Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 51 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


HÜRRİYET GAZETESİ
GENEL YAYIN YÖNETMENİ ERTUĞRUL ÖZKÖK'E YANIT
27 Mayıs Darbe Değildir.

Ali Nejat Ölçen

23.8.2003 günlü yazınızda yer alan yanlışlıklardan birine, yakın tarihimizin çarpıtılmasına razı olmadığım için değinmeye gereksinim duyuyorum.

"27 Mayısın, haklı hiçbir gerekçeye dayanmayan, arkasında halk bulunmayan, kendine aydın diyen dar bir darbeci zümrenin gerçekleştirdiği darbe oluşu" na ilişkin savınız gerçek dışıdır ve yakın tarihimizin tek yanlı yadsınması niteliğindedir. 9 yılı aşkın süredir "Türkiye Sorunları" adlı kitap dizisi yayımlamaktayım ve 51. Sayıda öteki çelişkilerinizi ayrıntılarıyla ele alacağım için burada sadece bir noktaya değinmekle yetiniyorum.

Demokrat Parti, özellikle 1954 yılından sonra, İttihat ve Terakki iktidarı zorbalığının özdeşi bir yörünge izlemiştir. İttihat ve Terakki iktidarı, Meclisi Mebusan üyesi Rıza Nur'u tutuklamış, Bekirağa Bölüğü hapishanesine kapatmıştı. Demokrat Parti de siyaset adamı Osman Bölükbaşını hapsetmişti. İttihat ve Terakki iktidarı "Demokrat Mustafa" olarak anılan gazeteciği hapsetmişti, Demokrat Parti döneminde de Bedii Faik ve Hüseyin Cahit Yalçın da aynı yazgıyı paylaştılar, kusurları iktidarı eleştirmekti!

İttihat ve Terakki Cemiyeti, meşrutiyet savıyla iktidara gelmiş ve meşrutiyeti nasıl baltalamışsa ve hatta Sultan Hamid'i aratan baskı yöntemine baş vurmuşsa, Demokrat Parti de demokrasi savıyla geldiği iktidarda, demokrasiyi tahrip etmekten kendisini kurtaramamıştır. Her iki iktidarın ortak niteliği zorbalıktı:

Kırşehir'den Demokrat Partiye oy çıkmadığı için, onun ilçeye dönüştürülmesi. İstanbul Üniversitesi rektörünün Yaman Buminoğlu tarafından koridorlarda sürüklenerek tartaklanması, Himmetdede'de ve Uşak'ta CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün taşlanması, gazetelere yayın yasağının getirilmesi, sıkı yönetimin ilanı ve İstanbul, Ankara Üniversitelerinde öğrenci gruplarına silahlı saldırılar düzenlenmesi, genel yönetimini üstlendiğiniz Hürriyet gazetesinin sayfaları arasında yer almış olduğu için ayrıntılarına girmiyorum. O iktidarın Başbakanı,devleti değil, duygularını yönetmekten yoksun düşmüş ve kamusal işleyişin tüm kurumlarını karşısına almıştı. Odunu bile aday göstersem, milletvekili seçtiririm, çanlarına ot tıkayacağım; Yedek subaylarla orduyu yönetirim savları, yasama organını, üniversiteleri ve orduyu hasım ilan eden despotizmin, zihinlerde kalan ve zamanın başbakanı Recep Peker'in "psikopat" tanısını haklı çıkarak örneklerdir.

Adı demokrat olan bir partinin, İstanbul'da 6-7 Eylül olayları bağışlanamaz kusur olmanın ötesinde, İzmir'de "göndere" Yunan Bayrağı çekilerek, o dönemin Bayındırlık Bakanı tarafından özür dilenmesi, bir gazetecinin belleğinden kolayca silinmemesi gereken onur kırıcı davranış biçimidir.

Bir gerçek apaçık ortadadır.

Demokrasi hiçbir ülkede devlet kurumları tahrip edilerek yerleşmemiştir. Bugün Irak'ta ABD başarısızlığa uğruyorsa, bunun kaynağında orada devlet kurumlarını tahrip etmesi gerçeği yatmaktadır. İttihat ve Terakki iktidarının, başarısızı iyi ya da kötü işleyen devlet kurumlarını siyasal kazanç uğruna tahrip etmesiydi. Bunun en belirgin örneğini, Meclisi Mebusandan çıkaramayacakları yasaları, Kanunu Esasinin 69. Maddesi değiştirilerek Ayan Meclisine yasa çıkarma yetkisini veren tasarıda görürüz. Ayan Meclisi üyeleri ise ömür boyu orada kalmak üzere Padişah tarafından atanan kişilerden oluşuyordu. Meşrutiyeti ilan eden bir parti, Padişahın yetkisine sınır getirmeyi amaçlarken, tersine onun yetkilerini genişleten anayasa değişikliğini gündeme getirmekteydi. Bu örnekler DP'nin iktidar mantığını İttihat ve Terakki'ninkinin devamı gibi görmeyi haklı çıkarıyor. 1910'da Osmanlı toplumu, İttihat ve Terakki iktidarına nasıl müstahak değildiyse, Cumhuriyet Türkiye'sinin toplumu da DP iktidarına elbette boyun eğmeyecekti. Nitekim, gençliğin devinime geçişi halk kitlelerince desteklendi ve genişledi, yaygınlaştı.

Bir gerçek göz ardı edilemez ve yadsınamaz ki, DP'nin despotizmi, 27 Mayıs'ın koşullarını hazırlamıştır. O dönemin öğrenci olayları, daha sonrakilerden çok farklı nitelikteydi. Kitlesel toplantılarında bile yeşil alanlara basmamaya özen gösteriyorlardı ve yüreklerindeki tepki despotizme karşıydı.

Harp Okulu öğrencilerinin başlarında öğretmenleri olmak üzere Ankara yürüyüşü, bunun en son halkasını oluşturdu ve o gün DP iktidarı, siyasal ve yönetsel repertuardan silinmişti.

O yüzden, DP iktidarının en bağışlanamaz yanlışlığını, devleti hiçe sayan felsefesinde aramalıyız. Kurumları tahrip edilen devlet, kötü işleyen devletten daha kötü sonuçların kaynağı olur. DP'nin ilçe başkanları, kaymakam ve valilerin makamlarına kapılarını tekmeyle açıp girmeyi marifet sayarlardı.

27 Mayıs'ı darbe olarak niteliyor ve arkasında halk olmadığını yazıyorsunuz. Ben değil, bugün genel yönetimini üstlendiğiniz Hürriyet Gazetesinin 27 Mayıs'ı izleyen yayınları, sizi tekzip etmektedir. Gazetenizin sayfaları, halkın coşkusunun resimleriyle doludur.

Darbeleri savunan kişi değilim. 27 Mayıs'ı, meşruluğunu yitirmiş bir iktidarı, ordunun öncülüğünde halkın ve gençliğin yadsıdığı bir eylem olarak nitelemekteyim. DP, halk hareketiyle 1950'de iktidara gelmiş ve on yıl sonra halk hareketiyle iktidardan uzaklaşmıştır. Eğer Anayasa Mahkemesi oluşturulmasa, Devlet Planlama Teşkilatı kurulmasa, Senatosu olan ikili Meclis sistemine geçilmese, gizli oy açık tasnif ile demokratik seçim sistemi getirilmese ve yeni anayasa temel hak ve özgürlüklerin özü güvenceye alınmasaydı (ki 11. Maddede betimlenen ve güvenceye alınan bu haklar ne yazık ki 82 Anayasasıyla ortadan kaldırılmış ve derin devlete kapılar açılmıştır) 27 Mayıs için darbe denilebilirdi. Onu darbe olmaktan arındırıp devrim niteliğine ulaştıran radikal dönüşümlerdir.

Bu dönüşümlerin gerçekleşmesinin hukukunu oluşturan Temsilciler Meclisinde bugün Hürriyet Gazetesinde köşe yazarı olan çalışma arkadaşlarınız vardı. Onlara ve yakın tarihimizin gerçeklerine duyacağınız saygının gereği, daha yansız yazılar yazmanız umuduyla saygılarımı sunuyorum

***
Sy.Ertuğrul Özkök'e Fax ile gönderdiğim yazıda, öteki konulardaki eleştirilerimi Türkiye Sorunları kitap dizisinin 51.sayısında belirteceğimi belirtmiştim. Şimdi o eleştirileri burada okuyucularımızın bilgisine sunuyorum:

.27 Mayıs devrimi ile 12 Eylül 1980 darbesi arasındaki önemli fark Ertuğrul Özkök'ün gözünden kaçmaktadır ya da gözden kaçırmaktadır. 27 Mayıs'ın getirdiği gerekli ve köklü dönüşümlerin hiç birini 12 Eylül 1980 sonrasında görmemiz olanaklı değildir. Siyasal partileri kapatması ve devleti kutsallaştıran ve onun "derin devlet"e dönüşmesini sağlayan 82 Anayasası bugünkü sıkıntıların kaynağını oluşturmuştur. Bunları kısaca aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1. T.B.M.M'ni Senatosuz bırakması, bugün Parlamento ile Cumhurbaşkanlığını karşı karşıya getiren sorunların doğuşuna neden olmaktadır. Oysa Senato, Millet Meclisinden çıkan yasaların, Çankaya'ya sunulmasından önce irdeleme ve geri çevirme yetkisi ile önemli yararlar sağlıyordu. Öylece, Çankaya'nın bir yasayı geri çevirmesinden önce Senato aynı işlevi yerine getiriyor ve o yasa her iki meclisin ortak komisyon ve genel kurulunda, Çankaya'dan geri dönmesi olasılığını en aza indirecek biçimde yeniden düzenlenebiliyordu.

2. Koalisyon hükümetlerinin kurulmasını önlemek amacıyla Anayasa'da ve Seçim yasasında yapılan değişiklikler, bu amacı sağlamamış ve 1980 sonrasında Koalisyonsuz iktidarın oluşması söz konusu olmamıştır.

3 . 12 Eylül 1980 darbesinin ortaya çıkardığı seçim yasasının en sakıncalı yanı, oy dağılımının ulusal istenci temsil etmekten uzaklaştırılmış olmasıdır. 19890 öncesinde partiler arası sandalya sayısında dağılım ile oy dağılımı arasında bire bir eşitlik, sağlanabiliyordu. Bugün bölge sistemi öylesine yanlış sonuçların doğmasına neden oluyor ki, toplam oyların % 34'ünü alan bir parti (örneğin AKP) Meclisteki sandalya sayısının %65'ini ele geçirebiliyor.

4. 1980 sonrası DPT'nin özgün işlevinden uzaklaştırılması ve yasası değiştirilerek kabarık kadrosuyla genel müdürlüklere bölünmesi, hantallaşmasına yol açmış ve kaynakların savurganca kullanılmasının önüne geçecek devlet disiplini zedelenmiştir.

5 .Felsefenin seçmeli ders olmasına karşı din dersinin zorunlu duruma getirilmesiyle, dinsel tutkuları sömüren siyasal partilerin doğuşuna yol açılmıştır.

6. Siyasal partilerin tümden kapatılması ise, Millet Meclisinin bugünkü sorunsal yapısının oluşmasına neden olmuş, siyasetin kendine özgü erdemi ortadan kalkmıştır.

7 .27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 arasında önemli fark, ilkinin toplumda düş kırıklığı yaratmamış olması, kincisinde ise düş kırıklığının yaratılmasıdır. Banker faciası, hayali ihracat, ban
kaların içinin boşaltılması türündeki mokro-ekonomik soygunlar, 12 Eylül 1980'in oluşturduğu siyasal iktidar modelinin ürünleridir.

8. Kamu Kaynaklarının Özel Öğrenim Kurumlarına Aktarılmasına ilişkin Prof.Dr. Mustafa Altıntaş'ın da belirttiği gibi, "1980 sonrasında sosyal hukuk devletinden uzaklaşılmış ve 82 Anayasasıyla ortaçağda kalmış olan "jandarma devleti"ne dönüşüm süreci başlamıştır. Kamunun ekonomik ve sosyal alandan dışlanması...eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin paralı ve pahalı kılınması saldırının dışa vurumu anlamını taşımaktadır.Prof.Altıntaş'ın bu sayımızda yayım
dığımız bu yargısına katılmamak olanaksız. Bu yargıya kimler katılmaz, 1980 öncesi kendisine sol yelpazede yer arayanların sınıf değiştirerek tekelci sermayenin sözcülüğüne soyunanlar katılmaz.

Ertuğrul Özkök'ün :

Benim de arasında bulunduğum çok sayıda insanın hayatı bu müdahale sayesinde kurtulmuştur. Ama bundan da önemlisi,12 Eylül müdahalesinin arkasında çok ciddi bir halk desteğinin bulunması. Bu müdahalenin lideri Evren Paşa bugün halk arasında göğsünü gere gere geziyorsa, gittiği her yerde hala büyük ilgi görüyorsa, bunun nedeni işte bu haklılıktır.

biçiminde dile getirdiği düşünce tartışmaya açıktır. Bugün Kenan Evren'in ne kadar koruyucusuyla halkın arasına karıştığını bilemiyorum. 12 Eylülün ne denli başarılı mı olduğunu gösteriyor bilemiyoruz. Fakat bildiğimiz bir şey var ki, bu satırları yazan Ertuğrul Özkök, 12 Eylül sonrası Üniversiteden ayrılmak zorunda kalanlardan biriydi.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail