Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 40 Geri Tavsiye Et Yazdır


TÜRKİYE'NİN SORUNU SADECE ENFLASYON DEĞİLDİR

Metin Erözlü
DOLSAN A.Ş-Eskişehir

Ülkemizin temel sorunu,genel deyimiyle yoksulluk ile irrasyonel üretim biçimidir. İrrasyonel üretimin temel nedeni de,üretim bilincine sahip olmadan, ülkeyi yönetenlerin, tüm maddi ve manevi değerlerimizi inanılmaz bir savurganlıkla harcamalarıdır. Özellikle 1950 sonrasında, demokratik seçimle iktidara gelen kadroların yönetiminde, temel özellikleri gereği popülist davranışları etkili olmuş-tur. O kadroların, iktidarda kalmak için topluma vermeyecekleri vaadleri yoktu. En önemli sorun yoksulluğumuz ve yoksulluğumuzun kaynağı olan verimsizliğimizdir ve enflasyon bunun sadece küçük bir parçasıdır.

Üretimimizin tüketimimizi karşılamaması demek olan enflasyon, karşılıksız para basmakla artabilir fakat aslın-da temel neden ,irrasyonel üretimin neden olduğu yetersiz üretim,yani mal ve hizmet arzındaki yetersizlik bir başka deyimle, özendirilen talep artışlarının karşılanamayışıdır. Enflasyon olgusunun dışında kimi başka sorunlara değin-mekle yetineceğim:

1.Önce eğitim. Eğitim sürecindeki çocuk ve gençlerimizin yetenek ve becerileri arasındaki farkları göz önüne almadan, onları mesleksiz kılan bilgilerle donatmayı eğitim sanıyoruz. Onları, üretimin dışında, uygulamadan ve yaşamın gerçeklerinden uzak, "oku,adam ol" mantığıyla eğitmeye çalışıyoruz. Ellerini ,vücutlarını ve zihinlerini kullanamaz bireylere dönüştürdüğümüzü fark etmiyoruz. Bu eğitin düzeninde, üretken ve yaratıcı beyinleri yok etmiyor muyuz? Üretim değil, tüketim modeli içinde yetiştir-diğimiz bu insanlarımızın arz-talep dengesini alt üst ettiğini göremiyor muyuz.

2.Özel ve kamu tasarruflarının büyük bölümü inşaat sektörüne ayrılmakta hatta sanayinin lokomotifi inşaat sektörüdür denmekte. Ne var ki o lokomotifin katarı nere-ye götürdüğünü merak edenimiz yok. Öylesi yatırımların yıllık getirisi ,% 10'u geçmez. Hele yazlık yatırımlarında bu oran % 5'lerin altındadır. Sürekli inşaat sektörüne yatırım yapmak, sermayenin ve emeğin savurganlığından başka bir şey değildir. Daha verimli, getirisi yüksek, yatırım alanları bulunmalıdır.

3.Kamu yatırımları ve harcamaları, ne yazık ki, giderek, kamu açıklarının kaynağı olmakta, reel kamu gelirleriyle karşılanamayan bu tür ödemeler için, hükümet yıllık % 150'lere varan faizle borçlanmaktadır. 24 Ocak 1980 kararlarından bu yana, uygulanan yüksek faiz politikası, rantiye sınıfı yaratarak, ters tepmiş, ekonominin arz kanadı çökmüş ve fiyatlar artışını sürdürmüştür. Yüksek faiz politikası reel sektörü tasfiye etmiştir. Bugün bunun sıkıntısını çekmekteyiz. Üretim tesisleri biri birini izleye-rek kapanmaktadır.

4.Yurdumuzda vergi yasaları ve uygulanması, arz-talep dengesi üzerinde bir başka felakettir. Devlet, yakaladığı "mükellef" ten (ki bunlar genelde reel üretim yapanlardır)

vergi alır. Kurumlar vergisi ile birlikte genel olarak karın % 80'ini alıp götürür. Batı ekonomilerinde,örneğin İngiltere'de bu oran % 20 kadardır. Beyanname veren mükelleflerin ancak % 1'i denetlenerek devlet inanılmaz boyutta kayıt dışı ekonomi yaratmaktadır. Aslında Türkiye'de vergi oranının düşük görünmesinin nedeni bu vergi dışı kesimin olağan üstü büyük boyutta oluşundan ötürüdür.

5.Dış yardımlar, genelde, yardımı yapan devletlerin talimatları doğrultusunda, onun ürünlerini satın almak için verilir. Bu koşullara boyun eğen siyasal iktidarlarımız, üstelik bu yardımları çok yararsız alanlarda heba ederler. Yardımlar, arz'a dönüşmeden talep artışı yarattığından, enflasyonun aşağı çekilmesinin de engeli olur.

6.Son 20 yılda, sanayi kesimine kullandırılan kredilerde faizler, yılda % 100'lerden % 750' lere tırmanırken, tüke-tici kredileri aylık % 6 larda dolaşır. Üretici çöküntüye uğratılırken, tüketicinin talebi körüklenmektedir. Enflas-yonun tırmanışına neden olan bu sorun kimseyi ilgilen-dirmemekte.

7.Kredi kartları, taksitli alış-veriş sistemi, çek ve senet dolaşımı, para basmak anlamına gelen hazine bonoları, enlasyonun ve savurganlığın kaynağı değil de nedir? Ekonominin öğretim üyeleri bu duruma ne ad takıyorlar?

8.IMF'ye verilen niyet mektubuyla uygulamaya 9 Aralık 1999 günü yürürlüğe giren program, kur sepetinde yılda % 25'in üzerinde artış olmaması koşulu ve dar para politikası sanayi sektörünü çökertti, şimdide sıra İhracat kesimine geldi.

9.Özetle, dış borç almayalım fakat para basalım diyorum. Acaba ,paranın belli oranda artışının ekonomiye olumsuz maliyeti ile ona özdeş olan dış borcun olumsuz maliyetini biri biriyle karşılaştıran bir hesaba devletimizin arşivinde rastlanabilir mi? Bu soruya yanıt vermedikçe, Hükü-metimiz niçin dış borç bulmanın peşine düşüyor, anlamak

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail