Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 37 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE ÇIKARCILIK ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

-Sokrates, bugün her zamankinden daha çok seninle ko-nuşmaya gereksinim duyuyoruz. Her geçen gün iyilikten güzellikten, doğruluktan kopup gerilere kaymanın acısını çekmekteyiz. Karamsarlığa kapılıyor, uzaklarda bir ışık görmenin özlemi içinde, yaşama sevincinden bile kopuyoruz. Çevremize baktıkça ve bir zamanlar kendisine güven duyduğumuz bireyleri gördükçe kendimizden utanır olduk.

Kişisel çıkarlarını koruyup çoğaltmak için her çareye baş vuran, değer yargılarını çıkarlarının gerisine çeken bireyler öylesine çoğaldı ve öylesine umursamaz oldular ki, acaba çıkarcılık doğal hak mıdır diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Söyle bize biz de mi çıkarcı olalım, biz de mi toplumun yararını gözetmeksizin sadece kendi çıkarını düşünen bireyler olalım. Söyle bize çıkarcılığın önüne nasıl geçebilir,çıkarcıların bizleri yönetmesini nasıl önleyebiliriz? Yönetimin üst katlarına tırmanırken de çıkarcı mıydılar, ya da sonradan mı çıkarcı oluyorlar. Yönetimin üst katlarında yer edinmek sadece çıkarcıların mı hakkıdır? Toplumun ya-rarını ve çıkarını düşünen, bu uğurda her türlü güçlüğe ve sıkıntıya razı olan bireyler yetiştirmekten neden bu denli uzaklara düşmekteyiz. Söyle bize, çıkarcılık nedir, onun zararlarından toplumu nasıl esirgeyebiliriz ? Sen ki, kendi yaşamında çıkarcılığı yadsımış, çıkarcılara karşı savaşım vermiş bir bilge kişisin, anlat bize, anlat ki karamsarlığımızdan arınalım ve geleceğe umutla bakalım.

Sokrates:
Çıkarcılığın bir nitelik olup olmadığını açıklığa ka-vuşturmadan bu sorunuza tam yanıt vereceğimi san-mıyorum. İnsan doğası gereği, kendi çıkarını koruyan araçlarla donatılmıştır. Ve çıkarcılığın içinde en gerekli olanı da, insanın kendi yaşamını düşünmesi, koruması hakkıdır. Ve belki de hakların en kutsal olanıdır. Her birey yaşama hakkını elinde tutmanın hak olmadığı tarih öncesi dönemlerde, yaşamaktan doğan haklarını kendi gücüyle korumaya çalışırdı. Kendi gücünün yetersiz kaldığı dönemlerde yaşamaya başladığı zaman, akılını kullanarak savunma araçları edinebildi. İnsan doğasında var olan çıkarcılığı, bugün egoizm, kendicilik, bencil-lik türündeki deyimlerle anlatmaya çalışıyoruz. Toplumsal yaşamın gelişen evrelerinde, karşılıklı çıkarlar den gesi oluştu. Böylece insan oğlu, kendi çıkarını korurken, bir başkasının da çıkarını koruması hakkını tanımak zorunda kaldı. Bilge kişiler buna hukuk dediler. Hukukun içinde kalmak, bir bakıma başkasının yararını koruma hakkını kabul etmek demektir. Şimdi sorunuzun özüne inebiliriz. Hukuk içinde kalarak, bireyler çıkarcı olabilir mi?

-Tam olarak anlayamadık Sokrates. Hukuk içinde kalarak çıkarcı olmak ne demektir? Çıkarcı aslında hukukun dışına çıkan birey değil midir?

Sokrates:
ukukun dışına çıkma olayının çeşitliği söz konusu olduğu için, çıkarcı olan birey, başkalarına zarar ver-mek ya da başkalarının hakkına el koyma olanağını, doğrudan değil dolaylı yollardan sağlamaya çalışır ve bu amaçla tüm değer yargılarını kendisi için gereksiz sayar. Hukukun içinde kalarak, bireylerin kendi çıkarlarını gözetmesi, koruması olanağının yanı sıra, hukuku kullanarak, doğal olan çıkarını daha yukarı düzeylere ulaştırabilir. Sanıyorum, siz, hukuku araç olarak kullanarak çıkarcı olmanın gizini soruyorsunuz. Öylesi çıkar cılar, toplumda saygın kişi olarak algılanır, edindiği varlığın bir bölümünü armağan olarak dağıtmanın yol-larını bulur ve hukukun içinde onun boşluklarından yararlanmanın tüm yöntemlerini kullanır. Bu tür çıkar karşılığı verilen armağanlara sizler "rüşvet" diyorsunuz.

Çıkarcı bireyin kendisine sağlayacağı çıkarların çeşit-liliği akıl almayacak kadar çoktur. Ne var ki bunlardan toplum için en zararlı ve sakıncalı olanı, siyasal ve nes-nel çıkar uğruna toplumun yararını hiçe saymaktır. Öyleyse,sizleri umutsuzluğa ve karamsarlığa iten bu tür çıkarcılık olmalı. İki birey arasında, üçüncü bireyi ilgi-lendirmeyen çıkarcılıkla ilgilendiğinizi ve sorunuza bu tür çıkarcılığı kattığınızı sanmıyorum. Üzerinde durdu-ğunuz çıkarcılık toplumsal çıkarcılıktır ve toplumsal yararları hiçe sayan örgütsel çıkarcılıktır. Asıl sakıncalı olan, topluma zarar getiren bu tür örgütsel ya da ku-rumsal çıkarcılıktan söz etmeliyiz.

- Evet,Sokrates, zaten bizleri karamsarlığa iten de, yönetim-deki konumunu kötüye kullanarak sağlanan ve topluma zarar veren ya da toplumun yararını ortadan kaldıran çıkar-cılıktır. Bu tür çıkarcılığın nereden ve nasıl kaynaklandı-ğını ve nasıl önleneceğini merak ediyoruz.

Sokrates:
Dşünceme açıklık getirdiniz. Örgütlü ve kurumsallaşmış çıkarcılıktan söz etmiş oluyorsunuz. Eğer çıkarcılık kurumsallaşmış ise, onu sistemin içinde aramak, sistemin hastalığı ve sonucu olarak görmek gerekir. Toplumsal yaşam içinde, yönetimin niteliği, yönetimin temel işlevi ve amacı, yoksul katmanlardan değil de varlıklılardan, güçlülerden yana işliyorsa, öylesi düzende çıkarcılık uz-manlık alanı olmaya başlar. Çıkarcılar, yönetim ilişki-lerini, kişisel çıkar ilişkileriyle yönlendirirler.Üretim iliş- kilerinin önemi gittikçe azalır emek önemsenir olmaktan çıkmıştır. Varlığı varlık çoğaltır. Varlıklı olmayı yaşamın amacına dönüştüren bireyler ortaya çıkarlar. Onlar, doğaları gereği o denli çıkarcı olmayabilir de. Topluma egemen olan ilişkiler, koşullar gereği onların, çıkarcı olmak görevleridir. Yönetim ilişkilerinin parasal ilişkilere dönüştüğü tüm toplumlarda, kişilerin çıkarcılığı kendi bireysel çıkarcılığını aşar, onu kimi sınıfların çıkarcısı konumuna getirir. Öyleyse, bireysel çıkarcılıkla, sınıfsal çıkarcılığı biri birinden ayırmamız gerekir.

-Yani şunu mu söylüyorsunuz, ey Sokrates, çıkarcı olmayan bir birey, hizmet ettiği sınıfın çıkarları doğrultusunda çıkarcı olmak zorundadır. Öyleyse,doğası gereği çıkarcı olmayan bir birey, hizmetinde olduğu sınıfın çıkarları doğrultusunda olabildiğince çıkarcı olabilir.

Sokrates:
Evet beni doğru anladınız. Fakat eksik anlamamanız için buna bir ekleme daha yapacağım,toplumu sömüren sınıflar ile sömürülen sınıflar biçiminde bir tanım yapabilirsek, sömürücü sınıfların işlevi çıkarlarını en çoğa ulaştırmaktır. Ve işte o tür çıkarları örgütlü çıkar deyimiyle açıklamak istiyorum. Örgütlü çıkarların gereği o sınıftaki bireylerin tümü biri birine çıkar bağlarıyla bağlıdırlar. Aralarındaki bu bağ ne denli güçlüyse, de-ğer yargıları o denli önemsizleşir. Bir bakıma değerli olmak, çıkarını en çok koruyabilenin hakkıdır. Adalet, hukuk,demokrasi, insan hakları türündeki deyimler,on-lar için, palto, ceket gibi giyip çıkarılan urbalardır. Öz benliğin içinde değil dışındadır. Ve öz benliğin özü, pa-radır, taşınır ya da taşınmaz mal varlığıdır, görkemli yaşam biçimidir.

Örgütlü çıkarcılığın en sakıncalı olanı, siyaseti kuşatması, siyaseti içine çekmesi ve toplumun yararını göze-tecek mekanizmaların işgal altına alınmasıdır.

-Evet Sokrates, geldiğimiz ülkeden söz ediyor gibisin. Bizleri umutsuzluğa iten, karamsarlığımıza neden olan çıkarcılığın özüne dokunuyorsun. Bireysel çıkarlarını en üst düzeylere çıkarma özgürlüğü olan kişilerin hemen tümü bu güçlerini siyasetin tepe noktalarına yerleşmiş bireylerden almaktadırlar. Ekonomik çıkarcılıkla siyasal çıkarcılık bütünleşmiş, biri olmadan ötekisinin olabilmesi olanaksız gö-rünüyor. İç içedirler. Bu iç içeliği nasıl önleyebiliriz. Aradaki bağı koparmamız nasıl olanaklıdır? Anlat bize Sokrates. Hukuk içinde hukuku,ekonomi içinde ekonomiyi, siyaset içinde siyaseti kemiren bu tırtıllardan ülkeyi nasıl kur-tarabiliriz?

Sokrates:
Çıkarcılığı bireyselleşmekten arındırıp, örgütsel sorun olarak kabul eder,sistemin taşıdığı toplumsal hastalık olarak düşünürsek,çözümü bulmanın yolları belirgin-leşir. Bugün yalnız sizlerin yaşadığı ülkede değil, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunda ekonomik ve siyasal çıkarların bütünleşmesi olayı ile karşılaşıyoruz. Belki de bu, yeni yeni farkına vardığımız demokrasinin aksak işleyişinin sonucu ve demokrasiyi araç olarak kullanan sermayenin egemenliğinin ürünüdür.

Üretim alanının dışına taşarak, siyaseti egemenliğin aracı olarak kullanmaktır örgütsel çıkarcılık. Siyaset ile ekonominin bütünleşmesinin sonucudur. O zaman halkın seçtiğini sandığınız bireyler topluluğu ,buna sizler par-

lamento,temsilciler meclisi diyorsunuz, aslında sermaye-nin koruyucularıdırlar. Sermaye ise,siyaset ile ekonomi arasındaki bağı sağlar. Ekonomi ile siyaset arasında köprü gibidir. Birinden ötekine geçit veren köprü. O köpründen halkın geçmesi yasaklanmıştır.

Çıkarcılık bir uzmanlık alanına dönüşmüş gibidir. Bireysel çıkarcılığın yerini örgütsel çıkarcılık almıştır. Örgütsel çıkarcılığın kendine özgü yasaları vardır. Ve o yasalar yazılı değil sözlüdür ve sözünden dönenin du-rumu, eninde sonunda yok olmakla sonuçlanır. O yüzden kendine özgü dürüstlüğü vardır o örgütün. Ağızdan çıkan söz namus sayılır. Namussuzluk bile namusa dönüş-. müştür.. O yüzden, rüşvetin belgesi olur mu denir. Tüm kurallar sözle güvenceye bağlanmış olan çıkar ilişki-lerinden kaynaklanır.

O ilişkiler ortaklar arasında çıkar dengesine dayanmak zorundadır. Çıkarcılığın hedefi başka yerde, kamusal kaynakları talan etmenin tekniklerinde gizlidir. Bilgisayarlar, güvenlik kameraları, off-shore hesapları, danışmanlık ücretleri soygun mekanizmasının parçacıklarıdır. Siz kendi ülkenizde, ortaokul öğrencisiyken hayali ihracat yapan bir firmanın danışmanı olan çocuğun ,siyasetin en üst katına yerleşmiş kişinin oğlu olduğunu bilmiyor muydunuz? Buradan Araf'ta her şey gözlerimizin önünde olup bitmektedir.

-Anlamakta güçlük çekiyoruz ey Sokrates, çıkarcılığın ör-gütlenerek soygunculuğa dönüşmesine karşı çıkmak ola-naksızmış gibi olayı yorumluyorsunuz. Haklısınız, söylediklerinizin tümüne katılıyor ve çıkarcılığın gelişim sürecini sizden öğrenmiş oluyoruz. Fakat bu soyguna dur demenin çaresi yok mudur. Nasıl önleyebiliriz soyulmamızı? Anlat bize, ülkemize geri dönünce "ey aydın,yürekli,ilerici insan-lar" diyelim "Geliniz el birliğiyle bu soygun düzenini değiş-tirelim,birlik olalım,çıkarcılığı bireysel ilişkiler içinde tuta-lım, çıkarcılığın hiçbir türü, toplumsal yararı yok sayamasın ve ulusal çıkarların önüne geçmesin, bunu sağlayalım".

Sokrates:
Yeter mi bu? Kuşkuluyum. Birlikte olmanız ve bu amaç için uğraş vermeniz yeter mi? Sanmıyorum. Bundan daha önemlisi çıkarcılığı kurumlaştıran, ekonomiyle si-yaset arasındaki bağı kopararak devlette ve yönetimde yeniden yapılanmayı nasıl sağlayacaksınız? Bir araya gelmeniz, düşün ve eylem birliği içinde olmanız gerekli fakat acaba yeterli midir? Sizlerin geleceğini ve gö-nencinizi, gelişmenizi sağlayan olanaklara kimler hangi araçlarla karışıyor ve olumsuzluğa itiyor. Bunu irdelemeniz ve gerçekçi tanılar ortaya çıkarmanız gerekir. Adaletten, eşitlikten ,üretken olmaktan,sizleri alıkoyan koşulları nasıl,ne tür güçle değiştirebilirsiniz. Bunun için içinde bulunduğunuz siyasayı tüm kurumlarıyla birlikte nasıl değiştireceksiniz? Bunu çözmeniz ve izleyeceğiniz yolun ideolojisini yapılandırmanız, kitlelerde güven duygusu yaratmanız, size arka çıkacak olan katmanlarda düş kırıklığına neden olmayacak biçimde, tutarlı olmanız gerekir. Toplumu devinime geçirecek söylemi,öğretiyi ve bunun anlatım biçimini ortaya koymaksızın başarıya ulaşamazsınız. Öyle ise, önce bir araya gelmeniz, biri birinizden kopmanıza neden olan ayrıntılar üzerindeki anlaşmazlık konularını ortadan kaldırmanız ve toplumun,ulusun çıkarlarını koruyacak, toplumun üretkenliğini arttıracak ve doğal kaynak-larınızı devinime geçirecek öğretiyi, ideolojiyi betimleniz gerekir. Yeni bir yaşam ve yönetim biçimini oluş-turacak kültür ve bilinç düzeyinde misiniz. İçinizdeki çürük elmalardan arınmayı,döneklerden kurtulmayı başarabildiniz mi? Özveriye hazır mısınız. Bu özveri yaşamın bedeline dönüşse bile Örneğin, öğretinizin reddini red edecek kadar çelişkilerinden arındırabildiniz mi?

-Haklısın Sokrates, betimlediğin düzeye ulaşabilmiş değiliz. Biz üç aydın kişi bir araya gelince,biri birine zıt iki kutup oluşturmaya ve ayrıntılar içinde anlaşmazlık noktaları keşfetmeye düşkünüzdür. Düşün ve eylem birliği bizlerden uzak kavramlardır. Bizler biri biriyle anlaşmazlığı yeğleyen insanlarızdır. Ülkemizdeki aydınların temel özelliğidir bu.

Sokrates:
Öyle ise, günün birinde çıkarcılık zincirinin sizler de halkaları olacaksınız. Direnme gücünüzü sınavdan geçi-recekler ve çıkar çevreleri içinizden pek çoğunu teslim alacaktır. Bunun örneklerini her zaman yaşamaktasınız.

-Haklısın Sokrates,bizi bizden daha iyi tanıyorsun. Aramızdasın, bizlerle birlikte yaşıyor gibisin. Evet içimiz-deki dar boğazın ne olduğunu öğrettin bize. Öyleyse biz de o ihanetin bir parçasıyız. Tepkisiz kalarak. Tepkilerimizi öğretiye dönüştürmekten uzaklarda kalarak. Gerçekleri halka anlatmanın, kabul ettirmenin ve halkın güven ve desteğini kazanmanın gizini bulmayarak. Haklısın Sokrates, ülkemize dönünce ey aydınlar geliniz birlik olalım diyeceğiz. Halkın güvenini ve desteni kazanmanın yollarını araştıralım. Bizleri temsil edecek gerçek siyaset adamlarını içimizden bizler çıkaralım. Çıkarcılığı yadsıyan, kınayan, yargılayan ve suçlayan söylem ve devinim birliğine ulaşalım.

Sokrates, bizlere yol gösterdin, umut aşıladın. Bilge kişiliğinle yaptığın eleştiriler, içimizdeki gerçeğin kendisidir.

Doğru ve gerçekçi öğreti ve düşün birliği. Bu iki koşul gerçekleşirse ancak eylem birliği buradan doğar. Bu söyleşimizde verdiğin öğüt için sana teşekkür borçluyuz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail