Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 37 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI SAVINA KARŞI :OSMANLI DEĞİLİZ

Ali Nejat Ölçen

Genç Türkiye Cumhuriyetinin karşısında Batı dünyasının ikircikli davrandığına ilişkin örnekler son yıllarda kendisini daha çok belli etmeye başlamıştır. Bir bakıma Türkiye'nin kendi kendisiyle uğraşması, didişmesi, ekonomik gelişmesinin duraksaması, Batı dünyasının uzun erimli stratejinin uygulama yöntemleri arasında yerini almaya başlamıştır. Belki ilk zamanlar bu bir kuşku olasılığı biçiminde yorumlanabilirdi, fakat, bugün artık tüm göstergeleriyle ortaya çıkmıştır. O yüzden burada biz, şunu açıkça ileri sürüyoruz ki,ülkede biri birini izleyerek ortaya çıkan ve bir çatışma noktasına kadar geliştirilen olaylar, dış merkezlidir, senaryosu dışarıda yazılmakta ve aktörleri içerde görevlen-dirilmektedir.

Bu gerçeği kabul etmeksizin ülkemizdeki bunalımlara çözüm bulunacağını sanmak, yanlış olur ancak gaflet ya da dalaletle nitelenebilir. Sağ-sol çatışmasının yerini PKK'nın terör ve şiddet eylemlerinin alması, sadece siyasal ikti-darların yanılgılarının sonucu değil, aslında, dışarda planlanan stratejinin içerdeki uygulanış biçimidir. PKKterörü sona erdiği zaman, bir sözde ermeni soy kırım olayının ortaya atılacağı belliydi. ASALA'nın yerini PKK'nın alması gibi.

Burada bir kez daha vurgulamakta yarar görüyoruz ki,bugün ABD'de yeniden gündeme getirilen sözde ermeni soy-kırımında Türkiye kendisini savunma durumunda bıra-kılmıştır ve bu bile Batı'nın ve ona egemen olan ABD'nin ortaklaşa düzenlediği senaryonun sadece bir bölümüdür. Görevimiz Tehlike adlı TV de oynanan dizi gibi. Türkiye'yi içten ve dıştan kuşatarak ufalamak temel amaçtır dış dünya için. Ve bizler bu oyuna rahatlıkla geçit verebilmekteyiz. Siyaset ve devlet adamlarımızın uzun süredir, Türkiye Cumhuriyeti Devletini Osmanlının devamı gibi göstermesi türündeki bir yanlışlığın önümüze kolayca getirdiği olay-lardan biri de sözde ermeni soykırımıdır.

2.Bizler Osmanlı Değiliz.

Bugüne kadar hiçbir siyaset ve devlet adamı şunu söylemedi:"Biz genç Türkiye Cumhuriyetiyiz. Osmanlı dev-letinde olup bitenler bizi ilgilendirmez. O dönemin hesabını vermek bizim görevimiz olamaz. Osmanlı devletini yadsıyarak ve onun son padişahının siyasal, yönetsel ve dinsel egemenliğine son vererek genç Türkiye Cumhuri-yetini kurduk. Sizlerin arasında bulunan saldırgan devlet-lerin verdiği silah ve cephaneyle ayaklanan, kargaşalık çıkaran çeteleri yenilgiye uğratarak, ortadan kaldırarak bu Cumhuriyeti kurduk. Kimseye verecek hesabımız kalma-mıştır ve hiç kimse bize hesap soracak cesareti kendisinde bulamaz". Bunları söyleyecek siyaset ve devlet adamlarına bugün her zamankinden daha fazla gereksinim var.

1915 yılında ülkede bir ermeni ayaklanması olmuş ve Erzurumu işgale yeltenmişlerdi .O tarihte 1911 İç İşleri Bakanı ise bir ermeniydi. Henüz Cumhuriyet açıklanmadan ve ülkenin dört bir yanı emperyalist devletlerle işgal edildiği zaman da Ermeni Hükümeti doğuda saldırıya geçmiş ve Mustafa Kemal'in düzenli ordusuyla yenilgiye uğratılmıştır. Osmanlıdan tümüyle bağımsız, onunla hiçbir organik bağı kalmamış Cumhuriyetimizin, tarihe gömülmüş bir impara-torluğun mirasına sahip olamayacağı tüm dünyaya açık-lanmalıdır.

Bugün bizimle barış içinde yaşamak isteyen tüm devletler, Osmanlı dönemine ilişkin konuları yeniden gündeme geti-riyorsa, Türkiye'nin de masaya koyacağı pek çok konu vardır.

3.TBMM'NİN GİZLİ CELSESİNDE ERMENİ SORUNU.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 20.12.1336 (1920) günlü gizli celsesinde zamanın Hariciye Vekili (Dış İşleri Bakanı) Dr.Ahmet Muhtar Beyin açıklamasını burada tarihsel belge olarak ilgililere ve bizim yakın tarihimizi bilmeyen siyaset ve devlet adamlarımıza anımsatmak istiyoruz.

Bugün ortaya atılan sözde ermeni soykırım savının Ana-dolu'yu parçalama stratejisinin giriş bölümünü oluşturduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu gerçeğin ışığı altında oynanmak istenen oyun daha kolay anlaşılır. O gizli celsede Dış İşleri Bakanı Dr. Ahmet Muhtar Bey çok önemli açıklamada bulunur.

"Muhterem Efendiler" der ve devam eder: Ermenistan üzerine icra edilen harekatı taarruziye neticesine, teklif etmiş olduğumuz mütarekenin (ateş kes andlaşmasnının) şeraiti (koşulları) Ermeni hükümeti tarafından red-dedildiği zamana kadar cereyan eden vukuat ve hadisat (olanlar ve olaylar) hakkında Heyeti Celilenize iki defa arzı malumat etmiştim. Hatırı alinizdedir ki on birde (ayın 11' ini kasıtlıyor) Ermenistan'ın mütareke şeraitini (koşullarını) reddettiğini söylemesi üzerine, on üç ve on dörtte muharebe (savaş) devam etmiş ve o sırada Ermenistan hükümetinin bütün cihana feryadı üz-erine,yeniden mütareke için müracaat edilmiş, zaten ondan evvel tayin edilmiş olan heyeti murahhasımıza ilk Kars muzafferiyetimiz üzerine yapılan sulh teklifi (barış önerisi) muhteviyetı (içeriği) heyeti alinize arz edilmişti. O zaman arzetmiştik ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin gayesi (amacı), ermeni milletini ortadan kaldırmak değildir.

Dış İşleri Bakanı Dr. Mazhar Muhtar Beyin bu sözlerinin altını çizmemiz gerekir,sözde ermeni soykırım savına karşı verilecek en tutarlı yanıttır. Konuşmasını şöyle sürdürür:

Hükümetin maksadı, bunların mütemadi (sürekli) taarruzunu (saldırılarını) mümkün mertebe uzun müddet için durdurmak ve Şarktaki hudutları temin etmektir (sağlamaktır)...Hudut meselesinde katiyen pazarlık cihetine gidilmedi. Bize ait olan mesele, hal oldu ( sorun çözüldü ) ve ermeniler, bu arzularımızı (isteklerimizi) - kabul ettiler.

O konuşmasında, Dr. Mazhar Muhtar Bey, o sırada Sov-yetlerin Kızıl Ordusunun da Ermenistana karşı saldırıya geçeceklerine ilişkin bilgi edindiğini de sözlerine ekler Trabzon mebusu Hüsrev Beyin konuyla ilgili sorusuna Dış İşleri Bakanı şu yanıtı vermektedir:

.. maksatlarının Ermenistanı ve hatta ermenileri, Kızıl ordu ile bolşevik etmek hatta mümkünse Erivan'a Kızıl ordularını göndermek...Zannederim bu orduların sevki, bu maksada matuf olacağı gibi,diğer taraftan, İngilizlere alet olan Taşnak hükümetini külliyen düşürüp,ortadan kaldırmak maksadını da istihdaf etmiş (amaç edinmiş) olabilir.

Konuşmasının burasında konuyu Sevr andlaşmasına getirir ve şunları söyler:.

Galip olduğumuz halde teklif ettiğimiz şerait gayet hafiftir. Fakat bizi fevkalade rencide eden ve hatta hakkı hayatımızı (yaşama hakkımızı) mahv eden Sevr muahedesi vardır. Ankara Hükümeti Milliyesine teveccüh eden vezaiften (Ankara Ulusal Hükümetine düşen görevlerden biri de) her ne surette olursa olsun, bu Sevr muahedesine balta vurmaktır. Onun için demiştik ki, ilk fırsatta Sevr ahidnamesini külliyen (bütünüyle) reddettiklerine dair (ilişkin) bir beyanname alalım ve bu mealde de bir beyanname yapılacak sulh muahedanamesine dercedil-sin. Kemali memnuniyetle arz ederim , bu beyannname istihsal edilmiştir. İstihsal olunduğuna göre sulhnamede bu beyanname bulunacaktır.

O barış anlaşmasında, yenilgiye uğramış olmasına rağmen, Ermeni hükümeti, Karadenizde Batum'dan Rize'ye kadar sahil şeridinde mahreç (çıkış kapısı) verilmesini,Bitlis,Van ve Muş'ta arazi edinmeyi ileri sürüyordu.. Dış İşleri Bakanı bu isteğin ne denli mantıksız olduğunu belirtmek amacıyla o konuşmasında bu illerde ve kıyı şeridinde ermenlerin bulunmadığını vurgular.

Farzı muhal (söz gelimi) biz bazı makasıdı resmiyeye binaen (resmi amaçlarımız gereği ) bu araziyi terke razı olsak bile, buradaki ahali katiyen (kesinlikle ) buna razı olmayacaktır. Binaenaleyh, şeraiti sulhiyede (barış koşullarında) teklif edilmiş olan gayri kabil ( kabul edilemez) olması hususunda Kazım (Karabekir) Paşa Hazretlerinin bize vaki ricası üzerine, bizim tarafımızdan da kabul edilmemesi lüzumu yazılmış ve bugün okunan telgraf muhteviyatından (içeriğinden) anlaşıldığı üzere bu müddeiyyatı (savları) da bertaraf etmişler ve teklif ettiğimiz hududu kabul etmişlerdir. Şayanı hayrettir ki mağlup oldukları halde ermeniler böyle bir teklif yapmışlardır.

Hacı Ahmet Efendi (Muş)-Arsız millet.

Cumhuriyet açıklanmadan ve kurtuluş savaşı dört bir cephede sürerken Ermeni hükümetinin toprak isteği yenil-miş olmalarına karşın gündeme getirilmiş fakat geri çevrilmiş ve isteklerinden dönerek, barış anlaşmasını imza etmişlerdi. Şimdi 80 yıl sonra sözde soykırım savıyla yeni-den toprak isteklerine alt yapı oluşturmanın hevesine kapıldıkları görülüyor.

Bugün,o gizli celsede,İzmit mebusu Dış İşleri Bakanı Dr.Ahmet Muhtar, İzmir mebusu Sırrı Bey gibi tarih bilin-cine sahip yurtsever kişilere gereksinim kendisini daha fazla duyurmaktadır. Türkiye kimseden çekinmeden olayın üzerine yürümelidir. İzmir mebusu Sırrı Beyin konuşmasını bugün Dış İşleri Bakanı İsmail Cem,elindeki fotoğraf maki-nesini bir yana koyup okumalıdır. Sırrı Beyin o gizli celsede söylediğini kendisine örnek alarak.. 20.12.1336 (1920) gün-lü gizli celseki konuşmalardan tüm devlet ve siyaset adam-larımız ders almalıdır.

İzmir mebusu Sırrı Bey şunları sormuştu :.

Aldığım malumata ( bilgiye) göre Cemiyeti Akvam (Birleşmiş Milletler) Ermeniler meselesi için bize müracaat edecekler. Böyle bir müracaat vukuunda,siz neci oluyorsunuz ? Aramızda müzakere ettik ve tarafeyn mena-fiine muvafık olarak ( tarafların yararına uygun olarak) hallettik diyebilir miyiz? Böyle bir müracaatın vukuu Hariciye Vekaletince sureti katiyede tahakkuk ettiği vakit ne yapacaksınız?

Dr. Ahmet Muhtar B. (devamla)- Memleketin mena-fiine hangi şekil muvafık olursa ,tetkik edilir. Şimdilik söyleyecek bir şey yoktur.

4.Bir Anı: Bizler Osmanlı Değiliz.

Bu satırları yazan kişi, A.N.Ölçen 1962'de küçük ve şirin 300 bin nüfuslu Kiel kentinde Weltwirtscahtliches İnsti-tüt'de araştırmasını sürdürüken aynı zamanda Porf.Baade ve Prof Schneider'in de derslerini izliyor ve ünivesitenin Al-manca dili bölümüne de devam ediyordu. Sömestre sonunda, çoğu yabancılardan oluşan öğrencilerin kendi ülkelerini Almanca olarak anlatmasına karar verdi Filoloji Profesörü. Genç bir adamdı. Uzun boylu,sarışın ve ip ince. İlk konuşan Ürdünlü bir öğrenci oldu. Ülkesinin doğal güzelliklerini övdükten sonra Osmanlı döneminde uğradıkları haksızlıkları, gördükler zulmü anlatmaya başladı. Öteki öğrenciler, Ali Nejat Ölçen'in nasıl tepki göstereceğini merak ediyor ve ona bakıyorlardı. Ürdünlü öğrenci yakınıyordu:

400 yıl Osmanlı egemenliğinde yaşamak zorunda olmasaydık, bugün daha fazla gelişmiş olurduk. Geri kalmamızın sorumlusu Osmanlı devletidir. Osmanlının egemenliği altında Ürdün halkı olarak,kendi doğal ka-ynaklarımızı işlemekten yoksun kaldık vs.vs..

Ne yanıt vereceğimi merak ediyordu öğrenciler. Nasıl tepki gösterecektim. Konuşma sırası gelince her halde gereken yanıtı verirdim. Öğretmen belki de herkesten daha fazla merak ediyor olmalı ki, ilk sözü bana verdi .

Söylediklerinin tümüne katılıyorum. dedim. Osmanlı devleti yalnız Ürdünün değil, Anadolu'nun da geri kalmasına neden olmuştur. Ekonomi dışında ,işgalci bir devletti Osmanlı İmparatorluğu. Ama öğrenci arkadaşıma bir sorum var. Bizler ülkemizi işgal eden devletlere iki yıl dayanamadık özgürlüksüz yaşamaya razı olmadık ve onları ülkemizden kovduk. Ürdünlüler 400 yıl tutsak olarak özgürlükten yoksun, yaşamaya nasıl razı oldular,boyun eğdiler? Kendisine sadece bunu soruyorum.

Ürdünlü öğrenci verecek yanıt bulamamıştı, gidip yerine oturdu. Yanıt verecek sözü kalmamıştı.

Özetle:

ABD' deki ermeni soy kırımı savı, uzun erimli bir planın giriş bölümüdür. Türkiye'nin doğusunda ABD'nin denetimi ve güdümünde bir tampon bölge oluşturmak bunu kürt ya da ermeni soyundan gelen topluluğa teslim etmek. Tampon bölgede oluşacak yapay bir devlet, Türkiye'nin etkinliğini ve bölgede giderek belirecek olan üstünlüğünü gerilere itecek-tir. Huzur içinde gelişmesini sürdüren bir Türkiye, onları her zaman rahatsız eder..

Siyaset adamlarımızın, Osmanlının mirasına sahip çıkmak ve Osmanlının devamı olduğumuzu ileri sürmek türündeki yanlışlıkları,her zaman karşımıza bu ve buna benzer sorun-ları çıkaracaktır. O Osmanlı devleti ki,son padişahıyla ülkenin parçalanmasını öngören Sevr andlaşmasına imzasını komuş ve o ihanet belgesini Mustafa Kemal'in öncülüğünde Anadolu insanı yırtıp kendi devletini kurmuştur. Şimdi genç Cumhuriyetimizin karşısına çıkan ve ülkenin bölünmesini amaçlayan taleplerin tümü Osmanlı devletinin yanlışlıklarının ürünüdür. O tarih bizim tarihimiz fakat o devlet bizim devletimiz değil.

O devletin yanlışlıklarının sorumlusu bizler değiliz. Tıpkı kızılderilerin soy kırımının sorumlusu Climton olmadığı gibi.Etopya'da soykırım uygularan Missolini'nin vahşetinden bugünkü İtalya'nım sorumlu olmayacağı gibi. Cezayirde ki vahşetin hesabını bugünkü Fransa'ya sormayacağımız gibi. Yahudileri yok eden Hitler'in cinayetlerinin hesabını bugünkü Almanya'ya yükleyemeyeceğimiz gibi.

Sözde ermeni soykırımı,Türkiye'den toprak istemenin üstü örtülü biçimidir. Bugün gündemden düşmüşse yarın ye-niden gündeme girecektir. Bu sözde ermeni soykırımı savını çürütmek bizim için kolay fakat acaba sav gerçekten çürümüş olur mu? Hayır. 1920' de Mustafa Kemal'in yenilgiye uğrattığı Ermeni Taşnak Hükümeti, barış şözleşmesinde yine toprak talebini ortaya atmış fakat sonunda Sevr andlaşmasının yırtılmasına boyun eğdiğini beyan etmişti. Aradan 80 yıl geçti soykırım savının gerisinde aynı talebin iğrenç yüzü sırıtmaktadır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail