Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 33 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL
...

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Bir devletin gücü, kural ve ilkelere bağlılık derecesiyle ölçülür demek zorundayız. Ülkenin içinde bulunduğu sorunların başında kuralsızlığın ve ilkesizliğin geldiği yadsınamaz. İlke ve kuralları göz ardı eden kurumların başında da devletin kendisi gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra onun kurduğu ve kurumlarını güçlükler içinde oluşturduğu genç Türkiye Cumhuriyeti eğer bugün tanınmaz duruma gelmişse,ilke ve kuralların göz ardı edilmesinden kaynaklanmaktadır tüm bu sorunlar. Yasaların yasası olan Anayasa bile böylesi kural ve ilkesizliğin ürünü olarak Çankaya'ya yerleşmiş olan Demireli bir beş yıl daha orada barındırmak için, yapılacak Anayasa değişikliği bile kuralsızlığın,ilkesizliğin ürünüdür. Bir Anayasa kişiler için değiştirilebiliyorsa o ülke kuralsızlar içinde yönetiliyor demektir.

Ve o Çankaya'da Cumhurbaşkanı olarak bir beş yıl daha kalması istenen Demirel, Çankaya'nın bahçesini Ford 'un otomobil üretimi için verebileceğini söyleyebiliyorsa ve daha birkaç gün önce "devlet,halin icabına göre hareket eder,her zaman rutin takip etmek zorunda değildir" diyebiliyorsa,devletin kural dışına çıkması kural-laşmış demektir.

Oysa devlet,halin icabı neyi gerektirirse gerektirsin,işlevini kurallar içinde yasaların bağlayıcı hükümlerine göre yerine getirmek zorundadır. Devlet yüksek menfaat denilen ve ne olduğu bilinmeyen sanal gerekçeler ile kendi gücünü bireylere devredemez. Hiç kimse devlet yetkisini kullanmak hakkına sahip değildir. Bu yanlış yola bir kez sapılırsa,devlet yetkisini kullanan gruplarla aynı devlet baş edemez duruma düşer. Bugün olduğu gibi.

Devlet hukuk devletiyse,her ne sebeple olursa olsun,hangi hal neyi icap ettirirse ettirsin, devlet routine (usul,kural) dışına çıkamaz. Çankaya'da bir beş yıl daha kalması için Anayasa değişikliğinin gündeme girdiği şu günlerde, o Cumhurbaşkanının,halin icabına göre devletin routine dışına çıkabileceğini belirten devlet anlayışını Anayasa ile bağdaştırmak olanaklı değildir. "Ibda-c", Hizbullah gibi hunhar cinayet örgütleri ve devletin içlerine sızmış ve devletin koruyucu kanatları altında semirmiş çeteler,bir gün gelir, devletin gücünü kırar,yurttaşların güven duygusunu zedeler ve ulusla devlet arasındaki bağların kopma noktasına değin yozlaşmasına neden olur. Böyle bir mantığın-ı en sakıncalı olanı da Mustafa Kemal Atatürk'ün Çankaya'sından işitilmiş olmasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk gibi kurallara sonuna kadar bağlı kalan bir devlet adamına belki dünya, pek nadir tanık olmuştur. Şimdikiler ile O'nun arasındaki uzaklık,ancak,fizik bilginlerin belirttiği ışık hızıyla ölçülebilir .

T.B.M.M'nde Erzurum mebusu Celalettin Arif ile Hüseyin Avni kadar güçlük çıkarak başka iki mebusa rastlanır mı bilemiyoruz. Yunan orduları Eşkişehiri ele geçirmiş, hükümet merkezinin Ankara'dan Kayseri'ye taşınması sorunu Mecliste görüşülmek-tedir,ama adalet bakanı olan Celalettin Arif Bey, zihinsel yorgunluğunu ileri sürerek Meclisten Erzurum'a gitmek için izin almakta ve Mustafa Kemal Atatür'kü de razı ederek bu iznini Hüseyin Avni Beyle birlikte kullanmaktadır.

Erzuruma gider ama hemen oradan Mustafa Kemal Atatürk'e şifreli bir telgrafla Erzurum Vali vekili Miralay Kazım Beyin görevden alınmasını ve yerine Adana Valiliğinde bulunmuş Nazım Beyin atanmasını istedi. Galeyan içinde olan halkı başka türlü teskin etmenin olanağı kalmadığını da gönderdiği telgrafa eklemiştir. Kazım Karabekir Paşayı da inandırmış olmalı ki, aynı günlerde o da Mustafa Kemal'e telgraf gönderek, Celalettin Arif Beyin genel vali olarak atanmasının yaralı olacağını belirtir.. Ama ne var ki,iki gün sonra Kazım Karabekir Paşa gerçeğin ayırdına varacak,düşüncesini değiştirirek bir başka telgrafla (18 Eylül 1921) "Celalkettin Arif Beyin,yazdıklarının aslı olmadığını dedikoduya dayandığını" bildi-recektir. Halkın galeyanı söz konusu olsaydı ,diye yazar, bundan ilkin kendisini bilgisi olurdu.

Bu olay Cumhuriyet açıklanmadan,devletin üst düzeyinde görev almış kişilerin kural dışına ne denli kolay kaydıklarını göstermek-tedir. Ama Çankaya'da Demirel değil Mustafa Kemal Atatürk vardır. Ve O,devletin içi boş sözlerle ve duygularla değil,akıl ve ciddilikle yönetileceğini bilen gerçek devlet adamıdır. Ünlü Nutuk-tan da öğrendiğimize göre şunu yanıtı verir :

Büyük Millet Meclisi azalığı ile memuriyet bir zat uhdesinde içtima edemez. (bir kişinin üzerinde bulunamaz) .. Celalettin Arif Beyin Erzurum Valiliğine tayini gayri mümkündür. Mebusluktan istifa eylediği taktirde,vilayeti mezkureye (sözkonusu kente ) tayini Heyeti Vekileye teklif olunabilir (Bakanlar Kuruluna önerilebilir)". (20.10.1921)

Kuralsızlık bir kez başlamışsa nerede duracağı bilinemez. Demir-elden önce Çankaya'da bir süre Cumhurbaşkanı olarak oturmuş kişi de "Anayasanın bir kez delinmesinden zarar gelmez" demişti. Şimdi adı ulusal irade olan parlamento tarafından bireysel istekleri yerine getirmek için Anayasa kolayca delinmektedir. IMF istedi diye tahkim yasasına olanak tanınması için milletvekillerinin oylarıyla iki ay önce Anayasa delinmişti. Şimdi de 5+5 çözümü için delinecek. Hangi ülkenin Anayasası deline deline kalbura dönmüştür bilemiyoruz.

Yine biz 1921'e dönelim

Mustafa Kemal Atatürk,büyük Nutkunda da bu konuya değinir ve Celalettin Arif Beyin davranışını şu sözlerle yadırgadığını dile getirir:

Hukuk profesörlüğü etmiş,kanunşinas (yasaya bağlı) tanınmış, Meclisi Mebusan Riyasetinden,Türkiye Büyük Millet Riyaseti Sanisine gelmiş Celalettin Arif Beyden vukubulduğunu görmek hayretimi tezyit etti.

Ama olanlar karşısında daha da hayret edecektir. Çünkü,olumsuz yanıt alması üzerine Celalettin Arif Bey,kendi kendisini Vali olarak atar ve üstelik Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdiği uzun telgrafta Kazım Karabekir Paşayı "vaziyetin vahametini anlamamakla" suçlar ve "memlekette muhtemel (olası) hercümerce (altüst oluşa) meyden vermemek üzere bizzarure dahiliyeden gelecek emre intizaren (İçişleri Bakanlığından gelecek buyuğu bekleyinceye kadar) bizzat vekaleti kabul mecburiyetinde kaldığını" belirterek bununla da yetinmeyecektir. Telgrafın sonunda şu önerisine yer verecektir:

Erzurum ahalisince vekaleti (Valiliğe vekaleten atanması) arzu buyrulan Hüseyin Avn, Beye tevdii vekaletin buyrulması müster-hamdır (rica edilmektedir).Dermeyan eylediğim işbu teklif sayesinde,efkarı umumiye teskin olunabileceğinden icrai icabı reyi Devletlerine menuttur ( bağlıdır).

Bunula yetinmez Celalettin Arif Bey,Adalet Bakanı olduğu halde kendisini genel vali olarak atar ve Hüseyin Avni Beyin 24 saat içinde Erzuruma vali olarak atanmasını aksi halde yöre halkının yönetimi ele alacağını bildirecektir. Hem de Ermeni çetelerinin saldırıya hazırlandıkları bir dönemde.

Mustafa Kemal,23 Eylül günü gönderdiği şifreli telgrafta " Bakanlar Kurulunun gerekli gördüğü açıklamayı ve gerekirse Meclis huzurundada açıklamada bulunması için hemen Ankara'ya geri dönmesi" buyruğunu gönderir.

Ama o direnmiş ve aldığı telgrafın yasalara aykırı olduğunu ileri sürmüş ancak ordunun Ermenistan seferindeki başarını gördükten sonra Ankara dönmüştür.

Gizli celsenin 5 Ağustos 1921 günlü 62.bileşiminde Lazistan milletvekili Abidin Bey, kürsüye çıkarak şunları söylemekteydi.

Cepheye giden arkadaşlar bizi endişenak etti (kuşkulandırdı) ve cepheye giden arkadaşlar gördüler,geldiler. Bizim ruhu-muza metanet verdiler. Bu ordumuzun Mehmetçiklerinin bu mukaddes (kutsal) vatanı müdafaa etmek üzere hazır bulun-duğunu söylediler. Yalnız kumanda heyetinde vahdet (birlik) olmadığı meydana çıktı. Çelik bir el lazımdır. Cenab-ı Hak'a yüzbin şükredelim ki bu çelik kumandaya bu kuvvetli pazuya malik,bütün dimağı memleketin selametine ve bu davayı millinin neticelenmesi için çalışan ,hayatını bekamızın meydana gelmesine (var olmamıza) vakfetmiş olan bu zat mevcuttur. Yalnız vermiş oldukları takrirde ben şüpheye düşüyorum. Tarih tekerrürden ibarettir...Acaba biz bir Napolyon mu yaratıyoruz? Düşündüm ki hayır. Paşanın bütün ruhunu,vicda-nını bildiğim için söyledikleri veçhile iradei milliyenin hizmetkarı olarak,bu memleketin padişahı olmaktan hayırlıdır.

Mustafa Kemal gibi bir insan çevresinde ancak böyle güven uyandırabilir. Ve bugünün Türkiye'sinin en önemli bunalımı aslında güven bunalımıdır. Ve toplumun güvenini kazanmış kişilerce yönetilmemesinden kaynak-lanmaktadır sorunlarımızın büyük çoğunluğu.

O gün T.B.M.M' nin gizli celsesinde hangi konu görüşülüyordu ve Lazistan Mebusu Abidin Bey böyle konuşmaya neden gereksinim duymuştu?

Mustafa Kemal Paşaya "Başkomutanlık" verilip verilmeyeceği konusu görüşülmekteydi. 5 Ağustos 1921 günlü gizli birleşimde ilk sözü Mustafa Kemal kendisine Başkomutanlık verilmesini ancak bir koşulla kabul edeceğini açıklar.

Başkumandanlık meselesi münasebetiyle rüfekamızın (arkadaşlarımızın) gösterdiği itimad ve teveccühe teşekkür ederim. Heyeti Celilenizin (yüce kurulunuzun) bu fikir ve kanaatte bulunduğunu zannediyorum. Bu hususta heyeti aliyenize mevsuk (yazılı) bir teklifte bulunacağım. Teklifi, Makamı Riyasete veriyorum. Bu maruzatım üzerine reyiniz tecelli (eder)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesine.

Meclis azayı kiramının umumi surette tezahür eden arzu ve talebi üzerine Başkumandanlığı kabul ediyorum.Bu vazifeyi şahsen deruhte etmekten tahassül edecek (hasıl olacak,meydana gelecek) fevaidi (yararları) azami süratle istihsal edebilmek ve Ordunun maddi ve manevi kuvvetini bir kat daha tarsin için,Türkiye Büyük Millet Meclisinin haiz olduğu selahiyeti meşruayı (yasal yetkisini) fiilen istimal etmek (kullanmak) şartıyla deruhte ediyorum. Müddeti ömrümde Hakimiyeti Milliyenin ve meşrutiyetin en sadık bir hizmetkarı olduğumu nazarı millete bir defa daha teyit için bu selahiyetin üç ay gibi bir müddetle tak-yit edilmesini ayrıca talep ederim.

Önerisi "teşekkür ederiz" sesleriyle karşılanıyor ama, karşıtları da bu önerinin kabul edilmemesi için devinime geçiyorlar. Örneğin Mersin mebusu "başkumandan" yerine "başkumandan vekili" denilmesinin daha uygun olacağını söylüyor. Mustafa Kemal hemen söz alır ve bu öneriye karşı çıkar ve şunları söyler:

Bizde bir padişah,bir de Başkumandanvekili istimal olunmuş ve yıpranmış bir kelimedir...Eskiden istimal edilmiş (kullanılmış) ve daima hoş görülmemiş bir unvan ile bu vazifeyi ifa edemem.Vekil sıfatıyla yapamam.

Görüşmeler iki bileşim sürer .26 milletvekili söz almış ve pek çoğu Millet Meclisinin yetkilerinin kişiye devrinin olanaksızlığını savunmuş,Sinop mebusu Hakkı Hami Bey,Sıvas mebusu Taki Efendi,Burdur mebusu Velidettin Bey, Mustafa Kemal Paşanın T.B.M.M'nin başkanı olduğuna göre aynı zamanda başkumandan sayılacağını ve böyle bir öneriye gerek olmadığını ileri sürmüş ve kimi mebuslar da örneğin Edirne mebusu Şeref Bey, "Paşa Hazretlerini başkumandan yaptığımız gün idarei örfiye (sıkı yönetim) ilan edeceğim derse hakkıdır. Verdiğiniz selahiyete istinaden idarei örfiye ilan edince her şey susar. Kavanini mülkiye ve kavanini mevzuanın kaffesi susunca " da bu iş biter demeye getirmiştir.

O nedenle Mustafa Kemal bu coşkulu tartışmalar arasında kürsüye çıkarak önerisine değişiklik getirmiş,yetki yasasına koşul konmasını istemişti:

Kanuni Esasi ve kavanini mevzuat ahkamına muvafık olması şartı ile.

O'nun Millet Meclisinin yetkilerini ele geçirmek gibi bir amacı olmadığı açıktı. Eğer öyle olsaydı, kendisine verilecek yetkinin üç ay ile sınırlı olmasını ister miydi?

Nitekim ikinci bileşimde söz almış ve Meclisin konuya gösterdiği titizliğe teşekkür etmişti:

Telakkiyatımda aldanmıyorsam Meclisi Aliyi tereddüde sevk eden nokta,hukuku teşriiye ve icraiyesini bir zata tevdi etmiş olmaktan tevellüt edecek (doğacak) mahazirdir (sakıncadır). Meclisin bu noktayı büyük bir hassasiyetle (duyarlılıkla) ve ciddiyetle nazarı dikkate almasından ben şahsen fevkalade memnunum. Çünkü hiç birimizin şahsı mevzuu bahis değildir...Benim her hangi bir salahiyeti,kanuni ve meşru bir sıfatı haiz olabilmem mutlaka Meclisi Alinin mevcudiyetine vabestedir (bağlıdır). Meclisin mevcudiyeti herhangi bir şekil ve surette düçarı taarruz olursa ona intisapta haiz bulunduğum bilcümle evsaf ve selahiyat tabii kendiliğinden mündefi olrur (ortadan kalkar).

Herhangi birimize böyle bir selahiyet verirsek,o zat bu salahiyetini azayı kiramdan herhangi biri hakkında keyfi,örfi muamele yapabilir mi?Bittabi bu da varidi hatır olamaz. Fakat bunu da ref'edecek kaydü şartı nazarı itibare almak lazımdır.

Şimdi müsaade buyurursanız,geceki takririmi bazı maddeler halinde bir proje olarak Heyeti Aliyenize takdim ediyorum .Onun üzerinde müzakere ve münakaşa yapılabilir.

Kişinin büyüklüğü çıkıyordu ortaya. Önerisinin sonuna şu koşulu eklemişti:Kanunu Esasi ve Teşkilatı Esasiye Kanunuyla hukuk ve mesuliyeti teşriiyesi tabiatıyla mahfuz (doğal olarak saklı) ve şahsiyeti maneviyesi Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi kuyudu atiye (aşağıdaki koşulla) Başkumandanlık vazifei fiiliyesine kendi reisi Mustafa Kemal Paşayı memur eylemiştir.

Buna da karşı çıkanlar vardı ve biri de Millet Meclisinin ilk kabinesinde Milli Eğitim Bakanı olan Sinop mebusu Dr.Rıza Nur idi. Kendine özgü üslubuyla konuşmasına şöyle başlamıştı:

Efendim dün Paşa Hazretlerinin takrirlerini dinlediğim vakit Meclisin hukuk ve salahiyetinin bir kısmını terk etmesi teklifi karşısında ben fevkalade heyecan içinde kaldım. Hatta başımı felan kaşımışım. Bana sonra söylediler. Fevkalade bir vaka huzurunda olduğumu gayri ihtiyari olarak harekatımda göster-mişim. Hakikaten şimdiye kadar hayatı meşruiyetimde, hayatı teşriiyemde bu kadar mühim bir vaka ve teklif karşısında kalmamıştım. Bu teklifi tahlil ettiğim vakitte görüyordum ki hukuku milleti bir şahsın eline veriyoruz. O hukuk ki yalnız millete aittir. Başka kimseye verilmez. Ve bu Meclisin elinde emanettir...Bendeniz Paşa Hazretlerinin bu selahiyeti talep etmekteki hikmeti bir türlü derk (anlamıyor) ve izah edemiyorum.

Oysa İkinci Meclisi Mebusanda, İttihat ve Terakki Partisi iktidardayken mebus olduğu halde tutuklanıp Bekirağa bölüğünde hapsedildiğini unutmuş görünüyordu.

Hatta daha da ileri giderek "Bir yerde İstiklal mahkemesi teşkil eder. Ama öyle bir zat tayin eder ki kendi arzularını tamamen ifa eder (yerine getirir)" diyor ve Mustafa Kemal'i zerre kadar anlamadığını ortaya koyuyordu.

O bunları söylerken oylama sonuçlanmış 169 ret oyuna karşın 183 kabul oyu ile Mustafa Kemal'e Başkomutanlık görevi verilmişti. 10 oy da çekinser kalmıştı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail