Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 43 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

İZMİR'DE MUSTAFA KEMAL'İN TÜKİYE İKTİSAT KONGRESİ
...

İZMİR'DE MUSTAFA KEMAL'İN TÜRKİYE İKTİSAT KONGRESİ

Ali Nejat Ölçen

Prof. Erdinç Tokgöz'ün aşağıda bulacağınız yazısında, genel-likle yanlış adlandırılan 1923 Türkiye İktisat Kongresi'nin doğru adıyla anılmasını haklı olarak dile getirmekte ve bunun kanıtlarını ileri sürmektedir.

Prof.Tokgöz'ün yazısını okuyucularımıza sunmadan önce, 1923 Türkiye İktisat Kongresinin pek çok köşe yazarı ve öğretim üyesi tarafından yanlış algılandığını, yanlış değerlendirildiğini belirtmeye gereksinim duymaktayız. Onlardan bir bölümü, yakın zamana kadar, Mustafa Kemal Atatürk'ün o kongre ile liberal (özel sektörcü) ekonomiye geçmeyi amaçladığını, pek çoklarına göre, kapitalizme yeşil ışık yaktığı ve şimdilerde Kemalist çizgiye gelen kimi öğretim üyeleri de Kemalist devletçiliğin içi boş devletçilik olduğu-nu ileri sürmekteydiler.

Oysa, O'nun hazırlattığı ve ısrarla, başarıyla uygulamasına özen gösterdiği, birinci (1933),ve ikinci (1936) Sanayi Planlarını hiçte dikkate almadıkları ve hatta o planlarda hangi yatırımların gerçekleşmesi için hangi kamusal girişimlerin kurulduğunu, o kişilerin inceleme zahmetine bile katlanmadıkları görülmektedir. 1929 birinci dünya ekonomik bunalıma karşı direnmek amacıyla Kamu İkti-sadi Teşebbüslerin kurulduğunu söyleyecek ve yazacak kadar gerçeklerin dışına çıkabilmişlerdi..

Birinci ve ikinci Sanayi Planlarında programa alınan ve çok kısa sürede gerçekleştirilen üretim tesisleri ki, Türkiye'nin ulusal ekonomisinin birinci dünya ekonomik bunalımında ve onu 10 yıl sonra izleyen ikinci Dünya Savaşında ayakta kalabilmesini sağlamıştı. 900 yılı aşkın süredir,ilk kez bir dev-let adamı Anadolu toprakları üzerinde,,"milli iktisat" dan söz ediyor ve onu "milli egemenlik" kavramından ayrı gör-müyordu. Onun devletçiliğini içi boş devletçilik olarak kabul eden öğretim üyesine sormak gerekir: O zamanlar iktisat fakültesi, iktisat öğrenimi var mıydı?.

1982 yılında, T.Ekonomi Kurumu ile Siyasal Bilgiler Fakü-tesinin ortaklaşa düzenlediği sempozyuma sunduğum teb-liğde ve sonra yayımlanan Kemalizmin Ekonomisi adlı kitabımızda bunu ayrıntılarıyla gün ışığına çıkardığımız için burada ( Güldikeni yayını 2 nci baskı,1997,Ankara) kongrenin temeldeki amacına değinmekle ve kongrenin gerici kad-rolarla kuşatıldığını belirtmekle yetineceğiz.

Kemalizmin Ekonomisi kitabında, Kongrenin Siyasal Amacı Bölümününden bir parçayı aşağıya aktarıyoruz:

"Kongre, yalnız içerik bakımından değil, fakat onun kadar daha da önemlisi, Lozan barış görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir zamana rastlatılmasının da özel anlamı vardır. Ekonomik ve siyasal amaç, o kongrede bütünleşmişti. Osmanlı dış borçlarının altın temelinde geri ödenmesinin ve yabancılara tanınmış hakların ve ödünlerin sürüp gitmsinin Lozan Konferansında ısrarla istendiği ve bu isteklerin Türkiye tarafından kabul edilmemesi, konferansın kilitlen-diği 1923'in Şubatına rastlar.

Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasal ve ekonomik bağımsızlı-ğın biri birinden ayrılmaz bütünün iki parçası olduğu savı-nı, Kongrenin açış konuşmasında vurgulaması,, Lozan'da müttefik devletlerin temsilcilerinin -Lord Curson dahil- bağımsız yeni Türkiye Devleti'nin kuruluşuna ve onun tam bağımsızlığına kuşkuyla bakmalarına karşıt, kesin ve geri alınamaz bir yanıt oluşturmuştu. Bu yanıtın İzmir'de Türkiye İktisat Kongresi'ne katılan 1135 delegenin alkışla-rıyla karşılandığı bir toplantıda alınmasının stratejik önemi vardı. Bu önemi herkesten daha çok bilen ve kavrayan ve konuşmasında yeni devletin nasıl yapılanması gerektiğini tüm dünyaya açıklayan kişi Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildi."

Lozan Konferansının kesintiye uğramasına değinerek açış konuşmasında şunları vurgulamıştı:

Eski Osmanlı devletinin tarihe inkilap ettiğini ve bugün yeni bir Türkiye devletinin mevcut olduğunu ve bu Türkiye Devletini kuran milletin çok azimkar ve celadetli bir millet olduğunu ve bu milletin artık istiklali tamdan ve haki-miyeti milliyeden zerre kadar fedakarlık yapmayacağını anlamamışlardır.(alkışlar) İşte bunu anlamamakta duçarı tereddüt olmuşlar, düçarı tevakkuf olmuşlardır. Arka-daşlar, millet kararı katisini vermiştir, bu millet için tered-düt devreleri çoktan geçmiştir. (bravo sesleri, şedit alkışlar). Bütün millet ve bütün cihan bilsin ki, bu millet istiklali tam'ın temin edildiğini görmedikçe yürümeye başladığı yolda bir an tevakuf etmeyecektir..Haklarımız tabiidir, meşrudur, makuldur ve bize lazımdır. Biz, bu haklardan vaz geçmeyeceğiz ve ne kadar haklı isek bu hakkımızı müdafaa ve muhafaza etmek için de memleketimizin, milletimizin kabiliyet ve gücü o kadardır ( Alkışlar.İkdam,

(20 Şubat 1339)

Bu konuşma İtilaf devletlerine bir nota niteliğini taşıyordu ve kısa sürede etkisi görüldü. Çünkü sömürgeci ülkelerin Anadoluya saldırtacağı bir başka devlet kalmamış ve maşa olarak kullandıkları Yunan güçleri ise, İzmir'de denize dökülmüştü. Lord Cürzon Avam Kamarasında geri adım attığını şu sözlerle açıklamıştı: İngiltere, Türkiye ile ilişki-lerinde dostluk içinde kalmalıdır.

Batı'nın geleneksel tutumudur bu. Çıkarı söz konusu oldu-ğunda, öptüğü eli ısırır ve ısırdığı eli de öpebilir.

Önemli olan, ona eli kaptırmamaktır. Şimdi Türkiye'nin siyasal ve kamusal yaşamına egemen olan güçler gibi elinizi kaptırırsanız emperyalizmin, dişli çarkları arasından kolu-nuzu zor kurtarısınız.

İzmir'de toplanan İktisat Kongresinin adı iktisat kongresiydi fakat, iktisat konusu arada sırada gündeme giriyordu.

Ne yazık ki, dışa karşı Lozan'da verilen tam bağımsızlık savaşımına karşın, içerde İzmir'deki kongrede de çağdaş-laşmaya ayak uyduramayacak görünümler ortaya çıkıyordu. Kongrenin bitimine doğru bir delege, "latin harflerinin ka-bul edilmesi"ne ilişkin önerge vermiş ve ekonomiyle ilgili olmadığı gerekçesiyle, kongreye divan başkanı seçilen Kazım Karabekir Paşa tarafından gündeme alınmamış ve ekonomiyle ilgisi olmayan şu karşı konuşmayı yapmaktan da çekinmemişti:

Maalesef içimizde tebaa sadıka diye asırlarca yaşayan herifler tarafından zerkedilen (aşılanan) ve şeytan-kerane olan fikirler, bizi seven ve ırkımızla temasa geçen ecnebilerce (yabancılarca; hangi yabanbizi seviyordu?) şayanı kabul görülmemektedir. Acaba bu la-ince kabul edilir mi? Bu kabul edildiği gün memleket hercümerce girer (alt üst olur)Avrupa'nın eline güzel bir silah verilmiş olacak. Bunlar alem-i islama karşı diyecekler ki, Türkiye ecnebi yazısını almakla Hıristiyan olmuşlardır. İşte düşmanlarımızın şeytanca fikri budur.

Kazım Karabekir'in bu denli cahil kaldığını her halde kimse bilmiyordu. Latin harflerini kabul etmenin, latincenin resmi dil kabul edilmesi anlamına gelmediğini bilmesi gerkirdi. Latince, zaten artık hiçbir ulus tarafından kullanılmayan ve tarihe karışmış bir dildi ve sadece katolik kiliselerde dua dili olarak bir köşeye sıkışıp kalmıştı. Latin harflerini kabul etmekle Hıristiyan olunmayacağını da bilmesi gerekirdi. Dil ile din arasında ilişki olmadığını aklı başında herkes biliyordu, Ne var ki, Kongreye divan başkanı seçilen Kazım Karabekir Paşa, bugünün laiklik karşıtı kadroların, o gün temsilcisi gibi konuşuyor ve gerçekleri çarpıtmayı de içine sindirebiliyordu.

Gazi Mustafa Kemal Paşa ise, Osmanlı tacidarlarının yayıl-macı politikalarının bedelini tüm ulusun ödediğini ve doğal kaynakların, işgücü varlığının sınır boylarında savurganca harcandığını ve artık "İktisat Devri" nin başlaması ve bir "İktisat Programı"nın olması gerektiğini söyleyecek ve tas-arımladığı iktisat programını şu tümcelerle açıklayacaktır:

İstiklali tam için şu düstur vardır: Hakimiyeti milliye hakimiyeti iktisadiye ile tersim edilmelidir. Yegane kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır.Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle tetviç edilmedikçe (donatılmadıkça) semere, netice payidar (sürekli) olamaz.

900 yılı aşkın süredir, yaşadığımız topraklar üzerinde ilk kez bir devlet adamı "iktisatdan" söz ediyordu. Ve o iktisadın da "halk İktisadı" olması gerektiğini belgeleyecek ve birinci, ikinci sanayi planlarını bu amaçla hazırlatacaktı.

Ulusal egemenlik ile İktisadi egemenlik arasındaki ilişki korunabilseydi, bugün O'nun Cumhuriyeti IMF'ye avuç açar mıydı, AB'den gelen buyrukla yasalar hazırlanır mı, TBMM, IMF'nin gözetimi altına girer miydi? (ne yazık ki buyruk sözcüğü Bakanlar Kurulu Kararında bile yer almıştır. Türkiye Sorunları kitap dizisinin 42 nci sayısında sayfa 18' bakınız: 24 Mart 2001 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan Kararnamenin 25 nci sayfasında:"Dünya Ticaret Örgütü normları ile bu konuda AB direktifleri göz önüne alınacak şekilde kanun tasarısı"nın hazırlandığı yazılıdır.)

İzmir'de toplanan T.İktisat Kongresinin "İzmir İktisat Kong-resi" olarak anılmamasını haklı olarak öneren Prof.Dr. Tokgöz'ün bu konudaki incelemesini aşağıda bulacaksınız. Kitap dizimizin 43 ncü Şubat sayısında genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tam bağımsızlığını ve ulusal egemen-liğini ekonomik egemenlikten ayrı ve farklı görmeyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü özlemle bir kez daha anarken, bugünlerin düşkünlüğüne toplumun ve toplumu yönlen-direcek organların nasıl duyarsız kaldıklarını da anlamakta güçlük çekiyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail