Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 46 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


DR.NEGU EHREV İLE AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

Dr.Negu Ehrev ile Zürich'deki villasında yaptığımız söyleşi, AB-Türkiye ilişkilerine çok farklı açıdan ve daha gerçekçi olan açıklamalar getirmektedir. Eğer görevi başında olsaydı, bu denli açık konuşmazdı, bunu o da dile getiriyor. Şimdi daha özgürce düşüncelerimi size aktarıyorum diyor. Sorduğumuz sorulardan biri şuydu:

-Türkiye'yi gerçekten Avrupa Birliği içinde görmek istiyor musunuz, görmek istemiyorsanız bunu açıklar mısınız*

Dr. Ölçen, diye söze başladı, ne diyeceğini merak ediyordum ve belli ki düşüncelerini nasıl belirteceğinde o da kararsızdı.

Sakınca varsa bu soruma yanıt vermeyebilirsiniz, diye kendisini rahatlatmak istedim. Ya da yanıtınızı kullanmam. Başını salladı, gözlüklerinin gerisindeki buğulu gözleriyle yüzüme baktı:

Artık bir sakıncası yok,dedi. Avrupa Birliği, belki farkındasınız, ortak kültür, ortak davranış ve düşün biçiminde tarihsel gelişimini demokrasi çizgisinde sürdüren ülkeler arasında ekonomik, siyasal ve hukuksal bütünleşmeyi sağlamak, coğrafya sınırlarıyla zedelenen dolaşım hakkının önündeki engelleri aşmak amacıyla kurulmuştur . Dikkat ederseniz, Birliğe üye olan ülkeler, belli bir istikrara, ekonomileri, gelir dağılımı, nüfus yapısı bakımından ulaşmıştır. Biri birileriyle bütünleşmesinin engelleri hemen hemen ortadan kalkmış gibidir. Aynı dili kullanıyor gibidirler, Olayları algılamaları, yorumlamaları ve hatta tepkileri de benzerlik içindedirler. Yan yana oluşlarında biri birilerini yadırgamazlar. Tarihsel gelişimin benzer aşamalarını kimi zaman birlikte kimi zaman savaş içinde karşılıklı yaşa-mışlardır.

Türkiye, bu koşullara yabancı kalmış bir ülkedir. Uyum sağlamanın güçlükleri sadece AB'yi değil sizleri de rahatsız edecektir. AB ile dost kalmanız kanımca yeterlidir, bunun dışında kalan isteklerin sahibi olmamalısınız.

-Dr. Ehrev, bu anlattıklarınızın ancak bir bölümü sorumun yanıtıdır. Öteki bölümü ise, Türkiye'nin AB üyesi olmasında ne tür sakıncalar olacağına yönelikti.

Evet anlıyorum. Çok daha açık yanıt vermemi istiyorsunuz. Bunun sizi gücendireceğinden korkuyorum. AB üyesi olmanız için AB oyalamıyor sizi, tersine sizler kendinizi oyalıyorsunuz. Avrupa kültüründe, kararların çok açık, net, anlaşılır olması gibi bir koşul bulunmaz. Karşı tarafın anlayış yetisine bırakırız. Diplomasi sanatının da özü budur. AB üyesi olmanızın engelleri, AB içinde değil, sizin içinizdedir.

Ne gibi?

Çok alıngan olduğunuzu söylemeliyim. Duygusallığı her zaman öne çıkaran davranış biçiminiz var. Ayrıca, Avrupa normlarına uzak yaşam ve davranış biçimi içindesiniz. Nüfusunuz çok fazla oluşu da AB karar organları içinde oluşmuş dengeleri bozacaktır. AB, size karşı oyalama tekniği uyguladığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kanımca bu oyalama değil, Batı türü retdir. Gücendirmeden reddin adı bizim sözlüğümüzde oyalamadır. Siyaset ve devlet adamlarınız AB ülkelerinde kamu oyu oluşturmak ya da lobiler yaratmak türünde yöntemlerle bu gerçeği değiştiremez.

Dr. Ehrev'in bu denli açık konuşması karşısında söyleyecek söz bulamamıştım. Siyaset ve devlet adamlarımızın, durumu anlamaktan niçin yoksun kaldıklarını düşünüyor ve AB üyesi olmak için bu denli aşırı istek sahibi olmayı da yadırgıyordum. Fakat neden AB'nin karar organları, kimi yasal düzenlemeler yapmamızı öneriyor ve neden uyum yasaları çıkarıldığı zaman yol haritası verileceğini ileri sürüyorlar? Bu denli içtenliksiz olmaya hakları var mı. Ahlak anlayışıyla bağdaşır mı. Zihnimden bunlar geçiyordu ve Dr. Ehrev'e sorma gereksinimi duydum ve sordum:

Fakat Dr. Ehrev, Türkiye'yi oyalamak, kimi yasal düzenlemeleri, ön görüşmenin koşulu olarak ileri sürmek, sadece diplomatik bir yöntem olarak uygulansa bile bu, ahlaksal bir davranış biçimi midir? Burada AB 'nin karar organları, bir ulusun onuruyla oynamakta değil midir.

Gözlüklerini gerisindeki buğulu gözlerini bir süre kapalı tuttu. Tavana bakıyor gibiydi. Salıncaklı sandalyasında ileri geri salınımını sürdürdü. İçeri giren orta yaşlı bir hanım, beyaz önlüğünün bağı, arkasında kordela gibi düğümlenmişti ve uzattığı kristal tepsideki İsviçre'nin tadına doyum olmaz pastaları iki kristal tabakta görkemli yerlerini almıştı. Orta yaşlı ve, gençliğinde çok güzel olduğu anlaşılan o hanımdan önce Dr. Ehrev'in sesini duydum "bitte" diyordu. Buyurunuz. Kıyısı altın yaldızlı kristal bardaklar içindeki Nestle kahvenin buğusunda bir güzelim koku yayılıyor ve şömineyi çevreleyen cam duvardan, bahçedeki kestane ağaçlarının yaprakları titreşiyordu. Sararmaya yeni başlamışlardı ve kimileri dalından titreyerek düşüyordu. Dr. Ehrev'in ne söyleyeceğini merakla bekliyordum. Yüzüme dikkatle baktı, ne düşündüğümü anlamaya çalışıyor gibiydi ve belki de zihnimden geçenleri okuyordu. Soruma soruyla yanıt verdi:

Neden siyaset adamlarınız sizin gibi açık sözlü değil?

Öyle sanıyorum ki, bu sorusu vereceği yanıtın tümünü kapsıyordu. Sözcükleri dudaklarının arasından küçücük cam bilyacıklar gibi dökülüyordu sanki.

Uluslar arası ilişkilerde söz konusu ahlak, toplumun kendi ahlak anlayışından çok farklıdır. Satranç oyununda ahlak, onun kurallarıdır. Veziri, kendi atınızın üzerinden aşırtamaz, kaleye çapraz devinim verdiremezsiniz. Uluslararası ilişkilerin kuralları, haklı çıkmaktır. Hakkınızı ancak haklı çıkarak koruyabilirsiniz. Haklı çıkarken, edindiğiniz bilgi ve deneyimleri sergilemez, tersine onları kullanırsınız. Sizlerin siyaset adamlarınız, bilgiyi henüz kullanmakta güçlük çekmektedir. Bilgili olmakla bilgiyi kullanmak arasında fark olduğuna değinmeliyim. AB'nin toplumsal ahlak açısından yanlışlık yaptığını kabul etmiyor değilim fakat uluslararası ahlak anlayışına uygundur; çünkü görüşmelerin özü haklı çıkarak ikna etmeyi ve bir savı kabul ettirmekte becerili olmayı gerektirir.

Batı kültürüyle yoğrulmuş, akıllı ve bilge bir kişiyle konuşmakta olduğumu görüyordum. Sorularımı zihnimde evirip çevirmeden önce yöneltmemin yanlış olacağını biliyordum. Daha önce yazılı olarak hazırladığım sorular tükenmişti ve şimdi konu karşılıklı düşün alış verişine dönüşmüştü ve de iki farklı kültür biri birinin karşısındaydı. Sanıyorum o da bunu ayırdına varmıştı ki, başlangıçtaki davranış biçiminde göze çarpan değişim olmuştu. Ona Anadolu kültürünün bir temsilcisi olduğumu kanıtlamak zorundaydım ve bunu sergileyecek araçlara sahiptim. Önce hiç karşı çıkmadan dinliyordum. İncitici gibi algılanacak yanıtlara bile teşekkür ediyor ve benzer söylemle o yanıta katılmadığımı nedeniyle birlikte iler sürüyordum. Sanıyorum aramızda, derin bir bağ oluşmuştu, ikimiz de kendi ülkesini ve aynı zamanda tüm insanları seven karşılıklı iki kişiydik.

Anlıyordum ki, Batı insanına yakınlaşmak zor değildi. Bunun için açık sözlü ve haklı olmak, düşünerek konuşmak yeterliydi. O nedenle sorunun yönünü değiştirdim:

Dr. Nehrev, Gümrük Birliğine girdiğimiz zaman, AB'nin karar organları, şimdiki kadar ikircikli değildi, anımsadığım kadarıyla kısa sürede sonuçlandıracağımız yol haritası vermişlerdi. Aradan on yıl geçti, o yol haritasında üzerinde yürünecek yolun ne kadar uzun olduğunu bilemez duruma girdik. Gümrük Birliği koşulları, Türkiye'nin dış ticaret dengesini 10 yıl içinde 60 milyar dolar açık vermemiz sonucunu doğurdu. Bugünkü siyaset adamlarımızın yerinde olsam, ben, Gümrük Anlaşmasının koşullarına uymayacağımı açıklarım.

Dr. Ölçen, bunu yapmaya kararlı olduğunuz anlaşılsa, AB'nin önündeki en büyük engeli aşmış olursunuz..

Doğrusu böylesi içtenlikli, gerçekçi ve doğru yanıt beklemiyordum.

(sürecek)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail