Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 37 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


AB'NİN DOĞUYA UZANMASI

Çeviri: Dr.Hüseyin Pekin
Kaynak:
1.Tages Anzeiger, 22.8.200;Von Peter Ludlow
2.Die Neue Gesellschaft,Juny 2000,Jochen

Thieskurucu ülkeleri,topluluğun Doğuya doğru genişlemesini uzun erimli programa almış olsalar bile daha şimdiden bunun ne getirip ne götüreceğini düşünmeye başlamışlardır. Doğu'ya doğru genişleme sürecinde,aday ülkeler arasına alınan Türkiye, acaba tam adaylığa hazır bir ülke olarak kabul edilecek mi, ya da bugüne kadar savsaklama politikasıyla ortaya her seferinde bahaneler mi konacak. Türkiye kendi gücünü göz ardı ederek, her zaman olduğu gibi Avrupa fotoğrafı içinde yer almak türünde gereksiz ve geçersiz hatta yararsız bir hevesin peşinde koşarsa, AB' nin kurucu üyelerinin yaratacağı bahaneler tükenmek bilmeyecektir. AB' ye girmek ya da girmemek, Türkiye'nin dış politikasında önemsiz bir yere yerleş-medikçe, Batı'nın nazlanmasının ve bahane üretkenliğinin önü alınamaz. Türkiye AB siz de var olabilir ,olacaktır fakat AB, Türkiye'siz bir kandı kopmuş kuşa benzer. Bunu onlara diplomatik bir dille anlatmanın ya da anlatma yerine geçen tavrın sergilenmesi zamanı gelmiştir. Dr. Pekin'in iki çevi-risini okuyucularımızın bilgilerine sunuyoruz. AB üyesi olmadan önce AB' nin kılcılığını özümsemeli ve düş peşinde koşmaktan vazgeçmeliyiz

AB'NİN GENİŞLEMESİ BİR GEREKSİNİMDİR; LÜKS DEĞİL

Peter Ludlow

Avrupa Birliği, şimdi 15 olan üye sayısının en azından 33'e çıkmasıyla genişleme sürecinin başlarında bulunmaktadır. 12 üyesiyle oluşan Birlik,Türkiye'yi aday üye olarak tanımış ve Arnavutluk,Bosna,Hırvatistan, Makedonya ve Yugoslavya, AB zirvesinde potansiyel üye olarak açıklanmıştır.

Çekirdek Avrupa gerçekçi değildir.

Böylesi kapsamlı genişlemeye her ne kadar Jaques Delors ve öteki politikacılar karşı iseler de, AB'nin Doğuya ve Gü-neydoğuya doğru genişlemesi lüks değil, gerekliliktir. Ve bir kı-sım ülkelere ikinci sınıf üye gözüyle bakılması ger-çek dışılığın ta kendisidir. Ahlaka ve hatta AB hukukuna da aykırıdır .Kimi ülkeler, örneğin, Danimarka ve İngiltere, dar üyelikten yana. Ne var ki, üyelik yükümlülüklerini yerine getiren bir ülkeye, AB doğası gereği, kapılarını kapatamaz.

Üç Ana Olasılık.

Bu bağlamda AB için üç ana olasılık görünüyor: Birincisi:Var olan statünün devam etmesi, yerine başka bir şeyin konulmaması. Çifte meşruiyet (yani devlet ve birey düzeyinde meşruiyet) ikincisi: Genişlemenin getireceği çok yönlü sorunlar. Örneğin, AB bütçesi, 2006 yılına kadar kon-solide edilmiştir. Buna karşın,AB' nin bu yılın Aralık ayında belirlenecek olan reform sözleşmesi, gösterişli şemalar içer-mese bile, şimdikinden daha iyi olacaktır.

Üçüncüsü: AB' nin yurttaşlardan ve tüm dünyadan gelecek şiddetli baskılarla karşılaşması. Bu baskılar, AB'yi yeni bir Anayasa açıklamaya zorlayacaktır. Aslında AB, bir çok çözülmedik sorunlarla karşı karşıyadır. O baskılar,AB' nin genişlemesi için önkoşul oluşturmaz. Önümüzdeki dört ila sekiz yıl içinde yeni bir AB Anayasası istenirse, buna şaşmak gerekir.

Altı Sorun alanı.

AB' nin genişlemesi aşağıdaki yapısal sorunları da beraberinde getirecektir.

1-Hükümet biçimi.
2-Uygulama
3-Bütçe
4-Esneklik
5-Demokrasi-Meşruluk
6-Dış sınırlar.

Teknik ayrıntıya girmeksizin, ötekilerini bir yana bıra-kıp,sadece "demokrasi-meşruluk" bağıntısı üzerinde durma-nın yararlı olacağını sanıyoruz. Şöyle ki, AB, halen tam olgunluğa erişmiş değildir. Bir takım güçlükleri,eksiklikleri vardır. Genişleme ile birlikte, bu sorunlar daha da sertle-şecek. Yurtıaşlarla temsilcileri arasındaki mesafe daha da artacak, saydamlık daha da bozulacaktır. Örneğin Türki-ye'nin üye olmasıyla AB' nin nüfusu 600 milyona, AB milletvekili sayısı da 700'e çıkmış olacaktır. AB' nin güncel politik işlere girmesi de kaçınılmazdır. Bu hükümet yapısıyla, insanlardan uzak kalmaya mahkumdur. O durum-da, AB' deki demokrasi eksikliğini gidermek için, başka mekanizmalar aranacak ve büyük olasılıkla, ulusal parla-mentoların ağırlığı arttırılacaktır. Yurttaşlar ve merkezsel kurumlar arasındaki boşluğun giderilmesi için yeni bir Ana-yasa gereksinimi doğacaktır.

(Avrupa Politik Araştırmalar Merkezi kurucu üyesi ve direktörü olan Peter Ludlow, AB' ye aday üyelerin kendi içlerindeki önemli engelleri sıralamaktadır. Örneğin, Eston-ya'da enflasyon ve Rus azınlığın haklarını, Romanya ve Bul-garistan'da Rus yapımı nükleer santrallarının güvenliğini önemli engeller arasında sayarken Türkiye'nin de AB' ye girmesinde, "İnsan hakları" ve "Kıbrıs sorunu" önemli iki engel olarak belirtmektedir.

Türkiye belli bir süre içinde İnsan hakları konusundaki sorunlarını çözüme ulaştırabilir fakat Kıbrıs'ta çözüm olarak ne tür ödün vermesi gerektiği ise henüz belirsizdir ya da belirmiş olsa bile o çözümün kabul edilebilmesi olanaksız gibidir. Peter Ludlow, AB'nin Doğu'ya doğru genişle-mesinden yana,fakat o genişlemenin yeni sorunları bera-berinde taşıyacağını da belirtmekten geri kalmamakta.

AB' nin Doğuya doğru genişlemesine ilişkin ikinci makalede Jochen Thies de AB'nin doğuya uzanmasını savunur ve fa-kat o da genişlemekle birlikte ortaya çıkan sorunlara değinmekten kendini alamaz. Bir bakıma, AB Türkiye'ye nasıl bakıyor buna karşın AB içindekiler AB' yi nasıl görü-yor biçiminde bir soruya bu iki makale yanıt vermektedir. (a..n.ö)

AVRUPA BİRLİĞİNİN DOĞUYA GENİŞLEMESİ.

Jochen Thies

AB içinde Doğuya genişlemesi asla unutulmuş değildir. Birliği oluşturan ilk altı ülke,40 yıldan bu yana topluluğun derinleşmesi ve genişlemesi için sürekli çaba harcamıştır. Bununla birlikte, Doğuya doğru genişleme, devletler üstü bir tasarımın tüm şanslarını ve rizikolarını içinde taşıyan bir projedir.

Kuşkusuz AB' nin Doğuya doğru genişlemesi, Doğu Av-rupa' da ki 1989'da ortaya çıkan devrimle yakından ilgilidir. Almanya'nın birliğini de zaten o getirdi. Doğu Avrupa'da ki Sovyet egemenliğini sone erdiren odur. Sovyetler Birli-ğinin dağılmasına neden olan da. Burada AB politikasında, Almanya' nın (sadece kendi ülkesinin Doğu Almanya ile değil, tersine, tüm Doğu Avrupa' yı AB' nin parçası yapmak ve bu suretle sürükleyici güç düzeyine ulaştırmakla ilgili olarak) mantığının ve gerekliliğinin saklı olduğu anla-şılıyor. Burada doğal olarak, Polonya'nın Birliğe katılması ile 200 yılda Avrupa politikasına damgasını vuran iki sorunun çözümü belirginleşmektedir: Büyük, yarı hegemon Almanya'nın Batı Avrupa devletler dünyasına bağlanması , Doğu ile Batı arasında dağınık bir durumda kalmasını önlemek ve ötekisi de, Batı'ya bağlı bir Polanya'nın varlık güvencesini sağlamak. Tüm öteki ayrıntıdır, Doğuya geniş-lemenin garnitürüdür.

Tarihsel gerçeklere, son 10 yıl içindeki kimi gelişmelerin mantığına kuşkusuz, Berlin duvarının sürpriz oluşturan yıkılışının yanı sıra, konuların sırasını ve önceliklerini yok etmesi de dahildir. Avrupa'nın hemen hemen tüm başkanlık bürolarında, Batı Avrupalıların politik sonuçlarının Alman-ya'nın birleşmesinden daha önce gerçekleşeceği varsayı-mına dayanıyordu. 1980' li yıllarda sıkı sıkıya korunan sınırlar,böylece daha az önem taşır oldu...

AB'nin Doğuya genişlemesi tartışmasında son yıllarda,şimdiye kadar ki hesapları ve görüşleri alt üst eden bir başka sorun ortaya çıktı: Kosova savaşı. Bu bölge, yani Balkanlar ve tüm Güney Doğu Avrupa, 1989-90 sonrasında, topluluk için fazla bir önem taşımıyordu. Ne var ki, stratejik yönden AB' nin Doğuya genişlemesi, daha bir konuya yaklaşılmasını zorunlu kılmıştır. Çünkü, zengin Batı Avrupa, Slovenya'nın güneyinden başlayan ve Yunanistan'a kadar uzanan büyük bölgedeki politik ve ekonomik istikrarsızlığa katlanamaz. Ortaya çıkan yeni durum sonu-cunda, Türkiye'nin AB' ye girmesi konusunda, Nato ortağı-nın rolünün yan tutmadan değerlendirilmesi gerekmektedir. AB şimdilik, sadece 6 ülke ile gelecek yıl, somut giriş sürelerini görüşmeye açacak: Polonya, Çekistan, Macaristan, Slovenya, Estonya ve Kıbrıs.

Yeni politik gelişmeler nedeniyle bunlara Letonya, Litvan-ya, Slovakya ve belki de Hırvatistan eklenecek. Malta için, yapılacak görüşme sonrasında Romanya ve Bulgaritan da görüşmelerde konu olacak. Topluluğun coğrafi dengesini korumak ve onu "kuzeyli" yapmamak için.

AB, Mart 1999'da Berlin'de 2000 yılı için, reform paketini gündeme aldığında bu gelişmeyi hesaba katmamıştı...1995' de Avusturya, İsveç ve Finlandiya' nın Birliğe katılımıyla, AB' nin ağırlık merkezi güneye kaydı ve Almanya'nın egemenlik oluşturması kuşkusu giderilmiş oldu. Öyleyse, tüm ortaklar tarafından üstlenilmiş bir operasyon, Doğuya doğru genişlemeyi başarılı kılabilir.

Polonya'nın AB üyeliği,sosyal ve Ekonomik Açıdan Tartışılabilir mi?

AB' nin Doğuya genişlemesi, Polonya'nın Birliğe girmesiyle 2003 yılında başlayacak. Ne var ki, Polonya'nın en önemli avukatı Almanya' da bile, nüfusu fazla olan ülkelerin Birliğe alınmasıyla ortaya çıkacak sosyal ve ekonomik sorunların taşınamayacağı konusundaki kuşkular artmakta, öncelikle tarım alanında ve sermaye dolaşımında, çevre-cilikte, ve hatta istihdam piyasasında kuşkular söz konusu olmakta.

Yapılan planlamaya göre, AB' de birinci sırada üye olması düşünülen 6 ülkenin Birliğe girmesinden sonra, 22 milyar Euro, giriş hazırlığı ve 54 milyar Euro genişlemeye ilişkin giderler karşılığı yardım öngörülmüştü. Bu katkıların yetip yetmeyeceğini şimdi kimse bilmiyor. Polonya, Doğu Avrupa'nın en büyük tarım ülkesinden biridir. Daha şim-diden, topluluğun tarım pazarı AB bütçesinin yarısını yutmakta. Ayrıca, serbest sermaye dolaşımında, AB' ye üye ülkeler, Almanya ve AB' nin tümünün reddettiği "geçiş süresi" isteğinde bulunmaktadırlar. Topluluk da kendi yö-nünden, çevre korumada ve kişilerin serbest dolaşımında süre koşulunu iler sürüyor. Almanya 20 yıl sonrasına serbest dolaşımın ertelenmesini öngörmekte. Polonya, işsiz kalan endüstri ve tarım emekçilerini Batıya göndermenin peşinde.

Almanyanın endişesi gerekçesiz değil. 19 uncu yüzyıl sonunda, endüstrileşme ile bağıntılı olarak, yüz binlerce Polonyalı, Almanya'ya özellikle Ruhr bölgesine göç etmiş-ti. Benzer göç dalgasıyla karşılaşacağından ürküntü duy-makta.

Çevre açısından da sorunlar var. Örneğin, Litvanya, Bul-garistan ve Slovakya'da Rus yapımı nükleer santralların güvence altına alınması gerekiyor. Federal Almanya' da ki uzmanlar, Doğu Avrupa'da AB' nin çevre standartlarına ancak 120 milyar Euro yatırım yapmakla ulaşılacağını hesaplamaktadırlar. Bu arada uzmanlar, topluluğun Doğuya genişlemesinin ne getirip ne götüreceğini de tartışıyorlar.

Doğu Avrupa ile ticaretten kısa erimde, sadece Almanya, Avusturya ve Finlandiya yararlanacak. Bugün, AB adayı ülkelerin dış ticaretlerinin % 40-70' i AB ile ilgili olmasına karşın, AB' nine o ülkelerle dış ticareti sadece % 3 oranın-dadır. Doğuya genişlemenin şansı, orta ve uzun erimde, taşıdığı rizikodan daha büyüktür. ·

(Dr.Pekin'in çevrisinde, AB'nin tümüyle gelişmemiş bir proje olduğu ve Doğu'ya doğru genişlemenin yeni sorunlara neden olacağı ve bunun çözümünün AB' yi oluşturan G 6 ya da G 8 ' lerin ekonomik gücünü aşacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bir bakıma Doğuya doğru genişleme, riziko ile şans unsurunu birlikte taşımaktadır.

Dr.Pekin'in yorumuna göre, Türkiye'nin üyeliği konu-sunda AB' nin açıkça dile getirmediği sorunlar mevcuttur. Dr. Pekin, AB'nin Türkiye'yi dışlayamamasını şu üç noktaya bağlamakta:

1 .Kafkaslardaki ve Orta Asyadaki doğal kaynaklara eri-şmekte destek olabilecek tek ülke Türkiye'dir.

2. Avrupa'da endüstri yatıırmı için toprak kalmamıştır. Orta Asya'nın geniş alanlarından, ucuz emek ücretinden yarar-lanmakta, ve oraladan Avrupa' ya akacak sığınmacıların yolunun kesilmesinde Türkiye köprü görevi üstlenebilir.

3. Türkiye'nin işgücü potansiyeli ve askeri gücü göz ardı edilemez.. AB' nin askeri yönden yapılanmasında bu güçten yararlanılması olanaklıdır.

Buna karşın açıkça söylenmeyen fakat zihinlerde saklı kalan engel aşılıncaya kadar, Türkiye' nin AB' ye girmesi savsaklanacak ve oyalama taktiği uygulanacaktır. Çünkü:

a. Türkiye'nin ekonomik gelişmişliği, AB' ülkelerinden daha gerilerde olduğu için, aradaki dengeyi kurmakta "uyum için parasal katkı"nın çok yüksek düzeyde olması gerçeği. Bunun finansmanına AB' nin razı ya da hazır olması beklenemez.
b. İşgücünün serbest dolaşımıyla, Türkiye'den Avrupa'ya işsiz kitlelerin akımı kuşkusu.
c. Türkiye nüfusu nedeniyle, Avrupa parlamentosun-da,Türkiye'nin siyasal dengeyi bozacak kadar fazla sandalyaya sahip olması .
d. ABD'nin Türkiye aracılığıyla AB' nin ABD karşısında bağımsızlığının zedelenmesi korkusu.

Dr. Pekinin bu yorumunda ne denli haklı olduğu gün geçtikçe ortaya çıkacak. )

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail