Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 32 Geri Tavsiye Et Yazdır

DEĞİŞEN DÜNYA VE HALK SAĞLIĞI
Nuray Tanrıtanır
DPT-Uzman.

DEĞİŞEN DÜNYA ve HALK SAĞLIĞI

Nuray Tanrıtanır
DPT

DPT' Avrupa Birliği İle İlişkiler Genel Müdürlüğünde uzman olarak görev yapan Nuray Tanrıtanır Dünya Sağlık Örgütü' nün 1998 yılı raporunu değerlendiren bir çalışma yapmış ve bu değerlendirmeye danışman olarak Prof.Dr. Münevver Bertan ve Doç.Dr. Hilal Özcebe katılmışlardır. Türkiye Sorunları kitap dizimizin bu sayısında konu birlikteliğine katkısı nedeniyle yer vermenin çok anlamlı olacağını düşündük. Nuray Tanrıtanır'ı kutlarken yeni dünya düzenini getireceği sorunlar konusunda da küreselleşmeyi öneren gelişmiş ekonomilerin yer küresine hangi olumsuzlukları taşıyacağını aşağıda, özetle görmüş olacağız..

Küresel bazda son 50 yılın sosyal getirileri çok olumlu yönde gelişime uğramıştır. Örneğin 1955'li yılların başında ortalama ömür (yaşam umudu) yer küresinde 46 yıl iken, 1990'larda 64 yıla ulaştı. Aynı dönemde bebek ölüm hızında her 1000 canlı döğumda 156 iken 62' ye inebilmiştir. Besin maddeleri üretiminde, nüfustaki büyümenin iki katından fazla artış sağlanabildi. Beslenme bozukluklarının oranı 1/3' ten 1/5' lere inebildi. Yetiş-kinlerde okur-yazarlık oranı 1970'lerde %50'nine altındayken, 1990'ların başında % 75'in üzerine çıktı. Çocukların okullaşma oranı 1970'lerde yarıdan daha az iken,1990'ların başında 3/4'ün üzerine çıktı. Son yirmi yıl içinde bebeklerde aşıyla önlenebilir hastalıklara karşı bağışıklama hızı % 80'i aştı.

Böylesi sosyal gelişme trendini ekonomik büyümenin sağlayacağı açıktır. Nitekim 1950-73 döneminde deyim yerindeyse dünya ekonomisi altın çağını yaşamıştır. Kişi başına gayri safi ulusal gelir ortalaması % 3 oranında artmıştır. 20.yüzyılın ilk yarısına göre 3 katından fazla büyüme sağlanmış, 1950'de ortalama 2140 dolardan 1973'te 4120 dolara yükselmiştir. Bununla birlikte 1950-1973 arasında uzun dönemli gelir dağılımı trentleri ülke den ülkeye büyük farklılıklar göstermekteydi. Örneğin geri kalmış ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki kişi başına gelir farkı 1950'de 35 katı iken 1973'te 40 katına çıkmıştır.

1973-93 döneminde,dünya ekonomisinin büyük bölümü, teknolojik gelişmenin yavaşlaması sonucu potansiyel düzeyin altında kalırken, Asya aynı dönemde dünya eko-nomisinin en parlak yıllarını yaşadı. 1993 sonrasında dünya ekonomisi büyüme trendini sürdürmüş ve enflasyon hızı % 3.5 dolayına düşmüştür.1997-98 yıllarında dünya üretiminin % 4 ten fazla büyüyeceği tahmin edilmektedir ki, bu gerçekleşirse son on yılın en hızlı artışı olacaktır. Ne var ki kimi düşük gelirli ülkeler (çoğunlukla Afrika kıta-sında) bu büyüme sürecini yakalayamamıştır..

Daha önce bir çok ülkede gözlemlenen ekonmik durgunluğa karşın IMF' in yorumu şöyledir:

Gelişmekte olan ve geçiş dönemindeki ülkelerin potansiyel güçlerini birleştirmeleri ve teknolojik üre-tkenliğin ilerlemesi ve küreselleşmenin artmasıyla elde edilen yararlı etkiler,dünya ekonomisindeki mevcut genişlemenin gelecek on yılda da sürdürü- lebilmesini olanaklı kılar. Dünyadaki üretim büyü-mesinin sürdürülmesi ayrıca 1970'lerin ortalarında yaşanan petrol bunalımından bu yana geçek çeyrek yüzyıldan daha iyi olabilir.

Ancak buradaki sorun, yoksul ülkelerin ekonomik büyü-melerinin varlıklı ülkeleden daha hızlı olmasını başarıp başaramayacağıdır.

1. Artan İşsizlik ve Küresel Borçlanma.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından yapılan bir değerlendirmede 1980' lerin başından beri,küresel temelde eşitsizliklerin arttığı belirmektedir. Ülkeler arası gelir uçurumu büyümek tedir. 1965'yılında G-7 olarak bilinen sanayileşmiş ülkelerin ortalama kişi başına gelir düzeyi dünyanın en yoksul 7 ülkesinin 20 katıydı. 1995'te bu oran 50 katına çıktı. Gelişmekte olan pek çok ülke bile piyasaekonomisine sahip ülkelerden daha hızlı büyümüş olmasına kar-şın,büyüme kişi başına gelir farklılaşmasını gidermeye yetmemiştir. Yine Dünya Bankasınca ağır borç içinde olarak nitelenen 51 ülkenin 13'ü orta gelir düzeyindedir. Bu 51 ülkeden 19'u Afrika kıtası dışındadır ki bu da sorun alanının genişliğini gösterir...Kanıtlar belirtmektedir ki, değişim gösteren dünya ekonomisine uyumlaştırma açı-sından,uluslar arası ve ulusal bölünmeleri ortaya çıkaran yavaş büyüme ve artan işsizlik artık yalnızca geçici değilir ve gittikçe de süreklilik kazanmaktadır. Yoksulların refahından zenginlere ayrılan payın artması yeni politik coğrafya yaratacak olan düşünce, eylem, değerler, beğe niler ve duyularda radikal farklılıkları izleyen gerçek bir siyasal tehdidi ortaya çıkarmaktadır. Gözden kaçırılmaması gereken bir başka etken, eğitimli bireylerde işsizliğin artmasıdır. Bu, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde son yıllarda yapılan ekonomik reformların kimi yararlarını ortadan kaldıracaktır.

2.Sektörel Değişiklikler ve Kimi Olanaklar.

Ekonomik birleşmeler küresel özellikte değildir; kimi grup ülkelerin birleşmesi biçimindedir. Gelişmiş ülkelerden daha hızlı büyüme hızına sahip Asya'nın büyük bölümünün ve daha küçük alanda Latin Amerika ül-kelerinin birleşmesi buna örnektir. Bu ülkeler, eğitim ile araştırma ve geliştirme yatırımlarından başka, daha hızlı ekonomik büyümeyi sağlayan üretim yapısı ve iş bölümünde gerçekleştirdiği değişimler yoluyla uzmanlaşmanın potansiyel yararlarını sağlayan politikalar ile kurumların önemini ortaya çıkarmıştır.

Dünyanın tüm bölgelerinde daha şimdiden büyük çapta yapı değişikliği ortaya çıkmıştır. 1960 yılında tarımsal üretim dünya üretiminin % 14'ü iken 1992'de bu oran hizmetler sektöründe % 58'e ulaşırken tarımın payı % 7'ye düşmüştür. Gelişmiş piyasa ekonomilerinin üretimdeki payı 1960'da % 87'den 1992'de % 77'ye inimştir. Madencilik ve petrol rafinerilerinde, gelişmiş ekonomilerin toplam kapasitesinin % 25'i başta Latin Amerika olmak üzere gelişmekte olan ülkelere geçmiştir. Aynı biçimde,demir dışı metaller ve çelik üretiminde, tekstil ve giyim ürünlerinde dünya arası değişim,bir çok ülkede büyük çapta yurt içi yeniden yapılanmayla birlikte gerçekleşmiştir. Dünya çapındaki bu tür yapısal değişim, teknik ilerleme ve küresel bazda artan karşılıklı bağımlılıktan kaynaklanmaktadır. Sağlık ve eğitim gibi insana ve teknolojiye yapılan yatırımların,uzun dönemde ekonomik perfor-mansın gelişmesini sağlayan temel etken olduğunu bu a-landa yapılan araştırmalar göstermiştir.

3.Nüfus Hareketleri

1955'te dünya nüfusu 2.8 milyardı. 1997'de 5.8 milyar ve 2025'te 8 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor. Gelişmekte olan ülkelerin nüfusu 1955'de 1.7 milyar olarak dünya nüfusunun % 60'ı iken, 2025'te 5.6 milyara çıkarak dünya nüfusunun % 69.2 'sini oluşturması bekleniyor. Geri kalmış ülkelerde 1955'in 217 milyon düzeyinde olan nüfusu (dünya nüfusunun % 7.9'u) 2025 yılında 1.2 milyar ile dünya nüfusunun % 14.4'üne ulaşacak.

Nüfus büyüklüğünün yanı sıra nüfus hareketi içinde uluslararası göç ve sığınmacılık önemli yer tutmaktadır. İç çatışmalar ve ulus-devletlerdeki bölünmeler, özellikle siyasal sığınmacılar ve sürgün edilenler başta olmak üzere Birleşmiş Milletler Örgütünün tahminlerine göre 1965'de 75 milyon insanı kapsarken 1990'da bu sayı 120 milyona çıkmıştır. Göçmelerin içinde sığınmacıların sayısı, 1985-1990 döneminde 10.5 milyondan 14.9 milyona ulaşmış tır. 1990 yılında bu rakamın dünyadaki göçmen birikiminin % 12.4'ü olarak hesaplanmıştır. Aslında sığınmacı birikimi 1993 başlarında 18.2 milyonda duraksamıştı. Gide-rek azalmış ve 1996 başlarında 13.2 milyon kişiye inmiş-tir.

!997'de dünya nüfusunun % 40' ı (2.3 milyar) 20 yaşından genç insanlardan % 10'u da 5 yaşından küçük çocuklar ve % 7' si de yaşlılardan oluşmaktadır.1955-1995 döneminde toplam çocuk nüfusundaki artış hızı % 1.57 idi. 1975-95 arasında bu oran % 0.6'ya indi. 1995-2025 döneminde % 0.25 olması bekleniyor. Buna karşın 65 yaş üzeri nüfusun artışı hızlanmaktadır. 1955-75 döneminde % 2.3 oranında yaşlı nüfusun artış hızının 1995-2025 için % 2.6 olacağı tahmin ediliyor.

Doğurganlık çağındaki her kadının yaptığı doğum sayısı 1955'de 5 iken 1975'te 4.2 ve 1995'te de 2.9'a inmiştir. Giderek azalan doğurganlık hızının 2025'te 2.3 olması bekleniyor. Tüm bu gelişmelere karşın yer küremizde, 1milyar insan yeterli ve temiz su bulma yoksundur. Tatlısu salyangozunda bulunan bir parazit tarafından 20 milyonu aşkın insan etkilenmektedir. Çevresel sorunların, hastalıklarda % 25 payı olduğu tahmin edilmektedir. Sıtma riski altında yaşayan insan sayısı 2.4 milyara yakındır. Dünya nüfusunun % 45'i kadar. Bu oranın 2025' te % 60'a çıkacağı tahmin ediliyor. Sivrisineklerin taşıdığı "dang" hastalığı, 1.8 milyar insanı tehdit etmektedir. 600 milyon insana sağlık hizmetleri ulaştırılamamakta.

Buna karşın beslenme koşullarında göreceli düzelme gözlemlenmektedir.1961-63'te kişi başına ortalama enerji alımı 2300 kalorinin altında iken, 1969-71'de 2440 kaloriye,1990-1992'de 2720 kaloriye çıkmıştır. 2010 yılında 2700 kaloriye çıkması bekleniyor. 2700kalorinin üzerinde enerji alan kişi sayısı 1969-71'de 145 milyon iken bugün bu sayı 2.7 milyara çıkmıştır. Buna karşın,besin maddelerine erişim olanakları olmayan insanlar dünya nüfusunun % 21'ini oluşturmaktadır. 2010 yılında bu oranın % 12'ye inmesi beklenmektedir. Bu besin mad-delerine erişim olanağı olmayan nüfusun 840 milyondan 680 milyona inmesi demektir. Gelişmekte olan ülkelerde 5 yaşından küçük çocukların arasında düşük kiloda olanlar 1975'de % 46 oranındaydı. 1995'te bu oran % 35' indi. WHO' nun istatistiklerine göre 1995'te 168 milyon çocuk düşük kilo grubundadır. Gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık 206 milyon (%38) çocukta bodurluk ve 49 mil-yon (%9) çocukta da çelimsizli (sıskalık) vardır. Yetersiz beslenme koşulunda çocuk sayısı Latin Amerika'da 54 milyon, Afrika'da 121 milyon, Asya'da ise 363 milyon dolayındadır. Merkezi Güney Asya'da 5 yaşından küçük çocukların % 50 si yetersiz beslenme koşulundadır. .5 yaşından küçük çocuklarda ölüm oranı orta düzeyde düşük kilolu olanlarda 2.5 katı,aşırı düşük kilolu olanlarda ise 5 katı fazladır. 5 yaşından küçük çocuklarda yetersiz beslenmeden ölenlerin sayısı yılda 300 000 dir. Buna karşın 5 yaşından küçük yaklaşık 22 milyon çocuğun aşırı kilolu olduğu tahmin edilmektedir. WHO' nun tahminlerine göre, gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık 245 milyon yetişkin orta düzeyde ve 93 milyon yetişkinde ise aşırı düşük kiloluk vardır. Orta düzey ve aşırı kilolu olan yetişkinlerin sayısı ise 200 milyondur ve bunun 58 milyonu gelişmekte olan ülkelerdedir. Beslenme alanında 2025 yılı için yapılan tahminler iyimserlik sergilemektedir. 5 yaşından küçük çocuklarda düşük kiloluk oranı % 25' e inecektir.1995 verilerine göre 2 milyar insanın anemik olduğu ve hemen hemen 3.6 milyar insanda demir yetersizliği bulunduğu tahmin edilmektedir. İyot eksikliği dünya nüfusunun % 15'ini etkilemektedir. 834 milyon kişi guatr,16.5 milyon kişide ise kretenizm vardır. Klinik düzeyde olmayan A vitamini eksikliği tüm dünyada 5 yaşından küçük çocukların % 42' ini (285 milyonu) etkilemektedir. Bunu % 0.5'inin durumu çok ciddidir.

Tüm dünyada 1960'lı yıllarda ilkokul ve ortaokula giden çocuk sayısı 250 milyon idi. 1995'te 4 katı artarak 1 milyara ulaştı. 1960'da 1 milyar okur-yazar sayısı 3 katı artarak 1995'te 3 milyara çıkmıştır.

ILO' nun saptamasına göre 1995'de dünyadaki toplam işgücü 2.7 milyardır ve bunun %78'i gelişmekte olan ülkelerde bulunmaktadır. 2010 yılında bu sayının 2.8 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Ama bugün tüm dünyada resmi olarak 120 milyon kişi işsiz durumdadır. Eksik istihdam ise bundan daha yaygındır. Bu durum, büyük acılara, yoksulluğun artmasına marjinalleşmeye, dışlanmaya,eşitsizliklere, sağlıksızlığa, saygınlık kaybına,yaygın toplumsal çözülmeye ve büyük ekonomik kayıplara yol açmaktadır.

Genç kesimde işsizlik gelişmekte olan ülkelerde ciddi bir sorundur. Bu ülkelerde 20-24 yaş grubundaki erkeklerin en azından % 20'si işsizdir.

Ve son tahminlere göre Bat Asya ile Sahra güneyindeki Afrika'da kişi başına gelir düzeyi,1970'ilerdekinin % 80-90 ına inmiştir.

Sonuç olarak,dünyamız değişmekte ve değişirken de olumlu gelişmelerin yanısıra sosyal ve sağlık açısından bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail