Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 43 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SEPETLENEN KUR SEPETİNDEN DALGA GEÇEN DALGALI KUR.

Ali Nejat Ölçen

Türkiye'nin ekonomisini "yatırım-üretim" ilişkilerinden uzaklaştırıp, onu "para-kur" politikalarına bağımlı duruma getirmenin yanlışlığını acaba ilk kez kim fark edecek? Siyasetin ve devletin üst katlarında yer edinmiş yönetici kadrolardan ve hatta ekonominin öğretim üyelerinden ve köşe yazarlarından kim, "artık yeter, üretim artmadık-ça, ekonominin esenliğe kavuşmasını "para-kur" ilişkileri içinde sağlamak olanaksızdır diyecek.Ve kim, enflasyon sadece "sunu-istem" (arz-talep) dengesizliğinden değil, TL'nin değer yitirmesinden de kaynaklanıyor diyecek? Ve acaba hangi yürekli iktisatçı ortaya çıkıp ta Türkiye'nin ekono-misi durgunluk içinde enflasyon (stagflation) sürecine girdi diyecek? Biriken ve geri ödenmesi olanaksızlaşan dış borç yükünü geri ödeme sürecine ulaştırmak için, kim ortaya atılıp ta, dış alım savurganlığını ortadan kaldırınız, IMF'yle değil GB' ile görüşmelere başlayınız diyecek? Ulusal egemenliği ve ulusal onuru zedeleyen kredi anlaşmalarına son vermeyi amaçlayan siyasal kadrolara Türkiye, ne zaman ka-vuşacak? 1919 da ülkenin dört bir yanı ülkenin içlerine ka-dar uzanmış düşman güçleriyle kuşatılmış, işgal edilmişti. Şimdi de 80 yıl sonra ülkenin dört bir yanı umarsızlıklarla, ihanet çemberiyle kuşatıldı.

9 Aralık 1999 gunü TV ekranlarında o zamanın ekonomiden sorumlu bakanı ile birlikte bir kamu görevlisi olan Merkez Bankası başkanının IMF'den aldıkları buyruk uyarınca kamu oyuna kurtuluşun yolu olarak "Kur Sepeti" ni açıkladılar. O kur sepetinden şimdi hiç kimse söz etmiyor.

IMF'nin dayattığı kur sepetinin son şans olduğunu söyleyen öğretim üyeleri ve siyaset adamları da ortaya çıkmıştı. Konu ciddiyetle uygulanır ve IMF'nin Merkez Bankası net iç varlıklarına getirdiği sınırlara uyulursa " kur çıpası" nın başarılı olacağını söyleyen öğretim üyelerine de rastladık. Şimdi kur sepetinden kimsenin söz ettiği yok. Fakat bir gün Türkiye'nin ekonomi tarihini yazanlar ortaya çıkarsa, o kur sepetiyle değirmene su taşı-maya çalışan bugünün siyaset adamlarını ve iktisatçılarını nasıl kınayacaklar bilemiyoruz

IMF'nin Türkiye'yi denetleyen üyelerine soran bir baba yiğit de ne zaman ortaya çıkacak? Bugün ekonomiyi daha büyük bunalımlara sürüklenmekten kurtaracak olan eğer dalgalı kur idiyse (Kemal Deviş böyle söylüyor) o zaman, biri çıkıp ta, ey IMF, bizleri niçin "Kur Sepeti'nin uygulaması için zorladın ,diye soracak? Zorlamakla kalmadın, o saçma sapan programın uygulanması için kimi KİT'lerin özelleştirilmesini, tarım sektöründen devlet desteğinin kaldırıl-masını, TEK'i ikiye böldürüp sonra da TEDAŞ ile TEAŞ'ın da bölünüp satılmasını ne hakla koşul koydun, demeyecek mi? IMF, koşul koyar elbet, ey gaflet içinde yüzen siyaset adamları, o dayatmalara neden boyun eğdiniz, diyen çıkmayacak mı?

Soruyoruz: Türkiye'nin ekonomisi, IMF'nin "yaz-boz tahtası" mıdır. Daha da gerçekçisi, Türkiye'nin ekonomisi, "para kuramı"nın kobayı mıdır.

Ekonominin bunalımdan bunalıma sürüklenmesinin kayna-ğında yer alan IMF'nin yetkililerine bunun heasabını sormak gerekir. Uluslararası bu etkin finans kurumu ekonomiden anlamayan kişilerin elinde değilse, o zaman Türkiye'nin ekonomik bunalımlar içinde "batmadan bocalaması " türün-de bir yöntem mi uygulanıyor sorusu siyaset adamlaının zihnini kurcalamalıdır artık.

9 Aralık 1999 günü ekonominin başına geçirilen sepeti ilk kez eleştiren biz olduk. O programa herkes kurtuluşun yolu olarak bakarken, biz onu çıkmaz yol olarak niteledik.,

Türkiye Sorunları kitap dizisinin Aralık 1999 tarihli 32 nci sayısında kararın alındığı günün ertesinde, o programı şu sözlerle eleştirmiş ve başarı sağlayamayacağını nedenleriyle birlikte açıklamıştık:

1 .Üretim artmadıkça,2.Artan üretim dışsatıma yönelmedikçe ve dış ticaret açığı kapanmadıkça,3.Devlet savurganlığı önlemedikçe ve bütçe açığı kapanmadıkça, 4.Toplumun tüketim eğilimi körüklendikçe, 5.Güm - rük Birliği ülkelerinden dışalım bombardımanı sürdükçe Merkez Bankası'nın programı düş olmaktan öteye geçemez. Programın olumsuzluklarını birlikte gözden geçirelim:

(Aralık 1999'da böyle yazmıştık: )

1 Merkez Bankası'nın kamuoyuna açıkladığı prgram, IMF'ye verilen niyet mektubunun "Para ve Döviz Politikaları" bölümünün tıpa tıp bir kopyası. Mektup ile raporu insan karşılaştırdığı zaman hicap (utanç)-duyuyor. IMF'nin dayattığı niyet mektubu, Merkez Ban-kası tarafından Türk Kamu oyuna program olarak sunuldu.. 23 Kasım 1999'da basına yansıyan demecin-de, Merkez Bankası Başkanı, "2000 yılında para poli-tikası değişmeyecek" demiş ve hemen eklemişti:" Yüzde 20 enflasyon hedefine göre döviz ve para politikası yürütülecek". Enflasyona endeksli para politikası uy-gulanacağına göre, para politikası değişmeyecek denebilir mi?

Şu soru önemli: Merkez Bankası'nın saptadığı kur ile serbest piyasada TL'nin oluşacak değeri biri biriyle örtüşecek mi, belli değil. Çünkü, yabancı paraya olan talebi düzenlemekle Merkez Bankası'ndaki 22.6 milyar dolar döviz rezervine güvenildiği anlaşılıyor. İsmet İnönü de 1947'de benzer yöntemi uygulamış ve Merkez Bankası'nda altın stokuna güvenerek ,alım satımını serbest bırakmıştı. Rezerv birkaç günde eridi.

2.Şimdi sormak gerekir,22.6 milyar dolar döviz rezervini besleyecek dışsatıma yönelik üretim artışı sağlanabilecek mi ve de girişimci için yatırım yapmak yeniden çekicilik kazanacak mı? Yatırım yapmanın üretimde sağlayacağı karın , sermaye piyasasına girip çıkmakla edinilecek ranttan daha kazançlı olacağı düşünülse bile, yatırımın gerçekleşme sürecinin ne den-li riskli ve uzun olduğunu ancak DPT uzmanları bilir-ler. Zaten ekonomiden sorumlu devlet bakanı Recep Önal da "borsaya yatırım yapan kazanır " diyor. (13.12.1999 Finansal Forum). Yani, nesneye değil piyasaya yatırım yapılmasını öneriyor. Ekonomiyi batıran da paraya yatırım yapmak değil miydi,. bugüne değin.

3. Enflasyon hedefine göre Merkez Bankası, kur sepe-tini daima önceden açıklayacakmış. Şöyle "2000 yılının ilk üç ayında kur sepetinin artış oranı ayda % 2.1 olacak. Nisan-Haziran aylar içinde ayda % 1.7, ardaşık üç ay içinde ayda % 1.3 ve 2000 yılının son üç ayında da ayda % 1.

Şimdi soruyoruz, ey IMF'nin kural koyan burnu havalarda ki yetkilileri, Türkiye ekonomisinin, dış borçlarını geri ödemesini sağlamak için böylesi cendere içine almaktan ve üstelik Merkez Bankasının iç net varlıklarının 1.2-1.4 katrilyon TL arasında kalmasını koşul koyarak zavallı bankanın boğazını sıkmaktan ve öylelikle ikinci bunalım şokunu yaratmaktan, kur sepetini sepetleyerek, ona taban tabana zıt dalgalı kura geçilmesini ileri sürmekten daha yanlış ne yapabilirdiniz?

İMF'yi eleştirmeye ne hakkımız var. Ne yaptığını bilmeyen o uluslararası finans kurumunu bağrına basan ve birkaç dolar karşılığı yerlere eğilen siyaset ve devlet (!) adamları- nı kınamamız gerekir. Onlar şimdi de, dalgalı kurun peşine düştüler, hem de kur'un onlarla dalga geçtiğinin ayırdına varmadan.

TL.değer kazanırsa kimsenin eli yanmaz.

Ekonomiden sorumlu sy.Kemal Derviş, dolar karşısında TL' nin değer kazanarak 1 300 000 TL.ye inmesinin kimilerin elini yakacağını söylemişti. Bu kimileri dışsatımcılar (ihracatçılar) olsa gerek. Daha önce de aynı ağızdan, TL.'nin dolar karşısında 1 500 000 lira çıkmasının kaygı vericini olduğunu işitmiştik. Şimdi biz, bu düşüncenin de yanlış olduğunu belirtecek ve bunu matematiksel olarak ta kanıtlayacağız.

Çünkü, dışsatımım artışı üzerinde, döviz kurundan çok daha fazla, Gayri Safi Yut İçi Hasıla (GSYİH)nın etkili olduğunu kanıtlayacağız. Ekonomi dilinde, bu, dışsatımın, gelir karşı-ısında, döviz kuruna göre daha esnek olması demektir. Çizelge 1'de verilen değerleri kullanarak, (X) ile göster-diğimiz nesnel dışsatımın ve (P) ile belirlediğimiz döviz kurunun ve (Y) ile gösterdiğimiz GSYİH'tarafından ne ölçüde etkilendiğini ortaya çıkarak istatistiksel bağıntıyı :

X = 0.00489 Y1.265 .P0.1016

olarak elde ettik. Bu bağıntı oransal olarak şöyle de yazılabilir:

dX/X = 1.265 dY/Y + 0.01016 dP/P

Burada (d), bir büyüklükteki küçük bir değişimi göster-mektedir. dX/X, dışsatım X'in bu tanıma göre,yüzde ne kadar değişime uğradığını anlatır. Elde ettiğimiz bağıntı-dan anlaşılıyor ki, GSYİH'nın yani Y'nin dY/Y="%1" deği-şimi, dış satımı 1.265 katı değişimine neden olurken, döviz kurundaki dP/P="%1değişim," dış satımı bunun ancak onda biri kadar etkilemektedir. Bu gerçeği şöyle de anlatmak olanaklı: Gelir ya da üretim artışı, dış satımda, döviz kurundaki artışın 1.265/0.01016 = 12 katı daha fazla etki yaratır. Örneğin, dışsatımın % 5 artması için GSYİH'nın % 4 büyümesi yeterli iken, döviz kurunun % 49 artması gerekir yani bugün 1350 000 TL/$ olan kurun 2 000 000'e yükselmesi demektir. Bu ise ekonominin üçüncü kez şoka girmesi demektir. O nedenle Milton Friedman, ünlü kita-bında demiştir ki, serbest piyasa ekonominde, atın ne fazla su içmesine, ne de susuz kalmasına izin vermeyin demiştir. Zaten para arzının % 10'dan daha fazla artan ekonomilerin serbest piyasa ekonomisi olduğu söylenemez sözü de onundur.

Üstel fonksiyon olarak elde ettiğimiz yukarı ki bağıntının hesap sonuçları ile gerçekleşen dışalım rakamları birlikte ayrıca aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

Şekil 1.1987-200 döneminde dışalım'ın GSYİH'ya bağımlı denklemi'nin grafiği

Çizelge 1. GSYİH ile Dışsatım ve Döviz Kuru Bilgileri,

(Not: GSYİH (Y), milyar TL,1987 faktör fiyatlarıyla, dışsatım( X), milyon $ ve döviz kuru yıl ortası ,TL/$)

Yıllar .. GSYİH .... Dışsatım .... Döviz ... Deflatör. ... Oran
..... ........(Y).............(X)...............(P)..........(f)...........P/1000.f

1987......74 722......10 322.........855.69.........1.00.........0.85
1988..... 76 306..... 11 929...... 1 420.69........1.69........ 0.84
1989......76 498..... 11 771...... 2 120.78........ 2.97....... 0.71
1990..... 83 578..... 13 026...... 2 0.07.62 .......4.70....... 0.47
1991......84 353..... 13 667...... 4 .169.85....... 7.47....... 0.56
1992..... 89 401......14 891...... 6. 888.69..... 12.23........ 0.56
1993..... 95 590..... 15 610.... 1.0 985.96..... 20.73....... .0.53
1994..... 91 321..... 18 380.... .29 704.33..... 31.41....... .0.94
1995..... 97 888..... 21 975..... 45 705.43..... 79.30........ 0.58
1996....104 745..... 32 446..... 81 137.15... .1.41.03....... 0.58
1997....112 631..... 32 647....151 428.52.... .256.02...... .0.59
1998... 116 114..... 31 220.... 260 039.86... .449.77...... .0.58
1999... 110 648..... 29 325.... 417 580.86....1699.67..... .0.59
2000... 118 560..... 31 664.... 623 418.94....1054.26..... .0.59
Kaynak:Temel Ekonomik Göstergeler.Kaynak:DPT
Dışsatım, bavul ticareti dahil FOB. Mal düzeyinde.
Son sütun P/1000f olarak hesaplandı. Bu sayı ile dışalımın $ değeri çarpıldığında, TL'sına dönüşümü elde edilir.

Elde ettiğimiz bağıntı, önemli bir sonucu ortaya çıkarıyor: TL'nin dolar karşısında değer yitirmesi ya da değerlenmemesinin, dış pazarlarda talep artışı yaratacağı düşüncesi doğru değildir. Ayrıca TL'nin değer yitirmesinin enflasyonu körükleyen etkisinin de olduğu düşünülürse, bunu tercih etmek, TL' değerlenmesin, eliniz yanar gibilerden ileri sürülen kaygıların da gerçekle hiçbir ilgisi olamaz. Ekonomiyi esenliğe kavuşturacağını umduğumuz, karar organ-larının örneğin sy.Derviş'in bu yanlış düşünceyi bırakması ve TL'nin değer kazanması için gereken önlemleri alması ve tüm dikatini GSYİH'nın artışını sağlayacak yönde kullan-ması gerekir.

Türkiye'nin IFM'ye olan borçlarının geri ödenmesinde, dış ticaret dengesinde -aynı yönlü- dış pazarlarda talep artışı yaratacağı umuduna bağlanması yerine, tersine dışalım savurganlığını gidermek, üretim artışı yaratacak yatırımlara yönelmek gerekir. Oysa, başta sy. Derviş olmak üzere, tüm ilginin döviz kuruna yöneldiği, döviz kuruna odaklandığı görülüyor ki, bunu gereksiz, yararsız ve hatta zararlı bulmaktayız. Dış pazarlarda talep artışı yaratmak için, yerli paranın değer yitirmesi yerine, üretime yönelmek ve arta kalan üretimi dışsatıma sunmak gerekir. Bu olanaklıdır, iş ki niyet edilsin. Bu amaçla "kalite" artışına yol açan, ekonomik büyüme ve teknolojik gelişme stratejisini uygulamaya gereksinim var. Böylelikle, hem ekonomi sağlam temellerde büyümesini sürdürür, istihdam olanakları yaratılmış olur ve hem de dış borçların ödenmesinde kolaylık sağlanır.

Dolar karşısında TL'nin değer kazanması stratejisi uygu-lanmasını koşul görüyoruz.

Türkiye'nin Ekonomisinde Enflasyon ve Kur İlişkisi.

Türkiye'nin ekonomisinde TL'nin değer yitirmesi ile enflasyon arasında değişmeyen bir ilişki olduğunu istatistiksel veriler ortaya çıkarmaktadır. Çizelge 1'in 5 nci sütununa ayrıca GSYİH'nın deflatörler yazıldı. GSYİH'nın cari fiyatları ile beliren değerinin 1987 sabit fiyatlarıyla beliren değe-rinin bölümünü gösterir ve enflasyonu, fiyat endekslerinden daha gerçekçi olarak temsil eder.

Çizelge incelendiği zaman P/1000f 'in özellikle ilk ekono-mik bunalımın ortaya çıktığı 1994 yılı dışında, son 10 yıl içinde 0.58 olarak sabit kaldığı görülüyor. TL'nın değer yitirmesi, enflasyonun belli ölçüde belirleyicisi oluyorsa, o zaman kolaylıkla söylenebilir ki, dış satımın artacağı varsayımına dayanarak, TL'nın değer yitirmesi karşısında enflasyonu aşağıya çekmek olanaksız olacaktır. Örneğin, 1987 ="1" olmak üzere döviz kuru

P=1300 000 TL/$ için f= 2327.58
P="1500" 000 TL/$ için f= 2586.21

olacak ve kurun 1300 000 TL/$ dan 1500 000 TL/$ yükselmesi, eflasyonda % 9 artışa neden olacaktır. Bir başka deyimle TL' ne oranda değer yitiriyorsa, enflasyon da o oranda tırmanışa geçer. Bizden söylemesi.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail