Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 36 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


CUMHURİYETİ KİME EMANET ETTİ MUSTAFA KEMAL?

Ali Nejat Ölçen

1.Bir Anı.

Türkiye Sorunları kitap dizisini yayımlayan kişi, Öğrencilik yıllarından beri yazlarını yaylada geçirmek gibi bir tutkunun insa-nıdır. Önceleri Niksar ilçesinin 2000metreye yakın yükseklikte Eğricesu yaylasında ve 1967'den sonra da ilçeden 18 km uzaklıkta 1200 metre yükseklikteki Çamiçi yaylasında. Önceleri 7 küçük ev vardı orada. Şimdi yüzlerce. Doğası giderek kirlendi,uygarlıkla birlikte gürültü geldi güzelim Çamiçi yaylasına.

Yıl 1985.Kör Mıstık denilen ve şimdi toprağın altında sonsuz uykusuna dalan kişinin küçük bir kebap ocağı vardı. Daha çok kamyon ve TIR sürücülerinin oturup germeç yedikleri,bandajı kuşatan siyah lastiklere çekiçle vurduktan sonra yayla halkını korna sesiyle selamlayarak yollarına devam eden sürücüler.

O gün bir kalabalık kör Mıstığın kebap ocağında uzun boylu, sırtındaki çantası boyunu aşmış bir genç adamın etrafını çevirmiş onun söylediklerinden hiçbir şey anlamaksızın kafalarını sallıyordu. Kör Mıstık, Ali Nejat Ölçeni görünce ivediyle yanına yaklaştı:

"Ne söylüyor bu adam acaba,sen onun dilinden anlarsın" demişti. Üniversitede öğrenim gören bir öğrenciydi o. Otostop yaparak Türkiye'ye gelmişti ve Akkuş'a gitmek istiyordu. Akkuş 1955 yılında köyken ilçe olmuş ve hala köy olarak kalmıştı ve kıvrıla kıvrıla uzanan yolun iki yanına ayrılmış kasaba gibi bir yerleşim birimiydi ve 25 km.uzaktaydı. Yürüyerek gidemezdi. Yolda koyun köpeklerine yem olurdu. Bunu anlatmaya çalışıyordu Ardıçlı köyünün insanları.

Sırtındaki çanta geriden gencin görünmesini önlüyordu. Sırt çantasına asılı neler yoktu ki. Matara,içinde mikroskop olduğunu söylediği ahsap kutu.öteki yanında çay suyunu ısıtmak için kullandığı gaz tübü,küçük bir kürek,kazma. Akkuş'a gitmek istiyordu ya yürüyerek ya da otostop yöntemiyle. Niçin? Soruyu cebinden bir not defteri çıkararak yanıtladı.

Defterinde bir bitki yaprağının krokisi çiziliydi. Bu bitkinin vatanı Akkuş,diyordu Alman öğrenci.. Bitkiyi bulacak tezimi hazırlayacağım demişti.. İçimizde hiç birimiz vatanı Akkuş olan o bitkinin ne olduğunu bilmiyorduk. Fakat işte karşımızdaki Alman genci,botanik profesörünün verdiği ödevi hazırlamak için,otostopla Çamiçi yaylasına kadar gelmiş ve Akku'şa gidecekti. Onu dinlerken,Ankara'da bir duraktan ötekisine gitmek için dolmuş ya da otobüs bekleyen bizim gençlerimiz gözümün önüne geldi. Hayıflandım.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler böle olmalıdır,diye düşündüm.

2.Biri birini İzleyen ve Yanıt Bekleyen Sorular.

Mustafa Kemal Atatürk,nasıl bir gençlik özlüyordu. Ve neden Cumhuriyeti gençliğe emanet etmişti. 1930 yılında ikinci kez Samsun'a ayak bastığında Türk Ocakları derneğini ziyaret eder ve orada gençlere şunları söyler:

Demokrasinin ne olduğunu halka anlatmak bilhassa sizin vazifenizdir. Halkçılığın ne olduğunu,esaslarını,neden ibaret bulunduğunu,halkçılığın halka ne gibi vazifeler deruhte etmek mecburiyetinde kalacaklarını madde madde izah etmek lazımdır. Cumhuriyeti,onun icaplarını yüksek sesle anlatın. Cum-huriyetin prensiplerini sevdiriniz. (Türk Yurdu,1930,s.37))

Mustafa Kemal neden bu gereksinimi duymuştu. Çünkü o biliyordu ki,çağdaşlamanın gereği olan ilkeleri halk kesimlerine ancak gençler yansıtabilir ve ancak onlar yükses sesle anlatabilir ,sevdirebilirdi. Bunu örgütlü olarak,birliktelik içinde,aynı inancı paylaşarak başarabilirlerdi. O nedenle Halk Evlerini ve onu izleyen dönemde kırsal alanda Halk Odalarını kurdu. Daha önce bu işlevi Türk Ocakları'nın yerine getireceği umudunu besliyordu. Güveniyordu Türk Ocakları'nın başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'e.

Hamdullah Suphi Tanrıöver,tutarlılı olmaya özen gösteren kişi değilmiydi,bilemiyoruz; Ankara Türkocakları Merkez binasının açılış konuşmasında faşizmi överek,şunları söylemişti:

..Faşizim namı altında tanınan milliyetperverlik hareketi,İtalya toprakları üzerinde çok buhranlı (bunalımlı) bir devirden sonra,ağır ve tehlikeli bir mücadele neticesinde muzaffer oldu. Biz bu tarikata,mensup olduğumuz içtimai (toplumsal) ve siyasi fikrin bazı noktalarında müşterek olduğumuzu tespit edebiliriz. O hareket,milliyetperdir. Biz milliyetperveriz. Sınıf mücadelesinin memleket için mutlak bir harabiyet (yıkım) meydana getireceğine tam kanaatımız vardır. Orada da bu hareket hakimdir. Faşizm bir vatan etrafında siyasi ve içtimai ahengi tesis etmeyi düşünür. Bu,milliyetçiliğin farikası (göstergesi) milleti hakim ve mahkum sınıflara ayırmak değil,her meslek erbabına umumi bir iş bölümü içinde çalışma hakkı tanımak ve onun yükselmesini temin etmektir. Biz faşizmin dünkü galeyanında hem mazimizi,hem de istikbalimizi (geleceğimizi) görüyoruz. Faşizm gençliği gibi,milliyetperver Türk gençliği,yarın Türk inkilabını tehdit edecek herhangi bir tehlikeye karşe silahını kapıp müdafaa vaziyetine koşacaktır.

(Bakınız:A.N.Ölçen. Halkevlerinin Yokedilişi, Ankara, 1988, s.12)

Bununla yetinmez İtalya'da faşizmin kurucusu olan Duçe'yi över ve ona karşı tek bir söz söyleyen küstahın,faşizmin kahredici darbesini üzerine çekeceğini,söyler. (Bakının a.g.e.s.12.Asıl kay-nak:Türk Yurdu dergisi,1930,sayı 38)

Türkocaklarının faşizmi amaç alan yöntemiyle,Kemalist devrimlerin halk kitlelerine taşınması düşünülemezdi. Mustafa Kemal Atatürk'ün özellikle Samsunda gençlere,Cumhuriyeti ve onun ilkelerini halka anlatın,halka sevdiriniz" demesinin anlamı vardı ve bu işlevin ancak Halk Evleriyle gerçekleşeceğini düşünüyordu.

Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle Halk Evleri yıkıma uğramasa ve tüm kitapları yok edilmeseydi,bugünün gençliği kendi içinde,hasım ve düşman kamplara bölünmez ve kanlı çatışmaların içine sürüklenmez ve bugün çok farklı kültür düzeyinde,ülke sorunlarına sahip çıkmanın bilincine yıllar öncesinde ulaşmış olurdu. Ülkeye yapılan en büyük kötülüklerin başında Halk Evlerinin yok edilmesi ve Köy Enstitülerinin kapatılması bağnazlığı gelir. Bugün Almanya'dan otostopla Çam-içi yaylasına gelerek Akkuş'taki bitkiyi inceleyecek gençlerin pek çoğu ülkemizde de yetişmiş olurdu. Şimdi sormak gerekiyor:

· Demokrasiyi tam olarak tanımlabiliyor muyuz,Cumhuriyeti ve ilkelerini yeterince özümsedik mi?

· Onu halka anlatıyor,yaşamımız ve davranışımızla örnek olabiliyor muyuz.

· Ülkenin yararını kendi kişisel çıkarlarımızdan daha çok düşünen bilinç düzeyine erişebildik mi ve toplumsal sorum-luluk bilincini edindik mi?

· Bilimin en gerçek yol gösterici olduğu ilkesini özümseyerek,dogmalardan, geçersiz inançlardan ve tutkulardan arı-narak,olayları ve olguları irdeleyebiliyor,gerçeği ve doğruyu bulmanın güçlüklerine katlanabiliyor muyuz,

· Birbirimize kızmadan öfkelenmeden tartışıyor, düşün farklılıkların ülkenin yararına ilişkin hedefler karşısında önemsizliğini görebiliyor muyuz?

· Yakın tarihimizi biliyor,Cumhuriyet Türkiyesinin hangi zorluklar ve olanaksızlıklar içinden geçilerek yaratıldığını düşünüyor, ona sahip çıkmanın gereklerini yerine getirebiliyor muyuz?

· Ve Batı emperyalizminin karşısında kendimizi yeterince bilgiyle ve bilinçle donatıyor, ülke çıkarlarını korumanın yöntemlerinin neler olacağını saptayabildik mi?

· Yokuşu seçecek kadar kendimize güveniyor muyuz?

Bu sorulara olumlu yanıtlar verebilirsek ancak o zaman Mustafa Kemal'in Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik olabiliriz. Mustafa Kemal'in Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik, büyükle büyük, çocukla çocuk, yoksulla yoksul, zenginle zengin olmayı bilecektir. Bugün her zamankinden fazla, yurdunu, halkını seven,erdemli, bilgili, okuyan, yazan, düşünen, yürekli ve dürüst devlet ve siyaset adamlarına ülkenin gereksinimi var. O gereksinin karşılanamaz ise, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Türkiyesinin sömürgeleşmesinin önü alınamaz. Yurdu sevmek:

Ulusal ekonomiyi, sermayenin karşısında emeği, korumak; tüketimden çok üretimi,
dogmalara karşı bilimi, çatışmayı değil,buluşmayı seçmek demektir.

21.yüzyılın gençliği siyasette ve devlet yönetiminde yetkili ve sorumlu katlara geldiği zaman, şimdikiler kadar başarısız,savurgan olma hakkını kullanamayacaklarını görecektir. Hiç kimseye avuç açmadan dış borca gereksinim duymaksızın,kendi doğal kaynak-larımızı ve işgücü potansiyelimizi devinime geçirerek,ekonomik büyümenin ve toplumsal gelişmenin gizini bulacaklardır. AB' ye ya da ona benzer kuruluşlara üye olmak için,ulusal onurumuzun ve ulusal çıkarlarımızın göz ardı edilmesi sonucunu doğuran anlaşmalara imza atmayacaklar.21.yüz gençliğimiz , bilgiyi üreterek edinmenin erdemli uğraşını özümsemiş olacaktır. 21.yüzyılı gençliği,yurt içinde değil yurt dışında kendi benzerleriyle eğitimde,kültürde,sanatta,teknolojide ve üretim ilişkilerin-de yarışmanın gereklerini yerine getirmeyi bilecektir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail