Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 39 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk'ün büyüklüğünün kanıtı O'nun ulusuna ve kendisine olan güvenidir. Ulusuna ve kendisine güveni olmayan bireylerin devlet yönetmek gibi şansları da olmamalıdır. Yazgıları belki onları, devlet yönetmekle görevlendirmiş olabilir fakat eninde sonunda yönettikleri devlet de kendileri de küçülmüş olur. Mustafa Kemal'in büyüklüğü O'nun sadece büyük oluşundan kaynaklanmıyor, aslında özgüveninden ve tek başına da kalsa savunduğu ilkelerin gerçekçiliğinden, toplumsal yararı savunmasındaki bilge kişiliğinden ve ürküntüye kapıl-mayan yüreğinden kaynaklanıyordu. Çünkü O,halkın des-teğini kazanmayan hiçbir devinimin başarıya ulaşma-yacağını biliyordu. Halk için,halkla birlikte kimi zaman halka rağmen devrimleri gerçekleştirebilmişse bunun gerisindeki giz halka ve kendisine olan özgüveniydi.

Bir uzunca süredir, siyaset ve devlet adamları, tüm doğal kaynakların varlığına ve iş gücü potansiyelinin olağanüstü üretkenliğine karşın, ülkeyi siyasal ve ekonomik buna-lımlardan kurtaramıyorlarsa, bunun nedeni o bunalımları kendilerinin yaratmış olmalarıdır.Ve kendi yarattıkları bu-

nalımların çözümünü dışarda ve çok uzaklarda aradıkları için de, Mustafa Kemal Atatürk'ün emanet ettiği Cum-huriyeti üstlenmeye yetkin değildirler. Halka güvenme-dikleri ve aldıkları tüm kararlar halkın yararını ve onurunu zedelediği içindir ki, tarihin sayfalarında adları tiksintiyle anılacaktır.

Mustafa Kemal, özgüven konusunda bugünün devlet ve siyaset adamlarına örnek olacak dersleri, TBMM'nin gizli celselerinde ibretle görüyoruz. Örneğin TBMM'nin hem Meclis Başkanı, aynı zamanda Başbakan ve Başkomutan olarak yaşamını savaş alanı ile Meclis arasında paylaşırken, karşıtları, boş durmuyor, yerli yersiz sorularla ve tertiplerle onu bunaltmaya çalışıyorlardı. Fakat onun özgüvenini yitirdiğine kimse tanık olmamıştır. Hatta hiç kimse Meclis Salonunu terk ederek, eli ayağı titrememiş, yardımcısı "bir bardak su getirin" dememiştir. Onun özgüveni, karşılaştığı güçlüklerden kaçmayı değil, o güçlüklere karşı çıkmayı gerektiriyordu. Zaten özgüveni olmayan siyaset adamlarına devlet yönetimi bırakılamaz ve bırakılırsa, o ülke Türkiye'nin bugün içine düştüğü bunalımları yaşamaya tutsak olur. Ve giderek bunalımın adı "devlet bunalımı" na dönüşür.Bugün tüm bunalımlar, devleti yönetmek savında olanların özgüvensizliğinden, içtenliksizliğinden,ürkek ve becerisiz olmalarından kaynaklanıyor.

Millet Meclisi, Mustafa Kemal'i başkomutan olarak görevlendirmiş ve O, yaşamını Meclis ile savaş cephesi arasında paylaşırken, karşıtları bir önerge düzenlemişler ve gizli celsenin 3.1.1338 (1922) günlü 139 nci birleşiminde gündeme getirmişlerdi. Önerge yasalaşacak ve Mustafa Kemal'in başkomutanlık görevini denetleme yetkisi, Mec-liste oluşturulması istenen "Harp Encümeni"ne, devredil-miş olacaktı. Mustafa Kemal Atatürk'e karşı olmasıyla tanınan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey bile karşı çıkıyor ve dünyada benzeri olmayan "gayet şumüllü (kapsamlı) ve namütenahi (sonsuz),elastiki (esnek) maddeler" içerdiğini söylüyordu. Bununla yetinmemişti. "İstanbul'un Bab- Ali sisteminde teşekkül eden Hükümetin icraatı bize çirkin görünürken, inkilapçı Meclisin Hükümetinin bu şekilde değil, inkilapçı şekilde hareket etmesi icap ederdi" demişti. Bunları söylerken ikircikli davrandığı gözden kaçmıyordu. İki tarafı keskin bıçak kullanıyor gibiydi ve şunları söylüyordu:.


Bu kanun doğrudur. Orduyu takviye...Efendiler,orduyu takviye için iki Harbiye Nazırı kafi gelmedi,yerine Müdafaai Milliye Vekili tayin ettik.O da az geldi. Baş-kumandan...Bunların mahiyetlerine namütenahi İstiklal Mahkemeleri verdik. Bütçelerini bilamünakaşa (tartış-masız) kabul ettik. Memlekette kanunsuz olarak,köy-lünün akciğerine kadar aldık. Bundan sonra ne yapmak istiyorsunuz ki fevkalade salahiyetler veriyorsunuz?.

Hüseyin Avni Bey'in yanılgısı şuydu, kurulması istenen "Harp Encümeni" nin başkomutan Mustafa Kemal'e ya da Milli Savunma Bakanına bağlı olacağını sanmasıydı. Oysa, kanun önerisinden amaç, Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını Meclisin denetimine almaktı. Zaten O'nun başko-mutan olarak seçilmesine 19 üye kırmızı oy kullanmıştı. Bunlardan birinin de Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey olduğu anlaşılıyordu.

Günlerce süren görüşmelerde "Harp Encümeni" oluş-masının lehinde ve aleyhinde biri birinden farklı görüşler ileri sürülmüştü. Fakat öyle sanıyoruz ki bu görüşmeleri ilgiyle izleyen Mustafa Kemal'in ne söyleyeceğini merak ediyor gibiydiler. O ne düşündüğünü ancak tüm konuş-makları izledikten sonra söyleyecek ve kendine özgü özgüvenin bir örneğini daha verecekti. Konuya şimdiki devlet ve siyaset adamlarımız gibi duygusal yaklaşmayacak ve kimseye karşı da alıngan davranmayacaktı. Çünkü O her soruna matematiksel mantığı ile yaklaşıyor ve o mantıkla çözüme ulaşıyordu. Kimseyi ikna etmek zorunda da değildi. Zaten özgüveni olan devlet adamları, karşıtlarını ikna etmeye gerek görmezler ve karşı savı çürütmekle ye-tinirler. O gün Mustafa Kemal de böyle yapmış ve 9.1.338 (1922) günlü 142 nci birleşimde şunları söylemişti:

Müdafaı Milliye ve Erkanı Harbiyei Umumiyeni birleştirilmesi meselesine gelince; malumu aliniz bundan bir zamanlar evvel, Erkanı Harbiye Umumiye Reisi olan zat, aynı zamanda Müdafaai Milliye Vekili idi. Yani her iki vekalet bir elde bulunuyordu ve o zaman duçarı tenkit olmuştu. Her ikisi başlı başına ayrı,ayrı dimağların ve bu teşekküllerin başında ayrı ayrı çalışması iktiza eder denilmişti. Hatta Refet Paşa Hazretleri de bunda musır idiler. Demek ki bu kadar yaptıkları tecrübe neticesinde, birleştirilmesi lüzumuna kani olmuşlar. Zaten tevhit edilmiştir.(birleştirilmiştir). Ve bir elde bulunuyor..

Bundan başka;bu şekli idarede Hükümetin yürümesi imkanı yoktur. O halde şayanı tenkit olan şey,teşkilatı askeriye değildir. Teşkilatın başında bulunan insanlar olmak lazım gelir ve yahut müttehiden bunlar faide bahş edememektedir. Niçin daha iyi yürümesin,deniyor. Efen-dim,bu en mükemmel teşkilattır ve ben Başkumandan sıfatıyla söylüyorum ki, başka türlü bir teşkilat ile iş yapmak isteyen varsa Başkumandanlıktan istifa ederim.

Mersin Mebusu Salahattin Bey, söz konusu önergeyi savunan uzun konuşmalarıyla kimi mebusların uzanç duymasına neden olmuştu. Örneğin o gün Kırşehir Mebusu Yahya Galip Bey, "bıktık artık" diye bağırmıştı. Mustafa Kemal yeniden kürsüye gelir ve şunları söyler:

..arkadaşlardan biri diyor ki, Riyaset makamını Baş-kumandanlık vazifesini,bunların hepsini bir adam yapabilir mi? Hepsi bu adamın üzerindedir. Efendiler, benim üzerimde belki ismen bir çok vazifeler vardır. Fakat bu vazifelerin hepsi sizindir. Mukarreratınızı (kararlarınızı) mahalline tebliğ etmekten ibarettir. Heyeti Vekile mukerreratının altına imza koymaktan ibarettir. Beni işgal edecek, beni yapmaktan men ede-cek başka bir vazifem var mıdır. Benim haiz olduğum vazife doğrudan doğruya Erkanı Harbiyei Umumiye Reisinin yapacağı vazifedir. ..Sizin mesuliyetinizi istimale (kullanmaya) memur bir adamım. Başkuman-dan, top, tüfek altına girip kumanda edecektir. Yoksa ben, cephenin gerisinde oturacak bir kumandan değilim, diğer hususta dahi böyledir. Müdafaai Milliye ile benim alakam varmış. Fakat buna ait vazifeyi de yapan arka-daşlarım bulunuyorsa efendiler, Meclisiniz Riyasetinden de, Başkumandanlıktan da çekilmeye amadeyim. (Gü-rültüler, mesele yoktur sesleri) Binaenaleyh bu mütala-anız gayri tabiidir efendiler. Meclis Riyasetinden de, Başkumandanlıktan da çekilmeye hazırım ve benim mevcudiyetim memleketin menafiine (yararına) zarar iras ediyorsa ısdar buyrulacak karara bila itiraz ittiba edeceğim, şarta muallak (bağlı) olarak .

O'nun bu konuşmasından sonra birleşime son verildi ve bir daha "Harp Encümeni" sözünü yineleyen bir mebusa rast gelinmedi.O Meclis Reisliğinden ve Başkomutanlıktan da ayrılmamı ön gören kararınıza bağlı kalacağım,diyor fakat bir koşulla. Acaba neydi o koşul, Bu soruyu sormaya kimse cesaret edememişti. Çünkü o yukarıya aktadığımız konuşmasında büyük bir alçak gönüllülükle, üzerindeki görevlerin kendisine bir yük getirmediğini söylüyordu. Yaptığı işi imza atmak gibi bir basit işleme indirgemek gibi alçak gönüllülük gösteriyordu ve fakat her kes biliyordu ki, O'nun onayı olmadan kuş bile uçamazdı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail