Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 114 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

TBMM NIN GIZLI CELSELERINDE MUSTAFA KEMAL
TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNE MUSTAFA KEMAL Ali Nejat Ölçen TBMM’nin 6 Mart 1338 (1922) günlü gizli celsesinde Mustafa Kemal Başkomutan olarak Türkiye’yi nasıl tanımladığını görmemiz gerekir.O günkü konuşmasında şunlar söylemişti: Avrupa’nın bütün terakkisine (gelişmesine) tealisine (yükselmesine) ve temeddününe (uygarlaşmasına) mukabil Türkiye tedenni etmiş (gerilemiş) ve sukut vadisinde yuvarlana durmuştur. Türkiye’yi imhaya müteşebbis olanlar (yok etmeye girişmiş olanlar) Türkiye’nin imhasında menafi ve hayat görenler münferit (tekil) kalmaktan çıkmışlar beyinlerindeki menafiyi tevzin ederek (tartarak) ittihat ve ittifak etmişlerdir (anlaşıp birleşmişlerdir). Bunun neticesi olarak bir çok zekâlar, hisler, fikirler Türkiye’nin imhası noktasında tekâsüf ettirilmiştir (yoğunlaş-tırılmıştır). Bu mütekâsif olan şey asırlar geçtikçe ensâli âtiyeyi âdea tahribkâr (gelecek kuşakları tahripkâr) bir an’-ane şeklini iktisap etmiştir ve bu an’anenin Türkiye’nin hayat ve mevcudiyeti üzerinde tatbikatı mütemadiye neticesi olarak en nihayet Türkiye’yi islah etmek Türkiye’yi temdin etmek (uygarlaştırmak) gibi bir takım vesilelerle bahanelerle Türkiye’nin hayatı dahiliyesine, idarei dahiliyesine hülul ve nüfuz etmişlerdir.(İç İş erine girip etkili olmuşlardır) Böyle biri zemini müsaiti hazırlamak kudretini , kuvvetini ihraz (elde) etmişlerdir. Halbuki efendiler; bu kudret ve bu nüfuzunu Türkiye ve Türkiye’nin halkına mevcut olan terakki cevherine semnâk ve muharik mayi (akıcı sıvı gibi) ilave etmişler. Bunun tahtı tesirinde olmak üzere milletin ve bilhassa ricalin (devlet adamlarının) zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık hayat bulmak için,islahı hal etmek için, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın âmâline (isteklerine) göre tedvir etmek, (uygulamak) bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler küşayiş buldu (oluşturuldu). Halbuki hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nesayihile yükselebilsin. Tarih böyle bir hadise kaydetmemiştir. Tarih böyle bir hadise kaydetmek teşebbüsünde bulunan meraretengis netayiçle (acılı sonuçlarla) karşılaşmıştır. İşte Türkiye’de bu galatı fikirle, bu galatı zihniyetle malûl olan bir takım ricalin yüzünden her saat, her gün, her asır bir az daha tedenni (gerileme) yalnız maddiyatta olsaydı hiçbir ehemmi-yeti yoktu. Maateesüf, Türkiye ve Türkiye halkı ahlâken sukut ediyor (Bravo sedaları) ve bu halet tetkik olunursa görülür ki, Türkiye şark maneviyatı ile başlayan ve Garp maneviyatı ile hitama erdirilen bu yol üzerinde bulunuyordu. Garp ve Şark mültekası (birleşkesi) üzerinde bulunduğumuzu ve ona takarrüp ettiğimizi zannettiğimiz takdirde Garp mayei aslisi olan Şark maneviyatından tamamen tecerrüt teferrüt (kopup ayrılıyoruz) ediyoruz. Efendiler hiç şüphesizdirki bugün bu memleketi, bu milleti grivei mahv ve izmihlale sevkeden başka neticeye intizar olunmaz.(Pek doğru sesler) Efendiler bu sukutun mebdei korku ile aciz ile başlamıştır. Türkiye ve Türk halkı ve nasılsa bunların başına. geçmiş olan bir takım insanlar galip düşmanlar karşısında sükuta mahkum imiş gibi Türkiye’yi âtıl ve müctenip (çekingen) bir halde tutuyorlardı…Diyorlardı ki biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olma ihtimali yoktur. Bizi bilâ kaydü şart, canımızı, tarihimizi, mevcudiyetimizi düşman olan ve düşman olduğuna hiç şüphe edilmeyen Avrupa’lılara vermek istiyorlardı. Onlar bizi idare etsin diyorlardı. Buna da en yakın bir misal olmak üzere İzzet Paşa’yı hatırlatmak isterim İzzet Paşa o zaman dediki biz kendi kendimizi adam ve insan edemeyiz. Biz kendi kendimizi islaha muktedir değiliz. Binaenaleyh bila kaydu şart bir Heyeti İslahiye getirelim ve onlara tevdii mevki edelim ve onun intihabgerdesi olan Liman Von Sanders’in tahtı riyaseytinde bir takım uşekâı ümetten mürekkep (aşkın bireylerden) olan Heyeti İslahiye getirmiştir, milletimizin başına. (Alkışlar).. Efendiler,Türkiye’yi bu tuttuğu sakim (yanlış) yollardan inkiraz ve izmihlâle sevk eden (yıkıma ve yokolmaya sevk eden) bu vadiden kurtulabilmesi için bütün alimlerin (bilginlerin) keşfettikleri bir hakikat vardır: O da millete benliğini tanıtarak,haysiyetini tanıtarak, hayat ve istiklâlini kurtarmak için uğraş-maya kabiliyeti olduğunu anlatmak,yeni bir mane-viyatın inkişaf etmesi gerekiyordu. Oysa bugün Türk toplumu korku ve kuşku doludur ve kendisine güven duygusunu yitirmektedir. Başbakan olan kişi “bize görev verildi BOP Eşbaşkanıyım” diyebilmiş ve muhalefet partilerinen hiç birisi “sana sadece Millet Meclisi görev verebilir kimseden görev almaya yetkin yoktur” diyememiştir. Yalancı tanıklar ,bilgisayarlara yapıştırılan uyduruk mesajlarla Cumhuriyetçi aydınlar ve Ordunun üsat kat komutanları yıllarca tutuklu kaldılar ve Türk Ordusu Misak-ı Milli sınırlarımızı koruma gücünden yoksın bırakıldı. Çadır Mahkeme (!) sinde PKK sürtüklerinin yargılanması, açılım yöntemiyle o hadutlar sürüsünün iç savaş provalarına girişmeleri, ekonominin belkemiği olan sanayi sektörünün yokedilmesi ve Kamu İktisadi Kuruluşlarının yok bahasına elden çıkarılması, Suriye’de neyin peşinde olduğumuzu bilmeden askeri birlik gönderen bir siyasal iktidarın Türkiyesinde, TBMM’nin Kanun Hükmünde Kararnamelerle etkisizleştirilmesi ve de Başkanlık düzeninde Anayasasının Türkiye’yi tek kişinin egemenliğine teslim edilmesi girişimi ve öncesi, FETÖ adındaki meczuba bütün kurumlarıyla Türkiye’nin teslim edilmesi, Mustafa Kemal’in ulusunun kabile-leştirilmesi sonucunu yaratmıştır. O nedenledir ki; Türk toplumu ulusal bilinçten de soyutlanmış, meydanlarda Genel Kurmay Başkanlığının R.T.E’nin emrine girmesini, Askeri Okulların kapatılmasını, Kara, Hava Deniz Kuvvetleriyle, Ordu’nun Millî Savunma Bakanlığı emine bağlanmasını ellerinde bayraklarla alkışlayabilmiştir. Büyük kentlerin varoşlarında ne köylü ve de ne de kentli olmayan kırk milyonluk nüfusun İktidarıdır AKP. O nedenle bu iktidarı seçim deviremez, geçim (açlık) devirecektir. Gayri Safî Millî Hasılanın % 27 lerdeki Tarım sektörünün ağırlığı AKP iktidarında %5’lere inmiş kendisini besleyemeyen bir ekonomi darboğazı yaratılmıştır. O dar boğazda sanayi sektörü çökertilmiş otuz kırk katlı beton binalarda yabancı ortaklıklarla ticaret sektörü Türkiye’nin üretim ekonomisini mezar-lığa gömmüştür. Ve şimdi, Türkiye’yi Millet Meclisi, ordusu, hukuku ve demokrasisi ve geleceğiyle bir kişinin keyfine teslim eden Anayasa faciasını yaşamaktayız. Bu kişi yakın zamanda Lozan yutturmacadır demiş ve Egede 18 adayı Yunanlıların işgalini de umursamazlıkla seyretmiş, ve de Güney Doğu Anadoluda hendekler kazılıp patlatyıcı maddelerle donatılmasına Vali ve kaymakamların seyet-mesine izin vermişti. Mustafa Kemal’in bir yabancı gazetecinin soru¬suna verdiği yanıta bağlı kalarak “Emperyalizme karşı kendimizi savunmamız Batı kültürüyle olacaktır” ilkesi yeniden Batıya benzemek değil onun deneyimli sorgulamalı eğitimiyle tekniği ve teknolojiyi yaratabilmeliyiz. İmam Hatip okullarında Tanrıya yalvaran kuşaklar yaratarak Türkiye, çağ dışına kayan kültürü ve gerileyen teknolojisiyle Batıyla yaraşabilir ve kendisini tam bağımsızlığa ulaştırabilir mi? Devleti din ile değil bilimle kuşatarak tam bağımsızlığın ulusalcılığını yapılandıran Mustafa Kemaller yaratacağız. Atatürkoloji Enstitüsü Derneğini, kurmamızın nedeni budur. Secular (ne dinden yana ne dine karşı) ulusal ulusalcı Devletini, kendine yeterli ekonomisiyle tam bağımsız çağcıl ulusu yaratmayı üstlenerek ve gerici kadroları da dışlamadan eğitmenin yollarını arayacağız.
 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail