Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 37 Geri Tavsiye Et Yazdır


ISMARLAMA DEMOKRASİ

Atila Sarp

1961-69 döneminde, 4 yılda 4 hükümet ve 1971' rejiminin geçerli olduğu 1 yılda 4 hükümet denemesi yapılmıştı. 1961-65 arası istikrarlı hükümet olgusundan söz edilmese bile,1965-69 döneminde, DP'nin devamı olan AP iktidarı istikrar ve kalkınma dönemi olarak niteleniyor (!). Böylelikle, bir yandan Adalet Partisi örgü-tünün ayakta tutulmasına çalışılırken, öte yandan "uluslar arası komünizm" tezgahına gelmiş gençlerin eylemleri ile ülkenin (az kalsın !) komünizmin eline düşeceği savı işleniyordu. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ların İsmet İnönü'nün tüm çabalarına karşın,"Aydınlığa Doğru" yazarı olan AP genel başkanının parlamentodaki çoğunluğuyla, ölüm cezalarının onaylanması bu savın sonucuydu. Kamplaşan gençlerin bir kesimini düşman sayıp,eldeki tüm devlet olanaklarını bu gençlerin üzerine sürmek, onlarca yılı alacak kanlı ayırımcılığı gündeme yerleştirdi Gençler vuruluyor, öldürülüyor, tutuklanıp işkence görüyor, bir kuşak acıma-sızca yok ediliyordu. 27 Mayıs devrimi sürecine inananlar, 62 Anayasasının getirdiği özgürlüklerinden yararlananlar, üç beş terör eylemi bahane edilerek yok edilmekteydi. "Aydınlığa Doğru" yazarının ilk iktidardan çekilişi bu süre içinde oldu. Ne var ki, 12 Mart 1971 muhtırasındaki açık suçlamalar, geri plana itildi. Çünkü, Parlamento dışı baskı grupları ,egemenlik hakkının ortağı değildiler ve ulusal istenci ifade edemez denilerek demokratikleşmeyi, siyasal partiler ve parlamento ile sınırlayan iktidar modeli egemen kılındı.

Kısa süre sonra "Aydınlığa Doğru" yazarının öncülüğünde demokrasi havariliği başlatıldı. Sonuç alındı ve Milliyetci Cephe iktidarları dönemi başladı.

İkinci çekiliş 12 Eylül 1980 le gerçekleşti. Başta siyasal partiler olmak üzere,"ordu" hariç, tüm kurum ve kişiler, güçleri yetersiz yerel yurtseverler ve aydınlar dışında,12 Mart faşizminden ders almaksızın kendilerini yeniden kanlı hesaplaşmanın içinde bulmuş ve 12 Mart müdahalesinin gerekçesi oluşmuştu. Olan beş bine yakın çeşitli düşün-cedeki gençlere ve onların ailelerine oldu. Geride acılar bırakarak canlarını yitirdiler ve yararlanan em-peryalizm oldu. Yönetime el koyan "beşler", 12 Martı hiç yaşa-mamış gibi ülkeyi 12 Eylüle getirenleri, tıpkı 14'ler gibi cezalan-dırsaydı,iyi olurdu. Türkeşi Türkmenistana, Erbakanı Suudi Arabistana, Ecevit'i Norveçe ve Aydınlığa Doğru yazarı Demireli ABD'ye sürgün etselerdi, Türkiye bugünün bunalımını yaşamayabilirdi. Kemik dokularının tahlili ile yaşı büyültülüp gencecik insanlar asılırken, 12 Mart gibi bir olay hiç yaşanmamış gibi, genç insanların, toplum katman-larının biri biriyle çarpışmasından yararlanıp, ülkeyi "kardeş savaşı" na sürükleyenler Zincirbozan'da konuk edildiler. Ve yine, gencecik fidanlar, tutuklandılar,işkence gördüler, ve aynı film yeniden gösterime girdi.

İşsizlikten yakınıp, Aşağı Ayrancı pazarında Erol Kösenin mumlarını satarken Aydın Saraç'a rastladık. Durumun geliştiğini ve Zincirbozan'ın kişiyi değiştirdiğini söyledi. Güniz Sokakta bir halk meclisi kurmuştu bu kez Aydınlığa Doğru yazarı. Meclis çalışmaları sabah sekizde başlıyor akşam sekizde sona eriyordu. Doğru yolu arıyordu meclis. Güniz Sokağa gitmemizi önerdi Aydın Saraç. İki koşul iler sürdük. Antikomünizm savı bırakılmalı ve parlamentoda ölüm cezalarının haksızlık olduğunu açıklamalıydı. Eğer değiştiyse ve demokrasiyi özümsediyse bunu yapmalıydı. Güniz Sokaktan ses gelmedi. Kendisine bir üçüncü siparişte bulunduk. 1965-71 başbakanlık dönemindeki tutum ve davranışını hükümet erkini kullanırken yaptığı yanlışlarına ilişkin öz eleştir yapmalıydı. Bu sipariş te gerçekleşmedi. Çünkü, onun sürekli işlediği sav "Komünizm tehdidi" idi.. "Türkiye'yi huzursuz kılan en önemli tehlike komünizmdir. Adam kaçıran, banka soyan,devlet güçlerine ateş eden, ül-kenin huzurunu bozan bunlar". Bununla yetinmiyor "Türki-ye'nin en önemli sorunu rejime musallat olmuş komünist çetelerini zararsız hale getirmektir,Türkiye'de komünist partisi kurulmasına razı olunamaz" diyor ve tüm politikasını antikomünizm üzerine dayandırıyordu. Bir bakıma, Cumhuriyet devrimlerinin güçlerine yasallık getiren,tam bağım-sızlık ve ulusal egemenlik ilkelerini yasalaştıran 1962 Anayasası,çirkin anti-komünizm edebiyatı ile boy hedefi yapılarak,anayasal özgürlükler çiğneniyordu. MC iktidarının kuruluş amacıydı bu.

Oysa silahla banka soyanların yerini aile fotoğrafındaki kimilerinin bankayı içten soymaları yöntemi gündeme girdi. Türkiye'nin ne demokratikleşmesi, ne devletin yeniden yapılanması, ne jeopolitik durumumuz ve ne de uluslar arası ilişkiler karmaşasında,halkımız ona "baba bizi kurtar" demiyor artık. Çünkü halk onun kimleri nasıl kurtardığını gördü. Artık ona demokrasiyi ısmarlamıyor.

Halkımız ülkenin içine düştüğü bunalımlardan, soygundan, rüşvetden, faili meçhul cinayetlerden, pahalılıktan, işsizlikten, yoksulluktan, devlete sızmış çetelerden kurtulmak istiyor. Bir kurtarıcı arıyor. Arıyor fakat bu kez denediği "baba" sını değil, evlatlarını arıyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail