Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 42 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Türkiye'mizde acaba Mustafa Kemal Atatürk gibi sabırlı bir başka devlet adamı yetişecek midir? Onun birey olarak ne denli sabırsız olmasına karşın, devlet adamı olarak olağanüstü sabırlı olmanın gizini, TBMM'nin gizli tutanaklarının tozlu sayfaları arasında daha iyi görebiliyoruz. Bu denli sabırlı olmasının gizi, yurt sevgisinin gereklerini yerine getirmekteki dayanıklılığından kaynaklanmaktadır. Ülkeyi işgal eden yayılmacı (emperyalist) dev-letleri savaş alanında ve kendisine karşıt olanlarını B.M.M' nde yenilgiye uğratması için önce kendisini yenmesi gerekiyordu. O bunu başardığı için başarılı oldu.

Ülkeyi yönetmeye yeltenen şimdiki siyaset adamlarının henüz devlet adamı olamadıklarının bugünlerde sıkıntılarını yaşıyoruz.

1921 yılının Ağustos ayının 11 nci günü, TBMM'nin gizli celsesinde, Erzurum milletvekili Mustafa Durak Bey'in, Mec-lisin Orduyu denetleyecek olan gruplar oluşturması önerisine, Mustafa Kemal Atatürk'ün nasıl sabırla ve kızmaksızın, mantıksal yanıtlar verdiğini anımsamamız gerekir. Nedeni bilinmez, O'na karşıtlık sürekli Erzurum milletvekillerinden geliyor ve hemen her celsede, Hüseyin Avni Bey'in söz aldığı görülüyordu. O gün de böyle olmuş, Mustafa Durak Bey'in öncülüğünü yaptığı önergeyi şu sözlerle savunmaya başlamıştı. Verilen takrirde (önergede) benim de imzam var diyor ve şunları söylüyordu:

Başkumandanlığa, Meclisi Ali selahiyet (yetki) vermiştir. Yok-sa hakkını vermiş değildir. Bir vekil yapacağı vekalette asillik hukukunu iskat (etkisizleştirmek) etmek mahiyetinde telakki ediyorlarsa, bunu tashih etsinler ki, kendilerine selahiyet vermekle, Meclis hakkını terk etmiş değildir. Hakkının istimaline (kullanılmasına) müsaade etmiştir (izin vermiştir).

TBMM'nde o güne kadar hiç kimse Mustafa Kemal Atatürk'e bu tür karşıtlık sergilemeye girişmemişti. Açıkça şunu söylüyordu: TBMM, sana yetkisini devretmemiştir sadece yetkisini kullanmana izin vermiştir. Mustafa Kemal 'in yanıtı şu oldu:

Hüseyin Avni Bey, buyurdular ki, Meclisi Ali, mezuniyet ver-miştir. Fakat bir selahiyet, aynı zamanda, aynı zemin üzerinde iki makamdan idare edilmez. Eğer böyle olursa, ordunun nizam ve intizamı ( kural ve düzeni) teşevvüşe (karışıklığa) uğrar, hiçbir nizam (kural) kalmaz, teşevvüş olur. Bu hiçbir yerde görülmemiştir. Ben ordu kumandanı, Başkumandan selahiyetini (yetkisini) istimal etmekte iken (kullanmaktayken) bir taraftan da siz istimal edemezsiniz efendiler. Siz bu kanun mucibince (gereğince) bu selahiyeti bana verdiniz, ben istimal ederim (kullanırım). Siz istimal edemezsiniz. Yalnız, sizin üzerimde mahfuz olan selahiyetinizi sui istimal ediyorsam istirdat edersiniz (geri alısınız). (Haşa sesleri) Yoksa ben ifayı vazife ederken şöyle, böyle heyetlerle vazifeme müdahele ettirmem efendiler. Bunda ordu için memleket için fenalıktan başka bir şey yoktur.

Önergede imzası olan Tunalı Hilmi Bey (bugün Ankara'da Küçükesat'dan Kavaklıdere'ye ulaşan cadde onun adını taşımak-tadır) söz alarak, önergenin gizli celsede görüşülmesini savunur ve "hakikaten Başkumandanlık makamıyla" diye başla-yan sözünü tamamlamadan, Edirne milletvekili Şeref Bey, araya girer ve telaşla, şunları söyler:

Meclisi Ali, Başkumandanlık Kanununu yaptığı zaman uzun uzun müzakeremizde, hakikaten selahiyetin kaffesini (yetkinin tümünü) Başkumandanlığa verdiniz. Bu noktada Paşa Haz-retlerinin hakkı vardır. Eğer Başkumandanlık Kanunu tadil edilmemiş (değiştirilmemiş) ,mevcut ise Meclis, bunu Paşadan sorar. Fakat hakikaten bu mesele ile kanun arasında tearuz (zıtlık) var mı yok mu? Paşa Hazretleri diyorlar ki, tearuz vardır. Evet bir noktada vardır. Vekil, müvekkil meselesine gelince, istediğimiz dakika da azlederiz. O hakkı hıfzedebiliriz (saklı tutabiliriz). Çünkü, maddede sarahat (açıklık) vardır. İstediğimiz vakitlerde, müvekkil, vekilinden istizah eder (açıklama ister). Şimdi, tearuz var mı, yok mu? Eğer varsa..Ey Başkumandan, sana verdiğimiz selahiyeti hüsnü istimal etmedin deriz. Fakat, evvelemirde ordu için söz söylemek, sual sormak kimin hakkıdır. Onu sorarım. Arka hizmetlerde karışıklık varmış, bunu Başkumandandan istizah edebiliriz (sorabiliriz.).

O bu sözleriyle, cephede orduyu denetlemek için heyet oluşturmamıza gerek yok demek istiyordu. O gizli celsede, Mustafa Kemal Atatürk'ün Başkomutanlığını denetim altına almaya ilişkin görüşmeler birden bire yön değiştirmiş, Hükümet, eleştiri konusu olmaya başlamıştı. Milletvekilleri, ülkede karışıklıklar, haksızlıklar, yolsuzluklar olduğundan yakınıyor, İçişleri Bakanı Refet Paşayı acı bir dille eleştiri-yorlardı. Erzurum milletvekili Mustafa Durak Bey, eleştiri-lere öncülük ediyor gibiydi. O gün şunları söylüyor ve ağır bir dille Hükümeti eleştiriyor, suçluyordu:

Fakat bugün, zavallı milletin malını alıyoruz, canını alıyoruz, hatta ırzını yağmalıyoruz, diyordu.. Rica ederim, buna karşı memleketin hangi tarafında rahat vardır? Ahaliye ne temin edebildik. Halk, Hükümete itimat ederek dışarıya çıkamıyor, tarlasına gidemiyor. Her fenalık memleketin üzerine çökmüş, halkı bitiriyor. Halk, feryat ediyor, yanıyor, hiç birisine muavenet (yardım) edemiyoruz. Efendiler, Hükümet adeta bir hırsız çetesi gibi halkın boğazına sarılmış, her şeyini yağma ediyor, götürüyor, vuruyor, öldürüyor. Soran yok. Rica ederim. Bir buçuk sene içinde halkın başına bu kadar fenalık yapılmıştır. Bir memur mesul edilmiş midir? Hangi memuru darağacına çıkardınız? Hangi memura ceza verdiniz? Acaba kabahatlı bir memur yok mudur? Efendiler, memlekete yapılan fenalıklar, B.M.M namına yapılıyor. Efendiler, bu millet burada B.M.M'ni tanıyor. Koçgiri hadisesini, bu ve sair hadiseleri bütün bunları doğuran esbap (sebepler) nedir, efendiler. Hepsine İngiliz parası mı gidiyor? Hayır, vallahi hepsi idaresizlik yüzünden oluyor. Efendiler, biz ne vakte kadar memlekette huzur ve adaleti temin edeceğiz. Daha ne vakte kadar asacağız? Soruyorum, ne vakte kadar asacak-sınız? Bunu biraz tahfif edelim (azaltalım) adalet gösterelim. Halkı tenvir ve irşat edelim. (aydınlatalım, bilgilendirelim) . Efendiler dün burada bir şey işittim. Yanı başımızda bulunan düşman ordusuna hala halife ordusu namını (adını) veren adamlar varmış.

Erzurum milletvekili Mustafa Durak Bey, konuşmasının son-larında kendisini alıkoyamamış,

Vatani meselede herkese hücüm edeceğim. Babam da olsa, hücum edeceğim,demiş ve konuşmasını şöyle sürmüştü: Kabine çok zayıftır. Bugünün kabinesi değildir B.M.M' ni tamamiyle temsil edecek, kendisine tamamıyle hizmet olunabilecek kabine meydana getirilsin. Ben bundan fazla sözler söylemeyeceğim. Söylersem şahsiyata girmiş olurum.

O konuşmaların yapıldığı günlerde sadece birinci İnönü utkusu kazanılmıştı (10 Ocak 1921). Ülkenin dört bir yanı, yayılmacı ülkelerin saldırısı altındaydı. Ve Mustafa Durak Beyin belirttiği gibi Yunan ordusunu, Halifenin ordusu olarak tanıtan bildiriler dağıtılıyor ve Doğu Anadolu'da, ülkeyi Mustafa Kemalin değil, Kızıl Ordunun kurtaracağı savı ileri sürülüyordu. Ülke tam bir kargaşa içindeydi ve Mustafa Durak Beye hak verdirecek olaylar yaşanıyordu. Mustafa Kemal'i ne büyük güçlüklerin beklediği görülmekteydi. Bu güçlüklerin üstesinden nasıl gelecekti? Onun yerinde şimdiki siyaset adamları olsaydı ne yapardı? Ülkeyi IMF ye ya da AB'ye teslim ettikleri gibi acaba hangi ülkeye teslim ederlerdi. Mandacı olurlardı kesinlikle. Şimdi Küreselleşmeci, AB'ci, IMF'ci oldukları gibi.

Milletvekilleri bir önemli noktayı göz ardı etmişlerdi. Kabineyi oluşturma ve bakanları saptama yetkisi Başbakan'ın değil, Millet Meclisi'nindi. Kabineyi Millet Meclisi oluşturuyor ve Başbakana bu kabineyle çalışacaksın diyordu. Ya da Başbakanın önerdiği milletvekilinin bakan olmasına Meclis karar veriyordu. O zamanki Kanunu Esasiye'nin (Anayasa'nın) kuralıydı bu.

Mustafa Kemal kürsüye çıkmış ve Meclisin salonunu derin bir sessizlik kaplamıştı. Ne söyleyecekti. Eleştirilere kızacak mıydı? Yadsıyacak ya da haklı mı bulacaktı:

Bizim teşkilatımıza göre vekillerimiz (bakanlarımız) vardır. Ayrı ayrı intihap olunmuş (seçilmiş) vekillerimiz vardır ve o vekillerden hangi birisi vazifesini hüsnü ifa etmiyorsa o halde onu tebdil edersiniz (değiştirirsiniz). Binaenaleyh böyle bir kabine meselesini yapmak zannediyorum ki bugün için menafii umumiyeye mugayirdir ( kamu yararına aykırıdır). Biz kabine meselesinin Atina'da zuhur etmesini arzu ederiz. Fakat Ankara'dan çıkması şayanı arzu değildir. Efendiler, biliyorsunuz, bu muvaffakiyetler ne kadar büyük fedakarlıklarla kazanılmıştır. Şimdi kazanılmış olan askeri muvaffakiyetten istifade ederek (yararlanarak) memleketimizin ihtiyacatını temin etmek için, kabine vardır, yoktur, zayıftır, çürüktür, Mecliste tesanüt (birlik) yoktur demek, açık ve kati söylüyorum tamamen memleketin menafiine (yararına) mugayirdir (aykırıdır). Memleketini seven ve bugünkü memleketin mena-fiini düşünen hiçbir arkadaş böyle bir zihniyete kapılamaz. Binaenaleyh iş itibariyle hangi vekil vazifesini yapmıyorsa onu değiştiririz. Arkadaşlarımızı tebdilde hiçbir müşkilat (güçlük) yoktur.

Müfit Efendi (Kırşehir)- Fakat istifa etmiyorlar.
Mustafa Kemal Paşa(devamla)- Meclisi Ali istediği dakikada istifa eder. Fakat bu, kabine meselesi şeklinde olmamalıdır. Bir celsei hafi (gizli celse)
yaparsınız. Derhal istifa ettirirsiniz..
Mustafa Bey (Tokat)-Hırsızlık yapıyor paşam.
Mustafa Lütfi Bey (Siverek)-İşte Nihat Paşa.
Mustafa Kemal Paşa (devamla)-Nihat paşa prenslik mi yapıyor? Efendiler fiil ve vaka söyleyiniz. ( Mustafa Durak Bey, kimilerinin ülkede prenslikler kurduğunu prens gibi davrandıklarını söylemişti o gün. a.n.ö).
Mustafa Lütfi Bey (Siverek)-Söyleyebiliriz.
Mustafa Kemal Paşa (devamla)-Söyleyiniz bir vaka(olay)
bana. Şimdiye kadar söylemedin, vazifeni ifa etmedin
Mustafa Durak Bey -Bendeniz söyleyeyim.
Mustafa Kemal Paşa (devamla)-Müsaade buyurun. Şimdi efendiler, tenkidatı umumiyesi meyanında (genel eleştirisi bağlamında) Durak Bey buyurdular ki, tekalifi milliye tatbi-katında (vergi alınmasında) yolsuzluklar olmuştur. Hatırı alinizdedir, ben Heyeti Celilenizden (Yüce Kurulunuzdan) rica etmiştim, herhangi bir arkadaşımız, herhangi bir kusur ve kabahat görürse derhal beni haberdar etsin...Şarkta hakikaten evlere bazı taaddiyat (konuta girip zorla vergi alma) yapıl-mıştır ve buyurdukları gibi şeyler olmuştur. Fakat ben bundan haberdar oldum. Benden daha evvel, Müdafaai Milliye Vekaleti haberdar oldu Binaenaleyh yapamazsınız, çünkü biz buna mezun değiliz, vergi zam etmek meselesini Meclis bana dahi vermemiştir. Açık ve kati söylüyorum efendiler, bunu millet yapıyor. Konya'da böyle, Ümraniye'de böyledir Zara'da böyle, Keskin'de öyle, Yozgat'da öyle, Bala'da böyledir. Bunu millet yapıyor ve bunu yaptıran, bu yapılan fenalıklarda maatteessüf düşman parmağı vardır, İngiliz parmağı vardır. Ne yapalım? Bu milletin taksiratıdır. (kusurudur) Saf millet, hakikatı (gerçeği) güç görür bir millettir. İğfal ve izlal olunuyor (aldatılmakta, küçümsenmektedir).

Hükümetimiz evvelkinden kavidir. Evvelce daha az mı asayişsizlik vardı? Hangi Hükümeti tenkit ediyorsunuz? Memleket en iyi surette sevki idare edilmektedir. Hangi jandarmadan bahsediyorsunuz? Fırsat buldunuz ve yapmak için para var mıdır?..İrşattan (halkın aydınlatılmasından) bahsedildi. Biliyorsunuz Meclisi Alinizin teessüsünden bugüne kadar irşattan bahis olunmuştur (söz edilmiştir). Fakat irşat Hükümetin vesaitiyle (araçlarıyla) olamayacaktır. Çok rica ederim, bütçede kaç para tahsisat (ödenek) koydunuz ve mevcut olanı çıkarmadınız mı Durak Beyefendi? Nasıl bugün irşattan bahsediyorsunuz? Bir tek gazete çıkaracak paramız yoktur. Koymadınız. İrşat, irşat, irşat..Lafla olmaz. Paramız yoktur.

***

T.B.M.M'nin 11 Ağustos 1921 günlü gizli celsesinde bu görüşmelere değinmemizin bir nedeni var: Türkiye'mizin tam bağımsızlığının, ulusal egemenliğinin zedelendiği ve sömürgeleşme sürecine sürüklendiği, 1919 öncesinin koşullarını yaşadığımız bir dönemde, bilgiyle ve bilinçle, buna karşı çıkacak siyasadan yoksunluğun sıkıntısını çekmektedir ülkemiz. Sömürgeleşme sürecine kolayca sürüklenmemizin sorumluluğu yalnız bizleri sömüren dış güçlerde değil, biri biriyle didişmeyi uzmanlık alanına dönüştürmüş yapay aydınları-mızdadır da. Onlar bir araya gelemezler, bir araya gelseler de, birbirleriyle anlaşmazlık konuları yaratmakta gecikmezler. Ve çoğu da laf üretmekle yetinirler

Birkaç avuç dolar edinmek için, ulusal çıkarlarımızı ve ulusal onurumuzu, satışa çıkarmış gibiyiz. Geçimini sağlamak için, bedenini satışa çıkaran kimi kadınlar gibi, bugünün siyaset adamları da devletin savurganlığından kaynaklanan para gereksinimini karşılamak için, ulusal varlığımızı özelleştirme adı altında satışa çıkardılar; ulusal onurumuz ve çıkarlarımızı emperyalizmin timsahlarının azgın iştahına sunulmaktadır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail