülkenin 21 nci yüzyıl başlarınsa iyice belirginleşen temel sorunların içinde ve tam ortasında oluşan Parlamentonun, üniter (bütüncül) devlet yapısını korumaya, ulus devlet'i ve tam bağımsızlık kavramlarını yönetim ve yaşam biçimine dönüştürmeye, istihdam yaratacak üretim artışını sağlamaya, gelir dağılımındaki aşırı adaletsizliği ve kitlesel açlık olgusunu gidermeye , uluslarası ilişkilerde ülke yararını savunmaya yönelik etkinliği gösterecek yapıda olup olmayışı tartışmaya açık bir konudur. Bu konudaki olumsuzluklar her iki partinin deformasyonundan ve ödün sunmayı uzlaşma türündeki yanlış anlayışından da kaynaklanacaktır.

Bağımsızlık ilkesinden ödün vermeksizin çıkarlar dengesinin korunabileceğine ilişkin anlayış türü devlet ve siyaset adamlarımızın zihnine henüz yerleşmemiştir. Dış ilişkilerin sürekliliği ve her an bir başka dengeye ulaşacağı bilinci, belleğin kör çukurunda kaybolmaktadır. Tarih bilincinden ve ekonominin temel ilkelerinden yoksun bireylerin parti lideri olması beklenemez ve böyleleri devlet yönetiminde başarılı olamazlar. Hatta onların ellerine teslim edilmiş devletler, ufalmışlardır.

Osmanlı İmparatorluğunu son üç yılda ufalması ve tarihe in tozlu sayfaları arasına karışmasının temel nedenlerinden biri ve en önemlisi, tarih ve ekonomi bilincinden yoksun bireyler tarafından yönetilmiş olmasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün başarısını, sadece O'nun dehasına, zihinsel gücüne ve yürekli karar ve davranışlarına bağlamak yanlış olur. O bu güçlerini tarih bilinci içinde senteze ulaştırmasını bilmiştir.

Bugün siyaset ve devlet adamlarımızın çok büyük çoğunluğunun yakın tarihimizi bile bildikleri ve tarihin diyalektiğini kavradıkları söylenemez.

AKPiçinde tarih onlar için sadece dündür. Çünkü onların temel felsefesinde, bugün vardır dün ve gelecek arasında sıkışıp kalmış olan bugünün hiçbir değeri olmadığının ayırdında değildirler.

Devleti bugüne kadar cahiller nasıl yönettiyse ve yönetirken yüzlerine gözlerine bulaştırdılarsa, AKPde benzer biçimde yönetmeyi sürdürecektir. Çünkü Türkiye, yarım yüzyıl içinde devlet ve siyaset adamı yetiştirmekten yoksun düşürülmüştür.

Kanımızca, siyaset geleceği tasarımlamak sanatıdır.

Mustafa Kemal Atatürk savaş meydanında, bir komutana karşındaki tepenin arkasında ne olduğunu biliyor musun diye sorar. Ve aldığı yanıtın ne denli yanlış olduğunu ona şu sözleriyle açıklar. Başarılı bir komutan karşısındaki tepenin arkasını oraya gitmeden, görebilendir, der.

Bugün Kofi Annan'ın verdiği Kıbrıs Planı, siyaset ve devlet adamlarımızın karşısındaki bir tepe gibidir ve o tepenin gerisinde neler olduğunu belki de hiçbir görememektedir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail