Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 31 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır

ÜÇÜNCÜ DÜNYA ÜLKELERİNDE MİLYONLARCA İNSANIN RÜYASI: KÜRESELLEŞME
Prof.Dr.Paııl Krugman
Çeviri ve özet: Dr.Hüseyin Pekin
Kaynak: Tages-Anzeiger, 27.1.1999



ÜÇÜNCÜ DÜNYA ÜLKELERİNDE MİLYONLARCA İNSANIN RÜYASI:KÜRESELLEŞME

Paul Krugman
Prof.Dr

Çeviri: Dr.Hüseyin Pekin
Kaynak: Tages Anzeiger,27.1.1999

1999 yılının Ocak ayında İsviçre'de "Davos" kentinde düzenlenen "Dünya Ekonomik Forumu" toplantısında tartışılan en önemli konu küreselleşme olmuştur. Bilindiği gibi, sıradan kimseler için bu kavram oldukça ürkütücüdür. Haklılar mı? Bu çok önemli soruya en yansız ve gerçekçi yanıtı ABD'in ünlü Masachusette Institute of Technology (M.I.T.) profesörlerinden Paul Krugman vermiştir. Aşağıda onun kimi sorulara verdiği yanıtlarını bulacaksınız.

Soru- Niçin küreselleşme olgusu giderek ürkütücü görünüyor?
Yanıt- Nesnelerin ve hizmetlerin serbest dolaşımı çok iyi bir şey. Dünyaya büyük umutlar taşıdı. Japonya dı-şında hiçbir yoksul ülkenin ekonomik kalkınmasında başarı gözlenmedi. Buna karşın 1970'li yıllardan bu yana gelişmekte olan ülkelerin çeşitli spekülatif başarılarına tanık olduk, çünkü dünya pazarlarına açılmayı be-cermişlerdi.
Soru- Şu halde sorun nerede?
Yanıt- Sermaye piyasasının (finans pazarlarının) küreselleşmesi dir sorun olan.

Soru- Varlıklı ülkelerin gelişmekte olan ülkelerde yatırım yapmaları kötü mü?
Yanıt- Hayır, kesinlikle değil. Ama sadece kısa erimli alanlara yatırım yapılırsa ve piyasadaki en küçük bir sarsıntıda dışarı kaçıyorsa, sakıncalı sonuçlar doğar. Bu tür sıcak paranın, uzmanlar bile ekonomiyi alt üst edeceğini önceden görebilmiş değiller. Avustralya örneğini ele alalım. Bu ülke, Asya krizini sarsıntısız atlattı. Hatta parasal dalgalanmalarında bile Gayri Safi Milli Hasıla %5 oranında büyüdü.

Soru- Aynı şeyi Brezilya da yapmak istiyor. Niçin orada başarılı olunamamaktadır .
Yanıt- Bu ilginç bir soru. Sermaye piyasasında çok belirgin ikilemli moral mevcut. Endüstri ülkelerinde ise durum farklı. O ülkeler belli sermaye piyasaları olarak algılanıyor. Oysa gelişmekte olan bir ülke parasını dalgalanmaya bırakırsa yer yerinden oynar.

Soru- Neden böyle ?
Yanıt- Gelişmekte olan o ülkelerin kısmen güçsüz banka sistemine sahip olmaları, kısmen de Dolar, Yen ya da Euro cinsinden dış borçların artması buna neden olmaktadır. Bununla birlikte herhalde temel neden, yerli ve yabancı yatırımcıların ülke ekonomisine güven duymamaları. Somut bir örnekle açıklamalıyım. Eğer Avustralya doları değer yitirirse, hiç kimse Avustralya ekonomisinin çökeceğini düşünmez. Ama Endonezya Rupi si değer yitirdiği zaman, yatırımcılar hemen "tehlikeli yaşam yılları" filmini anımsar ve söylenmeye başlar: Aman Tanrım, bu filimdekilerin tıpkısı olacak diye.

Soru- Kısacası, gelişmekte olan ülkelere siyasal yönden güvenilmiyor (mu)?
Yanıt- Her şeyden önce gelişmekte olan ülkelerin içlerine sindirmek oldukları ekonomik darbelerin boyutlarını göz önünde tutmak gerekir. Endonezya'da GSMH %15 azalışa uğradı. Batı'nın siyasal sistemleri bunu normal sayabilir mi? Neyse ki bu testi biz yapmadık. Ben kişi olarak Güney Kore gibi bir ülkenin siyasal yönden nasıl istikrarlı olabileceğine şaşıyorum. Bununla birlikte yatırımcılar, gerçeklere bakmazlar sadece gerçeğin gerçekleşmesiyle ilgilenirler.

Soru- Yatırımcılar çağcıl sömürücü (modern emperyalist) mi oluyorlar?
Yanıt- Evet, bir bakıma öyle. Maksatlı olarak böyle davranıyorlar.

Soru- Tanı tersine, belki budalalıklarından?
Yanıt- Karşılaştıkları bunalımlar gerçekten toplumsal budalalığın ürünüdür ya da emperyalizmdir. Hongkong ileişe girişen sermaye aslında iki yüzlü emperyalizmdir. Asya krizinden bu yana sermaye piyasası yeni beliren pazarlarda, GSMH bir kaç katına çıksa ve de insanlık tarihinin en büyük başarısı gerçekleşmiş olsa bile, yine de sınavın başarıyla kazanıldığına inanmazlar ve ekonomik krizin ilk belirtileri ortaya çıktığında paramızı alır gideriz derler.

Soru- Gelişmekte olan ülkeler, ulusal pazarlarını dolara bağladıkları gibi, aynı zamanda dalgalanmaya da terk edebiliyorlar. Ve her ikisi de iyi işlemiyor. Sizce doğru çözüm mü bu?
Yanıt- Evet, ortada iki ekstrem çözüm görünüyor. Biri dolara bağlanmak ki bunun anlamı, ülkenin kendi ulusal parasını bırakıp onun yerine doları kabul etmesidir. Arjantin bunu düşünüyor. Pek te kötü bir düşünce değil. Ötekisi, yeniden sermaye akışının denetlenmesidir. Bana göre Brezilya bu aracı kullanacak. Kanımca bunlar kısa erimli politikalardır. Uzun erimde Avustralya örnek alınmalı.

Soru- Sermaye piyasalarındaki bunalımlar aynı zurnanda siyasal tepkilere yol açıyor. Küreselleşme, giderek Batı'da günah keçisi olarak görülmekte. Sizin düşünceniz nedir?
Yanıt- Sermaye piyasalarında istikrar sağlanamazsa, kuşkusuz Malezya 'daki gibi pek çok olaylar ortaya çıkabilir.

Soru- Yani kötü mü?
Yanıt- Sonucun iyi ya da kötü olması Malezya'nın kalkınma stratejisinin ne olduğuna bağlı. Malezya bugüne değin sadece sermayeyi denetledi, ama yeniden bundan vaz geçmek zorunda kaldı. Sermaye piyasasında karışıklık şiddetlenirse, mal ve hizmet dolaşımı için de sınırlar kapatılır ve küreselleşmenin olumlu yanlan sıfıra iner. Böyle bir durum 1930 dünya ölçüsünde ortaya çıktı.

Soru- 1930'lu yıllarda dünya ekonomik bunalımının sonucunda tehlikeli milliyetçilik akımları doğdu. Bugün de böyle bir tehlike var mı?
Yanıt- Acaba size "Porfirio Diaz" adı bir şey anım-satıyor mu? Bu kişi 1910' a kadar Meksika Cumhurbaşkanı idi. Yabancı yatırımcılarla sıkı bağları olan genç danışmanları çevresine aldı. Diaz, Londra ve Washington nezdinde çok saygın kişiydi. Ne var ki halkı tarafından hiç sevilmiyordu. 1910 yılında Diaz iktidardan düşürüldü ve Meksika 1980'lere kadar Yan-kee'lerden (Kuzey Amerikalılar'dan) nefret eden kendi kabuğuna çekilmiş bir ülke olarak kadı. Sonra bir değişik başkan geldi. Genç teknokratları çevresine topladı. Evet, tarih yineleniyor gibiydi. Günümüzde, dünya ekonomisinin yaklaşık dörtte biri 1930'ların bunalımı içinde yaşıyor.

Soru- Bu da gösteriyor ki her şeyden önce bir talep yetersizliği söz konusu?
Yanıt- Evet doğru. Ne yazık ki siyasetçiler ve ulusal bankacılar bu talep yetersizliği sorununu çözebilecek durumda değiller. İşin şaşılacak yanı hiç kimsenin bunu görmüş olmamasıdır. Merkez Bankası sadece para basmasını biliyor. Pek çok gelişmekte olan ülke, spekülatörlerden korkularına yüksek faiz politikası güdüyor. Bu da doğal olarak durgunluğa neden oluyor. Keynes'in gözüyle bakarsak, bu ülkeler, sapık politikalar uyguluyorlar.

Soru- Keynes'in reçeteleri yeniden uygulanabilir mi?
Yanıt- Keynes'in yazıları bir din kitabı değildir. Pek çok noktada yanılmıştır. Ne var ki, onun vaktiyle sorduklarını bugün bizler de sormalıyız. Kişi olarak kuşkum yok ki, Japonya'nın "negatif gerçek faiz" uygulamasına gereksinim var. Japon Merkez Bankası talebi kısmak için kisten yüksek enflasyon üretmek zorundadır. Negatif gerçek faizler uygulaması katı iktisatçıların sahip çık-tıkarı reçetelerdir. Buna karşılık katı bankerler de enf-lasyonu istemezler. Şimdiye değin Japon hükümeti katı bankerlerin sözünü dinledi.

Soru- Özetlerseniz küreselleşme iyi mi, kötü mil?
Yanıt- Küreselleşme çok iyi bir şeydir. Bir milyardan fazla Çinli için mum ışığıdır. Döviz borçlarının artışı ve bir parça enflasyon o kadar önemli sayılmaz. Soru- Küreselleşmeden zarar görenler var? Yanıt-Elbette var. Soru- Kimler anlar? Yanıt- Sanayideki niteliksiz işçiler. Soru- Onlara nasıl yardımcı olmak isterdiniz? Yanıt- İşsizlik parası mı verelim. Hayır. Avrupa'nın işsizleri ABD'dekilerden daha fazla alıyor. Öte yandan ABD'de az ücret karşılığı bol işyeri var. Avrupa'da böyle işler yaratılabilir. Ayrıca, küreselleşmeden zarar görenlerin kayıpları başka yoldan karşılanabilir. Örneğin negatif gelir vergisi uygulayarak. Böylece en düşük gelir %40'a kadar arttırılabilir. Ben olsam çok daha fazla oranda arttırabilirim. Ama, sanayileşmiş ülkedeki kayıplar yüzünden küreselleşmenin durdurulması onarılmaz ölçüde yanlış olur. Gelişmekte olan ülkelerde küreselleşmeden kazançlı çıkanların sayısı zarar görenlerden fazladır.

Soru- O halde bunca aydın küreselleşmeden niye nefret ediyor?
Yanıt- ydınlar ekonomik düşünmeyi sevmezler de ondan.

Soru- Neden?
Yanıt- Ekonominin matematikle çok sıkı ilişkisi var. En basit örnekler bile matematik denklemlere dayanır. İnsanlar bunun farkındadırlar. Ayrıca piyasa ahlak tanımaz. Piyasa bencillik üzerine kuruludur. Tutucu ayınlar piyasada ahlak arar. Oysa bu olanaksızdır. Solcu aydınlar ise piyasayı oldum olası sevmezler, çünkü piyasa denetim altına alınamaz.

Soru- Ya da piyasa ekoloji (çevrecilik) karşıtıdır.
Yanıt- Tam öyle sayılamaz. Yoksulluk ta zenginlik kadar çevreye zarar verir. Gelişmekte olan ülkelerde çevreye verilen zararlar -öyle bilinse bile- küreselleşme nedeniyle değildir. Kırsal alan insanlarının çevreye verdikleri zarar, yapacak başka işleri olmadığından büyüktür.

Soru- Eğer Davos'a gitseydiniz neler söylerdiniz?
Yanıt- Ön yargılardan kesinlikle kurtulmalıyız, derdim. Benim yaşımdaki insanlar ekonomi bilgilerini 70'li 80'li yıllarda kazandılar. O yıllarda en önemli konular, enflasyonla savaşım ve serbest ticaret idi. Son yıllarda dünya çok değişti. 1960'larda gördüklerimiz, örneğin sıcak para, likidite birden bire en önemli sorunlar oluverdi, Eğer 1970'li yılların bilgileri ile kalınsaydı Japonya ve bol ki pek yakında Avrupa ekonomik bunalımla karşılaşırdı. Gelişmekte olan ülkelerden sermaye dolaşımı üzerindeki her türlü denetimi kaldırmaları istense, geçen yıl Asya'da ve yenilerde Brezilya'da yaşandığı gibi ekonomik bunalımlar günlük yaşamın parçası olurdu. Bundan ötürü seçkinlere söyleyeceğim şudur: Biraz mola verin ve bastığınız zemini iyice gözden geçirin.

• • •

Söyleşinin yorumu: A.N.Ölçen.

Bu söyleşide önce şunu belirtmeliyiz ki Prof. Krug-man'ın, Meksika ekonomisine ilişkin yorumuna katılmak olanaksızdır. Devlet Başkanı Porfirao Diaz'ın görevden çekilerek yerine gelen başkan döneminde 1980' kadar olansüre ile 1980'den sonraki ekonomi karşılaştırılınca aslında Meksika ekonomisinin 1980'den sonra duraksa-tığı, enflasyonun azgınlaştığı görülür. 1980 sonrası Türkiye'de olduğu gibi ABD yanlısı ekonomi politikalarının daha da belirginleşmesine benzer biçimde Meksika'da da uygulanması daha önceki düzeyde gelişmeyi sağlayamamıştır.

Örneğin 1930-40 arası Gayri Safi Yurt İçi Hasıla yılda %3.1 artarken 190-50 arası %5.9 oranında artmış ve 1980'e kadar büyüme hızı %6.5'm altına inmemiştir. 1980'den sonra uygulanan liberal politikalar sonrası, böylesi dengeli ve sürekli büyüme sağlanamadığı gibi gerileme başlamıştır.

Örneğin 1980-90 arası büyüme %1.1'indi. 1982-88 arası büyüme %0.14 tür. Aynı dönemde sanayi sektörü ekonomik bunalım içindedir, üretim düşmüş ve sanayideki büyüme gerilemiş, sıfırın altına -%0.14'lere inmiştir. ABD yanlısı ekonomi politikalarının ve serbest piyasa ekonomisinin düzensiz işlemesinin sonucudur bu. Devlet ekonomiyi serbest bıraktığında, 1980'in enflasyon oranı %29.8 idi. iki yıl içinde 1982'de enflasyon %98.8'e yükseldi. 1986'da %106.. 1990'daki enflasyon %29.9. Son 15 yıl içinde kişi başına ulusal gelir 1983'te 2240 dolardan 1997' de 3680 dolara çıkarak yılda ortalama %3.3 büyüme ancak sağlanabilmiştir.

1960'da Mekska'da 1980'e kadar denk bütçe söz konusuyken o yıldan sonra da devlet bütçesi açık vermeye başladı.Örneğin 1970'te GSYÎH'nın %24.5'u olan devlet gelirlerine karşın harcamalar da aynı orandaydı. 1988'de devletin GSYİH'daki gelirleri %30.4 oranında olmasına karşın harcamaları %40'a yükselmiş ve GSYİH'nın %10'u oranında açık bütçe olayı ortaya çıkmıştır. Türkiye'de olduğu gibi.l988'deki dış borç yükü 78.3 milyar dolardır. 1960'larda Meksika'nın dış borçları yok iken..

Söyleşide sorular tam olarak küreselleşme konusunda yoğunlaşmamış görünüyor. Zaten Prof. Krugman da olabildiğince küreselleşmeye değinmekten çekiniyor. Yanıtları bizdeki bir ata sözünü anımsatıyor. Tükürse üstte bıyık, altta sakal. Ne yapsın Prof.Krugman: Yutkunacak elbet. Nitekim evet diyor kimi ülkeler küreselleşmeden zararlı çıkabilir. Doğal olarak gelişmekte olan ülkelere giren yabancı sermaye, en ufak bir ekonomik bunalım belirdiğinde sermayesini alıp gidecektir, diyor. Daha şimdiden Türkiye'de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, yabancı yatırımın spekülasyonaat oynattığı açık alan olmadı mı.? Birleşik endeksteki aşırı dalgalanmalar Ankara'ya kadar uzanarak vergi yasasının olmazsa olmaz denilen kimi maddeleri delinmiyor mu. Neden. Çünkü vergi yasalarının delinmesine olanak tanıyan tebliğlerin yayınlanmasını öngören maddeler öngörülmüştür de onun için.

Prof.Kugman'ın küreselleşmeden zarar gören ülkelerde negatif vergi uygulanarak gelirlerinde %40 artış sağlanabileceğini ileri sürüyor. Ona kalsa daha da büyük oranda negatif vergi uygular imiş. Ne demek negatif vergi. Aslında gelir noksanının subvensiyon ile karşılanması yani aradaki farkın devlet tarafından ödenmesi demektir. İşverene ödetemeyeceklerine göre. Devletin bütçesi açık verirken ve kendisi küreselleşmenin zararına katlanırken bu olanağı nasıl sağlayacak? Yeniden borçlanarak mı? Söyleşiyi düzenleyenler Erster Girsberger ve Philipp Löpfe bunu sormuyorlar ve Prof.Krugman da yanıt vermekten kurtuluyor.

Prof.Krugman'ın bir noktada çok haklı olduğuna da değinmeden geçemeyeceğz. O da Merkez Bankalarının sadece para basmasını biliyor gerçeğine değinmesi. Gerçekten de gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları siyasal iktidarların denetimi dışına çıkarak özerkliklerine kavuşmadıkça, baknot matbaasının yöneticiliğinden başka bir işlevi yerine getiremez. Eğer o ülkelerde T.Özal gibi biri başbakan olur da, kimileri ihracat yapmış olmasa bile yurt dışındaki dövizini getirip teslim ettiği zaman, kişiye ihracat yaptığına ilişkin belgeyi imzalayıp vermekle, Merkez Bankası bir işlev daha edilniş olur. Açıkçası hayali ihracatın onaylanması türünde bir işlevdir bu. Kişi hem kara dövizini aklamış hem de ihracat yapmış farz edilerek teşviklerden yararlanmış olur. Ülkemizdeki liberasyon bu denli liberaldir.

Prof.Krugman'ın bir yanıtını da tam olarak anlamak olanaksız. Gelişmekte olan ülkelerde küreselleşmeden kazançlı çıkanların sayısı zarar görenlerden fazladır diyor. Böyle bir istatistik var mıdır bilemiyoruz ama, burada ülkenin sayısı önemli değil küreselleşmeden zarar gören ülkelerdeki yaşayan insanların sayısıdır önemli olan. Yani kaç milyon kişi zarar görüyor küreselleşmeden. Örneğin biz 1992-96 arasında beş yılda geri kalmış 14 ülkede 306 milyon insanın zarar gördüğünü ortaya çıkardır.

Prof. Kruman'a yönetilen en önemli soru küreselleşmenin çevreye vereceği zararla ilgiliydi. O da yanıt olarak zarar veriyor ama kırsal alan insanının çevreye zararı daha fazla diyor. O soruya böylesi yanıt, yanıt olmaktan uzaktır elbet.. Ama bir yargısına katılmamak olanaksız : Piyasa bencillik üzerine kurulmuştur. Ahlak tanımaz.

.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail