Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 50 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk, dogmaların tümünden arınmış olmasaydı, ne bağımsızlık savaşını kazanabilir, ne de Cumhuriyetimizin kurumlaşmasını sağlayan devrimleri gerçekleştirerek, ulusun çağdaş ve çağcıl koşullara ulaşmasını sağlayabilirdi.

Dogmaları yadsıdığı içindir ki, "en gerçek yol gösterici bilimdir" demişti. Bu tümce, cağdaşlığın ve çağcıllığın özü, Anadolu aydınlanmasının özetidir.

Çünkü Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı Devletinin, dogmalar yüzünden çöktüğünün bilincindeydi. O görkemli İmparatorluğu, dış borç yükü altında çöküntüye uğratan tüm nedenlerin düğümlendiği temel sorun, devlet mantığına dal budak salmış dogmalardı.Son yüz yıl içinde, devleti yöneten Saray ve Sadrazamlar, kararlarını, rüya tabirlerine ve yıldız fallarına göre vermeye başlamışlardı.

Bugün Cumhuriyet Türkiye'mizde siyasal iktidara gelenlerin kişiliklerindeki eksiklik de, onların zihinlerine yerleşmiş olan dogmaların kendisidir. Bu konuda bugün hiç kimse şunu ileri süremez ki, onların zihinlerindeki dogmaların bir bölümü, taktik gereği, takiyyeden kaynaklanyor olmasın!.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetine getirdiği en çağdaş, en görkemli devrim, devleti dogmalardan arındırmak olmuştur. Devlet duygularla değil, akıl ve bilgiyle yönetilir. Bugünlerde ülkemizin içine yuvarlandığı yanlışlıkların hemen tümü, aklın yerini duyguların ve kararın yerini, ikircikli ve içtenliksiz davranışların almakta oluşudur.Üstelik bu,ulusal onu
run ve güvenilir devlet olmanın örselenmesine neden olmakta.

T.B.M.M'nin gizli celseleri, Mustafa Kemal'in, dogmaları dışlayarak, nasıl akılcı kararlar verdiğinin sayısız örnekleriyle doludur.,

Birinci Büyük Millet Meclisinde "İstizah" (gensoru) önergelerinin hemen her celsede biri birini izlediğini görüyoruz. 26 Aralık 1337 (1921) günlü celse, o nedenle uzun sürmüş, eleştiriler biribirini izlemiş ve milletvekillerinin çoğu, or
dunun çıplak, bakımsız olduğundan yakınmış ve bir "Harp Encümeni" kurulmasını önermişti. Er
zurum millerveili Salih Efebdi, bir alay komutanının askerin dümdüz bir ovada çıplak olduğunu, barınacak yer bulunmadığını bu durumda, onların dağılmasını önleyemeceğini böyle bir durum ortaya çıkarsa intihar etmekten başka çareye başvuramayacını bildirdiğini ileri sürüyor ve bu duruma kesinlikle çare bulunmasını öneriyordu.

Onun yakınması, savaşın ne tür olanaksız koşullar altında kazanıldığını gösteriyor. O gün, Erzurum milletvekili Salih Efendi şunları söylemişti:

Başkumandan Paşa hazretleri de askerin yüzde 50 sinin çıplak olduğunu itiraf buyurdular. Zabitanın (Subayların) maaşatının (maaşlarının) tesviyesinde (ödenmesinde) müsavata (eşitliğe) riayet edilmemiştir. İhtimal ki bunu bir çok arkadaşımız da bilirler. Hastaneye yatan mecruh (yaralanmış) zabitanı görürsünüz. Eylül maaşını burada alan arkadaşlarımız cephede çalıştıkları halde, Nisan, Haziran, Temmuz, aylıklarını (alamadılar)..bu meselenin doğrudan doğruya Müdafaai Milliye (Milli Savunma) Vekaletiyle alakasını göremiyorum. Erkanı Harbiye Reisi ve Başkumandan Paşa Hazretleridir. Müsaade buyurunuz, sansür mesailiyle, cephedeki zabitan ve neferat (erler) aile mektuplarının teatisinde (alınmasında) bazı acı şeyler olduğu için bililtizam (bilinerek) yapıyoruz diye Fevzi Paşa Hazretleri yarım bir beyanatta bulundular.Ben bunu makul görmüyorum. Çünkü herhangi bir fert ilk ailesinin ırzını, sonra şahsını ve sonra vatanını düşünür. Ailesinin ne olduğundan haberdar olmayan bir kimse cephede bir şey yapamaz.

Çok ağır bir eleştiriydi bu. Bugünün siyaset adamları örneğin parti genel başkanları böylesi bir eleştiriye uğrasalar, olabildiğince duygusal davranırlar ve hırçınlıkla yanıt verirler, eleştiriyi yapanın art niyetli, bozguncu olduğunu söylerlerdi. Savaş içindeki parlamento, bugünkünden daha sağduyulu, daha gerçekçi idi

Salih Efendi, konuşmasını sürdürmektedir:

Cephede nakliyatı hayvaniye kalmamıştır. Buralarda, gerilerde nasıl ki, hayvanat mahvolmuş, telef olmuş ise, cepheye yakın yerlerde dahi. Hoca Mustafa Efendi, Sıhhıye Vekili Refet Bey bendeniz bugün, onbeş gündür gözümle gördüm, askerler kağnı arabasına koşulmuş hayvan gibi araba çekiyorlar. Öküz yok beyefendi, nefer boynunu boyunduruğa sokmuş eşya taşıyor.

O gün eleştiri olan bu sözler, bugün eleştiriden sıyrılarak, savaşın ne tür güçlükler ve olanaksızlıklar içinde kazanıldığını kanıtlayan tarihsel belge niteliğindedir. İyi ki, bu konuşmayı yaptın Salih Efendi demek geliyor içimizden. Ve böyle kazanılan utkunun ürünü Cumhuriyetimize gereğince sahip çıkamıyoruz.

Erzurum milletvekili Salih Efendi konuşmasını şu sözlerle sona erdirir:

Bu, bir millet için züldur. Ben mebus olarak o askerin karşısına çıkarken elim bir his duyuyorum.

O gün Salih Efendi bunu zül olarak görürken, bu satırları yazan Ali Nejat, tersine, onur duyulacak bir davranış, yurtseverliğin kanıtı kabul etmektedir.. Tersine zül olan, cepheye gitmesi gereken araç ve gereçlerin taşıyıcılar yok diye bekletilmesidir. Asıl zül, yurt savunmasının gereklerine katlanmamaktır. Bugün Salih Efendiyi saygıyla anmalıyız. Ve tüm eleştirilere karşın o ilk Millet Meclisinin bugünün Meclisine örnek oluşturmasını dilemekten başka elimizden yapacak bir şey gelmiyor.

Müdafai Milliye Vekili (Milli Savunma Bakanı) Refet Paşa acaba bu eleştiriye ne yanıt vermiş ve daha sonra kürsüye çıkan Mustafa Kemal neler söylemişti.

Refet Paşa'nın uzun konuşmasından sadece bir bölümünü okuyucularımıza aktarmakla yetineceğiz. O da o gün, bizi gibi düşünmekte ve şunları söylemekteydi:

Yürürken önümüzdeki düşmanı, Sakarya'da hak düşmanını, çünkü biz ölmezsek, düşman Sakarya'dan geri gönderilmezse, yalnız ölecek hayvan değil, insan değil, tekmil çoluk, çocuk,tek
mil kız, ayak altında kalıyordu. Müslüman namusu, Türk namusu ezilecekti ve ben orada o vakit düşmanı tevkif (durdurmak) için belki burada hakikaten belki cinnetler yaptım, delilikler yaptım. Fakat bunda öyle mecburiyetler vardı ki...

Yalnız öküzler değil, bütün ordu aç kalmak tehlikesine maruz kalıyordu ve bittabi o vaziyet karşısında ve o zaman, hale, mekana uymak gerekiyordu

Onun konuşmasına ilişkin gizli tutanakları bugün okurken, Refet Paşa, iyi ki o delilikleri yaptı, demek geliyor içimizden.

Emperyalist güçlerin desteklediği, Yunan Ordusunu, nasıl denize dökebilirdik, eğer Sakarya Meydan savaşını kazanmasaydık.

Refet Paşanın konuşmasından bir gerçeği daha öğreniyoruz. Şunları söylüyor:

Şimdi arkadaşlar, Şubattan beri şimdiye kadar, Kanunevvelin (Aralığın) onuna kadar, verilen eşya 76 988 kaput.236 bin küsur caket, 255 550 pantolon, 324 180 takım çamaşır, kendimden evvelki zamanların da hesabını veriyorum.. 122 512 kabalak, 132 157 pamuklu mintan, 150 146 ekmek torbası, 36 556 arka çantası, 66 bin yemeni, 534 bin çarık, 45 bin palaska, 14 bin yelek, 87 bin matara, 22 bin 775 çadır..7700 portatif çadır, 15 bin fanila gömlek, 15 bin deri gocuk, 10 bin battaniye, Şubattan beri verilmiştir. Sonra arkadaşlar, şu Teşrinisani ( Kasım) zarfında dağıtılan 21 bin kat elbise, 12 bin kat elbise, 5 bin kat elbise 3100 kat elbise ki ceman 45100 kat elbise. Bunların içinden bir kısmını Müdafaai Hukuk Grupları toplamıştır.

Tüm ulus, tüm bireyleriyle emperyalist güçleri yurdumuzdan atmanın savaşını vermişti. Bugün de bu savaşı verir. Dünkü gibi, erdemle, dürüstlükle, güven duyulan kadrolarca yönetilirse. Refet Paşa verdiği bu rakamlarla da, savaşın sadece silahla değil, ahlak, namus, akıl ve yurtseverlikle kazanılacağının kanıtlarını da sergiliyordu.

Saldırgan Başkan Bush'un tanklarının hiçbir dirençle karşılaşmadan Bağdat'a girişi, Irak'ın utanç belgesi olarak anılacaktır. Cumhuriyeti korumakla görevli olanlar, Cumhuriyeti ABD'ye sattılar.Ve ABD, Irak'ın yöneticimcilerini satın alarak, bu tek yanlı savaşı kazanmış görünüyor ve Irakta savaşın bittiğini sanıyor ve asıl savaşın şimdi başladığının ayırdında değil, Türkiye Sorunları kitap dizisinin 49. Sayısında belirttiğimiz gibi, Irak'a bu tek yanlı saldırı, anglosakson uygarlığının iki yüzlü utan verici yüz karası olarak tarih kitaplarında yerini alacaktır. .

26 Aralık 1921 günlü gizli celsede Mustafa Kemal Atatürk'ün olaya nasıl baktığını ve değerlendirdiğini merak eden okuyucularımıza O'nun konuşmasından bir bölümü sunuyoruz:

..Başkumandanlık kanunu nazarı dikkate alınırsa, muhatab yegane olarak yalnız Başkumandanı görürüz. Çünkü Başkumandan, ordunun noksanlarını görür, vekillere (Bakanlara) ihtar vermezse mesuliyet doğrudan doğruya kendine aittir. Bu itibarla, gerek Müdafai Milliye Vekaletine ve gerek Erkanı Harbiyei Umumiye Vekaletinden istizaha lüzum yoktur. Bütün istizah doğrudan doğruya Başkumandanlık makamına aittir. Böyle olmakla beraber,şimdi
diye kadar Heyeti Celilenize saydığım vekaletlerden vukubulan istizahatınıza (gensorularınıza) Başkumandan tarafından hiçbir cevap verilmedi. İstizahta serbest bıraktı. Vekili mesullerin dahi Huzuru Celinenizde tamamen izahat vermelerini faideli addetti..

Görüyoruz ki, Mustafa Kemal, sorumluluğu kendi üzerine almakta ve çalışma arkadaşlarını eleştiriler karşısında yalnız bırakmamaktadır. O günkü konuşmasında, maaş sorununa da değinir ve şunları söyler:

Acaba ordudan daha çabuk maaş alan var mıdır? Görüyorum ki, bütün Meclis ordudan Garp Cephesindeki ordu ve kıtaatı murat ediyor. Tabii askerimiz yalnız bu değil. Başka taraflarda da vardır. Fakat hakikaten düşmanla temasta bulunan Garp cephesi için bendeniz de malumatımı buna hasredeceğim. Garp Cephesinin zabitan ve efrat maaşı bir ay için 833 000 liradır. Garp Cephesi kıtaatı Temmuzdan Teşrinevvel (Ekim) nihayetine kadar maaş olarak üç milyon alacağı var demektir. Yani, Garp, üçbuçuk aydan beri maaş almamaktadır. Hiç olmasa memleket dahilinde bulunanların, düşman karşısında bulunanlardan daha fazla maaş almamasını temin etmek için Maliye Vekiline adeta bir emir verdim...Fakat memleket dahilinde belki dört ay maaş alamamış polis vardır. Memurin vardır

Ve o konuşmasının sonunda asıl gerçeği ortaya koyar ve Meclise seslenir:

Yalnız elbise değil, ordunun maaşı değil ve sairesi değil, yalnız silahını, topunu alacağız. Cephanesini alacağız, bunun için evvel ahir sizden elli milyon lira isterim. Maliye Vekili bunu düşünsün. Ve hepimizi ikna etsin. Başka çare yoktur. Bir defaya mahsus olmak üzere düşündüğüm şeyi arz edeyim. Bu parayı yani masrafı temin için, behemahal hariçten temin etmek mecburiyetindeyiz. Ve bu mecburiyeti temin için de Fransızlarla bir şey yapmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan Rus dostumuzdan bazıihtiyacı temine çalışıyoruz. Bu mesaimizin
ne zaman semere vereceğini tahmin etmek maateessüf kabil değildir.

Bu konuşmalar, bizlere bağışlanan özgürlüğün, bağımsızlığın, ulus olmanın değerini bilmemizi Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmamızı gerektiriyor. Bugün her zamankinden daha çok buna gereksinim var, Türkiye'mizin, eğik düzlemde aşağıya doğru kaymasını önlemeye çalışmak hepimizin ödevi olmalıdır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail