Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 33 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


BOLLUK İÇİNDE DARLIK: ENERJİ DAR BOĞAZI

Ali Nejat Ölçen

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 2.Enerji Sempozyumundaki konuşmasında "Türkiye'nin enerji bunalımında olduğunu" söylemesini yadırgamamak olanaksız. Bunca temel atma törenlerine katılıp binlerce kilometre yol kat ettiğinin ve yüz binlerce kişinin elini sıktığının, on binlerce kişiye el öptürdüğünün istatistiklerini tutan bir Cumhurbaşkanı'nın enerji bunalımından söz etmesi olanaklı mıdır? Kendisi Elektrik İşleri Etüt İdaresi kaynaklı su mühendisiyken bunca yıl başbakan olarak ülkenin yazgısında rol oynarken ,bir gün ülkenin enerji darboğazıyla karşılaşacağını nasıl olur da düşünemez?

Türkiye'de elektrik tüketiminin artış kuralını göz ardı ederek yeterince kaynak ayırmayan devlet ve siyaset adamlarına bir gün üretimin tüketimi karşılamayacağını düşünmedin mi diye sorarlardı Türkiye gelişmiş bir ülke olsaydı.

1965-1995 döneminde 30 yıl içinde, kamu sektörünün sabit sermaye yatırımları içinde enerjinin payının nasıl değiştiğine bakacak olursak ilginç bir sonuçla karşılaşırız. Ne zaman Demirel başbakan olmuşsa enerji yatırımına daha az kaynak ayrılmış ve kamu sektörünün sabit sermaye yatırımı içinde enerjinin payı azalmıştır. Türkiye enerji dar boğazına sürük-lenmiş ve başbakan Demirel "en pahalı enerji, olmayan enerjidir" diyerek gaz türbinlerinin ihalesi yoluna gidilmişti. Gaz türbinleri enerji üretiminde en pahalı ve en az tercih edilen bir sistemdi o yıllarda; talebin en çok olduğu saatte devreye girer ve çok kısa bir süre çalışarak devreden çıkar. Yani bir bakıma enerjinin arz-talep dengesizliğinin düzen-leyicisidir. Ama ne yazık ki,en pahalı enerji olmayan enerjidir mantığı içinde o sektörün yatırımları kısılırken gaz türbin-lerinin dışalımına kapılar açılmış ve sürekli çalıştırılarak enerji açığının giderilmesine çalışılmıştır.

Şimdi de bu yaşamsal önemi olan bu sektördeki yatırımlar yarı yarıya azaltıldığı için üretim, talebi karşılayamaz olmuş ve nükleer santral ihalesine kapılar açılmıştır.

Bizim siyaset ve devlet adamlarımızın zihinlerine saplanmış olan mantığı anlamak olanaksız gibidir. Hiç kimse sorumlu olmadığı ve Türk toplumunun belleği de oldukça zayıf olduğu için, nükleer santrala karşı çıkarsanız ulaştırma bakanı Enis Öksüz sizi "geri zekalı" olarak niteleyebilir. Böylesi bir ulaştırma bakanı gelişmekte olan bir ülkede olsa,altındaki koltuk hemen kabinenin dışına ulaştırılır. Böylesi dogmalarla ulaştırma sektörünün başında bulunan kişilere, gelişmiş toplumlar hoş görüyle bakmazlar da onun için. Ulaştırma bakanının zihinsel düzeyini ölçme olanağına sahip değiliz ama hemen şunu önerelim ki, yurt dışında yayımlanan birkaç gazetenin sayfalarını karıştırsa,hemen tüm ülkelerde nükleer santralların yatırımlarının durdurulduğunu ,çalıştırılıyorsa üretim dışına çekildiğini ya da bu yolda kararlar alındığını görecektir. Daha bir ay önce komşumuz Bulgaristan'ın böylesi bir karar aldığı basında yayımlandı. Ulaştırma Bakanına,Yılmaz Dikbaşın,Yeni İleri gazetesindeki 31.12.1999 tarihli makalesini okumasını öneriyoruz.

Enerji sektörü, ülkemizin ne denli ciddilikten yoksun yönetildiğinin göstergesidir bunlar. Gaz türbinlerine başvurulmasındaki yanlışlığı bir yana bırakalım,1985'te Türkiye ilk kez 36.6 milyar kwh tüketimin 2.2 milyarını dış alımla karşılamak sorunda kaldı. Bugün yine benzer duruma sürüklendi Türkiye. 1997'de 115.8 milyar kwh olan elektrik enerjisi tüketiminin 2.5 milyarı, dışalım yoluyla karşılandı. 1998'de dış alım 3.3 milyar kwh düzeyine çıktı. Neden?

Kamu yatırımları içinde enerji sektörüne ayrılan pay oransal olarak azaltıldığı için ülke enerji dar boğazıyla karşılaşır oldu. Aşağıdaki çizelge bunu yeterince açıklıyor:

Çizelge 1- Kamu Sabit Sermaye Yatırımlarında Enerjinin Payı.

Yıllar ....1965...1970....1975....1980....1985.....1990....1995.....1996...1997...1998

Oran %..11,4...18,0.....7,9.......24,2.....23,4.....21,9.....12,9......12,9...12,8.....15,7

Kaynak:DPT'ninYıllık Programları.

Çizelge incelendiği zaman planlı dönemde 1965'te kamu yatırım-larının enerji sektörüne ayırdığı pay % 11.4'ten 1975'te % 18 oranına yükselmiş fakatDemirelin başbakanlığı döneminde 1975'te hızla azalarak % 7.9'a inmiştir. Benzer durum 1990'dan sonra da yaşandı. Daha önce % 26'lara çıkarılmış olan enerji sektörünün kamu yatırımları içindeki payı, Demirel başbakan olduğunda yarı yarıya azaltılarak % 11.6y'a indirildi Özel sektör ise enerji sektörüne yatırım yapmayı tercih etmemekte. Özel sektörün toplam yatırımları içindei enerjinin payı % 2'yi geçmemiştir.

Enerji Yatırımlarında Duraksama ve Gecikme.

Enerji sektöründeki yatırımların duraksamasının yanı sıra,- oranları da çok düşük kalmaktadır. Kamu yönetiminin bu sektöre neden bu denli duyarsız kaldığını anlamak olanaksız.

Özellikle 1980'den sonra enerji yatırımlarının dar boğaza itildiği dönem, 1983-1987 arasıdır. Ve bu dönemde sektöre ayrılan kaynak sadece yılda ortaklama ( artı eksi % 11.4 farkla )830 milyon dolar düzeyindeydi. Oysa daha önceleri 1978-82 döneminde 959 milyon dolar ve sonra1987-92 döneminde yılda ortalama 1260 milyon dolar idi. 1992'den sonra yıllık enerji yatırımları 1983-92 döneminin de gerisinde kalmıştır. Her ne kadar cari harcamalarda belli oranda artış olmuş ise de, reel yatırımlarda bir gelişme söz konusu değildir. Bir kuşku insan zihnini kurcalıyor,acaba gizli bir el,Türkiye'nin enerji dar boğazına girmesini mi planlıyor. Batı'da sökülen devre dışı bırakılan nükleer santralların ülkeye aktarılmasının planı mıdır bu?

Siz bilgi ve akılla yönetilen bir başka ülkede "nükleerin zararını bilmiyordum" diyen bir çevre bakanına rastlayabilir misiniz? Cumhurbaşkanı olan bir su mühendisi, "ülke enerji darboğazı içindedir,iki yıla kadar karanlıkta kalacağız" diyebilir mi? Bir gazete'de (22 Ocak 2000) yer alan "ABD nükleer santral için bastırıyor" biçimindeki bir habere ilk tepkinin Çankaya'dan gelmesi gerekmez miydi?

Bu sorular yanıtsız kaldıkça zihinleri kurcalayan kuşkular kamu vicdanını rahatsız etmeyi sürdürecektir.

Enerji yatırımlarında önemli gecikmeler artık gelenekleşmiş gibidir. DPT'nin en üretken uzmanlarında Alptekin Erdoğan'ın araştırmalarına göre,hidrolik santralların ortalama yapım süresi Türkiye'de 16 yıldır. Örneğin Karakaya hidrolik santralı 1971de yapımına baş-lanmış 1992'de" işletmeye girmiştir. Gecikme rekor düzeyde: 22 yıl. Denizli'de Adıgüzel barajı 19 yılda sonuçlanabildi. Van'daki Ercis-Koçköprü santralı 18 yılda işletmeye girebildi. Termik santrallarda da durum iç açıcı değil. Ankara-Çayırhan termik santralının 1974'de yapımı başladı ve 1993'te sonuçlandı. 20 yıl çok uzun bir süre. Kangal I ve II santrallarının yapım süresi 19 yıl, Çatalağzı santralında yapım süresi 18 yıl. Alptekin Erdoğan'ın araştırması önemli bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Ya ödenek yetersizliği,ya hukuksal anlaş-mazlık ya da yeterince ön hazırlık yapılmadan inşaata başlanılması ve yapım sırasında ortaya çıkan teknik sorunlar. Bu denli geciken enerji üretim tesislerinin verimliliği de o denli düşük olacak ve artan talebin karşılanması olanaksızlaşacağı için elektrik dışalımı günde-me girecektir. Ya da nükleer santral.

Gelecek Yıllarda Elektrik Enerjisi Talebi.

Şimdi önemli bir soruya değinmenin sırası gelmiştir. Bir sektörün gelişme hızını doğruya en yakın biçimde tahmin etmenin yöntemi bulunamaz ise o sektörü de tanımak olanaksızlaşır. Bu gün enerji sektöründe örneğin yılda tüketilen elektrik miktarına ilişkin tahminler bile farklı rakamlarla ortaya konulmakta. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2005 yılında 197 milyar kwh elektrik tüketiminden söz ederken Elektrik Mühendisleri Odası bunu abartılı bir rakam olarak bulmakta 171 milyar kwh elektrik tüketiminin söz konusu olacağını ileri sürmektedir. Hangisi doğru?

Aslında enerji talebini biçimlendiren en önemli etken,gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) düzeyidir. Ulusal gelir ne oranda büyürse elektrik enerjisine talep te o oranda artar. Yani elektrik enerjisine olan talebin artış oranıyla ekonominin büyüme oranı arasında bir bağlantı vardır ve bu bağlantı ancak uzun erimde değişime uğrar. Böylesi bir bağlantı, ekonomi dilinde talebin gelir esnekliği adını alır.

Yaptığımız hesaplama da elektrik enerjisi talebinin gelir esnekliği e="1.90" olarak bulunmuştur. Eğer yıl içinde elektrik enerjisine olan talep (E) Gwh (milyon kwh) ve GSYİH da (Y) milyar TL olarak gösterilirse: dE/E = l.90 dY/Y bulunur.

Burada "d" ile yıl içinde E' nin artışı gösterilmiştir. O halde dE/E enerji talebinin bir yıl içindeki değişim oranını belirler. Bu bağıntıda yanılgı payı (sapma) ortalama artı-eksi % 1.3'tür.

Yukardaki bağıntının ne denli gerçekçi olduğunu elektrik enerjisi tüketimindeki gerçekleşen brut Gwh ile yukardaki bağıntıyla hesaplanan değerlerin karşılaştırması ortaya çıkarır. En büyük yanılgı payı % 5.2 ile 1981 yılına ilişkindir. Öteki yılların hiç birinde yanılma payı % 3.3'yi aşmamıştır.

Bu hesaplamayı 1981-94 dönemi için yapmamızın bir nedeni var. Şekil 1'de de görüleceği gibi,elektrik enerjisine olan talep eğrisi 1980'de nitelik değiştirmiş , köy elektrifikasyonu nedeniyle tüketim eğrisinde sıçrama olmuştur. Bu konuda bile aşırılıktan kaçınılmadı,üç aylık yerleşme birimlerine bile elektrik verildi.

Çizelge 2. Elektrik Tüketimi ile GSYİH Arasındaki ilişki

Yıllar...... Gerçekleşen Gwh.... Hesaplanan Gwh ..... Yanılgı payı %

1980............ 24 961.1................ 23 728 ........................- 5.3
1982.............26 904.4................ 25 942......................... -3.7
1983............ 27 887.0................ 27 834.......................... 0.0
1984............ 31 375.8.................31 068.......................... 0.0
1985.............34 054.5................ 33 628.........................- 1.3
1986............ 37 656.4 ................38 370....................... + 1.8
1987............ 42 317.3................ 43 398........................ +2.5
1988............ 46 030.0................ 47 181....................... + 2.5
1989............ 49 367.2................ 47 808........................ - 3.2
1990............ 54 407.1................ 55 519....................... + 2.8
1991............ 57 350.5................ 56 753........................ - 1.1
1992............ 62 293.7................ 63 071....................... + 1.2
1993............ 70 007.3................. 69 180....................... - 1.2

Bu çizelgede elektrik tüketimleri TEAŞ (T.Elektrik Üretim-İletim A.Ş) ın 1998 İstatistik Yıllığının 79.sayfasındaki brüt tüketim rakamları hesaba temel alınmıştır. GSYİH da 1968 faktör fiyatlarıyla belirtilen değerlerdir.

Eğer 2005 yılına kadar ortalama büyüme hızı, dY/Y:

dY/Y=% 3 olursa dE/E="%5.7" olacağından, 2005'deki elektrik talebi E= 133 milyar kwh

dY/Y=% 4 olursa dE/E="%7.6" olacağından 2005'deki elektrik talebi E= 146 milyar kwh

dY/Y=% 5 olursa dE/E="%9.5" olacağından 2005'deki elektrik talebi E= 171 milyar kwh

Y/Y=% 6 olursa dE/E="%11.4" olacağından2005'deki elektrik talebi E= 197 milyar kwh, olacaktır.

Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2005'te elektrik enerjisi talebinin 197 milyar kwh olacağını ileri sürerken,yılda ortalama büyüme hızının % 6 olacağını kabul ediyor demektir ki, ilk bakışta bunun olanaksızlığı kesin gibidir. Elektrik Mühendisleri Odasının tahmini ise büyüme hızının yılda ortalama % 4 olması varsayımını akla getiriyor. İyimser bir tahminle gerçeğe daha yakındır.

SONSUZ ENERJİ KAYNAĞI:GÜNEŞ

Alternatif enerji seçeneklerini göz ardı ederek,nükleer santral üzerinde direnmek ,eğer arada kişisel çıkar ilişkileri yoksa, akılla bağdaşır kabul edilemez. Türkiye'nin siyaset ve devlet adamları ülkenin yer altı ve yer üstü doğal kaynaklarının envanterini ortaya çıkarmak için bugüne değin hiçbir ciddi çabanın içine girmediler. Örneğin kaç milyar ton linyit rezervine sahip olduğumuza ilişkin gerçeğe yakın rakam ileri sürmekten yoksunuz. Akarsularımızın taşıdığı enerjiye ilişkin tahminler bile kabacadır. Halkını,doğasını tanımaktan bu denli uzak kalan kamusal yönetim bağışlanamaz.

O yüzden dünyamızı ısıtan güneşin, enerjisini esirgemediği ülkelerinden birinde yaşadığımız bile devlet ve siyaset adamlarımızı ilgilendirmiyor. Siyasal iktidarların eğilimlerine bağlı olarak değişen ve her yıl belli oranda artan elektrik enerjisini karşılayacak kadar üretim planlamasını yapmaktan da yoksun düşürüldü bu ülke. Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı,Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Maden Tetkik Arama ve Enstitüsü, Devlet Planlama Teşkilatı-nın öncülüğünde bir enerji politikasının omurgasını saptayamaz mıydı? Böylesi bir çalışmayı yapmaları gerekmez miydi? O Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ki bazen Bayındırlık Bakanlığına bağla-nır,bir başka siyasal iktidar gelir onu yeniden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlar. Zaten öylesi ciddiyetten uzak bir kamusal yönetim hüküm sürmektedir ki,hangi kurumun hangi bakanlıktan ne zaman alınıp nereye bağlayacağını bile önceden kestirmek olanak dışıdır. Koalisyon ortakları arasındaki pazarlık bu dağıtımı düzenler. 57.Hükümette de bu böyle oldu. Daha sonraki iktidarlar döneminde de bu böyle olacak. Bakanlıkların adı ve sayısı da bu pazarlıklara konu olmakta. Devlet bakanlıklarının sayısı bile koa-lisyon ortakları arasında pazarlık sonucu saptanır.

Ama bugün gündemin en önemli konusu, enerji darboğazının nasıl aşılacağı sorunudur. Biz iki yıl öncesinden ülkeyi enerji darbo-ğazının beklemekte olduğunu Türkiye Sorunları kitap dizisinin çeşitli sayılarında dile getirmiştik.

Siyasal iktidarlar enerji sektörünü üvey evlat gibi göz ardı etti-ler,belki de bu yolla nükleer santrala gerekçe hazırlamayı amaç-lamışlardır kim bilir. Pek çok KİT'leri özelleştirmek için onları zarar eder duruma bilerek getirmediler mi?

Ama bir sorun yine unutuldu. İnşaat süresi en uzun enerji tesisleri-nin başında gelir nükleer santrallar. Bugün başlansa en az 10-15 yıl sonra üretime geçebilecektir. Avrupa'da pek çok nükleer santral sökülüyor. Kim bilir amortisman süresini doldurmakta olan bir santralı bize kakalayacaklar ve aklı tepesinde ya da cüzdanında dolaşan siyaset ve devlet adamlarımız Avrupa Birliğine kabul edilmenin rüşveti olarak o hurdalığın üzerine atlayacaktır.Belki de böylesi bir anlaşma imzalanmıştır kim bilir.

Bu satırları yazarken, bir f izik yüksek mühendisinin incelemesine bu sayımızda yer vererek, özellikle ABD' de uygulanması yaygın-laşan,güneş enerjisinden elektrik üretimine ilişkin tasarımın ülke-mizde de uygulama alanı bulacağını umuyoruz. Yüreği yurt sevgisiyle çarpan fizik mühendisinin teori ile pratiği kendi alanında bağdaştıran yeteneğine saygı duymamak olanaksız. Umarız Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü onun bu önerisini dikkate alarak, uygulayıcı örgütlenmeye gereksinim duyar. İncelemeyi aşağıda bulacaksınız.

·

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail