Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 42 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


OSMANLI ve ÇİN ÜLKELERİNDE İKİAYAKLANMA

Kaynak: Ali Nejat Ölçen,
Karl Marx ve İngiliz Emperyalizmi
Ekin yayınları,1992

Değerli hocamız Ali Dündar'ın " Danaid'lerin Fıçısı adlı yazısı elimize ulaştığı zaman,"Karl Marx ve İngiliz EmPeryalizmi" adlı kitabımızı anımsadık. 1992'de basılmıştı. Orada, K.Marx'ın Çin'de afyon ticaretinin serbest olması için İngil-tere'nin nasıl Kanton kentini bombalayarak yerle bir ettiğini konu alan makalelerini dilimize çevirmiş ve 1840'da Osmanlı ülkesindeki Mehmet Ali Paşanın ayaklanmasıyla Çin'de Taiping başkaldırısı arasındaki benzer-liği ortaya çıkarmıştık.

Değerli eğitimci Ali Dündar'ın yazısı nedeniyle o kitaptan kimi alıntıları okuyucularımıza sunmaya gereksinim duyuyoruz.

Zaten Türkiye Sorunları Kitap dizisinin bundan önceki 41'nci sayısında İngiliz Başbakanı Lord Polmerston'un Çin'deki acı-masızlığı ile ABD Başkanı Bush'un Afganistan'da Usame bin Ladin'i bahane ederek uyguladığı kan dökücü saldırıları ara-sındaki amaç benzerliğinden söz etmiş ve bunu kanıtlayacağımızı yazmıştık. Aşağıda o kitaptan aktardığımız konuya ilişkin kimi alıntıları bulacaksınız

Biri birinden uzak iki Doğu ülkesinde, aynı dönemde önemli iki ayaklanmanın biri birinden habersiz fakat benzer nitelikler taşıyarak ortaya çıkışının ve geniş halk kitlelerince desteklenmesinin kaynağını İngiliz emperyalizminin yapısında aramak gerekir. Çin'de Taiping ayaklanması ve Osmanlı ülkesinde Mehmet Ali Paşa başkaldırısı, başlangıçta köylü nüfusa dayanmayı ve toprak reformuyla ekonomiyi diriltmeyi amaçlamıştı ve her iki eylem de dinsel ögeleri kullanmayı gözardı etmemişti.

Taiping ayaklanmasının önderi Hung Hsiu-Chuan," Çin İmpa-ratorunu yabancı sömürüye boyun eğmekle, afyon kaçakçılığı nedeniyle ülkenin 10 milyon gümüş "Tael" yitirmesine neden olmakla suçluyor ve bütün kötülüklerin kaynağının İmparator Chin ve onun görevlileri olduğunu ileri sürüyordu. Coşkulu konuşmasına eklediği sözler, Çin halkı için yeniydi: "Gerçek mutluluk, öteki dünyada değil" diyor ve ekliyordu:"Burada, bu dünyadadır. Tanrı herkesi eşit yaratmıştır" ve devam ediyor-du:

"Tanrının yanında bütün putlar değersizdir. Neden köylüler ötedenberi yoksun kaldıkları eşitliği elde etmek için ayak-lanmasınlar? İmparatorun her şeyi elinde tutmasının gereği nedir? İnsanlar arasında biri birine üstün olmadan eşitlik yer almalı, insanları ayıran duvarlar yıkılmalıdır.

..1830'lu yıllarda Çin'de toprakları ele geçirmiş ağalar sınıfından sadece biri, yüzlerce ailenin evlerine, yüzlerce ailenin toprağına sahipti. Toprak ağalarının mal varlığı artarken, halk kitleleri yoksullaşıyordu. Afyon savaşından sonra Çin'in sosyal ve ekonomik düzeni, dış kapitalizm tarafından korkunç biçimde çökertildi. Kamu görevliler daha aç gözlü oldular. Yoğun sömürü altında köylü nüfusun çoğunluğu, küçük topraklarını da yitirdi.

Osmanlı Devletinde ilk sanayi reformunun Mısır'da Mehmet Ali Paşa tarafından başlatıldığı görülmektedir. Kendisinin Osmanlı Devletine karşı ayaklanmasını bağımsız bir devlet kurmak gibi kişisel hırsı olarak yorumlayanlar var. Osmanlı devlet adamları da onu hain olarak nitelemişti. Gerçekte, hain miydi, yoksa İngiliz sömürüsüne karşı, Mısır'da başlattığı sanayileşme eylemini savunmak için mi, İngiltere yanlısı Os-manlı yönetimine karşı ayaklanmıştı.

Osmanlı Devletinde başlatılan Tanzimat (yenilenme) eylemi ile Mısır'da Mehmet Ali Paşa'nın başlattığı sanayileşme dev-rimi arasında önemli farkın olduğu hemen göze çarpar. Osmanlı Devletinde Tanzimat, ekonominin liberasyonu ve devlet tekellerinin ortadan kaldırılmasıyla birlikte, bir bakıma onun vazgeçilmez bir parçası olarak yürütülmüştü. Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da başlattığı sanayileşme programı ise, kamu iktisadi kuruluşlar olarak ele alınmıştı. Osmanlı Devletinde liberasyon kararlarıyla birlikte yerli sanayi çökerken, Mısır'da Mehmet Ali Paşa'nın devletçi politikasıyla yerli sanayi gelişmeye, dış pazarlara açılmaya başlamıştı. İngiltere ise önündeki bütün devlet tekellerinin kaldırılmasını istiyordu. Çünkü, Uzak Doğunun rekabete dayanamayan üretimini tümüyle böyle ele geçirecekti.

Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da uyguladığı merkeziyetçi politikanın üç temel ögesi, toprak reformu, sanayileşme ve güçlü ordu idi. Bu üç öge, kısa sürede Mısır'ın her alanda Osmanlı Devletinin önünde yer almasını sağladı. 1804 yılında Mısır'a vali olarak ilk kez atandığı zaman, devlet adına vergi toplayan ve adına mültezim denilen kişilerin ellerinden bu hakkı almakla işe girişmişti. Aynı zamanda tımar ve zeamet düzenine son vererek, feodal yapıyı parçaladı. Ya da feodal yapının devletle olan ilintisini ortadan kaldırdı. Tımar ve zeameti ortadan kaldırmakla birlikte,insancıl bir tutumla sahiplerini yaşam boyu emekli aylığına bağladı...

Kahire'de iki yünlü dokuma tesisi, ham şeker fabrikası, İskenderiye'de cam, Bulak'da (Kahireye yakın küçük bir kent) dökümhane, yine İskenderiye'de büyük tersane yapımı, Mısır sanayi devriminin öncüleri oldu.

1828'e kadar Osmanlı devletinde buharla işleyen gemi yoktu. O tarihte iki adet dış ülkeden satın alınmış fakat işletecek kaptan ve işçiler olmadığı için kullanılmamıştı. Mısır ise o dönemde buharlı gemileriyle, Avrupa-Hindistan ve Uzak Doğu arasındaki deniz taşımacılığına girmiş, 1817'de bu amaçla 17 buharlı gemiye sahip olmuştu. Demiryolu taşımacılığının da Doğu'da ilk öncülüğünü yapan Mehmet Ali Paşa idi. Buharlı gemilerin Bombay ile Süveyş arasındaki deniz yolu bağlantısını Kahire'ye kadar demiryolu yapımıyla devam ettirmek düşüncesi onundur.

Onun en önemli başarısı tarım sektöründe sağladığı gelişmeydi. 1820 yılında pek önemsiz olan pamuk üretimi, açtığı sulama kanalları ve toprak reformu sayesinde 1823'de 8 000 tona yükseldi ve 1821'de 44 ton olan pamuk dışsatımı dört yıl içinde 10 220 tona 1850'de de 40 bin tona ulaştı.

Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da uyguladığı sanayi devriminin bilinçli olarak , belli bir eğitim programına dayandırıldığı görülür. Mısır'a vali olarak atandığının ardından hemen beş yıl sonra, 1809'da İtalya'ya öğrenim için öğrenci göndermişti. 1818'de Avrupa'da eğitim gören öğrenci sayısı 23'e 1826'da 44'e ulaştı.

Tanzimat döneminde II.Sultan Mahmut aynı gereksinimi Mehmet Ali Paşa'dan 18 yıl sonra duymuş, dinci grupların tepkisine karşın, ancak 1827'de Avrupa'ya öğrenci gönderebilmişti

Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'daki sanayi devriminin sürekliliği ve ekonominin bağımsızlığı, er geç İngiltere'nin Uzak Doğu ticaret yolu üzerindeki çıkarlarıyla çatışacaktı. O nedenle güçlü bir orduya gereksinim duymuştu.

Uyguladığı en önemli reform kuşkusuz, 156 üyeden oluşan bir Danışma Kurulu (Meclis-i Meşveret) oluşturmasıdır. Kurulun 33 üyesi, merkezi hükümetin üst düzey yöneticileri ve 24 üye de eyaletlerden seçilenler, 99 üyeyi de soylular oluşturuyordu. Bütün bumlar Osmanlı Devleti'nin ayağının dibinde, kendi-inin atadığı ve buyruğundaki bir Mısır paşası tarafından atılan önemli adımlardı ve Osmanlı Devlet adamlarının hiç birinin bu gelişmelerden haberi yoktu...

İngiliz Emperyalizmine İlk Tepki: Mehmet Ali Paşa Ayak-lanması.

Lise tarih kitaplarında o, bağımsızlık sevdasına düşen bir isyancı olarak tanıtılır. İsyancı olsun olmasın, Orta Doğu'da İngiliz emperyalizminin karşısına çıkan ilk devlet adamıydı o. o. Bağımsız Mısır devletini kurmayı amaçlamış olsa bile, onu buna iten koşullar, Osmanlı Devletinin kendi iç sorunlarından kaynaklanıyordu. Çünkü, ülkenin bir bütün olarak güvenliğini ve çıkarlarını korumak yerine, başkent (Saray) çıkarları tek kaygı konusuydu. 1807'de İngiltere, Mısır'a karşı saldırıya geçerek, İskenderiye'yi ve Rosetta (Reşit) ele geçirdiği zaman, Osmanlı Devleti'nin yardımı olmaksızın, buna karşı koyan Mehmet Ali Paşaydı ve Fransızlardan yardım görmüştü...

Osmanlı Devleti, başının üzerinde hangi bulutların dön-düğünün ayırdında değildi ve üstelik, Akdeniz'de İngiltere'nin egemenliği ve onu sağlayan Kapitülasyonlar yetmiyormuş gibi bir de 29 Aralık 1834' de bir ferman (Padişah buyruğu) ile, İngiltere'ye Fırat nehri üzerine iki buharlı gemiyle ticaret izni verilmişti Bu izin, Mehmet Ali Paşa'nın Hindistan kıyı şeridindeki deniz ticaretinin yolunu kesecekti, Osmanlı yönetimi bunun ayırdında değildi.

Ne var ki, Mehmet Ali Paşa İngiltere'nin karşısına çıkarken, karşsında Osmnanlı Devletini bulmuştu ve Osmanlıyı yenil-giye uğratırsa ancak İngiltere ile baş edebilirdi.

İngiltere ise, Mısır ayaklanmasına karşı seyirci kalmak ve İmparatorluğun yok oluşuna göz yummak yolunu seçmişti. Balkanlarda "liberal movement" (özgürlük eylemi) ni yaratıp, desteklemeyi yeğliyor ve böylelikle, Osmanlı yönetimindeki Balkan uluslarının kendi devletlerini kurarak, Osmanlıdan kopmalarını sağlıyordu. Bu eylemin önde gelen savunu-cularından biri de zamanın Dışişleri Bakanı Lord Palmerston idi. 28 Ağustos 1833'de, İngiliz parlamentosunda yaptığı konuşmada, Padişahın Bab-ı Ali'ye yardım amacıyla donanma gönderilmesi isteğini geri çevirdiğini açıklamıştı. İngiltere'nin bu kayıtsızlığını dinsel ve ahlaksal kurumlar da destekliyordu. 1828 yılında Navarino deniz savaşında Osmanlı donanmasının yok edilişi, İngiltere'nin ve dünyanın gözündeki perdeyi kaldırmış ve "İmparatorluğun, güçsüz, dağınık, yolsuzluklar ağıyla örülü, yoksul ve dez organize bir devlet" olduğunu ortaya çıkarmıştı.

8 Temmuz 1833'de Çarlık Rusya'sıyla imzalanan Hünkar İskelesi Antlaşmasıyla birlikte, İngilter'nin kayıtsızlığı birden bire yön değiştirdi. Çünkü bu antlaşmayla " Çanakkale boğa-zının kapatılarak hiçbir bahaneyle yabancı gemilerin içerlere girmesine izin verilmeyeceği" öngörülüyor buna karşılık Rusya'nın Bab-ı Ali'nin güvenliliği ve bunun sürekliliği ve bağımsızlığı için gerekli kara ve deniz gücüyle yardımı üstleneceği" belirtiliyordu. Antlaşmada yer alan bu gizli mad-de, İngiltere'ye Batı'yı tedirgin eden bir "Doğu Sorunu" olduğunu kabul ettirdi. Bu antlaşmayı, Osmanlı yönetimi üzerindeki Fransız ve İngiliz etkinliğini gölgelemek için Rus diplomatı Kont A.F. Orlov sağlamıştı. Çar'a gönderdiği 25 Mayıs 1833 günlü yazısında Sultan Mahmut'la Rus gemisindeki beş gün önce yaptığı görüşmeyi şöyle anlatmaktadır:

"Padişah ilgi çekici durumdaydı ve Siz Majestelerinin cömertliği için minnettarlığını belirtirken duygulanmış oldu-ğunu söyleyebilirim. İçtenlikli konuştuğu yüzünden anlaşılıyor ve duygularını gizlemiyordu. Bütün diplomatlar, yani Avrupa, Büyükdere ve Tarabya'nın pencerelerindeydi. Amiral Roussin

(Fransız Elçisi) olağanüstü büyük teleskopuyla görünüyordu.".

Kont Orlon, yazısının burasında önemli bir açıklama yapar; tek üzüntüsünün Fransız filosuyla çarpışmaya girişmemesi olduğunu, çünkü ticaret gemilerinin önünde onu maskara olacağını, kadrosunun hiçbir şey bilmeyen gençlerden oluştu-ğunu yazar.

O yılın 20 Şubatında Rus donanması Dersaadet pişgahına (Dersaadet = saadet kapısı = İstanbul ; pişgah = iş yerleri)

girecektir, diye yazmaktadır Engelhard ve devam eder: "Bu, emirilmüminin şan ve şeref ve itibarına, sultanın safiyesinin mevcudiyetine indirilen en büyük darbe idi".

O yıllarda Mehmet Ali ile Osmanlı Devleti arasında savaşı çağıran ilk anlaşmazlık su yüzüne çıkmıştı. O, Suriye'den ham ipek dışalımın yasaklamış ve Lord Palmerston bu yasağın kaldırılması için Padişahın bir ferman yayınlamasını istemişti Bu ferman 26 Aralık 1835'de yayınladı ve İngiliz uyruklularının ticari haklardan yoksun bırakılmaması ve ayrıca ipek dahil hiçbir malın ticaretine karışılmaması buyruğunu içeriyordu. Mehmet Ali, iki kıskaç arasında kalmıştı, Fermana boyun eğerse, Mısır'ın gelir kaynağında önemli bir azalma olacak ve gelişmekte olan yerli sanayii bundan zarar görecekti. Boyun eğmezse, İngiltere, Padişahın yanında yer alacak ve belki de Fransa ile birlikte kendisine savaş açacaktı. O daha erken davrandı, güçsüz gördüğü Osmanlının karşısına çıktı.

Değerli eğitimci Ali Dündar, yazısıyla bu açıklamayı yapmamıza olanak sağladığı için, kendisine teşekkür ediyoruz.

Konuyu sona erdirmeden önce Karl Marx'ın 2.6.1857 günlü New York Daily Tribune gazetesinde yayımlanan ve söz konusu kitabımıza aldığımız makalenin bir bölümüne yer vermemiz yararlı olacak. Halkın sömürüye karşı Çin'de nasıl karşılık verdiğini anlatmak yönünden, Osmanlı yönetiminde halk ya da ümmet, İngiliz sömürüsüne boyın eğerken onu kendi yazgısı gibi algılarken,Çin'de halk ekmeklere zehir koyarak intikam almaya başlamıştı. ABD'deki ikiz kuleye yapılan insanlık dışı saldırı da böyle bir intikamın ürünü olmasın! Eğer, bu düşüncemiz doğruysa ya da gerçeği yansıtıyorsa, çok vahşice olmakla birlikte, ABD'nin ektiğini biçiyor olmasını düşünmek doğaldır. Usame bin Ladin'i kendisi yetiştirmedi mi?

Karl Marx!ın 7 sayılı makalesi:

2.6.1857 New York Daily Tribune.

EKMEKLERE ZEHİR.

Lord Palmerston'un Parlamentoya sunduğu Çin ile ilgili belgelerde, Dr. Parker (ABD elçisi Peter Parker) ile vali Yeh arasındaki yazışmalardan bazı örnekler elimize geçmiş bulunuyor. Dr. Parker' in bu arada kötünün iyisi olduğunu söylemeliyim. Doktorun Hong-Kong'da ekmeklere zehir katıldığından yakınan mektubuna vali Yeh'in yanıtı aşağıdaki gibidir:

"Geçen ayın 16'sında saat 2'de Ekselanslarınızın yazılarını aldım ve neyi kapsadığını öğrendim: Hong-Kong'dan bazı Çin'lilerin dağıttıkları ekmeklere zehir kattıklarını, ülkede fark gözetilmeksizin herkesin yediğini, ciddi biçimde hasta olduklarını ve bazılarının yaşayıp yaşamadıklarının bilin-mediği bildirilmiştir.

Bu okuduklarım benim için büyük bir sürpriz oldu. Çin'liler ve Amerikalı1ar çoğunlukla iyi geçinmektedirler ve Çin ile öteki ülkeler arasındaki ticaret bundan böyle, dostluk içinde yürütülmektedir. Fakat İngilizler birkaç ay önce kızacak bir konu olmaksızın, Birklik'lerini getirerek düşmanca kullan-dılar, dükkanları, halkın oturduğu evleri tekrar tekrar ateşe verdiler, çok sayıda binayı yıktılar ve bazı aileler tümüyle yok oldu. Kuşkusuz bu durumda, İngilizlere düşmanlık duyan pek çok Çin'li vardır; fakat, halkı gizlice zehirleme, bu nefretin ortaya çıkardığı bir olgudur. Hong-Kong'da olanlar arasında bana en olanaksız görüneni bu olaydır. Bu da İngilizler tarafından Çin'lilere verilen acıların ve sayısız kötülüklerin nedenidir ve yöre insanının öç almaları kendi kişisel yanlışlıklarıdır.

Bu satırlar, kanımızca, emperyalizme bir uyarı niteliğini taşımaktadır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail