Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 38 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


VII.BEŞYILLIK KALKINMA PLANINDA PLANLANAN PLANSIZLIK

Ali Nejat Ölçen

1.GİRİŞ

Planlı ekonomi siyasetini Anadolu toprakları üzerinde ilk kez Mustafa Kemal Atatürk'ün genç Cumhuriyet Türkiye'si uygulamıştır. 1933 birinci ve 1936 ikinci sanayi planları bunun en canlı tarihsel kanıtlarıdır. Türkiye'de ekonomi öğrenimi veren yüksek okul ya da fakülte yokken, o planlarda yapılan ekonomik verimlilik hesapları, akıllara durgunluk verecek düzeydedir. Bugün 1000 kişiyi aşkın çalışanlarıyla Devlet Planlama Teş-kilatının, büyük yatırımlar için hala yabancı firmalara yatırım projeleri hazırlatması ya da verimlilik hesaplarını sipariş etmesi bağışlanamaz yanılgıdır. Dış borç almak uğruna boyun eğilen bu koşulun bağışlanacak yanı olamaz. 1936 yılında hazırlanan sanayi planının içeriğindeki yatırım projelerinin verimlilik hesapları, bugünün plancılarına geniş öğreti kaynağı olabilir.

1929 Dünya Ekonomik bunalımı ve onu 10 yıl sonra izleyen birinci dünya savaşından, Türkiye'nin ekonomisi en az zararla ayakta kalabilmişse, bunun nedenini, birinci (1933) ve ikinci (1936) sanayi planlarında yer alan üretim tesislerine borçludur.

O sanayi planları, Sovyetlerdeki gibi merkezden çevreye buyruk olarak yansımıyor, tersine, atıl duran doğal kaynakların üretime dönüştürülmesini ön görüyordu. Kamu ya da özel sektör o projelerden birini sahiplenebilirdi.

Demokrat Parti iktidarının 1959 yılında Kütahya'da gerçekleştirdiği Azot sanayii, aslında 1936 ikinci sanayi planında verimlilik hesapları yapılmış ve o yüzden prog-rama alınmış idi. İktisat Vekili Celal Bayar, ikinci sanayi planını TBMM’in onayına sunarken o projenin planda yer aldığının ayırdındaydı elbet. Fakat niçin 1950'li yılların sonlarına kadar ondan hiç söz etmedi. Haşhaş ekiminden Alkoloid sanayii kurulması da ikincisi Planda ayrıntılı hesapları yapılmış olmasına karşın bugüne değin o yatırım projesine niçin hiçbir siyasal iktidar sahip çıkmadı. Türkiye'nin uyuşturucu madde trafiğine karşı çıkacak güçte siyasal iktidarlara sahip olmayışı mıydı bunun nedeni? Yanıtının ne olduğunu bilmiyoruz fakat zihnimizi kurcalıyor.

Karadeniz'de yılda 80 bin yunus balığının tutularak 920 ton balıkyağı ihraç etmek, derisini değerlendirmek ve kemiklerini öğüterek gübre girdisi olarak kullanmak ta ikinci sanayi planında yer almış, verimliliği hesaplanmış yatırım projelerinden biriydi. Bugün Karadeniz'de bir tek yunus balığı kaldı mı acaba. İkinci sanayi planında yer alan "Et ve Balık Kombineleri" projesi 1955 yılına kadar niçin göz ardı edildi. Bu ve buna benzer sorular, aslında Marshall planının gölgesi altında göz ardı edildi... O plan gereğince ABD'ye fizibilite raporlarının nasıl hazırlanacağını öğrenmek için giden ve döndüklerinde devletin ve siyasetin en üst düzeylerine tırmanan kişiler, ilk kez tüm dünyaya yatırımların verimlilik hesaplarının nasıl yapılacağını öğreten Mustafa Kemal Atatürk'ün plan kavramını yadsımakla işe koyuldular. Fakat onlardan önce plansızlığı yöntem olarak benimseyen Demokrat Parti iktidarındaki amcalarıydı.

Bu yazımızda, VIII.Beş Yıllık Kalkınma Planındaki planlanan plansızlığı konu almadan önce bu kısa açıkamayı gerekli bulduk.

2.PLANLI EKONOMİYE İKİNCİ KEZ GİRİŞ.

Demokrat Parti döneminde 1957 yılının ekonomi bunalımı bir "Koordinasyon Bakanlığı" kurulmasını gündeme getirdi. (bakınız: TBMM Tutanak Dergisi. Dönem 11, cilt 4, s. 816) Elde kalan bilgiye göre, bakanlık, bütçe açıklarını kapamak, hayat pahalılığına çare bulmak, sürüncemede kalan alt yapı yatırımlarını gerçekleşmesini hızlandırmak ve ödemeler dengesi açıklarına çare aramak işlevini üstlenecekti.

Genel bütçe, 1956'da 3.4 milyar gidere karşın ancak 3.3 milyar gelir sağlayabilmiş 140 milyon TL. açık vermişti. Bütçe 1957'de 4.1 milyar gidere karşın 178 milyon TL açıkla kapanabildi. Genel fiyat endeksi 1954' e kadar % 7 artışa uğrarken, ilk kez 1955'de % 16.8, 1956'da % 18.7 ve 1958-59 arası % 19.5 oranında artmıştı. Bu ölçüde fiyat artışına toplum henüz alışmış değildi.

Dış borç ana para ödemeleri ilk kez 1956 de cari işlemler açığının üzerine çıkmıştı. Dünya Bankasından geleceği umulan 300 milyon dolar bir türlü gelmiyordu ve toplumda uyanan tepkilerin şiddetle bastırılacağı kanısı DP'nin ikti-darının zihnine egemen olmaya başlamıştı.

1959 yılının ortalarında Selanik caddesinin köşesindeki Et-Balık mağazası halk tarafından basılarak yağma edildi. Toplumda uyanan huzursuzluk, DP iktidarını şiddete ve adının tersi olan antidemokratik uygulamalara yöneltmişti. Sıkıyönetimin ilanı, Tahkikat Komisyonları, tutuklamalar, polisin üniversite içine girip kimi öğretim üyelerini koridorlarda sürükleyerek dövmeye kalkışması öğrenciler üzerine ateş açılması, DP iktidarının sonunu hazırladı. Duygusal, dar görüşlülük, kamusal yönetimi ve siyaseti kısır döngü içine sürüklemişti. Demokrasi savıyla iktidara gelen bir parti, demokrasiyi yerle bir etmişti, tıpkı İttihat ve Terakki Partisi gibi.

27 Mayıs 1960 askeri müdahele, devrim niteliğini kazanmakta gecikmedi. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, TBMM'nde "Senatonun oluşumu, planlı kalkınmaya giriş ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulması, yeni Ana-yasanın demokratik özüyle sosyal hukuk devletine kapıların açılması, 27 Mayıs 1960 asker müdahelesini devrim niteliğine dönüştürdü...

Devlet Planlama Teşkilatının 4 temel amacı vardı:

1. Yatırımları siyasal tercihlerden arındırmak ve optimum (en uygun) kapasiteli tesisler kurmak,

2. Dış borç gereksinimine yer vermeyecek biçimde doğal kaynakları en verimli alanlarda üretime yöneltmek,

3. Ekonomik büyüme ile sosyal gelişme arasındaki dengeyi kurmak ve gelir adaletsizliğini önleyecek kararları almak.

4. Kaynak dağılımında verimlilik ölçütünü temel almak.

DPT'nin yapısı bu 4 temel ilkeye göre biçimlendirilmişti.

Yatırımların siyasal tercihlerden arındırılması için oluşturulan Yüksek Planlama Kurulunda (YPK) başbakanın başkanlığında üç siyaset adamı (bakan) ile DPT'nin müsteşarı ve üç daire başkanı oylamada aynı yetkiye sahip kılınmıştı.

Kaynak dağılımında verimlilik ölçütünün temel olabilmesi için yatırımların fizibil olması koşulu aranacaktı. Eko-nomik büyüme ile sosyal gelişme arasındaki dengeyi kurabilmek için, İktisadi Planlama Dairesinin özdeşi Sosyal Planlama Dairesi kurulmuştu.5 yıl sonunda ekonominin dış borca gereksinimi kalmayacak biçimde iç tasarrufun artışı sağlanacak ve ekonomik büyüme hızı buna göre saptanacaktı.

Yatırımların uygulama sonuçlarını izlemek, gerçekleşmeyi geciktiren nedenleri irdelemek ve alınması gereken önlemleri ve hukuksal düzenlemeleri ortaya çıkarmak amacıyla DPT içinde bir Koordinasyon Dairesine de yer verilmişti. Bu yapısıyla DPT, planlama tekniğiyle özdeşlik içindeydi.

1961-69 döneminde genel fiyat endeksi yılda % 4'den daha fazla artmamış ve ekonominin büyüme hızı % 6' nın altına inmemişse, bunun nedeni tüm sıkıntılar içinde plan disiplinine bağlı kalınmış olmasıdır. Örneğin (Türkiye Sorunları kitap dizisinin 18.sayısında -Nisan 1997-belirt-tiğimiz gibi) 1963-67 döneminde enflasyon oranı yılda % 2.8 ve ortalama büyüme hızı % 6.6 idi. 1968-72 döneminde büyüme hızı ortalama % 6.3 ve yıllık enflasyon % 6.3 ile sınırlı kalmıştır. Ekonominin dengesi asıl 10 Ağustos 1970 devalüasyon kararıyla bozuldu. 1973-77 üçüncü beş yıllık plan döneminde enflasyon oranı % 20'nin üzerine çıktı, büyüme hızı ortalama % 1.7 de kaldı ve enflasyon onu izleyen 10 yıl içinde % 40 'ın altına çekilemedi ve Türkiye aynı mantığın ürünü olan ekonomi politikaları yüzünden enflasyonun % 100'lerin üzerine çıktığı dönemi yaşadı. Planlı dönemde ekonomiyi bunalıma sürükleyen ilk davra-nışın 10 Ağustos 1970 kararları olduğunu söylemek yanlış olmaz. Demirel-Özal ikilisinindir o kararlar, Merkez Bankasının 70 cente muhtaç olduğunu söyleyen Başbakan Demirel'in DPT Müsteşarı Turgut Özal aracılığıyla aldığı yanlış kararların ilkidir.

Aslında kamu sektörü için plan disiplini, yitirilmemesi gereken önemli bir yöntemdir, kaynakların verimli kullanılmasını sağlar, denk bütçe hazırlama olanağı doğar, bölgesel gelir adaletsizliğinin önü alınabilir. Dış borç gereksinimi denetim altına alınabilir. Örneğin 1963-67 döneminde kişi başına dış borç yükü 54.6 ABD doları iken, kamu sektörünün plan disiplininden uzaklaşması ve üretkenliğin yerini tüketimciliğin alması sonucu bugün kişi başına dış borç yükü 1700 dolara çıkarak 15 yılda 30 katı artmıştır.

Bugün siyasal ve ekonomik bağımsızlığımızı zedeleyen anlaşmalara imza koymak zorunda kalınıyorsa, genel bütçenin % 40'dan fazlasının borç ödemek için ayrılmasının payı vardır.

3. İKİNCİ KEZ PLANDAN ÇIKIŞ.: GÖZDEN ÇIKARILAN DPT.

VIII.Beş Yıllık Kalkınma Planı, DPT'nin işlevsiz duruma getirilmesinin kanıtıdır,belgesidir. Devlet ciddiliğiyle bağdaşmayan en yakın örneğini Hazine Müsteşarı olan kişinin demecinde görüyoruz. TBMM'nin , 27.6.2000 gün 697 sayılı kararıyla VIII.Beş Yıllık Kalkınma Planında büyüme hızını, %6.5 olarak saptamasına karşın (madde 290),Selçuk Demiral,hangi yetkiye dayanarak, 2001 yılı için büyüme hedefinin %4-4.5 olarak saptandığını ileri sürebilmektedir. (Finansal Forum,22Kasım 2000). Kimdir bu adam? " IMF ile birlikte büyüme hızını %4-4.5 gibi bir orana çekmeyi planladıklarını" söyleyebilmektedir. bir Anayasal kurum olarak DPT'nin yetkilerini kendi üstüne nasıl geçirebilmektedir?

VIII.Beş Yıllık Kalkınma Planını savunduğumuz, ciddi bir belge olduğunu düşündüğümüz sanılmamalı. Fakat mademki TBMM'nin onayından geçmiştir,onu ciddiye almak tüm kamusal kuruluşların görevi olmalı. Hiç kimse hangi düzeyde yetkili olursa olsun, saptanan büyüme hedefini bir yabancı finans kuırumuyla birlikte değiştir-meye yeltenmemeli..

VIII.Beş Yıllık Kalkınma Planında öngörülen büyüme hedefi gerçekçi olmayabilir. O zaman plandaki değişiklik DPT tarafından yeniden dikkate alınır,TBMM'nin onayın-dan geçer ve yürürlüğe girer. Birileri ortaya çıkıp ta, büyü-me hedefini kendi kafasına göre değiştirmeye cüret et-memelidir,ciddi devlet yönetiminde.

Kalkınma planlarının içeriği,tutarsızlıkları ya da yetersizliği her zaman eleştirilebilir. Ne var ki onu değiştirmek hakkı artık hiç kimsenin değildir. Hele IMF ile birlikte hareket eden Hazine müsteşarının hiç değildir.

Bu yazımızda VIII.Beş Yıllık Planı eleştirmemizin nedeni, onun onun plan niteliğinden uzaklaşmış olmasıdır. Faz-lasıyla yadırgadığımız yanı da, kamusal borçları veri olarak kabul etmesi,ortadan kalkmasını sağlayacak hiç bir önleme yer vermiş olmamasıdır. Örneğin, sayfa 27'de kamu borç stoku için yazılan şudur:

Kamu borç stokunun sürdürülebilir yapıda gelişmesini sağlayacak şekilde yürütülmesi.

İnsanın inanası gelmiyor. Ciddi bir planlama kamu borç stokunun azalmasını öngörür ve bunun için neler yapmak gerektiğini ortaya koyar. Fakat her halde, borç stokunun sürdürülmesini öngörmez. Borç stoku sürdürülecek ise, gelişmesi niçin sağlansın! Bununla yetinilmiyor:

Kamu harcama, gelir ve borçlanma politikalarının tutarlı ve etkin bir biçimde uygulanması, isteniyor.

Harcama ve gelir politikalarının tutarlı ve etkin oluşundan söz edilebilir de, borçlanmanın tutarlı ve etkin biçimde uygulanması nasıl olacaktır bilemiyoruz. Aslında bir planlamacı için borcun sürdürülmesini kabul etmek nasıl düşünülebilir, hele 2000 bütçesinin %30'dan fazlasının borç ödenmesine ayrılıyorsa. Borçtan kurtulmak temel alınma-malı mıdır. Sayfa 28'deki şu ilkeyi de yadırgamak gerekir:

Orta vadeli bir harcama sistemi perspektifine dayanan bütçeler hazırlanması.

Sanki devlet bütçesinin tek sorunu orta ya da uzun erimli harcamadan kaynaklanıyormuş gibi. Orta vadeli harcama perspektifi ne demek.

İlk anda göze çarpan ve ne anlama geldiği anlaşılmayan, kendi içinde tutarsız bu tür söylemlerin plan disipliniyle ilişkisini kurmak çok güç. Zaten DPT, devre dışı kalmaya kendisini öylesine alıştırmış ki:

Kaynakların stratejik önceliklere göre dağılması ve etkin kullanılması gibi bütçesel sonuçların vs,vs.

türünde bir kurala değiniyor. Kaynakların stratejik önce-liklere göre dağılmasını sağlayacak olan DPT değil de bir başka örgüt mü? DPT'nin görevi bunun koşullarını ortaya koymak değil midir? Kuruluş amacı ve temel işlevi kaynakların stratejik önceliklere dağılmasının hesabını yapmak, koşullarını ortaya koymak sektörel tercihlerin önceliğini ve stratejisini saptamak değil midir? DPT, plan disiplinine o denli yabancı kalmış ki, kaynakların etkin dağılımını bütçe sorunu sanıyor. Tersine planlama sorunudur. Sürüncemede kalmış 5200 den fazla kamu yatı-rımlarının öncelik sırasını saptamayı ve kaynakları sürün-cemede kalan yatırımlara yöneltmenin ilk önce ele alınması gereken konu olduğunu unutup, kaynakların stratejik önceliğinden söz ediyor. 1984 yılında programa alınıp ta hala sonuçlanmayan kamu yatırımları mevcut. Planlama örgütü bu yatırımlar için ne düşünüyor? Hiçbir önlem düşünmediği ortada. 2000 yılı programında 1984 öncesi 273 adet yatırım projesinin sürünceme kalmış olduğu görülüyor. Tutarı 12.5 katrilyon TL. 1999 programında bu projeler için 0.4 katrilyon TL öngörülmüş. Bu ödenekle bu projelerin 30 yıl daha da sürüncemede kalacağı anlaşı-lıyor. Planlı dönemde kamu sektörünün bu acınası duruma düşürülmesinin sorumluluğu kimin? Yalnız siyasetçinin değil ona direnmeyen DPT'nin de.

Uygulanan planlama yöntemine ilişkin teknik bilgilere yer vermeyi konumuz dışında görüyoruz. Burada belirte-ceğimiz önemli nokta kuruluş yıllarında çok küçük kadrosu ile DPT nin büyük etkinliğe sahip olmasıydı. Bugünün DPT'nın geniş kadrosuyla hiçbir etkinliğe sahip olmayışının tersine, o yılların DPT'ı, yatırım kararlarında ve uygula-manın izlenmesinde rasyonel kararların alınmasını sağlamakta önemli başarılara imzasını atmıştı.

Ne var ki günün birinde plan ile pilav çatışması gündeme girecek, siyaset ile bilim çatışmasına dönüşecekti. İktidarı seçim yoluyla elde eden siyasal partinin programı ile DPT'nin kalkınma hedefleri arasındaki farkın nasıl giderileceğinin çözümü yoktu. Seçim alanlarında yapılan vaadlerin, iktidara gelindiğinde YPK' da dört teknokrat ile dört siyaset adamı arasında paylaşılması olanak dışıydı. Siyaset adamı plancı gibi ve planlamacı da siyaset adamı gibi düşünemezdi. Aradaki fark ve kimi zaman ortaya çıkan çelişki, aslında gelişmekte olan ülkelerde siyaset adamlarının yatırım kararlarını başkalarıyla paylaşmaya razı olmamasından kaynaklanıyordu. Siyaset adamları yatırım vaadinde bulunmaya hakkı olmadığını yatırım kararlarının objektif ölçüler içinde verimlilik türündeki ölçütlere göre verilmesini içlerine sindirecek kültür düzeyinden uzaktılar. Siyaset adamları sosyal reform vaadlerinde bulunabilirler fakat hiçbir bilimsel ve ekonomik verimliliği olmayan yer ve kapasitede yatırım yapma vaadini nasıl verebilirler? Aslında olaya daha yakından bakılınca çelişkinin sistemden kaynaklandığı görülür. O yüzden günün birinde siyaset adamları DPT'yi etkisizleştirecek ya da yasa değişikliğiyle onu hantal ve genel müdürlüklere bölünmüş klasik devlet dairesine dönüştürecekti. İsmet İnönü 1964 yılındaki başbakanlığı döneminde birinci yolu seçti, onu izleyen dönemde de Süleyman Demirel ve Turgut Özal iklisi her iki yolu bir arada yürürlüğe koydu.

1962-65 döneminin Başbakanı İsmet İnönü, "Ekonomik Kurul" oluşturarak, DPT'den çıkaramadığı kararları Ekonomik Kuruldan çıkarmayı yeğledi. Hem de, Ekonomik Kurulun başına, DPT Müsteşarı Memduh Aytür ile geçinemeyen Kamuran Gürün'ü atayarak.

Bugün 1965-70'li yılların DPT'nin yerinde yeller esmektedir. Daire başkanlıkları müsteşar yardımcılıklarına, şube müdürlükleri genel müdürlüklere bölünerek, kabarık kadrosuyla bir örgüt ne kadar hantallaşırsa o denli hantallaştırıldı. Bugün DPT, bilgi bankası gibi çalışmaktadır. Ekonomiye ilişkin istatistiksel bilgileri derleyen, kitap ve broşür olarak yayımlayan fakat o bilgilerin ortaya koyduğu olumsuzlukları gidermek için neler yapılması gerektiğine ilişkin çözüm üretmekten yoksun bırakılmış bir örgüt durumundadır. Örneğin, ekonomiyi çok yakından ilgilendiren, uzun erimli kalkınma planı ve yıllık prog-ramlarını temelinden değiştiren, hatta ortadan kaldıran kararları, DPT'nin müsteşarı ve uzmanları ertesi gün gazete sayfalarından öğrenirler. Zaten Türkiye'deki kamusal yöne-timin ve siyasal erkin önemli işlevi, başlangıçta kusursuz kurdukları yapıyı zaman içinde en kusurlu duruma getirmek değil midir?

4. ENERJİ SEKTÖRÜNÜN SAHİPSİZLİĞİ.

Türkiye'nin görünürdeki en önemli üretim sorunu enerji dar boğazıyla ilgilidir. DPT'nin VIII. beş yıllık kalkınma planında enerji dar boğazını giderecek çareleri araştırıp ortaya koyması gerekir. O sektöre ne kadar yatırım yapılması, enerji açığını gidermek için hangi önlemlerin alınması, doğal kaynakların nasıl ne oranda kullanılması gerektiği, plan belgesinde görünmeyecek de nerede yer alacaktır. Zaten planlamanın ciddiliğine inanılsaydı, Türkiye enerji dar boğazına sürüklenir miydi?

VIII. Beş Yıllık Planın 25 sayılı çizelgesinde, 2005 yılı için, 193.9 milyar kw/h elektrik enerjisi üretimi ön görülmüş. Bunun %25 'i 48.7 milyar kwh akarsu kaynaklarından üretilecek,%75'i de termik nitelikte olacak. Oysa aynı çizelgede 1995 yılı için 86.2 milyar kwh'nın %41'inin akarsu kaynaklarından üretildiği görülüyor.

VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında akarsu kaynaklarımızın l20 milyar kwh düzeyindeki enerji potansiyelinin neden göz ardı edildiği ve toplam elektrik üretimindeki payının 1995'de %41 iken niçin 2005 yılında 25'lere indirileceğini açıklamak olanaklı değil.

Üstelik dışa bağımlı bir enerji yapılanmasının öngörüldüğü anlaşılıyor. Doğal gaz devreye giriyor ve 1995'de taş- kömüre eşdeğer enerji üretimi içindeki payı %10 iken 2005 yılında %27.5'a çıkarılacağı belirtiliyor!

Plan belgesinde 2005 yılı için 193.9 milyar elektrik üretimini gerçekleştirmek için termik ve hidrolik santrallara ayrı ayrı ne düzeyde yatırım yapılması gerektiğine ilişkin bir bilgiye rastlamadık. Planda yatırımın ne düzeyde olması gerektiği belirtilmeyecek de nerede belirtilecek?

Eski bir plancı olarak yadırgadığımız bir durum da, hala elektrik tüketiminin gelir düzeyinin fonksiyonu olduğunu bir yana bırakıp, yıllık artış oranlarının hesaplara temel alınmasıdır. O nedenle, planın enerji bölümüne ilişkin 1398 sayılı paragrafında, "kırk yılda yıllık ortalama %10 gibi yüksek bir hızla büyümeden" söz edilerek "bu artış hızının son yirmi yılda yüzde 8.5 düzeyine indiğinden" belirtiliyor..

Bu anlatım biçimi planlamacı davranışının dışındadır. Çünkü elektrik tüketimini etkileyen en önemli öge, ulusal gelir düzeyidir. Türkiye Sorunları kitap dizisinin 33.sa- yısında (Şubat 2000) ulusal gelirin artış oranının 1.9 katı kadar elektrik tüketiminde artış olacağını % 1.3 yanılma payıyla ortaya çıkarmıştık. Ekonomi dilinde bu 1.9 katsayısına tüketimin gelir esnekliği denir. Yani Türkiye'de elektrik tüketiminin gelir esnekliği 1.9' dur. Son 25 yılda ekonomik büyümenin hızı düştüğü için, elektrik tüketi-minin yıllık artış oranı da doğal olarak azalmıştır.

Planın enerji bölümünde yadırganacak bir başka öngörü de 1419' ncu maddedir. Şunlar yazılı:

Elektrik sektörünün optimal bir sistem anlayışıyla geliştirilmesi esastır Yeni projeler, hidrolik,gaz,kömür, nükleer ve rüzgar gibi,kapasite ve yer itibariyle detaylı çalışmalarla belirlenmelidir.

Avrupa Birliği, karar alarak nükleer santralların devre dışı bırakılmasını ve yeni nükleer santral kurulmamasını koşul koyarken, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, nükleer santral yapımından söz ediyor. Rüzgardan enerji üretilecek fakat güneş enerjisinin sözü bile geçmiyor. Plancılarımız, sırtını ısıtan güneş enerjisine sırtlarını dönmüş olmalılar.

Enerji sektörüne beş yıl içinde ne kadar yatırım yapmak gerektiğini öğrenmek için çizelge 5' e bakmak gerekir. 6968.8 rakamını göreceksiniz. Ne var ki çizelgede trilyon mu, milyar mı ne olduğu yazılı değil. O zaman metni okumanız gerekecek. 38. sayfanın son satırlarında 1998 fiyatlarıyla toplam sabit sermaye yatırımının 73 katrilyon olacağını görünce, bu bilgiden enerji sektörüne 6.97 katrilyon yatırım yapılacağı sonucuna ulaşırsınız. Buna karşın yine de bu yatırımın hangi alt sektörlere dağılacağına ilişkin bir tek bilgiye rastlamanız olanaklı değil.

Madencilik sektörüne de birkaç sayfa ayrılmış. Fakat Türkiye'nin en varlıklı doğal kaynağı olan ve elektrik enerjisinin %29'unun linyitten %2.7'sinin taşkömüründen üretilmesine karşın (1999) bu iki doğal kaynak göz ardı edilmiş. Zaten VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, ekonomiyi planlamıyor, DPT'nin "Tedbirler Kitabı" gibi söz gelişi ileri sürülmüş önlemleri yineliyor. Örneğin 1098'nci madde şöyle: "Madencilik sektöründe temel amaç... ülke ekono-misine sağlanan katkının arttırılmasıdır". Ya da "AB ile mevzuat uyumu konusunda gerekli çalışmalar yapılacak-tırr".

Beş Yıllık Kalkınma Planında bunlar yazılmasa da olur, hatta yazılmasa daha iyi olur. Petrol konusu da öyle, tek bir sözcükle bu doğal kaynaktan söz edilmiyor. Oysa Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında tüm olanaksızlıklara karşın çok tutarlı enerji politikası saptanmıştı. Örneğin 1963-67 döneminde beş yıl için aşağıdaki çizelgede belirttiğimiz gibi, yatırımın dağılımı verilmiş ve uygulanmasına özen gösterilmişti

Çizelge 1. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında Enerji Yatırımı (milyon Tl)

. ...................... 1963 ......... 1967 ......... 5 yıl Toplamı .

a.Araştırma............ 13.0........... 20.0.............. 75.0
b.Bakım-onarım ......15.0........... 25.0.............. 94.0
c.Bitmemiş .......... 345.0 ................ ---....... ......... 572.0
d.Yeni santrallar ....305.0....... 1211.0 ...........4216.0
Toplam ...............677.0 ....... 1256.0 .......... 4957.0

Not. Hat ve şebeke yatırımları dahil.

Birinci planda öngörülen üretim hedeflerinin nasıl gerçekleştiğini aşağıdaki rakamlar açıklıyor.

Yıllar ................. Plan ....................... Gerçekleşme

Güç:..............Mw......... Gwh ..............Mw............. Gwh

1962............. 766.......... 3550............ 766............ 3560
1963............. 855.......... 4011............ 908............ 3983
1967............ 1381......... 6539........... 1430.............6250

Kaynak.EİEl Özel İhtisas Komisyonu Rp,s.50 ve DPT.

Son yıllarda "plan bütçe" yöntemi de terk edildiği için, DPT'nin uzun vadeli planları ve yıllık programları daha ciddi düzlemde hazırlanmalı ve yuvarlak sözcüklerle önlem bolluğuna sapmaksızın, ekonomiyi yönlendirecek, esenliğe kavuşturacak, darboğazlardan kurtaracak, sektörler arası dengeyi koruyacak, bölgesel gelir adaletsizliğini önleyecek, enflasyonu, dışalım savurganlığını, açık bütçe alışkanlığını giderecek hesaplara, radikal kararlara yer vermeli idi.

Her şeyden önce uygulanabilir gerçekçi ekonomik büyüme hedefleri seçilmeliydi. Devleti yönetenlerin özel sektörcü olmaları, ciddiyetsiz plan yapmayı gerektirmez. Uzun erimli planlar ve yıllık programlar, kamusal yönetim ve kararlarına temel olacak tutarlılıkta hazırlanabilir, hazırlanmalıdır.

Aslında uzun erimli kalkınma planının temel dayanağı iç ve dış tasarruf eğiliminin ve verimliliği yansıtan hasıla sermaye sayısının, optimum büyüme haddi için, ne düzeyde olması gerektiğine ilişkin kararlar eninde sonunda kamu maliyesinde vergi sistemini ve devlet gelirlerinin oluşum biçimini ve kullanım tarzını etkiler. Oysa VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında, "vergi düzeni" ne bir tek sözcükle bile değinilmiyor. Örneğin,"kamu harcama, gelir ve borçlanma politikalarının tutarlı ve etkin bir biçimde uygulanması" na ilişkin 200 sayılı maddenin anlamlı olması düşünülemez. Çünkü bu maddenin nasıl gerçekleşeceğine ilişkin tek bir sözcük yok. 202 sayılı madde ise sözcük bolluğundan öteye geçmiyor. Şöyle:

Kamusal karar alma sürecinde etkinliği arttırmak amacıyla (karar alma sürecinde etkinliği arttırmak ne demek?) politika oluşturulması ( kim oluşturacak bu politikayı?) planlama ve bütçe arasında kurulması gereken zorunlu ilişki, orta, vadeli, bir harcama Pers

pektifine (ne demek orta vadeli harcama perspektifi dayanan bütçeler hazırlanması suretiyle sağlanacaktır.

Bu söz yığınından elle tutulur ve uygulanabilir sonuç çıkarılabilir mi? Plancıların kendine özgü bir dili olduğu yadsınamaz. Fakat o dil böyle anlaşılmaz duruma indirgenmemelidir. Planlama ve bütçe arasında ilişki kurmak için önce planın plan olması gerekir. 1970'li yıllarda program bütçe uygulaması vardı. Acaba o yönteme geçilmesi mi isteniyor. Eğer o yönteme geçilmesi isteniyorsa önce DPT'nin, her harcama kalemine ilişkin talep tahminleri yapması gerekir. Bu da planlamanın ciddi planlama olmasıyla olanaklı.

O zaman sormak gerekecektir, 206 sayılı maddede:

Etkinliği ölçen temel araçlardan birisi olarak, performans denetimine geçilecektir,

ile ne kasıtlanıyor? Hangi üretim dalında, hangi sektörde, hangi kamusal yönetiminde performans nasıl tanımlanacak ve nasıl ölçülecek ve kimin tarafından? Fazla haksızlık etmeyelim planda "vergi" sözcüğü geçiyor. Bakınız nasıl:

Yatırım araçlarının vergilendirme açısından nötr (ne demekse?) bir konuma çekilmesi sağlanacaktır.

Ne demek istendiğini sizler anladınız mı, eski bir planlamacı olarak ben anlamadım. Belki de anlaşılmaması için böyle yazılmıştır. Bizlerin döneminde "Tedbirler Kitabı"nda, her öngörülen önlemin hangi kurum ya da kuruluşa görev olarak verildiği de yazılır ve uygulama raporlarında o önlemin neden uygulanmadığı, nasıl bir engelle karşılaşıldığı inceleme konusu olurdu. Koordinasyon Dairesinde "Tetkik ve Tahlil Şubesi Müdürlüğü" yapardı bu işi. O şube, bu kitap dizisini hazırlayan kişi tarafından 1965'de kurulmuştu. DPT'nin yasal düzenlenmesinde o şube, genel müdürlük olmuş, genel müdürlük olunca da daha önemli personel sorunları, atama, maaş, terfih, derece, kademe, konularıyla uğraşmaktan, plan uygulamasını izleyecek zaman bulamamış olabilir. Belki de ortada plan olmadığı için, neyin nasıl izleneceği de belki de bilinmemektedir.

Bunlar yazılırken konunun özü, asıl vurgulanması gereken olay göz ardı ediliyor. Sermaye piyasası, bankacılık düzeni, bankaların soyulmasına neden olan mevduata devlet güvencesi, sanayinin, ticaretin ve bankacılığın iç içeliği, sanayicinin aynı zamanda tüccar ve aynı zamanda bankacı ve hatta medya sahibi olmaktan kaynaklanan soygun düzeni DPT' yi ilgilendirmiyor olmalı ki, bu temel sorunlara değinilmiyor. Dahası, aile şirketlerinin holdingleşerek düşey ve yatay tekellere dönüşmesi, sanayinin, ticaretin ve bankacılığın bu aile şirketlerinin tekelinde oluşu yadırganmıyor ki, buna ilişkin hiçbir önlem maddesine rastlamıyoruz. Oysa serbest piyasa ekonomisinin ciddi işlediği ülkelerde bu sorunlar yasal düzenlemelerle ortadan kaldırılmış ve ağır cezalara bağlanmıştır.

Özetle, kamusal yönetimin bir gün ciddi plan anlayışına gereksinim duyacağı günler pek uzakta görünmüyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail