Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 46 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


DOKUNULMAZLIĞA DOKUNMAK

Ali Nejat Ölçen

Eski deyimiyle Türkiye "ifrat-ü tefrit" ( iki zıtllık) arasında gidip gelmeyi sürdürmektedir. Bunun en sakıncalı örneğini, 62 Anayasasıyla devlet yönetilemez mantığını kabul eden yirmi yıl sonraki 82 Anayasasında görüyoruz.

62 Anayasasında 11 ci madde "temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamaz" hükmüyle insan haklarının korunması ve demokratikleşme sürecine ivme kazandırılması amaçlanmıştı. Bu hüküm, Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasasının ikinci maddesini anımsatıyordu. O maddeye göre Almanya yurttaşının onuru dokunulmazdır.

82 Anayasası, bu 11 nci maddeyi, kaldırmakla yetinmemiş üstelik, 17 nci maddenin ilk tümcesinde "herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı" aynı madde sonuna yerleştirlen bir hükümle yok edilmiştir. Şöyle:

.. bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fırka hükmü dışındadır.

Bu hüküm öylesine yanlış biçimde uygulanmaktadır ki, pek suçsuz kişi yaşama hakkını yitirmektedir. Motorlu araç içindeki kişi, güvenlik görevlisinin "dur" ihtarını duyamayacağı için, yaşamını yitirmesi riskiyle karşı karşıyadır..

Batının pek çok ülkesinde ve ABD'de, karşı tarafın silahla saldırısı durumunda, görevliye vurma yetkisi tanınmaktadır. Kaçan tutuklu ya da hükümlüyü güvenlik görevlisi vurarak öldürmek değil, tersine izleyerek yakalamakla görevliolmalıdır.

Anayasanın 17 nci maddesindeki "bir tutuklunun ya da hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir isyanın veya ayaklanmanın bastırılması...(hallerinde) yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasının cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri yaşama hakkını ortadan kaldırmakta ve silah kullanan görevli,yetkili merciin buyruğunu yerine getirdiği için de sorumlu olmamaktadır.

Pek çok kentimizin varoşlarında, güvenlik güçlerinin kolayca ve cana kıymadan etkisiz duruma getireceği suçluyu ya da zanlığı acımasızca öldürdüğüne tanık olmaktayız. Binayı kuşatan güvenlik güçleri, silahla karşılık verenleri, ölüme mahkum etmeden de etkisiz duruma getirebilir.

Kaçan bir yükümlüyü ya da tutukluyu öldürmek hiçbir zaman devletin hakkı olamaz. Devlet güvenlik güçlerini öylesine araç ve gereçlerle donatabilir ki, onların yaşamına son vermeden de yeniden özgürlüklerine tutukevinin duvarları içinde sınır getirmeli.. İnsanın en kutsal hakkının yaşamak olduğunu devletin ve onun güvenlik güçlerinin kabul etmesi gerekir.

Bunun dokunulmazlığa dokunmakla ne ilgisi var diye düşünen okuyucularımız olabilir. Çok yakından ilgisi olduğunu söylemek zorundayız. Çünkü dokunulmazlığa dokunmak sadece bir Anayasa sorunu değildir. Anayasada milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması sorunun çok ötesinde bu "erkler ayırımı" ilkesi konusudur. O nedenle dokunulmazlığı kaldırmaya hayır, fakat dokunmaya dokunmauya evet, diyoruz.

Erkler ayrılı ilkesini zedelememek koşuluyla ve ona bağlı yasalarda da gerekli değişiklikleri yaparak, rüşvet, yolsuzluk, ya da kırsızlık adam öldürme türünde yüz kızartıcı suçlar nedeniyle, yargı önüne çıkmaktan milletvekilini bağışıklı tutacak olanaklar ortadan kaldırılabilir. Parlamen-toda, yargı önüne çıkmaksızın, bu tür suçlardan hiçbir milletvekili, oylama sonucu kurtulmamalıdır. 1999-2002 dönemi Parlamentosunda bunun çok çirkin örneklerine tanık olunduğu için olaya tepkisel açıdan bakılarak yanlışlığına düşülmemelidir.

Güvenlik güçleri, suç işleyen bir milletvekilini derdest tutuklama yetkisine kavuşmuş olursa, yasama, yürütmenin denetimi altına sokulmuş olur.

Bir milletvekili iyi ya da kötü, suçlu ya da suçsuz, bunu ayır edecek merci yürütme erki olmamalı ve yürütme erkinden bağımsız olarak o milletvekilinin yargı önüne çıkması sağlanmalıdır. Nasıl?

Suç sabit oluncaya kadar her kişinin suçsuz sayılması ilkesi zedelenmemelidir. O nedenle, milletvekilinin suç işlediğine ilişkin delillerin ortaya çıkarılması, güvenlik güçlerinin değil, Cumhuriyet Savcılarının görevi olmalıdır.. Türkiye Sorunları kitap dizimizin 1 nci sayısında, 1975'de senatör seçilen ve daha önce 10 yıl süreyle Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Hayri Öner ile 1992'de çıkarılan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa (CMUK'a) ilişkin söyleşiyi yayımlamıştık. O söyleşide Hayri Öner sorumuza şu yanıtı vermişti:

4 Nisan 1929'da yürürlüğe giren o zamanki CMUK, hak ve hukuk denilen verilerin saptanıp sonuçlandırılması ve tahkikatın sağlıklı biçimde yürütülmesi yönünden, yer yüzünde benzeri olmayan çağdaş bir yasaydı. Tahkikatın iki temel unsuru öngörülmüştü o yasada: Cumhuriyet Savcısı ve Yargıç. Hukukun bu iki temel unsuru dışında, hiç kimse ifade alamaz, hazırlık tahkikatını yapamazdı. Yani "icra" ile "yargı" arasında tam bir ayırım vardı.

Zabıta makam ve memurları ancak, C. Savcısının yazılı izni ya da emriyle, C. Savcılığı adına tahkikat yapmakla görevlendirilirdi. Zamanla siyasal iktidarlar, bilerek ya da bilmeyerek adalet mekanizmasını ihtiyaca yeter sayıda savcı ile donatmayı ihmal eder oldu.

Jandarma ve Polis Nizamnamesine birer madde ekleyerek, güvenlik güçlerinin, sözde savcının izniyle tahkikat yapmasına olanak sağlayan çok yanlış, çok sakıncalı bir yönteme başvuruldu. CMUK'da 1992'de yapılan değişiklikle bu yanlış yöntemi yasal hale getirdi ve o niteliğiyle de bir hukuk cinayeti işlenmiş oldu.

CMUK'un en sakıncalı yanı, zabıta amir ve memurlarını, C. Savcısı ile art başı birlikte hatta C. Savcısından bağımsız, tahkikat unsuru haline getirmiş olmasıdır.

Milletvekili dokunulmazlığı kaldırıldığında 1992 'de çıkarılan CMUKla yetkili kılınan güvenlik güçlerinden 8 nci dereceden bir görevlinin bu tahkikatı nasıl yürüteceği bilinemez. yakasından tutularak otomobil içine güvenlik güçleri tarafından tıkılıp götürülen millet vekiline tanık olmuştur T.B.M.M.

Dokunulmazlığı kaldırma gereksinimi, demokrasinin işlerlik kazanması, parlamenter düzen içinde hukukun göz ardı edilmemesi, aşırı ayrıcalık olgusunun giderilmesi gibi nesnel gerekçelerden değil, tepkiden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Oysa Parlamento, her olaya etki-tepki açısından duygusal yaklaşmayı bir yana bırakıp, sorunu nesnel koşulların gereklerine göre çözmelidir. CHPgenel başkanı Deniz Baykalın " halk savcının önüne çıkmaktan nasıl korkmuyorsa, milletvekili de korkmamalıdır" sözünü yadırgıyoruz. Bu bir korku olayı olarak nitelenemez, yorumlanamaz. Kimi korkar, kimi korkmaz. Korku ayrı bir sorun ve fakat erkler ayrılığı bunun da üzerinde çok ciddi bir sorundur.

82 Anayasasına 62 Anayasasının 11 nci maddesindeki, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamaz hükmü yeniden konulmalıdır. 82 Anayasasının 17nci maddesinde silah kullanırken güvenlik güçlerinin ölümle sonuçlanacak eylemleri ciddi sınır koşullarına bağlanmalıdır, CMUK'da hazırlık soruşturması yeniden Cumhuriyet Savcılığının yetki ve sorumluluk alanı içine alınmalıdır. Bunlar yapılmadan, dokunulmazlığın kaldırılması, yasama organını yürütmenin denetimi altına alabilir. Özellikle 82 Anayasasında, konutu aramak, özgürlüklerin büyük bölümünü kısıtlamak türündeki yetkilerin kullanılmasını "yetkili merci"ye bırakmanın ne insan haklarıyla ve ne de demokrasiyle bağdaşır yanı olamaz.

"Yetkili merci"nin yetkisini ne denli hukuk dışı ve yanlış kullandığına ilişkin uygulamaları, bu yazıyı yazan Ali Nejat kadar çok fazla tanık olmuş bir başka kişi var mıdır bilemiyoruz.

28 Nisan 1999 günü 15 sivil ve resmi giysili güvenlik görevlisi saat 930 da ellerinde silahlarla Halkevi Genel Merkezinin kapısınıı tekmeyle açarak içeri girmiş ve arama yapmaya başlamışlardı. Kendilerinin elinde arama yapmaya ilişkin yazılı belge yoktu. O halde arama yapmakla görevli "yetkili merci" kimliği taşımıyorlardı. Halkevleri Yönetim Kurulu üyemiz Diyarbakır milletvekilini ivediyle çağırmamız gerekti. O, rahatça gelen ekibin başındaki kişiden "arama emrini göstermesini" istedi. Cebinden çıkardığı arama emri buruşuk bir teksir kağıdıydı ve ... sokakta ... numaralı konutun aranması yazılıydı ve Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar imzasını taşıyordu. Prototip arama emri kağıdına Halkevleri Genel Merkezinin Cihan Sokakta ve hangi kapı numarasında olduğunu yazmayı unutmuşlardı. (bakınız: Halkevleri Genel Merkezi Çalışma Rp,1990,s.41.).

Dokunulmazlığa dokunmanın, dokunulmazlığı kaldırmaktan daha uygun olmasının bir koşulu da yargı bağımsızlıdır. Yüksek Hakimler Kurulunda Adalet bakanı ile onun müsteşarının yer almasıyla yargı bağımsızlığı sağlanabilir mi? Sağlanamaz. Yargıyı, yürütmeden arındırmanın birincil koşulu, Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulunun bağımsızlığı ile sağlanabilir. Yargı ile yürütme arasındaki içiçelik kaldırılmalıdır.

Ülkemizin demokratikleşme sürecinde daha kilometrelerce yol yürümesinin gerekeceği anlaşılıyor. AB'den yol haritası beklemekten se, kendi yolumuzun haritasını biz çizmeliyiz. Ve bu haritanın kilometre taşlarında "insan hakları" yazılı olmalıdır. Devletin çağdaş devlet olmasının ölçütü, onun insan haklarına verdiği değerle ölçülür.

Milletvekili dokunulmazlığı da insan haklarının bir parçasıdır. Dokunulmazlığa dokunurken, insanın onuruna dokunmamayı da koşul kabul etmeliyiz.

Bunları yazmamızın bir nedeni şudur: Güvenlik güçlerinin yeni baştan özel eğitime bağlanması gerekir. TV ekranlarına yansıyan pek çok olayda, etkisiz duruma getirilen kişilerin, hangi yaşta ve türde olursa olsun ayrıca acımasızca tekmelendiğine, dövüldüğüne, saçından çekilip sürüklendiğine tanık oluyoruz. Oysa yasa karşıtı kişiyi etkisiz duruma getirmenin, şiddete başvurmadan hınç alınırcasına uygulamaya girişmeden, gerçekleşmesinin yöntemleri vardır. Fakat öyle sanıyoruz ki, güvenlik güçlerimiz hala 19 ncu yüzyılın güvenlik güçleridir

Özetle:

1.Güvenlik güçleri kaçanı vuramaz, yakalamakla görevlidir.

2.Güvenlik güçleri yakaladığını yargı önüne çıkarmakla görevlidir, kendisinin infaz yetkisi yoktur.

3.Güvenlik güçleri, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunacak yetkili merci olamaz. Bu yetki sadece ve sadece Yargı'ya aittir.,

4.Güvenlik güçleri, Savcılıktan yetki almadıkça kendisi doğrudan hazırlık tahkikatı yapamaz.

Görülüyor ki, dokunulmazlığa dokunmanın sınır koşullarını "insan hakları" kavramı çizecektir.

Belki o zaman demokratikleşebilir ve AB ile görüşme masasına eşit koşullarda oturabilir, bugün olduğu gibi oradan buyruk almaktan kendimizi kurtarabiliriz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail