Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 116 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

5 Şubat 1337 (1921) günlü gizli Celsenin dördüncü oturumunda, Londra’da düzenlenecek Sulh Konferansına TBMM’ninden heyet gönderilip gönderilmeyeceği konusu görüşülmesine devam edilmiş ve ilk sözü Kütahya mebusu Ragıp bey yapmış ve şunları vurgulamıştı:

Muhterem arkadaşlarım, en mühim, en tarihî dadikaları yaşıyoruz. Bilhassa böyle zamanlarda hislerden, heyecanlardan tecerrüt ederek (uzaklaşarak) cebri nefsetmek (zoru bırakmak) ve her şeyi aklü mantık dairesinde nazarı tetkik ve mütalâaya almak mecburiyetindeyiz. Binaenaleyh karşımızdaki mühim meseleye karşı herhalde kemali selâmetle dermeyan fikrü mütalaa edersek, hissiyat ve heyecanlarımızdan recerrüt edersek, şüphesiz ittihaz edeceğimiz mukar-rerat menafii ‘aliyei memleket için şayanı endişe olmaz.(coşkularımızdan ayrılarak vereceğimiz kararlar ülke yararını gereksiz kılmaz)

Ankara Büyük Millet Meclisi’nin gösterdiği azmi sebat ve metanet sayesindedir ki düşmanlarımız daha bundan bir kaç ay evvel bize hiç ehemmiyet atfetmezken, henüz Ankara B.M.M hali teşekkülde iken (kuruluş aşamasında iken) Padişaha bile âsi ilân ettirirken, Cenabı Hakkın azametine bin kere şükr olsun ki bugün düşmanlarımız bizimle karşı karşıya gelmek mecburiyetini hissettiler. …

İstanbul’da Tevfik Paşa vasıtasıyla vukubulan daveti doğrudan doğruya B.M.M’den Londra’da aktolunacak konferansa âza talebi mahiyetinde telâkki ederek buradan Londra’ya bir heyetin gönderilmesine şiddetle taraftarım. Çünkü davayı muhikkamızı bütün cihana isma ve kabul ettirmek için bir taraftan silahla memleketimizi müdafaaya azmettiğimiz bir sırada, diğer taraftan düşmanlarımızın vukubulan davetlerine iştirak etmemek yani teşebbüsatı sulhiyede (barış girişiminde) bulunmamak, aklen,mantıkan doğru değildir…

Ancak gidecek heyetin İstanbul’dan intihap edilecek (seçilecek) murahhaslarla birleşip birleşmemesine gelince; bendeniz İstanbul’dan intihap olunacak heyetin kimlerden ve ne şekilde olacağı ve buradan gidecek heyetin kimlerden ve ne şekilde bulunacağı hakkında ehemmiyetiyle mütenasip bir ihatai fikriyeye malik değilim. Ancak İstanbul’dan gidecek heyetin her ne şekilde olursa olsun Avrupaya karşı zayıf bir mahiyette,mevkide bulunacağından dolayı o heyetle tevhidi mesai etmek (ortak çalışmak) B.M.M için, zannederim ki, imkansızdır. Çünkü, hiçbir vakit nok-tai nazarları, bendenizin analdığıma gore Sevr muahadesini imza eden İstanbul o muahedenin ufak tefek tadilatına yeniden vazı imza etmesi melhuzdur (olasıdır). …

.İstanbul murahhaslarını tanımayarak doğrudan doğruya B.M.M sıfatıyla Konferansa iştirake çalışmalıdır.

Celseyi yöneten Hasan Fehmi Bey, celsenin katibi olarak Ragıp Bey’in konuşması sonrasında “ şayet murahhas gönderilmesi fikri tensip edildiği takdirde, Heyeti Vekile (Bakanlar Kurulu) kendi mesuliyeti tahtında bu işi ayrıca temmül edecek mi (düşünecek mi) yoksa Meclisin kararı vechile mi halledecek?

Fevzi (Çakmak) Paşa (Müdafaı Milliye Vekili)- Biz meseleyi Heyeti âlyenize arz ettik. Biz, Heyeti Vekile olarak,neticei müzakeratımızda göndermeye karar verdik. Fakat siz tensip etmezseniz göndermeyiz.

Ragıp Bey (Kütahya)- Bilmünasebe sormuştum. Vukubulan davet B.M.M’ne yalnız İstanbul’da Tevfik Paşa vasıtasıyla mıdır? Resmî veya gayriresmi bir şey var mıdır?

Fevzi Paşa- Yalnız Tevfik Paşa tarafındandır.

Mahmut Esat Bey (İzmir)- Efendiler önünde bulunduğumuz bu büyük meseleyi halledebilmek için her şeyden evvel, kanaati acizaneme gore maddî vesikala-ra istinat etmek lâzımdır. Maddî vesikalara istinat etmedikçe (nesnel belgelere dayanmadıkça) bu mesele hakkında bir karar vermek, yine kanaati âcizaneme gore bu büyük mesele önünde hisle hareket etmek olur. Muhterem Hükümetimizin bize verdiği vesikalar tamamiyle bu meseleyi müsbet bir surette halledebilecek bir mahiyette değildir. Fakat menfî bir suretle hallettirebilir. Efendiler, kanaati âcizaneme göre B.M.M ve her vakitten büyük Türkiyemiz bir İngiliz manevrası karşısında bulunmaktadır. İngilizler silahla ellerinde baziçe (oyuncak) ettikleri Halifenin nüfuzunu biliyorsunuz ki buraya sokamadılar. Bu kanaati hâsıl ettikten sonra, ellerinde oyuncak olan ve bu memleketin mukadderatıyle oynayan Halifenin nüfuzunu her vakitten kuvvetli olan Anadolumuzun… tekrar sokmak ve bu suretle teşekkül eden Hükümetimizi inhilâle (boşluğa) uğratmak isterler zan- ediyorum. Efendiler, önünde bulunduğumuz dâva, kanaatı âcizaneme gore,bir Yunan meselesi değildir. Hatta İngiliz-Türk meselesi değildir. Bir şark meselesidir…

Yalnız bu davayı silahla halledemeyeceklerini belki anlayan İngilizler, İstanbul’a nüfuz ederek, bizi tanımayarak Londra Konferansına götürmeyi bir inhilâl (dağılma) içinde bırakmayı pek arzu ediyorlar. Eğer bizimle uyuşmak isteselerdi doğrudan doğruya bize müracaat ederler ve bizi oraya çağırırlardı. İngilizler ve Avrupa pekiyi takdir ederlerki Türkiye’yi temsil eden Anadolu’dur.

Cebelibereket Mebusu Faik Bey- Eğer biz her ne surette olursa olsun konferansa gitmemek tarafını iltizam edecek olursak diyecekler ki Ankara’da teşekkül eden Büyük Millet Meclisi harp ve cidalin devamında menfaat vardır. Sulh yapmak istemiyor ve binaenaleyh çağırdığımız halde bile gelmiyor. Bunu harice ve dahile karşı ellerinde pek geniş vesaiti melune ile ilan edecekler ve belki vaziyeti bizim aleyhimize olarak daha ziyade işkâl ve iğlak edeceklerdir (kullanıp kapatacaklar)…Onların tayin edeceklerle murahhaslarla beraber olarak konferansa iştirak etmeyi tercih ediyorum.

Karasi mebusu Abdulkadir Bey tekrar söz alarak şu düşüncede olduğu görülüyor: Meclisi Âlinin ittihaz ettiği mukarrerat ve kanaatle (kararlar ve kanaatle) İstanbul’un gerçi o dermeyan edilen şeraitini (ileri sürülen koşullarını) kabul etmemesiyle beraber nikatı nazarı (görüşü) nedir? Bu analaşılmamıştır. Eğer onlar vaktiyle Sevr muahedesinin tadilatı (değişimi) cihetine gidiyolar, katiyen onu keenlemyekün (yokmuş) hükmünde addetmiyor-larsa nasıl ki biz keenlemyekün (yokmuş gibi) addediyoruz. Sevr muahedesi namında bir paçavra yoktur. Doğrudan doğruya madde bir şöyle olacaktır; madde iki böyle olacaktır diyoruz. Soruldu mu sorulmadı mı bilmiyorum? Yok, yalnız tadilat cihetine gidiliyorsa, nikatı nazarda tahalüf (ince noktalarda uygunsuzluk) varsa tahalüfün izalesi (bunun düzeltilmesi) mümkün müdür, değilmidir? Bunu anlamak isterim. Bunu da niçin arzu ediyorum. İstanbul Hükümeti hakkında bendenizden evvel söz alıpta iradı hutbe eden zevatın buyurdukları gibi İstanbul Hükümeti bu meseleyi bizim lehimize ve millet ve memleketimizin menafiine muvafık surette.. (yararına uygun biçimde)… Yoksa başka değil. Doğrudan doğruya gittiğimiz takdirde maksut olan gaye hasıl olacaksa İstanbul heyetine iltihaka hiç ihtiyaç yoktur. Maksut olan gayenin, dâvayı milliyenin, dâvayı meşruanın… olamadığından oraya gilirse nikatı nazar arasındaki ihtilafın izalesi lâzımdır (tasarlanan noktalar arasındaki farkların yok edilmesi) fikrindeyim….Davete intizar demek bence konferansa iştirak etmeyeceğim demektir. Fiilen vakit kalmıyor. 16 gün var. Vakit kalmadığından dolayı iştirak etmeye karar verilirse bir an evvel gitmek lâzımdır. Yoksa gidilmemesi davete intizar edilmesi bendenizce makul değildir. Maruzatım bundan ibarettir.

Mustafa Kemal Paşa bütün düşünceleri izliyor olmalı ki söz alır ve özetle şunları söyler: Makamı Hilafete elan calis (tahtında outran) şahsın şahsiyeti bütün âlemi İslam nazasında pek fena telakki edilmektedir. Anadolu halkı ve T.B.M.M Hükümeti Makamı Muallayı Hilafette bulunmakta olan zatın fenalıklarına iştirak etmediği için ve bu zatın bütün Âlemi İslâm ukdei hayatiyyesi ( yaşamın düğüm noktası) olduğunu iddia ettiğimiz Türkiye’nin muha-fazasına azmetmemiş olduğu için bütün İslâm Âle-minde İstanbul değil,belki Anadolu haizi ehemmiyet ve kıymettir. Binaenaleyh o zat orada câlis oldukça (tahtında kaldıkça) onun amalinin mercii olmak zahiren bile bütün âlemi İslamı dilhun eder.İkinci nokta. Hatırımdaki malûmatı arzetmek isterim. İstanbulda bulunan zevatın ehli namus ve vicdan olduklarına,bizimle beraber hem fikir, hem emel (düşünce ve amaç birliği ) olduklarına gelince, kabul zanolunmamalıdır. Maalesef böyle.

Tevfik, İzzet, Salih Paşa vesaireden mürekkep olan Heyet, İstanbul’da ilk kez işe başladıkları zaman bize gönderdikleri teklifnamede Hükümetimize, yahut şahıslarımıza gönderdikleri teklifnamede aynen şöyle denilmektedir: “Bugün için bir başka care bulunmadığı takdirde Sevr muahedesini dahi tasdik ermek lâzım gelebilir.” Binaenaleyh İstanbul Hükümeti’nin hatta buraya gelenlerin son kanaatı budur. Yani Sevr muahedesi tasdik olunabilir. Bunu tasdik etmekle milletimizin istiklâlinin zail olacağını da tamamen idrak etmektedirler. Buna mukabil dahi kendilerini aldatmak için verdikleri izahat ve yaptıkları tefsir de şudur: Bir millet bir zaman muvakkat için istiklâlinden sarfı nazar edebilir. Ve yine zaman ve hadisat o milleti kendi istiklâlini almak fırsatına nail edebilir ve misal olarak Mısır’ı söylemişlerdir.

Mustafa Kemal bu konuşmasıyla devlet adamının geleceği nasıl yorumladığını da gösteriyor. Ondaki bu devlet adamı yetisi şimdi AKP iktidarındaki yöneticilerden birinde ve R.T.Erdoğan’da var olabilseydi, Ege Denizindeki 18 adanın Yunanistan tarafından işgal edil-mesini görmezden gelebilirler miydi? Almanya, Hollan-da’ya ve AB birliğine diplomasi dışı kabadayılıkla ilkel yanıtlar sergileyebilirler miydi? AKP İktidarında Devleti yönetim kültürünüm gelişmemiş olduğu görülüyor.

Milli Savunma Bakanı Fevzi (Çakmak) Paşa, söz alarak konuşmasının sonlarına doğru Konferansa murahhas göndermeyi şöyle savunmuştu: Hükümetimiz âmili mutlakı olan İngilizler ve düveli galibe henüz İstanbul’da bütün nüfuzuna sahiptir. Daha ağır şerait ile istedikleri yola sevkedeceklerdir. Bizim de böyle bir heyetimiz gitmekle zannetmeyin ki,buyurunuz, her dediklerimizi Kabul edecekler. Biz de buna karşı bunu göndermekle beraber asabımızı gevşetip iş oluyor demeyeceğiz. Bilâkis iki kat daha hazırlığımızı ihzar ederiz. Sahai tekemmüle (olgunluk aşamasına) getireceğiz. Bu suretle düşmanlarımız, bizim heyetimiz Avrupa’da bulunurken, bize bir taarruz vaki olursa, onu da daha ziyade kuvvetle tart ve defettikten sonra daha kuvvetle söz söyleyeceğiz.

O gizli Celsede Yunus Nadi’nin konuşması ve olaylara bakış açısı da ileri düzeydeydi. Şunları söylemişti:

Yunus Nadi Bey (İzmir)- Efendiler, sulhun ihtimali (olasılığı) karşısında değil, tehlikesi karşısında bulunuyoruz. Biz Anadolu’da, Anadolu’nun kıyamı (ayağa kalkması) ile hâsıl olan Büyük Millet Meclisi ve bütün millet Misakı Millî ile tahdid olunan arazide tama-miyeti mülkiyetimizi ve bu hudud dahilinde maddî ve manevî istiklâli tammımızı istihsal için büyük feda-kârlıkla gider gelir, bu Anadolunun Harbi Umumiden sonra çok şayanı hayret ve elan…Harbi Umuminin sonunda Türkiye’yi mahvetmek isteyen düşmanlar Harbi Umumiden evvelki daha müstakil olmak isteyen bir milletle karşılaştılar...

Ankara’da teşekkül etmiş Büyük Millet Meclisi’nin veya Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’daki heyetini bir haydut heyeti ve reisini bir haydut reisi farz-ettikleri Heyeti Milliyeden de iki murahhas bulundur-mayı şart koşmuşlardır. Yapılacak şey Sevr muahe-desinin tatbikatta kabili tebdil (değişimi olanaklı) görünen bazı mevaddini (maddelerini) tadil etmekten ibarettir. Bu tarikte böyle bir sulha med’uvuz (bu yolda böyle bir barışa çağrılmışız) ve binaenaleyh sulhun kendisiyle karşı karşıya değil, tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyoruz…

Evvelemirde İstanbul’un bu tavsit edilmesi (aracılık etmesi) ve İstanbul’un bu vesile ile oynadığı fena rolü,ihanet diye tavsif eyleyeceğim rolü (niteleyeceğim rolünü) teshil edecek (kolaylaştıracak) değilim. Şurası muhakkak ki, İstan-bul esirler heyetinden başka bir şey değildir..-Londraya gitmekle bugün sulh namına yapılacak bir şey yoktur…

Şimdi bir söz daha. Bu konferansa bizim lehimize mutlaka bir fayda çıkacağına kani olmasak dahi vaziyeti siyasiyesi, şu vaziyeti siyasiyeyi idame edebilmek ve konferansa iştirak ediyor görünmek menafii siyasiyemiz iktizasındandır. Sonra Avrupa’da aleyhimize yapılacak, yapılabilecek propagandalara da kesbi ittila ederiz (uğrarız). Sonra dahilde efkârı umumiye kendi kendine hasıl olacak; acaba bu adamlar sulh yapmamaya mı karar vermiş insanlardır zihniyetine mani oluruz. Sureti mahsusada yapılacak propaganda varsa onun önüne geçmiş oluruz. Bir heyeti siyasiye, bir sulh murahhası değil, bir kaç kişiden ibaret bir heyeti siyasie gider de bize sulh getirirse çok teşekkür ederiz. Gönderilmesi elzemdir, menafii siyasiyemiz iktizasındandır.

Konuşmaların bitiminde Londra Konferansına murahhas gönderilmesi ya da gönderilmemesi konusunda önergelerin görüşülmesine geçildi. Trabzon Milletvekili Hüsrev Bey’in “Londra’ya serian bir heyeti siyasiye gönderilmesi ve bu maksatla murahhasların tayini önergesi red, red sözleriyle Kabul edilmedi.

Lazistan Milletvekili Âbidin Beyin: İstanbul Hükümeti denilen ve islâmlar için olmayıp, maatteessüf Padişah da başta olduğu halde, İngilizlerin İstanbul’da kapı kethudarlığını ifa edegelen ve bizce mevhum (güçsüz) bir hükümet vasıtasıyla davetimiz doğru değildir ve icabet etmek de doğru değildir. Binaenaleyh bize resen davet vukubul-madıkça gitmemek taraftarı olduğumu arz ederim.

Sinop Mebusu Hakkı Hâmi Bey de önergesinde: Doğrudan doğruya davet vukuunda gönderilmek üzere şimdilik heyeti murahhasa izamından sarfınazar olunmasını karar itaasını arz ve teklif ederim. 4 Şubat 1337.

Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak’ın önerisiyle Londra Konferansına heyet gönderilmesi konusunun 12 Şubat 1921 günlü gizli celsede değil de açık celsede oylanacağına karar verildi. Londra Konferansının nasıl sonuçlandığına ilişkin bilgileri Mustafa Kemal Atatürk’ün NUTKU’ndan öğrenebiliriz: Bekir Sami Bey’in tahtı riyasetinde ayrıca ve müstakil bir heyeti murahhasaip edildi. Heyet,Londra Konferansına suretri mahsusada davet vukuunda icabet ve iştirak etmek kaydıyla Antalya üzerinden Romaya hareket ettiler. Heyetimiz, İtalyab Hariciye Nazırı Konnt İsforça vasıtasıyla Konferansa resmen davet olundukları kendilerine tebliğ olunduktan sonra Londraya gitmişlerdir.Lonndra Konferansı 27 Şubat 1921 den 14 Mart 1921 e kadar devam etti. Müsbet hiçbir netice vermedi.

Aslında Londra Konferansı’nın bir oyun ve oyalama olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin İzmir vilayeti bize iade olunacak ve fakat İzmir kentinde bir Yunan Kuvveti buluanacak. İzmir İtilaf zabitanı tarafından idare olunacak. Cemiyeti Akvam tarafından bir hırıstiyan vali tayin edilecek,gibi. Önerilen bu dayatmalara karşı şimdi Mustafa Kemal’i dinleyelim: Efendiler, İtilaf devletleri heyeti muhahhasımız vasıtasıyla yaptıkları teklifin cevabını almaya intizar etmeden, daha murah-haslarımız yolda iken, Yunanlılar, bütün ordularıyla bütün cephemize karşı taaruza geçtiler. Emperyalizmin temsilcisi İngilizlerin desteği ile Londra Konferansındaki barış oyunu başlamadan Yunan ordularının Anadoluya saldırısı, tarihin en çirkin yüz karasıdır. (a.n.ö)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail