Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 111 Geri Tavsiye Et Yazdır

CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİLİM VE EĞİTİM ATLIMLATI
Prof.Dr.Coşkun Özdemir

CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİLİM VE EĞİTİM ATILIMLARI

Prof. Dr. Coşkun Özdemir

Cumhuriyet kurucusu büyük önder Atatürk kurtuluş savaşının başarı ile sonuçlanmasının hemen ardından çağdaş bir ülkenin kuruluşu için “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” İlkesini açıklamıştı, Ünlü NUTKUNDA:

“ Efendiler, bu beyanatımla milli hayatı son bulmuş farz edilen büyük bir milletin istiklali nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve modern bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.” demişti.

Gerçek şu ki Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’da gerçek-leşen bilimsel devrimin dışında kalmıştır. Bilgi üretmek yerine sadece bilgiyi almak ve nakletmek yolunu seçmiştir. Bilimsel devrimin dışında kalmak bize en az 300 yıl kaybettirmiştir.

Copernicus, Kepler, Galileo, Descartes, Bacon, Newton gibi bilim adamlarının öncülük ettiği bilimsel devrim Aristo fiziğini, Ptolemaios astronomisini, Galenos ve İbni Sina tıbbını geride bırakıyor ve ortaya çıkan yeni öğretiler onların yerini alıyordu. Bilim tarihi dersleri veren Erdal İnönü’nün belirttiği gibi bilimsel devrimin bir özelliği ve siyasal devrimlerden önemli farkı yeni bilgi üretme yolunu açmasıdır. Araştırma ve yeni bilgi üretimi bu devrimin en önde gelen özelliğidir. Bilimsel devrimin çok önemli bir sonucu onun ardından aydınlanma çağının gelmiş olmasıdır. Aydınlanma çağını sanayi devrimi izlemiştir.

Evet, Osmanlı İmparatorluğu bilimdeki gelişmeleri izle-yemedi, belki de Copernicus’tan, Galileo’dan hiç haberdar değildi. Bu yüzden bilgiye ulaşma, bilgi üretme Osmanlı topraklarında yer almadı. Ordu güçlü idi, vuruyor ve zapt ediyordu. Ama 17. asırdan sonra bilginin, bilim üretimin yarattığı üstünlük batı dünyasında, Avrupa’nın eline geçti. Dünyanın geçici, asıl sonsuz yaşamın öteki dünyada olduğu inancı ve bunun süregelmesi yüzyıllarca kutsal kitabın sınırları dışına çıkılmasını önlemiştir. Doğaldır ki bilimsel gelişme ve ilerleme zamanla savaş gücünde de üstünlüğün yitirilmesine ve ordusuna güvenen Osmanlı’nın bu alanda da geriye düşmesine neden olmuştur.

Yurdumuza, Türkiye’ye bilim ve bilimsel düşünce ancak yüce Atatürk’ün önderliği ile gelişebildi.(Oysa Matbaa Osmanlıya 281 yıl gecikme ile ulaşmıştır )

Osmanlı’da modern bilim eğitiminin başlangıcı olarak Hendesehane (1735) ve ondan 40 yıl kadar sonra açılan Mühendishane-i Bahri-i Hümayun’un kuruluşu kabul edilir. 1795 de Mühendishane-i Berri-i Hümayun kuruldu Gelen-bevi İsmail efendi birincinin . Hüseyin Rıfkı Tamani ikinci okulun önemli isimleri arasında idiler.

Piri Reis, Rasathane kuran Takiyyüddin Efendi, Şemsettin İtaki ve Kâtip Çelebi bu tarihten önceki önemli isimler olarak anılırlar. Şanizade Ataullah Efendi ilk anatomi kitabını yazmıştır. Salih Zeki Bey ise 19. asırda modern matematiğin kitabını yazan ve eğitimini veren kişidir.

Bütün bunlar ve bunlara ekleyebileceğimiz saygı değer isimler bilimsel devrimin Osmanlı’ya gerektiği gibi yan-sımış olduğunu göstermekten elbette çok uzaktır. Osmanlı ordusuna ve maliyesine güveniyordu ve bu imparatorlukta dinsel kültür egemenliğini koruyordu.

Takiyyüddin Efendi’nin Tophane’de kurduğu rasathanenin “ Bunlar tanrının işine karışıyorlar ve o yükseklikte melek-lerin bacaklarını seyrediyorlar” gerekçesi ile ve bir kuyruklu yıldız kaymasının hayra alamet değil yorumlanması eşliğinde Şeyhülislamın fetvası ve Padişahın emri ile yıkılması olayı çok ünlüdür ve büyük bir anlam yüklüdür. Açık gerçek şu ki Osmanlı’da kişisel bazı girişimler olmakla birlikte hiçbir zaman bilimsel örgütlenme aşamasına geçilememişti

.827’de 14 Martta kurulan , Fransızca eğitim veren Tıphane-i Amire başlıca askeri cerrahlar yetiştirmeyi amaçlıyordu.
.867’de Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane kuruldu ve Türkçe eğitim başladı.
.869’da yayınlanan Nizamnameye göre İstanbul’da 3 yıllık Üniversite açılacaktı.
.
1870’de Darülfünun-i Osmanî açıldı.
.
Mektebi Mülkiyenin açılış tarihi de 1859 dur.
.
Darülfünun 1871’de kapatıldı. 3 yıl sonra yeniden açıldı.
.
1882-1890 yılları arasında kapalı kalan Darülfünun 1900’de tekrar açılmıştır.

Bu yıllarda medreselerde fen ve doğa bilimleri dersleri ya hiç okutulmuyor ya da 12 yüzyıl İslam dünyasındaki bilgilerle eğitim yapılıyordu. Osmanlı topraklarında bu yıllarda yabancı ülkelerin misyonerlerinin açtığı yüzlerce okul bulunuyordu. Maarif Vekili sadece kendi açtığı rüştiye, idadi ve sultanilerini yönetme yetkisine sahipti.

1912’de Darülfünun islahı sırasında Hukuk, Tıp, Fünun, Ulumi Şeriye ve Edebiyat fakülteleri bulunuyordu.

23 Nisan 1920’de Ankara Büyük Millet Meclisi açıldı. Büyük Atatürk henüz savaş süregelirken ve Sakarya zaferinden önce Ankara’da Maarif Kongresi toplamıştır ve bilindiği gibi orada kadın ve erkeklerin ayrı ayrı oturması karşısında, erkeklere dönüp “ siz kendinize mi yoksa bu hanımefendilere mi güvenemiyorsunuz” diyerek çok zarif ve anlamlı bir uyarı yapmıştır.

Mustafa Kemal savaş içinde bile eğitime büyük önem veriyordu. Kurtuluş savaşının ardından Cumhuriyet kuru-lunca eğitim sistemindeki dağınıklığı gidermek ilk hedefi oldu.

3 Mart 1924’de Tevhidi Tedrisat ( Öğretim birliği) yasası kabul edildi. Hilafetin kaldırılması da aynı tarihte olmuştur. Bununla birlikte Şeriye ve Evkaf Vekâleti de kaldırıldı. Ülkedeki bütün eğitim kurulumları Maarif Vekâletine bağlanarak medreseler, tekkeler, zaviyeler kapatıldı.

1927’de okullarda din dersi eğitimi kaldırıldı. 1928’de Anayasadan “Türkiye Cumhuriyeti’nin dini İslam’dır” maddesi kaldırıldı. 1925 sonlarında Avrupa takvim ve saat sistemi benimsendi. Yine 1928’de Latin harfleri kabul edildi. Bunu da bir günde halk okumaz yazmaz hale getirildi diye eleştirenler var.Gafletin derecesini görü-yor musunuz? Onlar o sırada acaba halk ne kadar okur yazardı diye sormuyorlar. Kurtuluş Savaşı başlarken % 10 altında kalan okuma yazma bilenlerin sayısını arttırmak için büyük eğitim hamleleri başlatıldı.

1928’de Millet Mekteplerinin açılması kararlaştırıldı. Gazi Mustafa Kemal ülkenin başöğretmeni olarak ilan edildi. Cumhuriyet hükümetleri eğitimi yaygınlaştırmak için bir taraftan öğretmen okulları ve ilk orta öğrenim kurumları açılmasını sağladı, öte yandan başarılı lise mezunlarını yurt dışına eğitim için yolladı. 1929—30 yıllarında 288 öğrenci yurt dışında eğitim alıyordu.1929’da 100 tane Millet Mektebi açıldı. 29- 36 yılları arasında 2,5 milyon kişi okuma yazma öğrenerek bu okullardan diploma almıştır. Daha sonraki yıllarda okuma yazma, aritmetik ve pratik bilgiler eğitimi yapabilecek eğitmenler yetiştirildi. Eğit-menli okul projesi hayata geçirildi. Cumhuriyet, eğitimi devletin aslî görevi saymış ve bu doğrultuda adımlar atmıştır. Akla, bilime dayanan aydınlanmacı bir eğitim başlıca hedef olmuştur. Aynı yıllarda teknolojik gelişmelere de önem verilmiş demiryollarını arttırmak için gösterilen çabalarla 1923 ile 1929 yılları arasında 1000 kilometrelik bir ilave yapılmıştı.1930 da demiryolları 10 bin km ye çıkarıldı . 1926’da radyo vericileri kurulmuştu.

Sağlık alanındaki gelişmeler de çok çarpıcıdır. Hasta yatakları yine 7 yıl içinde ( 1923- 1930 ) 6437’den 11398’e çıkarılmıştı. Sıtma savaşı, trahom, frengi, verem savaşları başarı ile yürütülmüştür. Bazı bölgelerde sıtmanın, salgın hastalıkların ve trahomun yaygınlığı nüfusun % 50’sini aşmakta idi. Cumhuriyetin inançlı kadroları hastalıklarla olduğu kadar hurafelerle, hastalık halinde doktora değil muskaya, şeyhlere başvurulmasına yol açan batıl inançlarla da mücadele etmek zorunda kalmışlardır.

1932’de Menemen olayını izleyerek Halkevleri kuruldu. Halkevleri müzik, kütüphane, folklor, tiyatro gibi çeşitli kolları ile halk için gerçek bir aydınlanma odağı görevi yaptılar. 17 nisan 1940’da kurulan köy enstitüleri de Mustafa Kemal ideallerine ve ilkelerine uygun büyük bir devrim sayılsa yeridir. Hasan Ali Yücel ile birlikte İsmail Hakkı Tonguç’u demokrasinin öncüleri olarak saymak yerinde olur. Bu okullarda köy çocukları çok yönlü bir eğitim görmekte bilimle, sanatla, folklorla, kültürle iç içe ve kucak kucağa yaşama sevinci içinde birikimli insanlar olarak yetişmekte idiler. Büyük yurtsever ve yazar Server Tanilli’nin “ Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz” adlı kitabında köy enstitülerine geniş bir yer ayırması ve bu okulları bir simge sayarak özlemle anması elbette boşuna değildir.

Mustafa Kemal 1924’de öğretmenlere hitaben “efendiler, dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fenin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir” demiştir.

1925 Eylül Tıp Kongresinde İsmet Paşa Cumhuriyeti,“İlmi- fennin riyazi düsturlarına ve alimlerin telkinlerine istinat eden bir devlet” olarak tarif etmiştir.

Evet, Cumhuriyet bilime dayanan eğitimi öngörüyordu. Cumhuriyet ile birlikte sultanilerin birinci devresine ortaokul, ikinci devresine lise denildi. 1930’lardan başla-yarak Mesleki Teknik Eğitim okulları, erkek ve kız sanat enstitüleri açıldı. Yüksek öğretimdeki gelişmeler: 1924’de Darülfünun-i Osmanî İstanbul Darülfünunu ismini aldı. Yazık ki bu yüksek okul devrimlere yeterli derecede uyum sağlayamıyordu.

1932’de Atatürk ünlü İsviçreli Prof. Malche’den bir rapor istedi. Bu rapor Darülfünun hakkında olumsuz hükümler içeriyordu. 1933’de 2232 sayılı yasa ile Darülfünun yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. Almanya’daki Hitler faşiz-minden kaçan ünlü profesörlerden eğitim almış olan benim kuşağım o ünlü bilim adamlarını özlemle anmaktadır. Bize hocalık eden Prof. Koswig, Prof. Winterstein, Prof. Schwartz, Prof. Frank, Heilbron, Zuber Broch, Haurowitz ve Hugo Braun’u burada saygı ile anıyorum.

1933 Üniversite Reformu modern, çağdaş eğitim doğrul-tusunda dev bir adımdır. Almanya’nın ünlü bilim insanları, Alman Faşizm’inden kaçarak Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınmışlardır ve İstanbul Üniversitesi’ine üstün bir kalite sağlamışlardır. Bugünkü bazı liberallerimiz ve soldan dönme aydınlarımızın bu nitelikteki bilim insanlarının Türkiye Cumhuriyetini seçmiş olmalarının anlamını gör-mezden gelmelerini anlamak zordur. İstanbul Üniversite’si bu önemli katkı ile dünyanın önde gelen Üniversitelerinden biri olmuştur. Büyük Atatürk’ün üniversitedeki yayın-ların kalitesini soruşturması ve bu yayınların ne oranda referans olarak gösterildiğini sorgulaması son derece ilginçtir ve bu benzersiz liderin bilime nasıl önem ve ön-celik verdiğinin ve onun ölçütlerinden ne kadar haberdar olduğunun bir kanıtıdır. İsmet İnönü’ün Einstein’e mektup yazarak onu Türkiye’ye davet ettiğini ve Einstein’nın bu daveti kendi adına kabul edemeyeceğini bildirerek, 40 kadar arkadaşının Türkiye’ye kabul edilmesini, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine bir mektupla başvurarak aracılık ettiğini, Cumhuriyet Gazetesi, Bilim Teknoloji ekinden öğrendik. Bunlar Türkiye Cumhuriyet’inin dünya görüşünün ve benimsediği felsefenin heyecan verici göstergeleridir. 1933 reformunun ardından 1935’de Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, 1943’de Ankara Fen Fakültesi, 1945’de Ankara Tıp Fakültesi açıldı.

Cumhuriyet döneminde eğitime egemen olan düşünce ve felsefe, dogmalardan arınmış akla ve bilime dayanan çağdaş aydınlanmacı bir eğitimdi ve bu gerçekleştiril-miştir. Politikacıların oy kaygısı ile yaptığı ihanet olma-sa idi, bugün bir bilim cumhuriyetinden söz edecektik.

Osmanlı döneminde medreselerde gerici bir eğitim süregeliyor ve özellikle yeniçeriler modern eğitime karşı çıkıyorlardı. Yine Atatürk’e kulak verecek olursak onun “Asıl düşman, memleketimin üstünü örten ortaçağ karan-lığıdır. Aklımızın süngüleri ile yurdumuzun üzerinden kaldırılacaktır dediğini duyarız. Ve büyük önder “ Ben size hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş fikir değil aklı ve bilimi miras bırakıyorum” diyerek Türk Milletine yaptığı vasiyeti ilan etmiştir.

Yazık ki ondan sonra Türkiye’nin yönetimini ele alanlar bu vasiyeti yerine getirememiş, bunu anlamamış ya da anlamazlıktan gelmişlerdir. 2. Dünya Savaşını dirayetli yönetimi ile kazasız atlatmamızı sağlayan Cumhurbaşkanı İnönü yazık ki gerici gelişmeleri ve karşı devrimin oluşumunu önlemekte yetersiz kalmıştır. Hasan Ali Yücel’in görevden uzaklaştırılarak onun yerine muhafaza-kar Reşat Şemsettin Sirer’in getirilmesi ve köy enstitülerini Demokrat Parti iktidarının kapatma kararına karşı çıkmamıştır. Köy Enstitüleri ile birlikte Halkevlerinin yok edilişi Türk devrimine ihanettir. Bunun yerine sayıları gittikçe arttırılan sözde modern din adamı yetiştirme amaçlı İmam Hatip okulları kurulmuştur. Kadınların imam olması mümkün olmadığı halde bu okullara kız öğrenciler de alınmış, Tevhidi Tedrisat ( öğretim birliği) bozulmuş ve eğitim iki başlı hale gelmiştir. İmam Hatip okullarında yetişen masum çocuklar çok defa bilim karşıtı görüş ve akımlara yandaşlık etmişlerdir. İmam Hatip okulları konusu ve onların yüksek eğitim okullarına girişi günümüzde halâ bir tartışma konusu olarak süregelmektedir. Bugün yine imam hatip eğitiminin önünü açacak 4+4+4 eğitim progra-mı tartışılıyor. Türkiye’de yönetimi ele geçirenler, çok hazindir, aydınlanmayı anlayamamış ve benimseyememiş-lerdir. Müslümanlığı da anlayamadılar ve doğru yorum-layamadılar. Yaşar Nuri bunu yazıları ve kitaplarında çok güzel anlatıyor. Müslümanlık hiçbir sağlam ahlâk, hukuk, kural ve geleneğin bulunmadığı bir yerde, bir ortamda ortaya çıkmıştı. İslam dini evrensel bir ahlak ve hukuk düzeni kurmayı amaçlıyordu. Bugün bazı çevrelerce yaşatılmaya çalışılan İslam Hukuku’nun büyük çoğun-luğunun kaynağı fıkıhtır ve fıkıh denilen şey onların kişisel görüşleridir.

1980 Askeri Darbesi, İslam-Türk sentezi gibi bir ucubenin yaratılmasında başrol oynamıştır. 1985 yılında okullarda Biyoloji, Ahlak ve Din Kültürü kitaplarına girmiştir. Laikliğe aykırı olduğu açıkça ortada olan ve hiçbir çağdaş ülkelerde görülmeyen bu uygulama 21. yüzyılda yurdumuzda bir eğitim politikası haline getirilmiştir. İktidardaki politikacılar bunun utancını ve ayıbını taşı-maktadırlar.

Amerikada Cumhurbaşkanı olarak görev yapmış olan Bush’un bir kökten dinci Evangelist olduğu içindir. Yaratılış teorisinin okullarda okutulmasına destek vermiştir.

Ancak ABD Ulusal Bilimler Akademisi yaratılış inancının evrim teorisi ile birlikte öğretilmesine karşı çıkmış ve şu bildiriyi yayınlamıştır.

“ Din ile bilim insan düşüncesinin iki ayrı ve birbirlerini dışlayan alanıdır. Bu yüzden aynı yerde ikisinin birlikte verilmeye çalışılması hem bilimsel teorinin hem de dinsel inancın yanlış anlaşılmasına yol açacaktır.”

Bir sempozyumda evrim teorisinin İran’da okutulduğunu öğrendim. Oysa Türkiye’de Darwin’e yasaklar getirilmektedir.

Üniversitede görev yapan bir ilahiyat profesörünün kadın-larla erkeklerin bir arada eğlenmesinin günah olduğunu belirtmesi, bir başkasının örtünmeyen kadınlar fuhuşu davet ederler söylemi, bir babanın kızına karşı şehvet duyguları taşıyabileceği fetvaları gericilikte nerelere ve hangi noktaya gelmiş olduğumuzu göstermektedir. Dünkü başbakan da kinine sahip çıkacak dindar bir gençlik yetiştirme hedefini ilan etmişti. Diyanet İşleri Başkanı deprem için bilim insanlarının fay kırılması açıklamasını yeterli bulmuyor ve “burada metafiziği ihmal ediyorlar Allahın sınavıdır bunlar” diye buyuruyor Gezi direnişi halktaki büyük uyanışı ve milyonların cumhuriyet devrimlerine sahip çıkışını destekliyordu. Buna karşı hemen gerekli önlemler alındı. Bu uyanış iktidarın dinci mezhepçi,antilaik politikaları ile bastırıldı..Biz aklın, bilimin ve aydınlan-manın er geç bu savaşı kazanacağına inanıyoruz.

KAYNAK:
.Server Tanilli. Nasıl Bir ülke İstiyoruz, Amaç Yayıncılık İstanbul 1988.
.Ural Akbulut,Tanzimat’tan Cumhuriyete Eğitim Türkiye Bilimler Akademisi Forumu 2000.
.
Erdal İnönü ,Bilimsel Devrim ve Stratejik Anlamı Türkiye Bilimler Akademisi Forum 2003.
.
V.Turcenko, Bilimsel Teknik Devrim ve Eğitimde Devrim. Konuk Yayınları 1979.
.
Nurettin Koç,Laik Eğitimden Şeriatçı Eğitime Berfi Yayınları 2006.
.Prof.Dr. Arslan Terzioğlu Cumhuriyet Dönemi Türk Tıbbına ve Tıp Eğitimine Kısa Bir Bakış,KGM İstanbul 2003.
.Bilim ve Eğitim Bilimsel Toplantı Serileri 2,ürkiye Bilimler Akademisi Yayınlar 2002.
.
Osman Bahadır, Cumhuriyetin İlk Bilim Dergileri ve Modernleşme,İzdüşüm Yayınlar 2001.
.
Osman Bahadır,Erken Cumhuriyet ve Bilim Tuba Yayınları.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail