Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 51 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

T.B.M.M'nin 18 Ekim (Teşrinevvel) 1338 (1922) günlü gizli celsesinde gündemin birinci maddesi "Halife Vahdettin'in firarı (kaçması) ve Halifeliğe Abdulmecid Efendinin seçilmesi" idi. Bu konuya yeniden değinmemizin bir nedeni var: Kemalist devrimleri takiyye yöntemiyle yadsımayı amaçlanmış görünen Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarına MEDYA'da göz kırpmaya ve Osmanlı'nın Anadolu işgaline kapı açan saltanatını aklamaya yönelen kimi yazarlara gerçeğin bir kez daha ne olduğunu anımsatmaya gereksinim duyuyoruz. Hürriyet Gazetesinde Murat Bardakçı'nın hem de 31 Ağustos günün seçerek, "Hiç endişelenmeyin,Sevr'i biz zaten onaylamamıştık" başlığı altındaki yazısında "Sultan Vahdettinin imzalamaktansa tahtı bırakıp gidecektim" sözlerine değinerek, resminin yanına "bir sürgün fotoğrafı" kaydını koymasına karşın, tarihsel gerçeğin, bu yazdıklarından çok farklı olduğunu burada, ileri sürmeyi görev biliyoruz.

T.B.M.M'nin 18 Ekim 1922 günlü gizli celsesinde Mustafa Kemal'in olaya nasıl baktığı ve Vahdettin'i nasıl suçladığı göz ardı edilerek, onun "Sevr, kötülüğün baştan aşağı kendisiydi" sözlerini ciddiye almaya olanak yoktur. Çünkü o, Murat Bardakçı'nın zihinleri karıştıran açıklamasıyla sürgüne gönderilmemiş tersine, onların İstanbul'u işgal eden İngilizlerin komutundaki bir zırhlı gemisine sığınmıştır.Heyeti Vekile Rei
si Rauf Bey, o gizli celsede şunları söylemişti:

17.11.1338(1922) tarihli İstanbul'dan Refet Paşadan bir telgraf aldık. Onu okuyorum:
İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Beyefendi Hazretlerine:

Vahidüddin (Tutanaklarda Vahidüttin olarak yazılı .a.n.ö) Efendi, bu gece yarısı , Saraydan
gaybubet eylemiştir. İstanbul Komutanı ve polis müdürünü tahkikat ve tedabiri lazime
(gerekli önlemler) için saraya gönderdim. Alacağım malumatı ayrıca arz edeceğim. Vahidüddin, ağlebi ihtimal Başmabeyincisi ve birkaç mukarribi (yakını) ile birlikte ve İngilizlerin delaleti ile gaybubet eylemiştir,

Bu telgraftan hemen sonra bir ikinci telgraf daha gönderiyor ve şu bilgiyi veriyor:

Harrington'dan şimdi aldığım mektubun ve melfuf ( eklenmiş) beyannamenin ajanslar vasıtasıyla Avrupa'ya da tebliğ edilmiş olduğunu bitetkik anladığımı da arz ederim. Beyaname:

Resmen beyan olunur ki, Zat-ı Şahane, vaziyeti hazıra neticesinde ve hayatını tehlikede gördüğünden bütün İslamın halifesi sıfatıyla İngiliz himayesini ve aynı zamanda İstanbul'dan başka bir yere naklini talep etmiştir. Zat-ı Şahanenin arzusu bu sabah ifa olunmuştur.Türkiye'deki İngiliz Kuvvetlerinin Baş kumandanı Sir. Charles Harrimgton, Zat-ı Şahaneyi almaya giderek bir İngiliz harp sefinesine kadar kendisine refakat etmiş ve Zat-ı Şahane, vapurda, bahri sefid filosu umum kumandanı Amiral S.Dudrock (bu adın nasıl yazıldığını bilemiyoruz. a.n.ö) tarafından ka
bul edilmiştir.Beraber gidenler şunlardır: Serkarin Ömer Yaver Paşa, Hadaka Kumandanı Kaymakam Zeki Bay, Esvapçıbaşı küçük İbrahim Bey, berber başı Mahmut Bey, Seccadecibaşı İbrahim Bey, Muhsibi Sani Mazhar
Ağa,Muhasibi Salis Hayrettin Ağa, Sertabib Reşat Paşa, Vahidüttin'in oğlu Ertuğrul Efendi (Allah kahretsin sedaları).

Başkomutan olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Refet aşaya gönderdiği yanıt, devlet adamı olma
nın sorumluluğunu taşımaktadır. Olaya serin kanlılıkla bakar ve ne yapılması gerektiğini bildirir:

Vahidüttin Efendi, Meclisçe usulü dairesinde henüz hal edilmiş değildir, der.

Padişah firar etmiştir, bir İngiliz savaş gemisine sığınmıştır , fakat Mustafa Kemal'in düşüncesine göre o henüz Meclis tarafından saltanattan uzaklaştırılmamıştır. Pişmanlık duyup geri dönebilirdi. Pişmanlık duyarsa eğer. Fakat o, berber başını, seccadeci başını, esvapcı başını yanına alarak firar etmişti.

Mustafa Kema'in, Refet Paşaya gönderdiği yanıtının bir bölümü şöyledir:
Firarı üzerine tarafı alinizden mahlu (taht'tan indirilmiş olduğunu) ilan etmek doğru değildir Bu mesele, ancak Meclis tarafından hal ve tespit edildikten sonra verilecek talimata göre hareket buyurunuz. Şimdilik, İngilizlerin firarı ne suretle tertip ettiklerini ve evvelce vuku bulan işar üzerine tahtı muhafazada bulundurulması için alınan tedabire ne suretle tecavüz eylediklerini bildiriniz. Mücadeleye, efkarı umumiyei İslamiyeyi tenvire medar olacak kuvvetli bir surette başlamak için Meclisin kararına istinat etmek muvafık olur.

Mustafa Kemal'in bu yanıtında O'nun aynı zamanda bir öğretmen gibi davrandığını da görüyoruz. Bir kez, Meclis karar vermeden, Vahdettin'in tahttan uzaklaştırılmış olduğu açıklanmamalıdır, bu Meclisin yetkisindedir, diyor. İkincisi Vahdet
Tin'in İngilizlere sığınmasını İngilizlerin bir tedbiri olabileceğini vurguluyor ve de İslam dünyasındaki kamuoyunu aydınlatmayı sağlayacak güçte savaşa girmek gerekir, diyor ve devam ediyor:

Emaneti muhafaza etmek (korumak) mühimdir. İngilizler emaneti ancak silah istimal ederek (kullanarak) ve kan dökerek almalıdır. Bu hususta icap edenlere evamiri katiye (kesin buyruklar) verilmelidir...Meclisce intihap olunacak (seçilecek) halife malum değildir.

Görülüyor ki, Mustafa Kemal, 1922'nin sonlarında bile İstanbul'un halifeden yoksun kalmasını sakıncalı görmektedir. Ne var ki, Abdulmecit'in halife olarak seçilmesini de kendisiyle görüşülerek kimi koşullara bağlanmasını öngörmektedir. Onun dahi İngilizlere katılması olanaklıdır, diye düşünmektedir, haklı olarak. Nitekim Refet Paşa, Mustafa Kemalin bu konudaki koşullarını Abdulmecit'e yansıtır. Onun yanıtı şöyledir::

Büyük Millet Meclisinin hilafet ve saltanat hakkında ittihaz ettiği kararı tamamen tasdik ve tasvip ediyorum.

Bir mebus "Abdulmecit, unvan yazıyor mu imzasında" diye sorar.

Heyeti Vekile Reisi Rauf Bey yanıtlar: Hayır, ih-
mal edilmiş olacak.

Şevket Bey (Beyazıt)- İmza kimindir, lütfen okunsun .

Mustafa Kemal Paşa- Rauf Beyefendi, ben de ehemmiyet verdim bu noktaya. İmza nedir diye sordum.

Osmanlı Devletinin başındakilere hemen herkesin kuşkuyla baktığı görülüyor. O günkü gizli celseye kısa süre ara verildikten sonra ikinci oturumda konunun yönü Bitlis mebusu Yusuf Ziya beyin konuşmasıyla değişir. Çünkü o, Vahdettin'in firarının "esaretin tahtı tazyik ve şiddetinden" kaynaklandığını söyleyerek sözlerine baş
lamış ve onun kaçışında kesinlikle önem yoktur , demişti ve bununla da yetinmeyip yeni seçilecek padişaha "biat" etmenin koşul olduğunu sözlerine eklemişti. Şunları söylemekteydi:

Halifeyi intihap etmek şarttır, biat şarttır. Biat, intihabatın esasındandır. Biat tam olmayınca, intihap tam olmaz. Hatta hatırlarsınız, Hazreti Ali'ye bir çokları biat etmedi. (oldu sesleri) Yine hatırlarsınız, Hazreti Ebubekir, Hazreti Ali'ye biat etmedi. Yani biatın, intihabatın şeraitinden olduğunu izah için arz ediyorum.

Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Beyin, egemenliğin ulusta olduğu savıyla çatışan bu konuşmasına Mustafa Kemal nasıl yanıt verecek, neler söyleyecekti? Kürsüye çıktığı zaman, derin bir sessizlik vardı ve gözler ona çevrilmişti.

Arkadaşlar, mevzuu bahis olan meseleyi çok münakaşa etmek, çok tahlil etmek mümkündür. Fakat zannederim ki, münakaşat ve tahlilatta ne kadar ileri gidersek, o kadar müşkilata uğrarız.

Bu meclis, Türkiye Milletinin Meclisidir. Türkiye halkının meclisidir. Bunun sıfatı, bunun selahiyeti, yalnız Türkiye halkının, yalnız Türkiye Milletinin, Devletinin hissiyatına, mukarreratına (duygularına ve kararlarına) aittir.
Binaenaleyh bu Meclisin Riyasetinde bulunacak zatın da olsa olsa temsil edeceği şey, Türkiye'ye ait olabilir. Türkiye Devletinin ve halkının bu noktadaki vazifei diniye ve vicdaniyesi, diger alemi İslamın dahi aynı güne gelmesine kadar bu Makamı Muallaya
(yüksek makama) mesnet olmaktır. Bütün kudretiyle, bütün kuvvetiyle onun kuvvetini, kudretini, şerefini bütün alemi İslam nazarında ve gayri İslamı alem nazarında masun bulundurmaktır. Yoksa kendi mevcudiyetini halifenin bir yedi iktidarına veremez efendiler ve vermeyecektir efendiler. Alemi İslamda teşevvüş (karışıklık) varmış veyahut teşevvüş olacakmış. Bu sözlerin hepsi yalandır, kim söylerse yalan söylüyor.

Yusuf Ziya Bey (Bitlis)- Paşa Hazretleri ben yalan söylemem.
Gazi Mustafa Kemal Paşa /devamla)- Sen yalan söyleyebilirsin, müstaitsin
Yusuf Ziya Bey- Katiyen yalan söylemem ve bunu kabul etmem Paşam.
Gazi Mustafa Kemal- Ben bir defa size yalan söyledin demiyorum. Size bunu söyleyenler yalan söylemiştir diyorum. Sen kendin üzerine aldın.

Cumhuriyetin ilanından altı ay önce bile, Meclisin firar eden Vahidüttin Efendinin yerine yeni bir halifeyi seçmesi için bile "Fetva" verilmesi koşul görülmekteydi. Ve Mustafa Kemal de o gün konuşmasının sonlarına doğru:

Ali Osmanı kabul etmek ve muhafaza etmek zaruretindeyiz. Bu ailenin içinde bizim aradığımız evsafı (niteliği) bulmak bugün için biraz müşkildir. Belki gençleri sureti mahsusada yetiştirdikten sonra evsaf ve sıfatı lazimeyi (gerekli nitelik ve özellikte) insanlara tesadüf edilebilir. Fakat bugün bu ciheti hakikaten tetkik ve tahlil edecek olursak pek müşkil vaziyette kalabiliriz.

Acaba halifenin niteliği ve özelliği konusunda hangi koşulu öngörüyordu diye bir soru zihnimizi kurcalayabilir. O nedenle Mustafa Kemal'in konuşmasının son bölümüne bakmak gerekecektir. Şunları söyler:

Tekrar edeyim, bütün zihniyetlerin tenevvür etmesi (aydınlanması) için tekrara lüzum görüyorum. Türkiye halkı bilakaydüşart hakimiyetine sahip olmuştur. Hakimiyet, hiçbir renkte hiçbir şekilde hiçbir mana ve delalette iştirak kabul etmez. Halife olsun , ünvanı ne olursa olsun,bu milletin mukadderatında bir müşa
keret
(ortaklık)
sahibi olamaz. Efendiler, Mil
let, buna katiyen müsaade edemez ve bunu teklif edecek hiçbir Millet Vekili olduğuna kani değilim (alkışlar). Binaenaleyh bütün harekatımız bütün mukadderatımız bu noktai nazarda olabilir. Başka türlü imkanı kat'isi yoktur. (Fetvai şerif okunsun sesleri).

Murat Bardakçı, 31 Ağustos 2003 günü Hürriyet gazetesinde yayımladığı ve Vahdettin Efendiyi aklamaya çalıştığı yazısında onun yayımlanmamış anılarından alıntı yaparak:

Bu anlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat etmekte kararlı olduğunu söylediğine
değinmektedir. Oysa, tahttan feragat etmeyi düşünmesi bir yana, firar ettiği gerçeği karşısında onun bu sözleri havada kalıyor bizleri onun yurtsever olduğuna inandırmaya yetmiyor.

18.11.1922 günlü gizli celsede Mustafa Kemal, konuşmasının giriş bölümünde Vahdettin için şunları söylemişti:

Halife makamını işgal eden zatın, şimdiye kadar bizce malum olan bir ihaneti vardır. Sevr muahedesini tasdik etmekle Türkiye'nin idamını kabul etmiş olmasıdır. Bu sefer gene halife ismini takınarak İslamın en kavi ve şerir ve şeni düşmanı olan İngilizlere halife ünvanıyla müracaat ederek kendisini İslama ihanet etmesi tarzında bir şekilde kabul edilebilir. Şu halde bu insan suretinde görünen, Türkiye'miz için, necip milletimiz için ve İslamı alem için muhlik zehirli bir yılan olan, bu suretle mündefi olması üzerine (def edilmiş) münhal bulunan emaneti İslamiye'ye bir zatın intihabının zaruri olduğu merkezindedir...Heyeti aliyenize arz ediyorum.

Tarihteki yanlışlıkları düzetmek ve kimi suçları aklamak kimi zaman,olanaklı değildir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail