Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 33 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

SOKRATES İLE GÜÇ ÜZERİNE SÖYLEŞİ
...

SOKRATES İLE GÜC ÜZERİNE SÖYLEŞİ

-Ey Sokrates, gücümüz yetmediği için gücün ne olduğunu bilemiyoruz. Kimi güçsüzler güçlenirken,bizler neden böyle gittikçe daha güçsüzleşiyoruz. Güçlülerin güçsüz,güçsüzlerin güçlü olduğu bir ülkeden geldiğimiz için belki bizlerin bu sorusunu yadırgayabilirsin. Çünkü sizler Araf'ta tüm canlıların güçlerinin eşit olduğu bir ortamda yaşıyorsunuz. Belki bizlerin ne denli acı çektiğimizi tasarlamayabilirsiniz. O yüzden sana geldik. Ne demektir güç. Anlat bize. Güçsüz olmak bizlerin ödev, işlevi,yazgısı mıdır? Neden ülkemizde güçsüzler güçlüleri yönetiyor ve neden güçlüler güçlerini kendi çıkarları için kullanıyor? Güç bir araç mıdır? Başkalarını sömürmenin,yönetmenin aracı mı? Ya da nitelik mi? Nedir güç? Söyle bize. Güçlü müyüz,güçsüz mü,anlat,kendi gücümüzün ne oldu-ğunu bilemez duruma düştük.

Sokrates
Araf'ta bizlerin yaşamakta olduğumuzu söylediniz. Önce bu konuda bir yanılgınızı düzeltmek isterim. Eğer Araf'ta yaşam olsaydı,yani bizler yaşasaydık,güçlerimiz biri birine bu denli eşit olmazdı. Çünkü güç denilen kavram, nitelik,özellik ya da sizlerin ülkesinde olduğu gibi araç, bir bakıma yaşamın ortaya çıkardığı gerçeklerdir. Araf'ta bizler ne güçlüyüz ne de güçsüz. Yani güç denilen bir tanımın dışındayız. Zaten mutlak eşitlik olayında ne güç vardır ne de güç farklılaşması. Sizlerin nesnel dünyanızdan ayrı, çok farklı bir ortam içindeyiz ve o yüzden güç ya da güçsüzlük bizlerin sorunu olmaktan çıkmıştır. Çünkü burada bizler varlığı var olmayan ve yokluğu var olan bireyleriz. Nesnelerden bağımsız olduğumuz içindir ki güç dışındayız.

-Tam anlamadık Sokrates,gücün kaynağının nesneler olduğunu mu söylüyorsunuz. Eğer öyle ise, nesne ne denli büyük ise o denli fazla gücün kaynağı olacak demektir.

Sokrates:
Yanlış anlamadınız,bunu belirtmek istedim. Gücün kaynağı nesne olduğuna göre aynı kural, toplumsal ilişkilerde de geçerlidir. Fizik kurallarının toplumsal ilişkiler için de geçerli olduğunu gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim. Yüzüme bakışınızdan kuşkuya düştüğünüzü anlıyor gibiyim. Hayır,gerçeğin bir yüzünü açıklamak istedim. Elbette öteki yüzü de var. Yani güç denilen olgunun farklı iki boyutundan söz etmek istiyorum. Yaşadığınız dünyada, güç kavramı çeşitlenmiştir ve öylesine çeşitlenmiştir ki,güç bile kendi doğal gücünden yitirmiş ve kimin güçlü kimin güçsüz olduğu anlaşılamaz duruma girmiştir. İlkel toplumlarda bireyler başkalarını buyruk altına almak için kendi fiziksel gücünü kullanırdı. Böylesi güç tanımı artık gerilerde kaldı. Ama yine de fiziksel gücün geçerli olduğu toplumlara da rastlıyoruz günümüzde. Siz böylesi güç tanımından söz etmiyorsunuzdur sanırım Bu benim tanımıma göre nesnel güçtür. Sizlerin asıl yakındığı güç bu değil. Sizleri yöneten,geleceğinizi etkileyen, yaşam biçiminizi yönlendiren yönetsel,siyasal güçlerden yakınıyorsunuz sanırım. Ama bir başka güç biçimi daha var ki bu en erdemli olanıdır. Bireyin kişiliğinden,kültüründen,aklın-dan ve yürekliliğinden kaynaklanan güç. Böylesi güçlü insanlar her zaman saygındırlar. Kendi çıkarları için ne yalan söylemeye ve ne de doğruları söylemekten vaz geçmeye razı olmazlar. Güvenilir kişilerdir onlar. Toplumlara düşünceleri, davranış biçimleriyle yön verirler. Başka bireyler arasından onları örnek alan, onlar kadar bilge,yürekli,aklını kullanan ve duygularının tutsağı olmayan bireyler çıkar.. Ve toplum o tür kişilikli,gücünü kendi öz benliğinden alan bireyleri ne denli çok yetiştirirse,kendi geleceğini o denli aydınlık günlere hazırlamış olur. Sanıyorum sizler ülkenizde bu tür bireylerin yoksunluğunun acısını çekmektesiniz.

-Yüreğimizdeki düşünceleri okuyor gibisin. Zihnimizden geçen ve sözcüklere dönüştüremediğimiz düşünceleri senden duymak bizlere coşku aşıladı. Haklısın,kendine güvenen,kolayı değil zoru seçen, düşüncelerinin yarar-zarar hesabını yapmayan,doğruları ve gerçekleri aramaya,bulmaya ve göstermeye çalışan bireyler giderek azal-makta,kaybolmaktadır. Ülkemiz kendisini beğenmiş,kof, gürültülü,yeteneksiz ve gücünü nesnel varlığından ya da başkalarının gücünden alan kişilerce yönetilmektedir. Güçlerini zihinlerinde biçimlenen gerçeklerden ya da yüreklerindeki niteliklerden değil,sahip oldukları statüden almaktadırlar. Güç kaybına güçleri yetmediği için topluma yalan söylemekte,sahip oldukları sanal gücü yitirmemek için de kimi zaman zulme başvurmakta,kural dışına çıkmakta,hak-sızlığı,eşitsizliği araç olarak kullanmaktadırlar. Bunla-rın sadece yönetim katlarında yer aldığını düşünüyor değiliz. Toplumun her düzeyinde böyle binlercesi var. Eğitim kurumları,dinsel örgüt-lenmeler, kamusal yönetim katları, bunların binler-cesiyle dolu. En tepede olan da belki en güçsüz, en niteliksiz olanlardır. İşte bizler böylesi koşullar altında yaşamaktayız. O yüzden Ey Sokrates, bu denli güçlü olmak için güçsüz mü olmak gerekir diye düşünmeye başladık. Anlat bize,kendi zihinsel gücümüzü korumayı sürdürerek güçsüzlerin yönetimine karşı çıkıp her geçen gün güçsüzleşmeye razı mı olalım ya da dönen bu çarkın içinde bizler de güçsüzlüğü,dönekliği,çıkar düşkünlüğünü mü amaçlayalım. Belki bizler böylesi küçülmeye ve güçsüzleşmeye razı değiliz ama böyle düşü-nüp de çarkların arasına kendini kaptırmaya razı olanların sayısı artmaktadır. Asıl yüreğimizi burkutan da bu. Söyle bize, nasıl davranalım ve gerçek gücün,doğruları,gerçekleri,toplumsal yarar ile bağdaştırmanın gizinde saklı olduğunu nasıl anlatalım, duyuralım?

Sokrates:
Böylesi düş kırıklığında,kendi gücünüzün değerini bilmez ve güçsüzler yığını karşısında gücünüzü yitirirseniz,bundan sadece sizler değil,tüm toplum zarar görür, Sayınızın az oluşu sizleri umutsuzluğa düşürmesin.

Aslında tüm dünyada doğal olarak gerçekler her zaman gerçek olmayanların sayısından daha azdır. Ama insanlığın ve uygarlığın gelişmesi yine her zaman,gerçeklerin ortaya çıka-rılmasıyla gerçekleşmiş ve daima gerçekler gerçek dışılığın yerini almasıyla gelişme sağlanmıştır. O yüzden sizlerin sayısı-nın azlığını güçsüzlüğünüz olarak yorumlamayınız. Tersine,si-zler azsınız ama güçlüsünüz. Nicel ile nitel arasındaki fark her zaman nitelden yanadır. Ve sizlerin niteliği bir süre son-ra,nicele dönüşecek ve kaynaklanan gücünüze arka çıkanların sayısı artacaktır. Çünkü insanlar kendi zihinlerinde biri birine zıt iki dünyayı yaşatırlar. Biri inançlarından oluşan sanal dünyaları ve öteki de gerçeklerin yapılandırdığı nesnel (reel) dünya. Bu iki zıt dün- ya her zaman her insanın zihninde çarpışma içindedir. Kararsızlıklar, tutarsızlıklar bu çarpışmanın ürünüdür. Ve bir gün birey zihnindeki inançlardan kuşku duymaya başlar. İşte kuşku,kişinin gerçeği yakalamasında yolunu aydınlatacak ilk ışık parçasıdır. Şimdi sizler içine düştüğünüz umutsuzlukların sonucunda bozuk düzenin parçası olur-sanız zihinlerde pırıldayan o ışık parçacıklarını karartmış olusunuz. Buna hakkınız yok. Sanal güç her zaman zihnin gücü karşısında yenilgiye uğramıştır. Bir koşulla ki zihninizin gücü,çelişkilerinden arınmış gerçeğe en yakın düşüncelerden kaynaklanmış olsun.

-Haklısın Sokrates. Aslında gerçeklerden kuşkuya düşmemektır gücün kaynağı. Buna kimileri moral güç diyor. Ama biliyoruz ki bireyin kendisini güçlü görmesi, zihninde tasarımladığı düşüncenin gerçekleşmesiyle sağlanır. Kendisine güven duymasının nedenleri böyle oluşur. O yüzden bizler,zihnimizle dışımızdaki gerçekler arasındaki çelişkiyi giderebildiğimiz ölçüde güçlü olabiliriz. Yanılıyor muyuz?

Sokrates:
Şimdi sizler benim zihnimden geçen düşünceleri açıklamış oldunuz. Zihnimizdeki düşünceleri kendi iç çelişkilerinden arındırmak ta zihnin gücünü betimler. Zihinsel güç aslında budur. Düşünceyi çelişkilerinden arındırma yetisidir zihinsel güç. Topluma yön veren bireyler,zihindeki düşünsel çelişkilerden arınrmayı becerenler arasından çıkmalıdır. Ama toplum böylesi bilinç düzeyine ulaştı mı? Ulaşmadığı içindir ki şimdi sizler Araf'ta beni görmeye geldiniz. Ama ben bir başka güç biçiminden söz etmek istiyorum. Bunun toplumsal düzen kurallarındaki adı "erk" dir. Devlet, biri birinden bağımsız olması gereken üç erkin birleşkesidir. Sizlerin önemli bir sıkıntısı,bu üç erkin arasındaki sınırların tam olarak betimlenmemiş olmasından ve yürütme erkinin elindeki güçü dilediği gibi kimi zaman da insanın doğal haklarına ters düşen yönde kullanmasından kaynaklamaktadır. İşte asıl sorun yaratan güç bu güçtür ve demokrasi bu gücün kötüye kullanılmasını önleyen yöntemler bütünüdür. Yürütme erkinin gücünü haksızlık yönünde kullanması,eşitlikten uzaklaş-ması,katılımcılığı ve çoğulculuğu yadsımasıdır gücün en kötü kullanım biçimi. Ve bu kötü kullanım her zaman,zihinsel gücü yetersiz, güven duygusu güçsüz,yüreksiz ve bilgisiz bireylerin yönetimine gereksinim duyar. Çünkü onlar zihinlerindeki düşünsel çelişkilerden arınmayı beceremeyen ya da kişisel çıkarları gereği ayırmayan bireylerdir.

- Evet Sokrates şimdi anladık. Zihinsel gücü gelişmemiş bireyler,yürütme erkinin gücü yanlış kullanmasının araçlarıdırlar. Bu tür bireyler siyasal arenada kolayca yer edinirler, siyasal iktidarın tepe noktalarına yaprak yiyen tırtıllar gibi kolayca tırmanırlar ve yandaşlarını kamusal yönetimin üst noktalarına yirleştirerek kendilerinin çevresinde etten kemikten kale duvarları oluştururlar. Bu ,devletin çürüme sürecinin başlangıcıdır.

Sokrates:
Umarım siz böylesi bir süreci yaşamıyorsunuzdur.

- Böyle bir süreci yaşamamayı çok isterdik. Bizlere yine bilge kişiliğinden güç kattın.Yolumuzu aydınlattın. Bundan sonra nasıl davranacağımızı daha iyi anlamış olduk. Sana teşekkür borçluyuz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail