Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 37 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal'in niteliklerinin derinliğini ve genişliğini kavramak için, O'nun gizli celselerdeki konuşmalarını incelemek gerekir. Bugünün siyaset ve devlet adamları, O'nun olaylar karşısındaki davranış biçimini, olaylar arasındaki sonuç ve neden ilişkilerini,kimi zaman bir tarihçi,kimi zaman bir felsefeci ve kimi zaman sözünün eri bir dost ve yumuşak huylu bir öğretmen ve kimi zaman da kararından dönmeyen ve o kararı başkalarına da kabul ettirmenin yöntemini bilen üstün bir devrimci ve lider olduğunu göreceklerdir. Bugünün devlet ve siyaset adamları, kamusal yönetimde, eğer Mustafa Kemal'in "çalışkanlık,dürüst-lük, yeterlilik" türündeki ölçütlerini kullansalardı, ülkemiz bugünün bunalımlarına sürüklenemezdi. Ne var ki demok-rasinin erdemini kavramamış ve çok partili siyasal yaşamı partizanlık olarak algılama huyundan arınmamış yönetsel ve siyasal tercihlerinde kişileri değerlendirirken "benden yana mı,bana karşı mı" ölçütünden daha başka objektif değerleri göz ardı etmiş oldukları içindir ki, bugün kamusal yönetim, yalakların ve salakların ellerine terk edilmiştir.

Mustafa Kemal tüm olanaksızlıklar içinde başarı sağlaya-bilmiş ise, devlet yönetiminde tek ölçütün beceri,dürüstlük ve çalışkanlık olduğunu bildiği içindir. Bilmekle yetinmeyip ,bunu kamusal yönetimde ilke olarak uyguladığı içindir. Kendisine TBMM içinde ve dışında, karşıtlarını (tembel ve yeteneksiz değilse) değerlendirmeyi bilmiştir.

Bugünün devlet ve siyaset adamlarının devleti bilgiyle,beceriyle ve dürüstlükle yönetmek gerektiğini artık bellemeleri gerekir. Kendileri beceriksiz ve tembel olsalar bile, bilgili, becerikli, üretken ve dürüst bireylerden oluşan kadroları yaratmak zorundadırlar.

O' nun ilke ve kurallardan ödün vermeyen, ulusal istenci tüm davranışlarında titizlikle koruyan kişiliği, bugünün si-yaset ve devlet adamlarına, örnek olabilseydi, yasa gücünde kararnamelerle,TBMM' ni devre dışı bırakmayı göze alamazlardı. Millet Meclisinin yetkilerini üstlenmeye giri-şemezlerdi. Çağın değişen koşulları neleri kapsamına almış olursa olsun, ulusal istencin yerine kendi kararlarını egemen kılmaya çalışan bir iktidara, hoş görüyle bakılamaz. Bugünün siyaset ve devlet adamları, kendi kararlarını hukuk sanmaya alıştıkları içindir ki, ilk kez Çankaya'da ki hukuka kafaları çarpmış ve şaşkınlığa uğramışlardır. Onların dü-şünce ve kararlarına hukukun uyması değil,onların düşünce ve kararlarının hukuka uygun olması koşuluyla son 25 yıl içinde ilk kez karşılaştılar. Oysa, Mustafa Kemal'in Cumhu-riyetine ve onun görev yaptığı Çankaya'ya saygıları olsaydı, ne 5+5 çözümünü ileri sürerler ve ne de yasa gücünde kararnamelerle, ulusal istenci aşmaya çalışırlardı. Ve eğer Mustafa Kemalin parlamentosu var olabilseydi, parlamen-tonun devre dışı bırakmasına ilk tepki TBMM'inden gelirdi. Kendi istencini göz ardı etmeye kalkışan hükümete tepki TBMM'nin çatısı altında yankılanmalıydı.

TBMM' nin 24.12.1337 (1921) günlü 133. Birleşiminin gizli celsesinde Mustafa Kemal Atatürk'ünşehzade Abdul mecid Efendinin kendisine yazdığı mektuba ilişkin konuşmasını, bugün, tüm Cumhuriyet karşıtlarının ve Osmanlının devamı olduğumuzu sanan bilinçsizlerin okumaları gerekir. O konuşmasında Mustafa Kemal şunları söyler:

Arkadaşlar, şehzade Abdulmecid Efendi Hazretleri bun-dan evvel de bir iki mektup göndermiştir. Fakat bu me-ktuplar doğrudan doğruya bendenizin şahsıma ait idi ve muhreviyatı (içeriği) sarih ve kati (açık ve kesin) olmaktan ziyade, meçhul sigalar ile mali ( belirsiz fiil çekileriyle dolu) idi. Ben kendisine bilvasıta (dolaylı) gönderdiğim haberde, benim şahsımın hiç bir ehemmiyeti yoktur ve benim şahsımla münasebet (ilişki) hiç-bir fayda vermez. Zatı necabetpenahileri, milletimizin mümessili olan Meclisi tanımalısınız ve ancak Meclisle alakadar olmalısınız, dedim. Bugün gelmiş olan mektup doğrudan Büyük Millet Meclisi Riyasetinedir ve muhteviyatında da mesmu alileri ( bilgileriniz olduğu) üzere " Meclisimiz Meclisi Kebiri Milli" (Büyük Ulusal Meclis) tabiri (deyimi) kullanılmak üzere ifade olunmuştur. (Alkışlar) Buna karşı yapılacak muameleyi (işlemi) celsei hafiyede (gizli celsede) görüşmek muvafık (uygun) olur.

Mustafa Kemal'in Vahideddin'den sonra Meclis tarafından "padişah" olarak atanacak olan Şehzade Abdulmecid'in TBMM' ne yazmasını önermesi ve Meclisin yanında ken-disinin önemsiz bir kişi olduğunu belirtmesi, ulusal istence bağlılığının ve saygısının göstergesidir. Bugün yasa gücünde kararname ile Meclisi devre dışında bırakmayı amaçlayan siyaset adamları O' nun bu davranışını örnek almalıdırlar. Mustafa Kemal'in bu konuşmasından sonra ilk sözü Muş mebusu İlyas Sami Efendi alır ve şehzadelerin Millet Meclisi içine alınmasını önerir. Onun bu sakat mantığına Trabzon mebusu Hüsrev Bey yanıt verecektir:

Bu vesika (şehzade Abdulmecidin mektubunu kasıtlıyor) hakikaten pek tarihi ve pek mübeccel (değerli) bir vesikadır. Yalnız İlyas Sami Efendi,kendisinin (onun) He-yeti Millimiz arasına gelmesini tasvip (uygun) buyurdular. Bu tatbikatta, pek muzır ve pek fena bir şeydir ve gayri mümkündür.

Besim Atalay da kürsüye gelecek ve şunları söyleyecektir:

Abdulhamid zamanında millet veliahdlardan ümit bek-lerdi. Ondan sonra ondan memnun olmaz, ikinci bir veliahddan ümit ederdi. O geçer, ondan da memnun olmaz üçüncü bir veliahda bel bağlardı. Millet yaşamak yollarını, istiklalini şahıslarda değil, kendi azim ve iradesinde aramalıdır...

Bir mebus-Allaha itimadın lazım.

Besim Atalay Bey(devamla)- Ben de hoca idim hoca efendi. Allaha itimadın lazım olduğunu ben de senin kadar bilirim. Hüsnü zanla memursun, ( iyi niyetle görevlisin) hoca olmak itibariyle

Bu suretle bu millet, daima kendi reha ve salahını (kurtuluş ve iyiliğini),kendi saadetini veliahdlardan beklemiştir. Sultan Selim salis ( III.Selim) istisna edilirse, hatta Fatih de dahil hiç birisi ciddi surette memleketi düşünmemiş. Onlar memleketi çiftlik olarak görmüştür. (gürültüler) (devam, devam sedaları). Son hadis olan vekai (ortaya çıkan olaylar) üzerine millet hakimiyeti eline aldı. Kan döktü, döküyor ve dökecektir...

Veliahd Abdulmecid'in mektubu uzun konuşmalara ve karşılıklı söyleşilere neden olur ve bir bakıma TBMM'nin ikilemli yapısı ortaya çıkar. Mustafa Kemal ve arkadaşları gibi düşünen , ulusal iradenin egemenliğini özümseyenler ve ona karşı olanlar. Fakat azınlıktadır saltanatı korumaya çalışanlar. Mustafa Kemal kürsüye çıkacaktır elbet. Konuşmaları serin kanlılıkla izlemektedir. O gün gerçekten olaylara serin kanlılıkla ve gerçekçilikten ayrılmaksızın, ulusal egemenlik kavramından ödün vermeksizin, bir bakıma TBMM' ne, yurttaşlık dersi vermektedir. Şunları söyler:

Bu mektup okunduktan sonra yapılacak muameleyi meydana çıkarmak ve tespit etmek, faideli ve zararlı olan cihetlerini bariz (açık) bir surette ifade etmek ve kar-şılaştırmak, lazımdır. Bendenizce bu mektubu nazarı dikkate almak ve buna layıkı gibi makul ve münasip (uygun) cevap vermekte hem faide vardır, hem de ma-zarrat vardır. Mazarratı nedir? Malumu alinizdir ki, heyeti celileniz ve bütün millet, maruz kaldığı (uğradığı) fenalığı bertaraf etmek için çarpıştığı zaman, Padişah ve bütün etrafında bulunanlar, bu milleti bu istikametinden inhiraf ettirmek ( doğrultusundan saptırmak) için, tevhidi mesai etmişler (birlikte çaba harcamışlar) ve millet içine bin türlü fesat tohumları saçarak onları kıyam ettirmişler, onlara ihtilaller yaptırmışlar ve Meclisi Ali-nizin bu isyan ve ihtilaller çıkaranlar hakkında tedabiri zecriye tatbik etmesine ( zorunlu önlemler uygulamasına) ve bilnetice bir çok kanlar dökülmesine meydan vermişlerdir. Fakat iki senelik hadisat ve Mecli-si Alinizin tecellüdü (inadı) artık Millete anlattı ki, Meclisin haiz olduğu kuvvei aliyeden ve iradei aliyeden ( yüce gücü ve istencinden) başka bir kuvvet mevcut de-ğildir..Şimdi bu mektup ve bu mektup vesilesiyle yazılacak cevap, İstanbul'a kuvvet bahşedecek ise, bittabi zararlıdır. Bu noktai nazardan caizdir ki, tamamen istiklali millet kurtulduktan sonra bunlara girişelim. Sırf bu noktai nazardan düşünülecek olursa, hiç nazarı dikkate alm-amak iktiza eder (gerekir). Buna şunu da ilave etmek muvafıkı ihtiyat olur ki, yazmış olduğu mektupta, demin de arz ettiğim gibi; Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni tanıyor ve resen de ona yazıyor; resen de muvaffakıyeti siyasiyesinden bahsediyor ve o arada "Meclisimiz" diyor "Meclisi millimiz" diyor. Halbuki makamı hilafet ve saltanatta oturan zat, henüz bunu kabul etmemiştir ve bilakis reddetmek istiyor ,tanımamak istiyor; reddetmekle meşguldür. Mektubu yazan zat ta onların içindedir ve onlar bu zata istedikleri fenalığı yapmaya muktedirdir ve cümlenizce malum olduğu üzere kendisini bir zamanlar tahtı tarassuta (gözetim altına) aldılar, evinin içini tahrip ettiler.. Acaba bu mektuptan Padişahın malumatı yok mudur? İngilizlerin malumatı yok mudur? Belki vardır, belki yoktur. Eğer malumatları varsa ne demektir. Onlar da bu tarikle (bu yolla) aynı tarika (yola) tevessül etmek (girişmek) istiyor gibi tefsir olunur. Binaenaleyh onların malumatı varsa, şimdi bu mektup okunduğu zaman, ne yaptınız? Derhal alkışladınız.Eğer celsei aleniyede okunsa idi yine derhal alkışlayacaktınız. Ve bu bila tetkik bütün evladı millete anlatıldığı zaman, onlar da, mümessillerinin (mebuslarının) yaptıklarını yapmaktan başka bir şey yapmayacaklardır. O halde bu mektubu yazmaktan maksat, Meclisimiz üzerine ve millet üzerine bir tesir (etki) yaparak uyutulmak üzere bulunan bir bahsi (konuyu) ihya etmek (canlandırmak ) olabilir.

Efendiler; bendenizce şu suretle istifade olunur. O ne diyorsa onları teyit (doğrulamak).Türkiye Büyük Millet Meclisi diye, Meclisi Millimiz diye,"Meclisi Millimiz" sizin dahi, bizim dahi diyerek. O neden bahsetmiş ise biz de aynı şeylerden bahsederek. Millet dahi hattı hareketimizi öğrenmiş olur ve bu itibarla da bu mektuba cevap vermek faydalıdır.

Her konuda olduğu gibi bu önemli konuda da Mustafa Kemal Meclisi yönlendirmiş,matematiksel mantığıyla karar alınmasını her zaman olduğu gibi kolaylaştırmıştı. O sırada iki de önerge verilmiş ve gelen mektuba yanıt verilmemesi oylanarak kabul edilmişti.

Sakarya Meydan Savaşına ilişkin görkemli utkunun sonucunda İstanbul'da saltanatın olası varisi de ulusal istenci kabul ettiğini belirten yazı yazmaya gereksinim duymuştu.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail