Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 42 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TEKNOLOJİNİN BARBAR ÜLKELERİ ,AB MÜKTESEBATI SENİN OLSUN

Ali Nejat Ölçen

Batılılaşmak, Avrupalılaşmak ve Çağdaşlaşmak, biri biriyle ilintisi olmayan, biri birinden farklı deyimlerdir. İlk ikisini özenti olarak niteliyor, üçüncüsünü yani çağdaşlaşmayı da bir öğreti, olarak algılamak istiyoruz.

Çağdaşlaşmak aslında Mustafa Kemal Atatürk'ün aydınlanma devrimlerinin özü ve özetidir. Avrupalılaşmaktan, batılılaşmaktan çok farklıdır çağdaşlaşmak. Batının yayılmacı ülkeleri hatta bugün, çağdaşlığın çok uzağındadırlar. Bosna-Hersek'te olanların çağdaşlıkla ilgisi olabilir mi? ABD'de ikiz kuleye vahşice yapılan saldırıya karşı Afganistan'a benzer vahşetin uygulanması çağdaşlık mıdır? Afrika'da kabileleri küçük devletlere dönüştürmek amacıyla onlar arasında kanlı savaşı sağlayacak silahları satmak mıdır?

Teknolojik gelişme yaratmak ta değildir çağdaşlık. Yaratılan teknoloji, insanların ve ulusların gönencini, mutluluğunu getir-miyor da onları biri birinin karşısına düşman olarak çıkarıyorsa, onun adı "teknolojik barbarlık" tır. Ve bugünün ileri gelişmiş ülkeleri birer teknolojik barbar ülkelerdir. Başta ABD olmak üzere.

Ve Türkiye'nin siyaset adamları, o teknolojik barbarlığı üstünlük sayan yanılgının içindedirler. MEDYA'nın kimi ünlüleri, köşe yazarları, öğretim üyeleri ve kamusal yönetimin üst düzeyine tırmanmış olan görevlileri, nedeni bilinmez, AB'ye üye olmakla Avrupalılaşmayı, Avrupa fotoğrafı içinde yer almayı çağdaşlık sanmaktadırlar.

Bireylerin bu konudaki yanılgıları elbette kendilerini ilgilendirir.

Fakat ne zaman böylesi yanılgılar, Bakanlar Kurulu Kararı ile ülkenin yazgısına egemen olmaya başlıyorsa, tepki göstermek yurtseverlik görevi olur. O yüzden 24 Mart 2001 gün 24352 sayılı "Mükerrer Resmi Gazete"de yayımlanan "AB Müstesebatını palto gibi sırtımıza giydirmek isteyen Bakanlar Kurulu Kararı'nı eleş-tirmeyi görev bilmekteyiz. O palto kürkten ya da şayaktan olabilir fakat bizim sırtımızdaki çuldan daha değerli olduğu söylenemez.

O kararnamede, 27.6.2001 gün 4587 sayılı yasayla " Başbakanlığa bağlı "Avrupa Birliği Genel Sekreterliği "kurulduğu yazılı. Ne menem bir kuruluştur o Genel Sekreterlik. Ne iş yapacaktır? AB'nin üyesi olmadan kurulan bu yasal örgütün işlevi ne olacak? İç yapısı nasıl oluşacak? Bunlar belli değil. Yasanın 3 ncü madde-sinde 7 daireden oluşacağı yazılı , fakat o 7 dairenin ismi ve işlevi Başbakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek?

Bu nasıl Parlamento ki, teşkilat yasasında, kurulmasını onayladığı örgütün hangi dairelerden oluşacağını bilmiyor ve bu yetkisini Başbakanlığa devrediyor ve o Başbakanlık ta AB'den direktif beklemektedir.

Sakın konuyu abarttığımız sanılmasın. Hükümetimiz kendisini ABD'den direktif beklemeye öylesine alıştırmış olmalı ki, sözünü ettiğimiz Kararnamede Kararnamede (Resmi Gazete 24 Mart 2001,sayfa 25):

.Dünya Ticaret Örgütü normları ile bu konudaki AB direktifleri göz önüne alınacak şekilde Kanun Tasarısı hazır-lanmış ve ilgili kurum ve kuruluşların görüşüne sunulmuştur,

deniyor. Utanç duymamak olanaksız. AB'den gelen direktifle yasa hazırlandığını Bakanlar Kurulunun kabul ediyor olması, ne denli yadırgansa, kınansa azdır.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin yasa tasarısı acaba T.B.M.M'nde eleştirildi mi, tartışıldı mı? Hayır. İktidarda olsun ol-masın tüm siyasal partilerin sözcüleri, tasarıya övgülerini sundular. Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına konuşan milletvekili (Kürşat Eser):

Avrupa Birliği müktesebatına bir an önce uyum sağlamamız ve konuya daha ciddi yaklaşmamız kaçınılmazdır. Kopenhag kriterleri olarak isimlendirilen bir takım kıstaslara uyum sağlamak gerekmektedir.

Avrupa müktesebatını üstlenme yarışına elbette DSP'de katılacak, çünkü tasarıyı hazırlayan Hükümetin başı, onların Genel Başkanıdır. DSP Meclis Grubu adına konuşan milletvekili de (Ali Tekin) tasarıyı "Türkiye'nin batılılaşma projesi olarak nitelemiştir:

Türkiye'nin batılılaşma projesinin önemli bir adımı olarak Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecini organize etmek üzere kurulacak Avrupa Birliği Genel Sekreterliği.

Yasa tasarını incelemediği belli. Çünkü, bu AB Genel Sekre-terliğine 24 Mart 2001 gün 2129 sayılı Kararname ile tanınan yet-kilerin hiç birisi, yasa tasarısında yer almış değil. Aynı siyasal iktidarın hazırladığı biri Bakanlar Kururlu kararı, ötekisi Yasa olan iki belge var ve ikisi de bu AB Genel Sekreterliğine tanıdığı yetkilerde çelişiyor. Nasıl olur bilemiyoruz. Yasa da AB Genel Sekreterliğine madde 2 ile: "kimi kurum ve kuruluşlar arasındaki eşgüdümü sağlamak, alınan kararların (bu kararları kim alacaksa!) uygulanmasını yönlendirmek (ne demekse), o kararlar doğrul-tusunda araştırma ve inceleme yapmak, bir de yurt içinde ve dışında gerçek ve tüzel kişilere araştırma yaptırmak. Görevleri bunlar.

Ne var ki, yasanın 27 Haziran 2000 günü yürürlüğe girmesinden tam dokuz ay sonra, 24 Mart 2001 günlü sözünü ettiğimiz Bakanlar Kurulu Kararıyla yasada ne menem örgüt olduğu bilinmeyen AB Genel Sekreterliğine olağanüstü yetkiler tanınıyor. Hem de yasanın tanımadığı yetkileri!

Kamu Yönetimi gibi ciddi bir bilim dalı var. Kamu Yönetiminin kendisine özgü kuralları bir kez gözardı edilirse, artık o yönetimin ciddiliği tartışma konusu olur. Kararnameler yasanın tanımadığı yetkileri tanıyacak güçte olamazlar. Yönetmelikler, yönergeler, kararnamelere, kararnameler yasalara ve yasalar Anayasaya ters düşemez. İlköğretimde okutuluyor bu. Fakat işte gelin görün ki, ülkemizde Kararnameler yasanın vermediği ve gerek görmediği yetkileri bir örgüte verebilmektedir.

Verdiği yetki o denli kural dışı, o denli Anayasa'nın "Erkler Bağımsızlığı, Erkler Ayrılığı" ilkesine öylesine ters ki, Karar-namenin 8 nci maddesiyle Yasama Erkinin önüne baraj yerleşti-riyor: Kararnamenin 8 nci maddesi:

Kamu kurum ve kuruluşlarınca, mevcut yasalarda değişiklik yapılmasının veya yeni yasa çıkarılmasının öngörülmesi halinde, yasa tasarıları, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği koordinasyonunda AB müktesebatına uyum açısından da önceden incelenecektir .

Kapalı kapılar arkasında, Avrupa Birliği'nin yetkilileriyle neler konuşulduğunu bilmiyoruz. Fakat öyle anlaşılıyor ki, 4587 sayılı yasa ile kurulan Genel Sekreterliğine ilişkin yetkileri AB , yeterli görmemiş olmalı k, bu kez o Genel Sekreterliğe Yasama Erkini aşan yetkileri hem de Kararname ile bir çırpıda tanıyıvermişiz. Ana-yasanın bir kez delinmesinin nasıl sakıncası olmayacaksa, Karar-namenin Yasayı delmesinin de elbet fazla sakıncası olmayacağı düşünülmüş olmalılar.

Fakat acaba bu AB Genel Sekreterliğini, neden AB, yetersiz buldu. Eğer yetersiz buldularsa, o Genel Sekreterlik aracılığıyla Türkiye üzerindeki dayatmalarının daha kısa yoldan kolaylıkla yürürlüğe girmesini sağlayacaklar da onun için kimi yetkilerle donatılmasını istediler? Akla yakın bir olasılık. Çünkü, siyasal iktidarlarımızın AB üyesi olmak için veremeyecekleri ödün olmadığını onlar bizlerden çok iyi biliyor olmalılar. Ekonominin çok basit bir kuralı var dır:Kıymet nedretten doğar. Bizimkiler bunu hala öğrenememiş.

Bu 8 nci madde gereğince, kamu kurum ve kuruluşlarının varolan yasalarda hangi değişikliğin yapılmasını ya da ne tür yasa çıkarılmasını uygum görüyorlarsa, önce, AB Genel Sekreterliğinin eşgüdümünde AB müktesebatına uyum açısından inceleyecek ve ona göre Parlamentoya gönderilecek. Oysa ülkemizde kural böyle işlemiyor. Yasada yer almayan olağanüstü yetkilerin 9 ay sonra Genel Sekreterliğe Kararname ile tanınması, hem de, kurallarımıza aykırı olarak tanınması ve Batı'daki modele uygunluğu, bizim direktifin AB'den geldiğine ilişkin kuşkumuzu güçlendirmektedir.

Ülkemizin yasama organında milletvekillerinin de yasa önerme yetkisi vardır. Milletvekillerinin birey ya da topluca ne "yasa teklifi" adı verilir. Hükümetin önerdiği de "yasa tasarısıdır". Şimdi önemli bir soru yanıtsız kalıyor. Milletvekillerinin hazırladığı yasa tekliflerini, AB Genel Sekreterliği uyum açısından inceleme yetkisinde olacak mı? Hayır olamayacaktır. O ,ancak Hükümete, hazırlayacağı yasa tasarıları üzerinde görüş bildirir, danışmanlık hizmetini görür ve fakat kesinlikle ulusal istenç (irade) üzerinde bir yetki kullanamaz.

Kararnamenin AB Genel Sekreterliğin tanıdığı yetkilerin büyük bölümünün işlerliği söz konusu olmayacaktır. Birkaç yürekli ortaya çıkıp 736 sayfalık o kararnamenin 4,6,8 nci maddelerinin yasaya aykırılığını ileri sürerek iptal davası açmalıdır. Bunu hiç kimse yapmazsa, biz yapacağız.

Sözünü ettiğimiz Kararname aslında Çankaya'dan geri dönmeliydi. Çankaya'dan geri dönmesi gereken karaların başında gelir bu Kararname; fakat ne yazık ki, Çankaya'nın da imzası var.

Sözünü ettiğimiz o Kararnamenin saydığımız maddeleri Anaya-sa'nın özüne ve sözüne de aykırıdır. Çünkü ulusal istenç (irade) üzerinde başka hiçbir güç yoktur. Bir yasa teklifi ancak T.B-M.M'nde kabul ya da ret olunur, daha önce o yasa teklifi ve tasarısı üzerinde, hiçbir makamın onayı söz konusu olamaz.

Şimdi sözünü ettiğimiz 4 ncü maddesini gözden geçirelim. Kararnamenin 4 ncü maddesiyle kamu kurum ve kuruluşları, ulusal programın (örneğin Millet Meclisinin onayından geçen Kalkınma Planının uygulanmasını sağlayacak finansman gereksinimi için, yatırım açısından Anayasal kurum olan DPT'nin olurunu almak yerine, önce bu Genel Sekreterliğe baş vuracaklar ve onun onayını alabilirlerse, DPT' nine kapısını çalacaklar. DPT'ye baş vurabilmek için, AB Genel Sekreterliğin onayı gerekli olacak. Cari harcamalar için de Maliye Bakanlığına baş vurmak yerine, önce AB Genel Sekreterliğinin onayını almak gerekecek.

Kararnamenin böylesi sakıncalı olan ve kamu yönetimini tersine çeviren 4 ncü maddesi şöyle:

Kamu kurum ve kuruluşları, Ulusal Programın uygulaması nedeniyle duyacakları finansman ihtiyacı için, Ulusal Prog-ram öncelikleri açısından Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin uygun görüşüyle, yatırımlar için Devlet Planlama Teşkilatına cari ve transfer harcamaları için Maliye Bakanlığına müracaat edeceklerdir. Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı, kurumların bu taleplerini öncelikle karşılayacakladır.

Sormak gerekir, bu istekler niçin karşılansın? Ulusal yaradan yoksun ise, verimliliği yoksa, DPT ve Maliye Bakanlığı, o istekleri geri çeviremeyecek mi?

TBMM'nin onayından geçen ya da Bakanlar Kurulunun kararı olan yıllık programlardaki öncelikler yok sayılarak asıl öncelik, AB Genel Sekreterliğinin onayından gecen harcamalara verile-cektir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin harcamalardaki önceliği ortadan kaldırılıyor ve öncelikler AB Genel Sekreterliğinin onayına bırakılıyor. Her zaman olduğu gibi DPT yine devre dışı ve yetkileri bu kez de AB Genel Sekreterliğine devredilmiş durumda.

Türkiye Sorunları kitap dizisinde daha önce de belirttiğimiz gibi, Türkiye'mizin Avrupa müktesebatını (edinimlerini, kazanımlarını) üstlenmesine gereksinimi yoktur ve bu deyim bile Türk ulusuna karşı göze alınacak en büyük saygısızlıktır.

Daha da ileri giderek, hiçbir ulusun bir başka ülkenin müktesebatını üstlenecek kadar kendisini küçük görmeye, küçük düşürmeye hakkı olmamalıdır. Uluslar kendi müktesebatlarını (edinim-lerini) kendileri yaratırlar ve bu müktesebatlar kimi yerlerde biri birine de zıt olabilir. Müktesebat kolay alınır aktarılır nesne değil; yüzyılların oluşturduğu, tarihsel koşulların, geleneklerin, alışkan-lıkların, yaşam felsefesinin, inanç kategorilerinin bir sentezidir. Dışardan gelecek etkilere sanıldığı kadar da açık değildir. Pek çok ülkede bu normlar devrimle değişmiştir. AB'ye uyum için devrim yapmak ta devrimlerin en gereksizi olur.

AB müktesebatını üstlenme Kararnamesine bir de "Türkiye Ulusal Programı" adı takılmış. Ulusun bilgisi dışında onun temsilcisi olması gereken Millet Meclisinin onayı alınmadan böylesi bir Kararnameye "Ulusal Program" adı nasıl verilir bilemiyoruz.

Sormak gerekir, Yunanistan AB'ye üye olurken, ona AB mükte-sebatını üstlenme gibi bir kararname yayımlaması dayatıldı mı?. Hayır dayatılmadı. Niçin? Dayatılamaz da onun için. Yunanistan'da, ülkemizdeki gibi ulusal çıkarları ve ulusal onuru savun-maktan yoksun düşmüş bir siyasal iktidar var mı? Yok.

736 sayfalık söz konusu Kararnameyi karıştırdıkça, kimi sayfalarından utanç duyduk, kimi sayfaları da bize Aziz Nesin'i anımsattı

Türkiye'mizin en önemli konularından biri olmalı ki "koz-matik"için tam üç buçuk sayfa ayrılmış: Kozmatikde mevcut durum nasıl, AB müktesebatındaki kozmatik durumuna uyum nasıl sağlanacak; Kozmatik konusunda AB müktesebatını üstlen-memiz için ne tür değişiklikler yapmak gerekecek. 8 Nisan 1994 gün ve 21861 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kozmatik Kanunu yeterli mi; bundan 3 ay sonra yayımlanan Kozmatik Yönetmeliği nasıl değiştirilmeli, ayrı ayrı ele alınmış ve henüz AB'den direktif gelmediği için fazla bir ilerleme kaydedilmemiş. Fakat uyum çalışmaları sürüyor.

Ulusal Program adı verilen bu Kararnamede kozmatiği, kadınları-mızın Avrupa müktesebatını üstlenecek biçimde nasıl kullana-caklarına ilişkin hiçbir koşul konmamış! Bunu herhalde AB Genel Sekreterliği ele alacaktır. Suratlarına şap şap kozmatik sürülmesini önleyecek yasa tasarını hazırlaması gerekiyor. Bu konuda:

Uygulamada mevcut olmakla birlikte, yasal düzenleme bulunmamaktadır. Uyum çalışmaları devam etmektedir,deniyor.

Uyum çalışmalarının sürmesi, sürüncemede kalmadığını göste-riyor ki, bunu tüm bakanların imza etmesi ve Çankaya'nın onay-laması, yüreğimize su serpecektir. Ya böyle olmasaydı, AB karşsında ne denli mahcup olurduk. Bu konuda üzülürken, Resmi Gazetenin 68 nci sayfasındaki mutlu haberle irkildik:

Kozmatik Yönetmeliğinde değişiklik yapılmasına dair Yönet-melik Ocak 1998 gün 23244 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış.

AB'ye karşı mahcup olmanın utancından bizleri kurtardığı için Bakanlar Kuruluna ne denli teşekkür etsek azdır. Suratlarımız kozmatiksiz, adamların suratlarına nasıl bakardık? Bakanlar Kurulumuz böylesi yararlı ve ulusal onurumuzu koruyan, bizleri yücelten kararlar alırken, demokrat, dürüst, ilerici, aydınlarımız ne yapıyor. Biri birileriyle didişiyorlar. Olur mu. Suratlarınıza kozmatik sürsenize, eğer kızarmıyorsa!

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail