Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 42 Geri Tavsiye Et Yazdır


DANAİD'LERİN FIÇISI

Ali Dündar
Eğitimci-Yazar

Eskil Ege toplumları söylencesinde, "Danaid'lerin Fıçısı" ya da "Danaos Kızları" olarak bilinen öyküye göre, toplum kurallarına karşı çıkan 50 kız kardeş, bir gecede kocalarını öldürüp yok etmişlerdi. Bu suçlarına karşılık Tanrı onları, ömürleri boyunca, dibi delik kovalarla birer kuyudan su çekmeye yargımış (tutsak etmiş).

Bu öykü Osmanlı Devletinin son yıllarını anımsatıyor.

Salt Avrupa'nın özellikle Almanya'nın doğusunda, nelerin olup bittiğini bilmek için yola çıkan Alman Yüzbaşı Moltke, Osmanlı İmparatorluğu sınırlarından içeri girince, hiç de hesapta olmayan olaylarla karşılaşır. İstanbul'a geldiğinde, Almanya'nın elçisiyle birlikte, kendini Serasker Mehmet Hüsrev Paşa'nın karşısında bulur. 1

Paşa, konuklarını, gösterişli bir doyumun sunumuyla ve gönül alıcı, gönül okşayıcı sözlerle rahatlattıktan sonra, Moltke'ye Türkiye'de kalmasını ve Başvezir aylığı karşılığında ve aşamasında "Askeri Öğretmen" yetkisiyle, yeni oluşmakta olan Osmanlı ordu-suna düzen vermesini önerir. Dönem, İkinci Mahmut dönemidir.

Moltke, 1833-1839 yıllarında Türkiye'de kalır ve Yeniçerilerin ortadan kaldırılışından sonra kurulması öngörülen Osmanlı Kara Ordusu'nun kuruluşuna katkıda bulunur. Moltke'nin ilk gözlemi: Osmanlı Devleti'nin yıkım içinde olduğu, varlık içinde yoksulluğa sürüklendiği, veba, kolera,dizanteri, humma ve sıtma gibi salgın hastalıkların insanları özellikle askerlerin kırıp geçirdiği gerçe-ğidir.

1836 yılına gelindiğinde, devletin büyük çöküntü içine düştüğünü söyleyen Moltke, daha birkaç yıl önce 7 kuruş olan İspanyol Taler'inin 21 kuruşa çıktığını ve devletin, halkın ürettiği ve tükettiği her şeyi vergilendirdiğini anlatır:

Fakat bu vergilerden toplanan paralar, devletin kasasına girmiyor, vergi toplayan mültezimleri zengin ediyordu. 2.

Osmanlının parasal çöküntüsü, onur kırıcı ve güç yitirici bir başka çöküntüyü de birlikte getirmişti: Padişah, Mısırlılara karşı kendini ve sarayını koruyabilmek için,15 000 Rus askerini Anadolu yakasındaki tepelerde konuşlandırmak durumunda kalmıştı. Çünkü, Osmanlı toplumunda Kur'anın kuralları dışında bir arada tutucu bağ yoktu... Servetler, har-camaya doymak bilmeyen bir yönetimin gözünden saklan-makta ve üç kıtanın en güzel bölgelerine sahip olan Hükümdar, Danaid'lerin fıçısı ile kuyudan su çekmekteydi.

Bunları dile getiren Moltke görüşlerini anlatmayı şöyle sürdürüyordu:

Osmanlı yönetiminin bütçe ve plandan henüz haberi yoktu; memuriyet satışları, devletin gelirinin en büyük kaynağını oluşturmaktadır. Bir memurluk satın alan kimse (mültezim), satın almak için gereken parayı bir Ermeni tacirden ya da onun bankasından, yüksek faizle peşin alır ve iltizam makamına peşin öderdi.Devlet de mültezime ödediğinin karşılığını bol bol çıkarması için halkı sömürmesine olanak tanırdı. Çünkü, devletin toprak dahil, hiçbir kesime yatırımı yoktu. Devletin dış ticareti, yabancı ürünlerin, yerli ham maddeyle değiş tokuşundan ibaretti 3

1839 Nizip yenilgisine dek Türkiye'de başvezir aylığıyla bir yabancı misyon şefi gibi ağırlanan Moltke, kendisinin de içinde bulunduğu Nizip yenilgisinden hemen sonra ülkeyi terk eder. Ve o yenilgi İkinci Mahmut'un ölümüne de neden olur. Yerine oğlu Abdulmecid ( 1823-1861) geçer. Devlet bütçesi tam takırdır. Tanzimat döneminin Padişahına bu kez bir başka yabancının kurtarıcı eli uzanır. Bu yabancı, Doğu Sorunu olarak bilinen ve Osmanlı saltanatına son verilmesi , devletin siyasal, yönetsel ve parasal varlığının üzerine varsıl Batı devletlerince ortak bir "protektore" 4 kurulmasını öngören, ozan ve siyaset adamı Fransız Lamartine'dir. Daha önce İstanbul'a birkaç kez gelip gitmiş, bir yandan Türk ulusunu hak övüp kah çamurlara batırırken, bir yandan da "Bu Türkler, hiçbir işe yaramıyor, hiçbir şey yaratamıyor; en iyisi bu devletin aramızda paylaşılarak yok edilmesi.." gerektiğini ileri sürerken Sadrazam Reşit Paşa aracılığıyla Abdulmecid'e saygılarını sunan uzun bir mektup yazmaktadır. Türk ulusu için sevgi, saygı ve övgülerini yineledikten sonra, siyaseti bıraktığını ve dingin, sessiz bir yaşam için Türkiye'yi seçtiğini, eğer kendisine Ege yöresinde tarıma uygun toprak verilirse, gelip orada modern tarım yapabileceğini, bundan Türk çiftçilerini de eğiteceğini anlatır. Öneri, Padişahın ilgisini çeker, buyruk verir ve Aydın dolayında, içinde 50 kadar ailenin çalıştığı Burgazova çiftliği satın alınarak, kendisine bağışlanır.

Ne var ki, Lemartine, bu çiftliğe bir kez bile uğramaz. Oysa çiftlik, kendisine 25 yıl için bedelsiz özgülenmiştir. Lamartine, yeni bir sözleşme önerisinde bulunur: Bu öneriye göre devlet, kendisinin bağışladığı arazide ürün karşılığı, 25 yıl süreyle Lamartine' e her yıl 80 000 kuruş ödemeyi kabul eder. Ve ödeme 1869'a kadar sürer. Bu arada Lamartine,

"Tarih Söyleşileri" adlı yapıtında, o dönemi anlatan Abdurrahman Şeref Laç:

İç çekişmeler ve savaşlar, Osmanlı Devletini iyice perişan etmişti. Borç tahvillerinin paraya çevrilmesi olanaksızlaşmıştı. Bulunabilen bir milyon lira ise, Avrupa'da satın alma işleriyle görevlendirilen yüksek derecedeki memurlar arasında kapışıldığı için yok olmuştu,diye yazmaktadır.

1890'lara gelindiğinde, Osmanlı'nın gelir kaynakları tümüyle kapitülasyon ortaklarının denetimine girmişti,diye yazan ve bir süre Türkiye'de "Reji" yönetiminin başı olan Lui Ramber, 1900'lü yılların başında, Osmanlı bütçesini yapması için (Osmanlı Devleti bütçesiz yönetiliyordu) Fransa'dan çağırılan Mösyö Loren'ın kendisine "göreve başladığım gün Hazinede 17 kuruş vardı" dediğini aktardıktan sonra, Padişah'ın sık sık Reji yönetiminden avans istediğini anlatıyor ve " Reji yönetimi Hükümete 200 lira verirse, büyük bir hizmet görmüş olacak, deniyor. Açıkça anlıyorum ki, bundan birkaç ay önce de aynı dil kullanılarak 40 000 liralık bir avans istenmiş ve Hükümetin minnettar kalacağı yollu bir de teminat verilmişti". 5

Osmanlı, "üretim-tüketim" ilişkisine akıl erdiremediği, kamu maliyesi, devlet muhasebesi gibi disiplinlere uzak durduğu için, hiçbir zaman yorganına göre ayağını uzatamıyordu. Oysa bugün bu disiplinler, üzerine titrememiz gereken kurallardır ve ulusal bağımsızlığın koşuludur. Bu temel felsefenin yaşamsal önemini yüce Atatürk şöyle biçimlendirmiştir.

Ulusal Savaşımın amacı tam bağımsızlıktır. Tam bağımsızlık ise ancak maliyede tam bağımsızlıkla olur. Bir devletin maliyesi tam bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin tüm yaşamsal işleri ve işlevleri felç olur. Çünkü, her devlet organı, ancak bir takım mali güçlerle işlerlik ve işlevsellik kazanır. 6

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tam bağımsız maliye, denk bütçe, ulusal para ve ürettiğinden fazlasını tüketmemeyi içeren ahlaksal yaşam biçimini dışardan esinlenmedi, dış dayatmalarla da benimsemedi; ulusal bağımsızlık savaşımının yaşama ve her koşulda varlığını kanıtlama bilincinden ve ilkelerinden üretti. Neden? Çünkü, Atatürk başta olmak üzere,ulusal bağımsızlık savaşımını yürütenler ve bu devlet kuranlar, tarihi doğru okumasını biliyorlardı.

Dip Notlar:

1.Osmanlı düzeninde ordu komutanı
2.İltizam, Osmanlı Devletinde 17.yüzyıldan sonra devlet adına vergi toplama sistemi. Mültezim, devletten vergi toplama iznini parayla satın alan kişi.
3. Moltke. Türkiye Mektupları,s.42-57.
4.Protektore, güçlü bir ulusun ya da devletin bir başka ulus ya da devlet siyasal, yönetsel ve parasal açıdan kendi güdümüne alması
5.Lui Ramber.Gizli Notlar,s.24,57,90-99
6.Atatürk'n İzmir'de toplanan Türkiye İktisat Kongresini açış konuşması

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail