Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 46 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır



MEDYA'NIN SEFALETİ YA DA SEFALETİN MEDYASI

Ali Nejat Ölçen

Basınımızda, 4 Kasımda seçim sonuçlarına nasıl bakıldı, nasıl yorumlandı ve AKP'ye yaklaşımda ne tür değişiklik oldu sorusu, gerçekten, basınımızın niteliğinin ibret verici belgelerini ortaya çıkarıyor. Seçim öncesi eleştiri sağanağına tutulan Adalet ve Kalkınma Partisi ve kovuşturmaya uğrayan kimi üyeleri bir çırpıda AK'lanmış , ve MEDYA'nın siyasetin baş köşesine "selam-ün aleyküm" demeden bağdaş kurup oturmuştur.

Yazılı basının ve kimi ünlü köşe yazarlarının, seçimin hemen ilk gün,durumu nasıl yorumladıklarını ve daha sonra AKP iktidarına ve özellikle partinin genel başkanı ve fakat gerisinde soruşturma dosyaları olan R.T.Erdoğan'a nasıl baktıklarını saptamaya gereksinme duyduk. Yaptığımız bu saptamaların bugün olmasa bile gelecekte, yazılı basınımızın yapısını ve niteliğini ortaya çıkaran belge niteliğini taşıyacağını sanıyoruz.

Aşağıya aktardığımız alıntılar, yazılı basınımızın oynak ve kaygan bir zeminde olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Dilin kemiği yoktur sözünün yanına "kalemin kemiği yoktur" sözünü eklemek gerekecek. Basından aşağıya aktaracağımız alıntıların tümü bir arada ele alındığında, ülkenin neden çıkmaz sokakta bocaladığı daha iyi anlaşılıyor.

Oysa basın, topluma olayların ve olguların gerçek yüzünü yansıtmalı, dördüncü erk (güç) olarak, siyasal iktidarların yanaşması değil tersine denetleyicisi olmalıdır. Fakat ne yazık ki, tekelci büyük sermayenin egemenliği altında adını MEDYAolarak değiştiren bu güç, bugünlerde toplumsal işlevinden sıyrılmış gibidir.

Özellikle yazılı basın, titiz olmak, toplumu yanıltmaktan kaçınmak ve haber verirken gerçeklikten uzaklaşmamak zorundadır. Bir kaç köşe yazarı da olmasa, bugünkü yazılı basını, "Mütareke" yıllarındakinden ayırt etmek güçleşecektir.

Önce, 3 Kasım seçim sonuçlarının nasıl yansıtıldığına ilişkin örnekleri sıralayacak ve sonra da kimi köşe yazarlarından alıntılar sunacağız ve en sonda da okuyucularımız, Kofi Annan'ın Kıbrıs önerisini köşe yazarlarımızın (kalemşörlerin) nasıl yorumladığını görecektir.

I. Basında 4 Kasım.

1.Cumhuriyet: Demokrasiye Baraj.
CHP, 3.5 yıl sonra Mecliste. Bülent Ecevit: İntihar ettik. ANAP eridi. AKP, tek başına iktidar.

2.Hürriyet: Sosyal patlama Sandıkta.
Erdoğan liderliğindeki AKP, tek başına iktidar oldu. Meclise sadece iki parti, AKPve CHPgirdi.
Meclisin tüm eski partileri silindi, Ecevit, Çiller, Yılmaz ve Bahçeli, milletvekili seçilemedi. Türkiye,'yeyıllarca irtica kabusu yaşatan Erbakan ve "kadayıf" dönemi tamamen kapandı. Etnik esasa dayalı siyaset yapan DEHAPve aşırı vaatlerde bulunan GParadığını bulamadı.

3.Milliyet:Kırmızı Kart.
Halk, seçimde yeni yüzler aradığını ortaya koydu. DSP, ANAP, MHP, DYP, SP'yisandığa gömdü. % 45 oy Meclise yansımadı.

4.Vatan:Sandıktan Öfke Çıktı.
Yoksulluk, yolsuzluk, adaletsizlik ve televizyondaki magazin çılgınlığı AKP'yi tek başına iktidara getirdi.

5.Akşam:Tek Başına.
Türk demokrasisi, çift parti dönemine geçti. Erdoğan'ın engeline rağmen ezip geçen AKParti tek başına iktidar.(Bu gazete AKP'yi ilk kez AKParti olarak nitelemektedir).

6.Evrensel:Genel seçimi AKPkazandı.
İki partili Meclis. Seçimde engellemeler yaşandı.

7.Milli Gazete:Millet 5 yıldır kendisine zulmeden iktidar partilerini gömdü.
Öfke patladı.

İlk sayfada büyük puntolarla verilen bu haberlerin tümü bir arada gerçeğin sadece bir köşesini yansıtıyor ve hiç biri ayrı ayrı gerçeğin ne olduğunu ortaya koymuyor. Oysa böylesi bir günde, gazetenin ilk sayfasında yer alan haberler daha özenli biçimde daha sorumlu kişilerce hazırlanmalıydı.

II.Köşe Yazarları

1.Cumhuriyet.

Mustafa Balbay: Oylar "Ak" ıntıya kapıldı.
Merkez sağ, irdelemelerini yaparken en çok şu tümceyi kullandı: Biri birilerine tutunarak düşüyorlar. Aynen böyle oldu.
Sağ açısından durum böyle ama solda parlak görüntü yok. CHP'nin ikinci parti olmasına karşın, sol oylar, tarihin en düşük düzeyine indi. Sağ gibi sol da ağır bir yenilgiye uğradı.

Bundan sonra ne olur, AKP'nin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hukukla uğraşmaya devam eder. Mecliste kendisini kurtaracak yasaları çıkarmak kolay.

Cüneyt Arcayürak:
Özal'ın iktidarda kalmak için yaptığı gibi, partisinin seçim yitirmesini önleyecek düzenlemeler yapmazsa; AKP, gerçek yüzü sırıtmaya başladıktan sonraki ilk seçimde tek başına iktidara veda edebilir.

Oral Çalışlar:Sistem karşıtı sağ tercih.
Yurttaşın büyük ölçüde tepki oyu verdiğini söyleyebiliriz. Bir bakıma 20-30 yıldır yaşamımıza yön veren siyasetçilerden bir anlamda kurtulmayı amaçladıkları belli oldu.. Seçim kampanyasının başlamasından bu yana, düzenin bütün güçleri Tayyip Erdoğan'ı hedef alan bir kampanya yürüttüler. Halk üzerinde bu yolla bir korku ve çekingenlik yaratacaklarını sandılar. Bu sonuçlar, bu türden anlamsız propaganda ve yıldırma girişimlerinin yurttaştan destek görmediğini ve tepki yaratarak tam tersi sonuçlara yol açtığını gözler önüne serdi..
12 Eylülle başlayan süreç bir kırılmaya uğradı.

2.Hürriyet.

Oktay Ekşi:
Siyasi deprem. Türkiye'yi, son üç buçuk yıldır yöneten 57 nci Hükümet ve onun ortağı DSP, MHPve ANAP, ülkeye çok ve büyük hizmetler yaptılar. Ama bu hizmetler popülist

türden değildi. Bazılarına göre son 10 senedir hazinesi mahvedilen, bankaları soyulan, kazanmadan harcamayı, üretmeden tüketmeyi marifet sayan Türkiye'nin faturasını bu Hükümet ödedi. Çünkü, onlar da pek çok insanımızın canını yakma pahasına doğru politikalar izlediler.
Bu tür politikaları izleyen partiler ancak o politikalar meyve verince seçime giderler. Aksini yapmak en hafif deyimiyle şaşkınlıktır. MHPile ANAPbu hatayı yaptılar.

Tufan Türenç: İktidarın intiharı.
Gazeteye geldiğimde bazı arkadaşlar durumu nasıl gördüğümü sorduğunda yanıtım "berbat" oldu. Ben, tablonun üç aşağı beş yukarı böyle çıkacağını Temmuzda nabız yoklaması niçin gittiğim Kocaeli ve Sakarya'da görmüştüm. Halkın ekonomik kriz nedeniyle, bunun sorumlusu olarak iktidar partilerini gördüğü hemen anlaşılıyordu..Türkiye'yi kritik günler bekliyor, hem içerde, hem dışarda.

Fatih Altaylı:Bu seçim seçim sayılmaz.
Çünkü benim açımdan bu seçimde "yeni" olan hiçbir şey yok. Değişmiş gibi yapanlar, değiştiğini söyleyenler, değişmediğini bildiklerimiz, Türkiye'yi yönetemeyenler, yönetmeyenler, soyanlar, soğana çevirenler, soyguna aracılık edenler, bay ve bayan şaibeler..hepsi hala ortalıkta.

Cüneyt Ünver:
Batıda herkes İslam ve liberal demokrasinin muhtemel evliliğini merakla bekliyor. Bazı Türk büyüklerinin tersine, Batının bu seçimde şeriat korkusu yok. Onlar, yeni bir döneme yeni hükümetin nasıl uyum göstereceğini merak ediyor.Bu seçimin sonuçları, Türk medyasında büyük çalkantılar yaratacak. Yeni hükümet hakkında Türkiye'yi en çok korkutan aydınlar en geç 6 ay içinde yeni hükümetin yanında yer alacaklar. Eski düzene -işbirlikçi kapitalizme- en çok kızanlar yeni hükümetin en fazla 6 ay içinde en gayretli savunucuları olacaklar. Seçim öncesi muhtemel hükümetten ödün koparan iş adamları en geç bir hafta sonra yeni hükümete bağlılıklarını bildirecekler.

3.Milliyet.

Mehmet Y.Yılmaz.
Bu, Türkiye için bir şanstır. Böylece koalisyon döneminin sonuna gelmiş oluyoruz. Artık iktidarda bir siyasi parti olacak, programı belli olacak, parti disiplini sayesinde bu programı hangi mazeretin arkasına saklanmasına gerek kalmadan uygulama olanağı bulacak..Dilerim AKPbu şansı iyi kullanabilir.
Bazı kişilere ve özellikle CHPyönetimine, ikinci parti olarak çıkması bir başarı gibi gelebilir. Ancak kişisel görüşüm bunun başarı olmayacağı yolunda.

Güner Civaoğlu:Demokrasinin dili, sandık.
AKP'nin büyük fark attığı CHPde "iki el bir baş için" deyip düşünmeli. CHP'nin kurucusu Atatürk'ün kemikleri sızlamıştır...Pazar ekonomisinin yozlaşarak vahşi pazar ekonomisine dönüşüne..Yolsuzluklarla, hortumlarla kirlenince. Orta direk çökünce. Toplumun merkez partilerden uçlara savrulması sürpriz mi? Kaybedecek neleri kaldı...Ama toplumun neredeyse yarıya yakının oyları Meclise yansımadı. Bu durum meşruiyet tartışmasına değilse de, seçimin adalet ilkesi bağlamında tartışılmasını başlatabilir. Bu tartışmalarda bile sağduyulu olmalıyız.

Taha Akyol: AKP'nin ateşle imtihanı.

Sosyolojik sebep ise, Türkiye nüfusunun büyük bölümünü oluşturan ve manen mağdur muhafazakar orta ve alt grup sınıflarla bu partinin duygudaşlık kurabilmesidir.

4.Akşam.

Mehmet Barlas:Taç giyen baş akıllanmak zorunda.
Tayyip Erdoğan'ın her davranışı her cümlesi "Devlet Ağırlığı"taşıyacak. Artık kavga, kamplaşma, öfke ve benzeri şeyler Erdoğan için mümkün değil. Aynı şekilde Devlet de, Tayip Erdoğan'a ve AKP'ye farklı yaklaşmak durumunda. Ülkenin seçim kazanmış en büyük üstelik farklı büyük partisini ve onun liderini de "Yargı" da eskisinden farklı değerlendirecek..

Deniz Gökçe: İhtiras Tranvayına yeni vatman.

Nazım Kanat:Eşek olmamak için oy atmadım.
Karım ve çocuklarım sorumluluktan kaçıyorsun. Hayır dedim. Ben sorumlu olmak istemiyorum. ..En ruhsuz seçim bugün.

Osman Tanburacı:Ampul yandı, inşallah elektrikler kesilmez.

5.Vatan.

Güngör Mengi.
Türkiye seçimini yaptı; intikam kılıcı gibi kullandığı AKP'yi tek başına iktidara getirdi. Düzen partileri bunu görmeyerek, erken seçimi önlemeyerek, hiç değilse barajı yüzde 5'e indirmeyerek, uğradıkları felaketi hak ettiler. Peki eski düzeni yıkıp yenisini kurarken, halk niçin, kadrosu ve programıyla daha güvenilir olan CHP'yi değil de, lideri yasaklı, başbakan adayı bile belli olmayan bir buçuk yıllık bir partiyi tek başına iktidara getirdi. Cünkü o zaman statükoya olan itirazını tam ifade edemeyecekti.
Meşruiyet sorunu..Toplumun yarısına yakının oyları Meclise yansımamıştır.

Ruhsat Mengi:Öfke baldan tatlıymış.

Meşruiyet tartışmalarının, seçim sistemi ve barajın düşürülmesi gibi konuların da kısa sürede gündeme gireceğini sanıyorum. İki turlu seçimin önemi bir kez daha görüldü.

Oktay Gönensin:Büyük temizlik.

6.Evrensel (Seçime ilişkin makale yok)

7.Milli Gazete (Seçime ilişkin makale yok)

***

3 Kasım öncesi MEDYA'nın yerin dibine batırdığı AKP'yi 4 Kasım sonrası göklere çıkarması, ünlü köşe yazarlarının ve TV programcılarının, AKPve onların önde gelen üyelerine övgüler düzmesi, bize "Felsefenin Sefaleti" tanımına karşı "Sefaletin Felsefesi" yanıtını anımsatıyor. Sermayenin egemenliği altına girmiş olan yazılı basın, MEDYA'laştıktan sonra, toplumu belli bir doğrultuda yönlendirmeyi amaç alarak, asıl işlevini yitirmeye başlamıştır. 2002 yılı sona ererken, bunun en ilgi çekici ve yanlış örneklerine, AKP'yi seçimden önce birinci parti olarak açıklamasında, seçim sonrası AKPmerkezli övgüsel yayınlarda ve en son olarak ta Kofi Annanın Kıbrıs projesine tepki gösterenlere yönelik eleştirilerde görüyoruz. İlk günü alkışlanan Kofi Annan belgesinin ne denli yanlı olduğu ortaya çıkınca, durumu düzeltmek için nasıl viraj alacaklarını ünlü köşe yazarları bile, bilemez oldular.

Şimdi en çok okunan Hürriyet ve Milliyet gazetelerindeki yayınları birlikte gözden geçirelim.

.a.Hürriyetteki Yayınlar.

5 Kasım:
-11 nci sayfada bu gazete "AKPçok güçlü geldi, piyasa umutla oynadı" başlığının yanı sıra bu parti için AK Parti deyimini ilk kez seçimin hemen ertesi günü Akşam ve Hürriyet gazeteleri kullandı. (Daha sonra Cünet Ülsever de köşe yazısında "AKParti" deyimini kullanmaktadır. ( 11 Kasım,s.22)
19 ncu sayfada Kemal dervişin demeci: Sandıktan istikrarlı ve uyumlu bir iktidar çıktı.
Fatih Altaylının köşe yazısında: AKPiktidarının Türkiye açısından "sıkıntı olmayacağını" bağırdık.

6 Kasım:
Piyasalarda tek parti coşkusu. Faizler düşüyor piyasalar gülüyor. Rus zırvası:Bira satılacak mı?

Ege Cansen:Önümüzdeki on yıla Erdoğan damga vuracak... Bu seçimler, iş başına yeni bir siyasi önderi ve dolayısıyla onun partisini getirdi. Şüphe yok ki bu seçimlerin "hero" su yani kahramanı Recep Tayyip Erdoğandır. (ve yazı şu tümceyle sonlanıyor: Önümüzdeki on yılın adı Erdoğan dönemi olacağa benziyor. Kim bilir? İyisi mi, kendimizi buna alıştıralım.
Ve 9 uncu sayfada büyük puntolarla: Tek parti büyütüyor.
(Ekonomik büyüme kasıtlanıyor olmalı).
11 nci sayfayı boydan boya kaplayan haber ve yorum yazısı: Piyasada tek parti keyfi.
16 ncı sayfada büyük puntolarla: Müslüman demokrat tartışmasını sevdiler

8 Kasım.
18 nci sayfada büyük puntolarla R.T.Erdoğanın bir demecine ilişkin başlık: Dinci olmadığımızı en iyi ABD bilir.

9 Kasım.
Ertuğrul Özkök,makalesinde: AKP'ye oy veren insan profili (bu profili nasıl çıkardı bilinemez) bu kadar renkli ve çeşitli olursa, onun seçim zaferine sevinen insan profili de o kadar renkli ve çeşitli olur. Zaten bunların toplamı da Türkiye değil midir.

13 Kasım:
Cüneyt Ülseverin köşe yazısı: Benim bugün AKP'yi oluşturan kişiler hakkındaki bir kanaatimi insanlarla paylaşma amacım var. İlk olarak üç konuda çok dikkatli olacaklarını düşünüyorum:
1.Herkese aynı mesafede durmak
2.Şeffaf olmak.3.Yargıyı siyasetten bağımsız kılmak.

15 Kasım:
İlk sayfada büyük puntolar: En sevilen lider Tayyip. Genel seçmem kitlesine göre en beğenilen lider Erdoğan.Yılmaz Esmer imzasıyla tam sayfayı dolduran yazıda, bu sonuca nasıl ve ne tür bir araştırmayla ulaşıldığı belirtilmemekte fakat, parti genel başkanlarının sevilme ya da beğenilme notları sıralanmaktadır.:

21 Kasım.

Fatih Altaylı'nın köşe yazısından:
Erdoğanın vücut dili.Erdoğanın dış politikada ne kadar rahatsız ediciyse, kullandığı vücut dili o kadar memnunluk verici. Berlusconi ile yaptığı konuşmada. muhatabı bacak bacak üstüne atıyor, Erdoğan da bacak bacak üstüne atıyor. Muhatabı koltukta kaykılıyor, Erdoğan kaykılıyor. Henüz bunları rahatlık içinde yapamıyor ama, eşitiz mesajını veriyor. (Bacak hareketiyle eşitlik sağlanacağın daı böylece öğrenmiş oluyoruz).

b.Milliyet.

6 Kasım:

İlk sayfada alt başlık: Milli görüş ılımlı ve batıcı.

Meral Tamerin köşe yazısında başlık: Dış dünya AKP'nin İslamcı parti olmadığına bizlerden önce ikna olursa ayıp olmaz mı?..Kulaklarınızı temizleyin ya da ne bileyim ben, bir işitme cihazı takın ki AKP'li yetkililerin ne söylediklerini duyabilesiniz.

11 nci sayfada başlık: Tayyip Bonosu. Hazine ihalelerinde toplam 5 katrilyon 885 trilyon liralık teklif geldi.

Ece Temelkuran'ın "I love Mazlums "başlıklı yazısından:

Bu kez gelenler ne düpedüz "gerici" ne düpe düz" faşist". Herhangi bir sağ iktidardan daha kötü olmayacaklarını düşünmekteyiz.

Taha Akyol'un köşe yazısından: Tayyip Erdoğan tam bir muhafazakar demokrat tablosu sergiliyor, takiyye suçlamalarının saçmalığını gösteriyor.

7 nci sayfada başlık: Nereden buldun diye kimseye sorulmayacak.
Alt başlık: Ceza ve faizler silinecek.
% 2 ceza ödeyen dövizini getirecek.

Sayfa 9'da Serpil Yılmaz'ın köşer yazısından: AKP, seçimlerden sonra sergilediği birlikte yönetim anlayışının devamı olarak iş ve akademik çevrelerden Akil Adamlar Danışma Kurulu da oluşturacak.

8 Kasım.
Sayfa 7'de başlık:Görünüm düzeldi, piyasalar coştu.
Dolar son dört ayın en düşüğünü gördü.
Hurşit Güneşin köşe yazısında başlık: Piyasalar AKP'yi sevdi ya IMF?.
Sayfa 16. 15 bin km. duble yol.

10 Kasım.
İlk sayfada büyük puntolarla:
İşte formül. Baykalın "başbakanlık" formülü: Önce 76'ncı maddeyi değiştirelim. Sonra hemen ara seçim yapalım; Erdoğan seçilsin, başbakan olsun.

12 Kasım: Sayfa 9'da ara başlık: AKP kazandı para gelmeye başladı.

***

Önümüzdeki aylarda bu alıntıları da aşan övgülerle karşılaşılması olasıdır. Sefaletin MEDYASI, büyük sermayenin egemenliği altında, hangi parti iktidara gelirse, onun türküsünü söylemek zorundadır. MEDYA'nın bir halk hizmeti olduğunu umursamaksızın, ünlü köşe yazarları da bu yolun yolcusu oldular.

Bu alıntılar arasında üzerinde duracağımız iki önemli nokta var. Bunlardan birinin AKP'nin AKParti olarak nitelenmesi. Ve ötekisini de Akşam gazetesinde Mehmet Barlas'ın "Ülkenin seçim kazanmış en büyük, üstelik farklı büyük partisini ve onun liderini "Yargı" da eskisinden farklı değerlendirecek" sözleridir. Bu iki düşün biçimi tartışmaya açık olmayacak biçimde, yanlış, yanlış olduğu kadar da sakıncalıdır. Çünkü, AKP'yi basının AK'lama yetkisi yoktur ve bu partinin genel başkanı yargı önüne çıkması gereken kişidir ve hakkındaki dava dosyalarında yargı henüz kararını vermiş değildir vee kendisi şu an "zanlı" dır.

Mehmet Barlasın düşüncesine gelince, bağımsız yargı karşısında kim hangi düzeyde olursa olsun, ayrıcalıklı işleme mazhar olamaz. Yargı,, okuma yazma bilmeyen bir çobana yasalar içinde nasıl davranıyorsa, bir partinin genel başkanına da, seçimi nasıl kazanırsa kazansın, farklı davranamaz. Ayrıca, seçimi kazanmış bir parti, "büyük, ötekilerden büyük" sözleriyle nitelenemez. İnsan hakları, bağlamında ve demokrasinin çerçevesi içinde, hukuk devleti bireylerin statüsüne göre farklı davranma yetkisine sahip değildir . Hukuk devletinde tüm bireyler yasalar önünde ayrıcalıksız eşittirler.

Hukuk, partilerin aldıkları oy oranına göre hükümleri değişebilen bir sistemi yadsır. Hukuk, eşit, adil ve ayrıcalıksız olabildiği ölçüde hukuktur.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail