Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 39 Geri Tavsiye Et Yazdır


MEDENİ KANUN TASARISI ve DERNEKLER

Ali Turgan

Yürütme erkini elinde tutan bugünkü siyasal iktidarın,ulusa güvensizliğinin bir yeni örneğini, değiş-tirmeyi amaçladığı "Medeni Kanunu"ndaki derneklere ilişkin yeni kısıtlayıcı hükümlere yer vermesinde görüyoruz. Toplumların örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan iktidarlar, buyruğunda olması gereken ulus-larından ürküyor, korkuyor demektir. Bireylerin özgür-ce örgütlenmeleri ve anayasal hakları olan gelişme isterlerini gerçekleştirmeleri, uygarlığın da gelimesinin koşullarından sayılır. Çevresine, kendisine ve içinde yaşadığı topluma katkıda bulunmanın çıkar yoludur örgütlenmek ve demokratikleşmenin temel koşuludur.

Polis devleti olmaktan kurtulmak ancak örgütlenme özgürlüğü ile olanaklıdır. Mustafa Kemal Atatürk'ün bir özdeyişine benzeterek, örgütlenme özgürlüğünün sakıncalarını örgütlenme özgürlüğü giderir,demeliyiz. Polisin ödevinin devleti korumaktan çok ulusu koru-mak olduğunu unutmuş görünüyoruz. Hatta devleti korumak polisin işlevi ve görevi olmamalıdır. Devleti koruyan daha güçlü organlar var. Polis, kendisine devleti koruma görevi verirse, kraldan fazla kralcı olur ve despotizmin kapıları ardına kadar açılır. Devletin nefesini ulusun ensesinde hissettirmeye çalışan polis devleti anlayışı yerine,, tersine, ulusun nefesini, devlet ensesinde hissetmelidir. Çoğulcu, katılımcı demokra-sinin gereğidir bu.

Bugünkü dernekler yasası, özgürce örgütlenmenin en sakıncalı hükümlerine yer vermişken, bununla da yetinilmemekde, değiştirilmesi amaçlanan "Medeni Kanun" tasarısında daha da gerilere gidilmek isten-diğinin kanıtlarına rastlamaktayız. Hem de, Avrupa Birliğine girmeye yol açacağı sanılan, "Ulusal Program"ın açıklandığı bu günlerde. Dışa karşı savunulan demokrasi içte çökertilirken.

Tasarının örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan hükümleri, aslında Avrupa Birliğine üye olma savıyla ve Kopenhag ölçütleriyle çelişmektedir . Tüm demo-kratik kitle örgütleri, başta Atatürkçü Düşünce Derne-ği, Halkevleri ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği birlikte ve bir arada yasa tasarısındaki örgütlenme özgürlüğünü polisin vesayetine bırakan hükümlerden arınması için girişimde bulunmalıdır. Çünkü, barın-dırdığı hükümler, insan onuruyla bağdaşmamakta , birlikte ve bir arada toplumsal yarara dönük örgütlen-me özgürlüğünü siyasal iktidarların tercihlerine açık duruma getirmektedir.

Değerli hukukçu Ali Turgan'nın yazısında tasarının dernekler açısından özlü bir eleştirisini ve örgütlenme öz-gürlüğünün Türkiye'deki değişim sürecinin tarihsel öy-küsünü de bulacaksınız.

*****

Türk Medeni Kanun tasarısı, toplumun gereksinimi olan önemli değişikliklere yer vermekle birlikte tartışılması ge-reken kimi sakıncaları da getirmektedir. Bu açıdan bakıl-dığında, 1926 tarihli yasanın da gerisinde kaldığı görü-lecektir.

1.Dernek Oluşturma Özgürlüğüne Geçiş.

Osmanlı döneminde ilk kez 1908 Meşrutiyet yönetimine geçilirken, 1876 Anayasası değiştirilerek, "ahlaka aykırı ve gizli olmaması" koşuluyla, "cemiyet" kurma hakkı kabul edilmişti. 3 Ağustos 1909'de ilk kez "Cemiyetler Kanunu" çıkarıldı. Bu yasaya göre,cemiyet (dernek) kurmak için, hükümetten izin almaya gerek yoktu. Derneğin kurul-duğunun kurulduktan sonra haber verilmesi yeterli kabul edilmişti. Osmanlı Devletinin mutlakiyetçi yönetimi Tanzi-mat Fermanıyla bir ölçüde yumuşatılmış olmakla birlikte bu yasa özgürlüğe bir adım daha yaklaşımı getiriyordu.

Osmanlı Devleti tarihe karıştıkdan sonra 15 Ekim 1923 günü söz konusu yasanın 5 nci maddesine "Cemiyet aza-sının 18 yaşına dahil olanlardan bir cinayetten suçlu veya medeni haklardan yoksun bulunmaması şarttır" hükmü kondu. Cumhuriyetin açıklanmasından 4 ay sonra da 20 Aralık 1923'de kanunun 18 nci maddesine "her tür derneğin yönetsel işlemleri ve hesaplarının denetlene-bilmesi" hükmü eklendi.

20 Nisan 1924'de kabul edilen Anayas'nın 70 nci mad-desinde "toplanma,cemiyet kurma hak ve hürriyetleri Türk-lerin tabii (doğal) haklarındandır" ile 79 ncu maddesinde "toplanmaların,cemiyetlerin ve ortaklarının serbestlik sınırı kanunla çizilir" hükmüne yer verilmiştir.

1926 'da yürürlüğe giren Kanunu Medeni'nin 71 nci maddesi, bu sınırı, ancak "kanun ve ahlaka aykırılık hallerinde" kabul etmekte ve 7 ile 43 ncü maddeleri uyarınca da "Cemiyetler Kanunu"nun 18 nci maddesindeki "hükümetin dernekleri yönetim ve hesaplarını denetleme yetkisi" kaldırıyordu. Örgütlenme özgürlüğüne aşama aşama ulaşılmakta olduğunu görmekteyiz.

2.İnsan ve Toplum İçin Çağdaş Tanımlamalar.

4 Nisan 1926' da yürürlüğe giren Kanunu Medeni'de, der-

nek,insan gibi doğal bir varlık olarak tanımlanır. Tüzel kişi ile gerçek kişi arasında, gerçek kişinin biyolojik varlık olması dışında hiçbir fark yoktur. (madde46)

Toplumsal bir varlık olan insanın oluşturduğu özerk topluluklar da tıpkı birey gibi, düşünce üretir ve etkinlikte bulunur. Gerçek kişi, organları ile düşüncesini nasıl açıklıyorsa, dernek de (genel kurul,yönetim kurulu,yetkili sözcüsü gibi) organlarıyla düşüncelerini açıklar, yayar,ey-lemde bulunur. Böylece kendisini oluşturan birey-lerden ayrı olarak ortak düşünceler, eylemler ortaya koyar.

Devletin,kendiliğinden doğan bir oluşumu sınırlaması toplumsal yaşamı ve gelişmeyi engellemesi demektir.

Türk Medeni Kanunu'nun bu görüşü bir gerçeği yansıtıyor: Aynı amaç çevresinde bir araya gelen bireyler, iradelerini yaptıkları tüzükle saptadıklarında, tüzel kişilik doğmuş olur. Demek ki, kurucuların dernek olma arzusu tüzükleri-ni düzenleyerek açıklamaları,tüzel kişilik edinmeleri için yeterlidir. Medeni Kanunun 54 ncü maddesinden bunun böyle olduğunu anlıyoruz. Bir yükümlülük olmamakla birlikte,dilerlerse, tüzüğü kurucular tarafından kabul edilmiş ve yönetim kurulunu oluşturmuş olan dernek, kendisini sicile kaydettirebilir. Tüzel kişilik kazanmamış ise ne olur? Medeni Kanunun 55 nci maddesi bunu düzen-liyor: O cemiyet adi şirket hükmünde olur. Ticaret yasasına bağlı olmaksızın Borçlar yasasına göre oluşmuş adi ortaklık niteliğinde kabul edilir.

3.Polis Devletine Dönüşüm.

1938'e kadar, Mustafa Kemal Atatürk'ün sağlığında, der-

neklerin kuruluş ve işleyişinde, Medeni Kanunun özgür-lükçü kuralları, 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu ile birlikte uygulandı. Fakat ne var ki 1938'den sonra,devletin dernek-ler üzerinde polis yasaları,takriri sükun ,sıkıyönetim vb. gibi yasalar yoluyla Medeni Kanun yürürlükte kalmış olduğu halde, buna karşın özgürlükçü hükümlerin uygu-lanmadığı bir döneme girildi.

28.6.1938 gün 3512 sayılı "Cemiyetler Kanunu" çıkarıldı ve dernek kurulması için devletin izninin alınması koşulu getirildi. Medeni Kanun'un bu alandaki özgürlükçü kural-larının gerisine düşülmüş oldu. 1946'yılında da, çok partili siyasal yaşama geçilirken,4919 sayılı yasa ile, yeniden beyan sisteminin getirilmesi ve sınıf esasına dayanan dernek kurulması yasağının kaldırılması gibi olumlu hükümler getirilmiş ise de, Medeni Kanun'a göre sınılayıcı kurallar değiştirilmedi ve daha sonra Demokrat Parti iktidarında,1952 gün 5927 sayılı yasa ile cezalarda artış getirildi. Tüm bu gelişmeler, Medeni Kanun'un uygulama alanın daraltmıştı.

4.Örgütlenmeye Getirilen Yeni Kısıtlamalar.

1961 Anayasası ile dernek kurma özgürlüğü, Medeni Kanun'a uygun biçimde, kamu düzeni ve genel ahlakı korumak koşuluyla dernek ve hatta kamu görevlilerin sendika kurmak hakları getirilmiş olmasına karşın, 12 Mart 1971 askeri muhtırasını izleyen dönemde, Anayasanın özgürlükçü hükümleri değiştirilmiş, dernekler yasasında yapılan değişiklikle, örgütlenme özgürlüğü 1938'in de gerisine çekilmiştir. Dernekler polis denetim ve gözetimine terk edilmiştir. Bu anlayış daha sonra, 1982 Anayasa ve dernekler yasasında yeniden yapılan değişiklikle, vesayetçi ve otoriter devlet modeli, örgütlenme özgürlüğünün engeli durumuna dönüştürülmüş oldu.

Bugün dernekler yasası olmasa bile, var olan Medeni Kanun hükümlerine göre örgütlenme alanında özgürlüğün sağlan-ması olanaklıdır. Ne var ki, şimdi Kanunu Mede-ni'nin de değiştirilmesi konusu gündeme girmiş ve özgürlüklerin sınırlarını o yoldan daha da daraltılması sakıncası belirmiştir.

5.Türk Medeni Kanun Tasarısında Yer Alan Kısıntılar.

Tasarıda, demokrasinin ve toplumsal gelişmenin önünde duran önemli bir engel, dernek kurma hakkının korunması bahanesiyle, Anayasa'nın 33 ncü maddesinin 1 nci fıkrasını olduğu gibi korunmasında kendisini ortaya çıkarıyor. Zaten 1982'den sonra 2908 sayılı dernekler yasası Anayasa'nın bu maddesine uyum içinde çıkarılmıştı.

Tasarının dernekler bölümü,polis devleti anlayışını pekiştirmek üzere, yeni hükümler getirmekte ve dernek kurucularının amaca uygun tüzük yapma iradeleri hiçe sayılarak, tek tip tüzük anlayışı egemen kılınmaktadır. Öngürülen beyan koşulu da "izin isteme" sistemine dönüş-mekte. Dernek kuruluşuna izin verme süresi için konulan 60 günlük süre sonunda gerekli izin çıkmazsa ne olacağı da üstelik belli değil.

Tasarının 61 nci maddesine göre tüzüğün yerel gazetede yayımlanması koşulunun da ne yarar sağlayacağı biline-mez. Üstelik gereksiz harcamaya yol açmakta. İsteyen derneğin kendisini ticaret siciline kaydettirmesi yeterli sayı-malı.

Derneğin doğal olarak amacının gerçekleştiğine ya da gerçekleşmesinin olanaksızlığına dernek genel kurulu karar vermelidir. Bu karar özgürlüğü de derneğin elinden alınıyor. Buna kim karar verecek? Savcı ya da mülki amirin başvurusu ile Sulh Mahkemesi. Tasarının 87 nci maddesi bunu öngörüyor. Kaldı ki dernek, doğal olarak amacında değişiklik de yapabilir.

Tasarının 94.maddesinde, derneğin şubesini kurmak isteyen üyelerin,o yerde en az 6 ay oturmaları koşulunu getiriyor. Bu koşul da ötekiler gibi, derneğin her uğraşısını polis gözetim ve denetiminde tutmak isteyen ve daima gizli maksat arayan polis devleti anlayışının göstergesidir.

Yürürlükteki Medeni Kanun'un çağdaş hükümlerinin geri-sine düşmenin nedenini anlamak olanaklı değildir ve çoğulcu,katılımcı, çoğulcu demokrasinin önüne yeni engel-ler çıkarmak ve polis devleti anlayışından kurtulmak istenmediği görülüyor.

Genel olarak kimi olumlu gelişmeler getiren yeni yasa tasarısının derneklerle ilgili olumsuz maddelerinin çıka-rılması gerekir

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail