Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 44 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


OSMANLININ SON YILLARINDA İNGİLTERE TUTKUSU ŞİMDİKİ FUAT PAŞALAR.

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk'ün TBMM'nin gizli celsesinde yaptığı o konuşma, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin son yıllarına, ortaya çıkan "İngiltere tutkusu" na son veriyordu. O tutku, Mustafa Kemal gibi güçlü bir devlet adamının aramızdan ayrılışı sonrasında A.B.D tutkusu olarak bugünleri kapsamına alacak biçimde sürüp gitmesinin hala sakıncalarını yaşamaktayız.

Aslında, dış politikamızın temel stratejisi, hiçbir ülkeye tutkunluğumuz olmaksızın, dış ilişkilerin çıkarlar dengesine dayandırabilmeliyiz. Bu alanda izlenecek tek yol, ulusal çıkarların korunması olmalıdır. Ulusal ödünler verilerek çıkarlar dengesinin korunacağına ilişkin, dış politikamızda yürürlükte olan yanlış varsayımlardan kurtulmamız gerekir.

Osmanlı döneminden arta kalan "başka ülkeye tutkunluk" anlayışından Cumhuriyet Türkiye'mizin tümüyle kur-tulmasına ilişkin ilk anlamlı konuşmaya ve buna ilişkin ilkesel kararlara Mustafa Kemal 'in davranış biçiminde tanık oluyoruz. Osmanlı Devleti, görkemli yapısını ve kendisine olan sonsuz güvenini, 1600'lü yıllardan sonra hızla yitirmeye başlamıştır. Devlet yönetiminin yeteneksiz ellere geçmesinin yanı sıra, dış dünyada neler olup bittiğinin izlenmemesi, ticaretin ve bilginin dışında kalınması, nedenler arasında sayılabilir. Fakat bizim asıl değinmemiz gereken konu, Osmanlının son iki yüz yılında, Batı'nın hızla gelişen emperyalist ülkelerine, geliniz bizi sömürünüz der gibi, kapıların ardına kadar açılmasıydı. O yıllarda bağım-sız olmak önemli değildi, önemli olan hangi devlete bağımlı olmaktı Devlet ricali bir bakıma ikiye bölünmüştü, Fransızlarla birlikte olmanın karşısında İngilizlerle birlikte olanlar yer almıştı. Hatta onklar bir de cemiyet (dernek) kurmuşlardı. İngiliz Muhibbiler Cemiyeti gibi. İngilizleri sevenler derneğinin başta gelen savunucularından biri de Fuad Paşa'ydı. Yeri gelmişken, Osmanlı Devletinin Sadrazamı olan Fuad Paşa'nın vasiyetnamesindeki öneri-lerine değinmemiz gerekir. Cevdet Paşa ile birlikte "Kavaidi Osmaniye" adlı gramer kitabını yazan Fuad Paşa, 1852'de Hariciye Nazırı (dışişleri bakanı) dır. Paris Konferansında Osmanlı Devleti'nin haklarını savunacaktı. Ne var ki, İngiliz Elçisi Stratford'un Padişaha yaptığı şikayet üzerine bu görevden alınır. Bu İngiliz Elçisi şimdilerde yaşasaydı, kesinlikle IMF'nin Türkiye'deki yetkili temsilcisi olurdu. 1852'nin IMF'si gibi etkin rol oynuyordu bu büyükelçi. Padişah Abdulaziz, Fuad Paşayı, o görevden almıştı fakat, onu "Meclis-iAli-i Tanzimat" reisliğine getirmişti. 22 Kasım 1861'de Sadrazam (başbakan) olur.

Osmanlı Devleti'nin batılılaşma devinimi omuzlayan önemli 4 Sadrazam'dan biridir Fuad Paşa. Devletin kurtuluşunu, dert edindiği için olacak, sağlığına kavuşmak amacıyla gittiği Fransa'nın Nice kentinde vasiyetini yazar ve bu vasi-yet, Fransa'da yayımlanan Meşveret gazetesinin 1869'un 3 Ocak günü açıklanır. Osmanlı Devletinin kurtulması için ne yazmıştır Fuad paşa. Lewis Farley,'in "The Decline of Türkey" adlı kitabının 26. Sayfasında bu vasiyetnemede Fuat Paşa-nın:

Dünyanın en sabırlı ve dayanıklı ulusu olan İngilizler, bizim en önde gelen ve en son vaz geçeceğimiz müttefi-kimizdir. Bab-ı Ali'yi İngilizlerin dostluğundan yoksun görünmektense, birkaç kentimizi elden çıkmış görmej daha iyidir.

Bu vasiyetnamenin bir kopyasının paşanın büyük oğlu İzzet Bey tarafından kendisine verildiğini yazar Mr. Levis. 1870'de yayımladığı bu kitabına hatta bir de yorum yazısı ekler. Değerli araştırmacı, Engin Deniz Akarlı, II.Abdulhamid'in Yıldız Sarayındaki evrak arasında bu vasiyetnamenin bir nüshasını bulur. İngilizlerin dostluğundan yoksun görünmektense, bir kaç kentimizden vazgeçmeyi uygun bulan anlayış, yurtsever olduğu ve ülkenin kurtuluşuna, çareler arayan bir Osmanlı Sadrazamının kaleminden kağıt üzerine dökülebilmiştir. O İngiltere ki, 300 yıl süreyle, Akdeniz'de ticaret egemenliğini elinde tutmuş ve 1838 ticaret antlaşmasıyla Osmanlı sanayiini yerle bir etmişti.

Bugün de buna benzer düşünceyi savunan siyaset adam-

larından Türkiye'nin yoksun olduğu düşünülmemeli. Onlar, ülkenin ekonomik ve siyasal geleceğini, hatta toprak bütünlüğünü, AB'nin koryucu kanatları altında güvenceye alınacağını düşünebilmektedirler. AB'ye olmamız, demok-rasimizin gelişmesini sağlayacak, toprak bütünlüğümüzü koruyacak ve ekonomik kalkınmamıza süreklilik kazandı-racaktır..

İngiliz Büyükelçisi Lord Stratford, Fuad Paşa'nın görevden alınmasını sağlamıştı fakat onun güvenini buna karşı yitirmemişti. O İngiliz Elçisi, Osmanlı Devlet''nin iç işlerine karışıryor ve Saraya geldiğinde Padişah tarafından kapıda karşılanıyordu. İngiltere'nin çıkarlarını öylesine koruyordu ki. İzmir Alsancak Demiryolu inşaatının temel atma töreninde:

Türkiye'nin yeniden canlanmasında her zamankinden daha çok yarar var. Eğer, Doğu Akdeniz kapıları ardı-na kadar açılmazsa, zor kullanarak bu kapıları açacak güçteyiz,

Demişti. Bunları söyleyen kişi, Türk dostu olarak nite-leniyor ve Pasdişah tarafından Sarayın kapısında karşı-lanıyordu. Şimdi de IMF'nin temsilcileri havaalanında devlet büyüklerimiz tarafından karşılanmıyor mu?

Tarih bilincinde olmayan siyaset adamları, ülkeyi ancak bugünkü gibi yönetebilir. Ulusun çıkarlarının güvencesini, toplumun demokratikleşme istemlerini, ancak dışardan gelen dayatmalarla gündeme alırlar. Yetişme biçimleri buyruk almaya yatkın olduğu için, buyrukların içerden ya da dışardan gelmesinin önemi yoktur. O buyruk içerden süngünün ucuyla ya da avuç içindeki birkaç milyon dolarla gelebilir .

Devleti yönetmek savında olan siyaset adamlarının bu denli kişiliksiz davranışlarn, toplumda uyandırdığı düş kırıklığı zaman içinde, kanıksanmaya, umarsızlığa ve doğal görülmeye başlanıyor ki, asıl sakıncalı olanı da budur. Bir ulus kendisine güvenmekten yoksun düşürülürse, o ulus sömürgeleşme sürecine kolayca sürüklenir.

Mustafa Kemal'in büyüklüğü, ulusunun kendisine güven-mesini sağlamasında görüyoruz. Bunu nasıl başar-mıştı: Ulusuna güvenerek, Devleti yönetme savında olan siyaset adamları, bugün ulusuna güvenmediği ve hatta ulusundan korktuğu içinir ki, ulus ta onlara güvenmiyor ve giderek te ulusun kendisine güveni sorunsallaşıyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail