Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 110 Geri Tavsiye Et Yazdır

ANLAYAN ANLAMAYANLAR ARASINDAKİ ÜLKE

ANLAYAN VE ANLAMAYANLAR ARASINDAKİ ÜLKE

Dr.İhsan Çetin

Erken yaşlarımızda bizlere (muhtemelen şimdikilere de), karar vermeden önce, yaşamın her alanında “fayda-maliyet” hesabı yapılması gerektiği öğretilmiyordu. Ancak, ben belki genlerim ve veya güdüyle, yaşdaşlarımdan farklı olarak, kendimi bildiğimden bu yana, her zaman eylemlerim ile sonuçlarının ilişkisini kurmaya çalıştım; yani kendimce fayda-maliyet analizi yaptım. Sorunları anlamaya, doğru değerlendirmeler yapmaya özen gösterdim. Sorunları anla-makla yetinmedim, uygulanabilir çözümler üretmeye de gayret ettim.

Şimdi, yaşımın ve yaşadıklarımın katkısıyla geçmişi, bu günü daha iyi anlıyorum ve geleceği öngörebiliyorum. Ancak, en birikimli olduğum yaşımda, ilk kez, bir sorun yaşı-yorum ve çözüm üretemiyorum:

Ülkemdeki cehalet, dinleyenlerine sizler aptalsınız diye haykıran ilkel demagoji, haddini aşan kabadayılık, hamaset, hukuksuzluk, izansızlık, dalkavukluk, avantacılık, muhalefetsizlik aynı zamanda küresel, bölgesel, ülkesel konjonktürü anlayamama neden olmakta ve sonuç olarak, böyle giderse, ülkenin şiddetle duvara toslayıp parçalanması kaçınılmaz görünüyor.

Ülkemin Cumhurbaşkanı “ben artık fiili Başkanım” diyerek, yasalara uymayacağını ilan ediyorsa, Merkez Bankasını ve Başkanını dünyaya şikayet ediyorsa ve toplum topyekün dehşete düşmüyorsa durum, benim uygulanabilir öneri üretme becerimi aşıyor.

Yazımın bütünlüğünü bozma pahasına da olsa, birkaç konuya daha değinmek için, burada uzunca bir parantez açma gereğini duydum: Türkiye’deki seçmen yapısı, Sn. Erdoğan’ın kişiliğiyle uyum sağlayan partisinin seçim stratejisi ve taktikleri, muhalefetin yetersizliği-hepsi birden-AKP’nin devamlı seçim kazanması için uygun koşulları sağlamıştır. Girdiği her seçim için Sn. Erdoğan bir oyun planı kurmuş ve bu oyun ile de muhalefet partilerine rol dağıtmıştır. Muhalefet partileri de kendilerine biçilen rolde “başarılı” olagelmişlerdir.

Sonuç olarak; Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu girdabın sorumlusu, sadece Sn. Erdoğan’ın “başarısı” değil, aynı zamanda, muhalefet partilerin de kendilerine biçilen rolü istenildiği gibi oynamasıdır.

Kanımca, halkımızın çoğunlunun henüz tam olarak farkında olmadığı bir hususa yer vermeden geçemeyeceğim. O da tarihimizde Cumhuriyetle başlayan bir dönemin bittiğinin ve yeni bir tarih yazılmaya başlanıldığının farkına varılmamasıdır. 24 Kasım 2015’de hava sahamızı 17 saniye ihlal eden Rus uçağı düşürülmüş; pilot öldürülmüştür. O günden itibaren tarihimizde yeni bir sayfa açılmıştır.

(Yukarıda özet olarak değindiğim hususların hepsi açıklanmaya ve tartışılmaya muhtaçtır.)

Yıllar önce bir yazımda, “Bana göre insan davranışlarını daha doğru anlayıp yorumlayabilmek için, insanı bilinen sınıflandırmalar yerine anlamayankar ve anlayanlar olarak ikiye ayırmak, tahlilleri daha kolaylaştırıcı bir tasnif olabilir.” demiştim. Bu düşünceme, şimdi bir ilave daha yapmak istiyorum. Dünya’da Çözüm Üretenler ligleri var; şimdi ben Çözüm Üretmeyenler ligine düştüm.

Bu çaresizliğimin nedeni şu... Çözüm üretme konumunda olanlar ANLAMAYANLAR dan oluşuyor; çözüm yerine sorun üretiyorlar. Üretilen sorunların kangrene dönüşmesine sebep oluyorlar.

Bir ülke için olabilecek belkide en kötü senaryolar: Toplumsal ayrışma ve kutuplaşma, sorgulayamama, eleştirisizlik, önerisizlik, hukuksuzluk ve biattır. Böyle bir toplum nefes alamaz ve ülke boğulur.

Aklın akılcılığının kalmadığı bir ortamda akılcı öneriler anlamını yitirir. Baktığım yerden görünen ise: Utanıyorum !

Herşeye rağmen, bir yararı olur umuduyla, bana da, aşağıdaki yazıyı kaleme almak kaldı.

İNSAN ve KANSER HÜCRESİ

Uzun zamandır düşündüklerimi, bir yerlere bölük-pörçük yazdıklarımı, kağıt üzerinde ve toplu halde görmek istedim.Tüm okuduklarımdan, gözlemlerimden, yaşadıklarımdan ve düşündüklerimden bir harmanlama yapmaya çalıştım.

Şu görüşümle başlamak istiyorum: Ben de sonsuz olan evrenin başlangıcının olmadığını, dolayısıyla bitmeyeceğini varsayanlardanım; “evren hep oldu.” Evreni evrenden başka ne doğurabilir di ? Evren ölünce evrenden başka nereye kaybolabilir ki ? ( Beni affet, Stephen Hawking )

Ben, evrende sonsuz zeka, akıl, bilgi, adalet, ve denge’nin varlığına inanıyorum.

Başlamamış ve bitmeyecek olan evrenin içinde biten ve bitecek olan içiçe sayısız sistemler bulunuyor. Bunlardan biri de güneş sistemimiz. Evrenin içinde sayısız galaksiler var. Her bir galaksi de, bizim güneş sistemimiz gibi, sayısız sistemler barındırıyor. İçiçe sayısız sistemlerden birisi olan, dünyamızı ilgilendiren, bence, hayati bir konu hakkında ki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Yerküreyi oluşturan hücrelerden biri olan insan, bir mutasyon (değişinim) sonucu oluşmuştur: Bu oluşum ya mutasyonla birlikte, ya da sonradan kanser hücresine dönüşmüştür. Diğer hücrelerden farklı olarak insan, yer küredeki bütün sağlıklı hücreleri etkilemekte ve tüketmektedir. Yani, kanser hücresi tipik davranışını, yok ederek göstermektedir.

Sözlük tanımına göre, diğer canlılardan farklı olan insan, öteki canlılara göre gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, dil kullanma kabiliyetine sahiptir; araç-gereç yapma gibi bir yeteneği vardır. Yine bu tanıma göre, tüm varlıklardan daha zeki ve akıllıdır. Bana göre ise, kanser hücresi olan insan, diğer canlılardan daha fazla tahribat yapmaktadır. Şöyle ki; sürekli geliştirdiği yaratıcılığı nedeniyle, ihtiyacından daha çok üretebildiği ve tükettiği için, yerküre kaynaklarının, kendi payına düşeninden daha fazlasını yok ediyor.

Kanser hücrelerinin de (insanın) iyi huyluları, kötü huylu ve saldırgan olanları var. Her insan bir kanser hücresi olduğu için, insan sayısı kadar kanser var. Ayrıca, toplumlarda ki grupların - partiler, spor kulübleri, ideolojik gruplar vb-dav- ranışları ile kanser hücrelerinin davranışlarının benzer özellikler taşıdığını zannediyorum.

Bir ağaç dalından, ihtiyaç yokken koparılan yaprak, israf edilen bir yaprak kağıt, ağaca yapılan zulümdür ! Bu zulmü yapan insandır.

Sonuç: Uzun zamandır dünyada yaşanılagelen olgu ve olayları, yukarıdaki tezime dayanarak, analitik bir bakışla değerlendiriyorum. Yaşanılanları, yaşanılmakta olanları ve yaşanacakları yerli yerine daha sağlam olarak oturtabiliyorum. Toplumsal konuları, kişisel ilişkileri daha güvenilir bir şekilde açıklayabiliyorum. Nedenler ile semptomlar arasında kurduğum ilişkiler netleştiği için, teşhisler de daha netleşiyor; yani, insanın yerkürenin kanser hücresi olduğunun farkına vardığımdan bu yana birçok konuda, düşüncelerim daha da berraklaştı.

Ülkemizde karşı devrimin tabanı zaten hep oldu. Kaldı ki, dış güçlerin “Karşı Devrim” taraftarlarıyla herhangi bir sorunları olmadı, hatta onları desteklediler. Tahminim o ki, tarih Türkiye’deki “Karşı Devrim” sürecinin, 24 Kasım 2015’de 17 saniyede sonlanmış olduğunu yazacaktır.

Tespitlerim;

-Yeni düya düzeni ve dengeleri, bu coğrafyada konumlanmış olan Türkiye boyutunda bir ülkenin artık akılcılıkla yönetilmesini zorunlu kılıyor.
-
Türkiye, kendi iç dinamikleriyle akılcılığa geçemiyor.
-İç ve dış güçler birlikte olup Türkiye’yi tekrar akılcılık rayına oturtacaklardır.
Umal
ım ki bu geçiş kısa sürsün ve çekilecek acılar
taşına-bilir olsun.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail