Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 43 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

SOKRATES İLE KUŞKU ÜZERİNE SÖYLEŞİ
...

SOKRATES İLE KUŞKU ÜZERİNE SÖYLEŞİ

- Değerli düşünür Sokrates, nedenini bilmiyoruz, kendimizden de kuşku duymaya başladık. Bireylerin kendisinden kuşkuya düşmesi ne denli acı verici bir durumdur, biliyor musunuz? Elbette biliyorsunuzdur. Bu sorumuz bile sizden de kuşku duyduğumuzu göstermiyor mu? Nedir kuşku, söy ler misiniz? Neden gittikçe kuşkucu insanlar oluyoruz?Biri birine kuşkuyla bakan, biri birinden kuşkulanan bireyler olmaktan nasıl arınırız?Bu kısır döngüden kendimizi nasıl kurtarırız? Söyle bize, kuşku duymak bizlerin kusuru mu ya da çevremizdeki olup bitenlerde gözlemlediğimiz tutar-sızlıklar, çelişkiler, haksızlıklar mı bizleri çevreye ve kendisine kuşkuyla bakan insanlara dönüştürmektedir.

Sen ki ey Sokrates, kimseye korku ve kuşkuyla bakmayan ve sadece kendi düşüncesinin doğru ve gerçekçi olup olma-masından kuşku duyan ve yüzden tüm yaşamında, doğruya kuşku yolundan ulaşmaya çalışan kişisin. Hiç kimse, kuşkunun ne olduğunu senin kadar bilemez. O yüzden yine sana geldik ve bizleri, zihnimizi bir burgu gibi kurcalayan kuş-kulardan kurtarmanı istiyoruz. Çünkü, zihnimizin içine sarmaşık bitkisi gibi giren kuşkunun görünmeyen bağlarından kendimizi kurtarmak istiyoruz. Bizleri yönetenlerin, kuşku duyduğumuz güvenilmez bireylerden oluşmasını giderme-ye gereksinim duyuyoruz.

Bizleri yönetenlerin tutum ve davranışları, karar ve ey-lemleri, neden zihnimizde sürekli kuşku yaratıyor; acaba doğru mu, gerçek mi gibi soruların görünmez kolları bir ahtapot gibi zihnimize musallat oluyor? Kuşku duymayacağımız kararlara, devinimlere öylesine gereksinim duyu-yoruz ki.

Sokrates:
Zihninizi kurcalayan ve sizlerin çevrenize kuşkuyla bak-manıza neden olan olayları yaşadığımı söyleyemem. O nedenle, zihninizdeki kuşkunun nereden ve nasıl kaynak-landığını bilemiyorum. Zaten, bizler, Araf'ta, kuşkunun yok olduğu, var olmadığı bir ortamda yaşıyoruz. Burada yaşa-mak sözcüğünü bile nesnel dünyadaki dil alışkanlığından ötürü söylemekteyim. Oysa burada varlığın yok olduğu ve yokluğun var olduğu, yaşam ile yaşamsızlığın bir arada bulunduğu bir ortamda bulunmaktayız. Burada gerçeğin, varoluşunu yok oluşla bütünleştiren gücüne sahip olduğumuzu da söyleyebilirim. Bu söylediklerim sizlerde bir tasarım yaratıyorsa, diyebilirim ki kuşku, gerçeğin gerçek olup olmadığını bilememenin kendisidir. Böylesi kuşku, öznel değil, nesneldir. Zihnin gerçeğin gerçek olup olmadığını öğrenme, bilme gereksiniminden kaynaklanır. Kuşkuların en erdemli olanıdır bu ve sizlerin nesnel dünyanızda yarat-tığınız uygarlığın temelidir. Gerçek gerçeğin kendisi midir, gerçeğin görüntüsü mü ve de gerçek dediğimiz o olgudan farklı bir başka gerçek var mıdır. Nerededir gerçek? Ona nasıl ulaşabiliriz.?

Sanıyorum siz gerçeğe ulaşmanın kuşkusundan söz etmiyorsunuz? Zaten o tür kuşkuya kapılmış olsaydınız bana gelmezdiniz. Neden? Çünkü gerçek, bir başkasına sorularak öğrenilmez ki. Gerçek, onun peşine düşülerek, elle yakalanırcasına onu avuçlarınızın içine alırcasına tanımanız, yakalamanız, sonuçta onu bilmeniz ve zihninizde bekleyen yere onu yerleştirmeniz olanaklı olur. Gerçeğe karşı duyulan bu kuşkuya sizler bilimsel kuşku diyorsunuz. Nesnel dünyanızda belki de en eksik olan yanınız bu. Bilimsel kuşkuyla duyumsal kuşkuyu biri birinden ayırt edememeniz.

-Haklısın Sokrates, bu sözleri işitirken, kendimizden utanç duymaya başladık. Evet, bizler, bilimsel kuşkunun henüz tadına varmış değiliz. Gerçeğin peşinden koşan kuşkuya belki de çok yabancıyız. Bizler kendimizi güvensizlikten kaynaklanan kuşkuya mı alıştırdık. Bunu mu söylemek isti-yorsunuz?

Sokrates:
Güvensizlikten kaynaklanan kuşkuyu küçümsediğim sanıl-mamalı. O tür kuşku da, aslında sizler için gerekli olan "güven" i arayıp bulmanızı sağlar. Güvenilir olmakla kuş-kuyu ortadan kaldırmak ve kuşku duyulmayan birey olabilmek bile aslında duyulan kuşkunun gerçek olup olma-dığını anlamaya özdeştir. Yani, bilimsel kuşku, gerçeği bul-mayı sağlarken, duyumsal kuşku ise, kuşku duyulanın ger-çek olmadığını öğrenmeyi olanaklı kılar. Biri gerçeğin ger-çek olup olmadığını, duyumsal olanı da, gerçek sanılanın gerçek olmadığını öğretir.

-Tam anlayamadık Sokrates. Gerçek sanılanın gerçek olma-dığını öğrenmekle neyi kasıtlıyorsunuz?

Sokrates:
Hangi olaya ya da kişiye karşı neden kuşku duyuyorsunuz, düşündünüz mü? Onun kararının, sözünün, davranış biçi-minin doğru mu, doğruyu mu, gerçek mi, gerçeği mi yansıt-tığına ilişkin tam bir kanıya ulaşamamanızdan kaynaklanıyordur kuşkunuz. Eğer öyle ise, kuşkunuzun gerçek olmadığını bilmek istersiniz. Gereksinmeniz, kuşkunuzun gerçek olmadığını öğrenmekten ibarettir. Örneğin, karşınızdaki kişinin yalan söylediğinden kuşku duyuyorsanız, bu duyumsal kuşkunuzun gerçek olmaması ile siz o kuşkudan kurtu-lursunuz. Oysa bilimsel kuşku, öyle mi?

-Şimdi anladık Sokrates. Bizler, hep gerçek dışı, doğru olmayan sözlerle, davranışlarla, kararlarla karşı karşıya gel-diğimiz için, duyumsal kuşkunun tutsakları olmuş gibiyiz. Çöpler, atıklar nasıl çevreyi kirletiyorsa, yalan ve de gerçek-dışılıklar da zihnimizi kirletiyor olmalı. Öyle ise, kuşku, zihnimizdeki kirdir diyebilir miyiz?

Sokrates:
Eleştirel fakat gerçek bir benzetim. Duyumsal kuşkuyu benden daha iyi tanımladınız. Evet çevrenizde güvensizliğin kaynağı olan kuşkular, zihninizi kirletmeye başlamış olmalı. Zihninizi bu kirlerden arındırmanız gerekecek. Nasıl. O na-sıla ben de yanıt vermekte güçlük çekiyorum. Yönetenle yönetilenler arasındaki kuşkuyu ortadan kaldıracak, onun yerine güvenilirliği yerleştirecek çözümü nasıl yaratabilir siniz? Bunun gizini ben de tasarımlayamıyorum. Her halde, güvenilir olmak için, bireyin önce kendi zihnindeki kuş-kulardan arınması gerekir. Belki de güvenmediğiniz birey-lerden bile kuşkulanmamayı deneyebilirsiniz.

-Fakat Sokrates, güvenmediğimiz bireyler, kendi çıkarları için sürekli gerçekleri gizlemeyi ya da farklı göstermeyi alışkanlık durumuna dönüştürmüş ise, o zaman ondan kuş-ku duymamak için, ilişkileri tümden kesmek gerekecektir. Fakat eğer o bireyler grubu, toplumun geleceğine egemen kararlar alacak yetkilerle donatılmış ise, onların aldıkları kararlar karşısında kuşku duymamak olanaklı mıdır? Ve o tür kuşkular ortamında, zihnimiz başka kuşkuların da saldırısına uğramaktadır. İşsiz kalmak, aç kalmak kuşkusu gibi.

Sokrates:
Bu da güvensizlik ortamından kaynaklanmıyor mu? Sizlerin yaşadığı çağda, sosyal güvenlik kurumları oluşturdunuz. Şimdi o kurumlar, böylesi kuşku ve korkuların en aza inmesini sağlamıyor mu?

-Hayır Sokrates, sağlamıyor. Bizleri yönetenler, öylesine sorumsuzca davranıyorlar ki, sosyal güvenlik kurumları bile işlevini yerine getiremez duruma düşüyor. Olaya neresinden bakarsak bakalım, sorun, dönüp dolaşıp, yönetimde yer alan kadroların, kuşku yaratmayacak biçimde kararlarını doğru-lukla, dürüstlükle almasına gelip dayanıyor.

Sokrates:
Sizlere hak veriyorum. Fakat bu durumun sorumlusu sizler değil misiniz. Sizleri yönetenler de, sizlerin arasından seçil-miyor mu? Onları, güvenilir ve kuşku duyulmayacak birey-ler arasından seçme olanaklarını niçin yaratmıyor sunuz?

-Haklısınız Sokrates. Ülkemize dönünce, sokak sokak, ev ev dolaşıp, ey insanlar diye bağıracağız. Kuşku duymayacağınız kadroları yönetime seçmek için, artık gerçekçi olmanın zamanı gelmiştir, diyeceğiz. Bu güvenilmez, asalakları artık sırtımızda taşımamalıyız. Geleceğimizden kuşku duymayacağımız aydınlık ve gönençli günleri yaşamak bizim de hakkımız olmalı. O nedenle önce biri birimizden kuşku duymayacak ortamı yaratmak zorundayız. Biri birimize güvenmeliyiz. Sırtımızda taşıdığımız ve geleceğimizi, kararlarına bıraktığımız kişileri artık aramızda, en güvenilir ve saygın olanlar arasından seçmeyi öğrenmeliyiz. Bunları herkesin yüzüne karşı haykıracağız. Kendi bireysel çıkarlarımızı, toplumun çıkarlarının gerisine çekmenin zamanı gelmiştir diyeceğiz.

Kuşku duyduğumuz kişileri sırtımızdan atmanın gizi, biri birimize güvenmekten, saygı duymaktan geçer. Evet Sokra-tes, her zaman olduğu gibi, bizi yine yüreklendirdin. Ve gerçeği nasıl aramamız, ona nasıl yaklaşmamız gerektiğini bir kez daha öğrendik. Gerçek nerede ve hangi gerçeklerle bir aradadır, bunu öğrenmeye çalışacak ve ulaştığımız ger-çekleri, açıklamaktan erinmeyeceğiz.

Birey olarak, toplum olarak, gerçeği nasıl yakalayacağımızı öğrenmeye çalışacağız. Ve biliyoruz ki, gerçeğin gerçek olup olmadığından kuşku duymak, kuşkuların en erdemlisidir. Bunu bizlere öğrettiğin için sana teşekkür borçluyuz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail