Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 30 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

SOKRATES İLE SAYGINLIK ÜZERİNE SÖYLEŞİ
...

SOKRATES İLE SAYGINLIK ÜZEERİNE SÖYLEŞİ

- Sokrates, sana gelmemizin nedenini bizlerden daha biliyorsundur. Kimi kavramları gerçek anlamlarıyla bilmekte güçlük çekiyor ve o yüzden sık sık sana baş vu-ayoruz. Biliyoruz ki sen, bildiğini iyi bilen bilmediğini bilen kişisin. Düşünceden yola çıkıp nesneleri, olayları ve olguları gözlemlerinle bütünleştiren niteliklere sahipsin. O yüzden sana geliyor, doğrunun doğru, yanlışın yanlış olup olmadığını öğrenmeye çalışıyoruz. Yanlışı, doğruymuş gibi gösterenlerin ülkesinde yaşadığımız için, yanlışların doğru, doğruların yanlış olduğunu düşünmeye alıştık. Doğru ile yanlış iç içe, yan yana. Birbirinden onları ayırt edemez olduk. Bağışla bizi, o yüzden saygınlığımızı yitirmekteyiz. Anlat bize bir nitelik mi saygınlık? Özellik mi? Nasıl edinilir ya da nasıl yitirilir. Artık saygın kişilerce yönetilmek istiyoruz. Kendimize saygı duymaya, saygın kişiler olmaya gereksinme duyuyoruz. Öylesine saygınsız kişiler tarafından yönetilmekteyiz ki, onların yönetiminde ister istemez bizler de saygınsız kişiler olmaktayız. Söyle bize, o saygınlıktan uzak kişileri nasıl saygı duyulan kişilere dönüştürebiliriz? Olanaksız mıdır bu? Anlat bize, ne demektir saygınlık. Nasıl edinilir.

Sokrates:
Sizleri anlıyorum.Bana gelip saygı sözcüğünün geniş anlamına ilişkin soru sormanızdan, ülkenizde “saygı” sözcüğüne, daha dpğrusu “saygı kavramı”na ne denli gereksinme duyduğunuzu görüyorum. Önce şunu belirtmeliyim ki, saygı bir sözcük mü ya da bir kavram, nitelik mi? Ya da bunların dışında bizlere neyi çağrıştırıyor, anımsatıyıor? Eğer sözcüğü dar anlamda ele alırsak, bunların çok ötesinde, kişinin öz kimliğinde gizli bir niteliği ortaya çıkarmış oluruz. Öyle ise, doğuştan, bizimle birlikte, bizlere kişiliğimizin derinliğini ya da sığlığını betimleyen bir özelliğini ya da olayların, ilişkilerin,çelişkilerin içinde toplum yaşamında sonradan edinilen bir statü, bir düzey mi? Biz mi ona sahibiz ya da o mu bize sonradan ekleniyor? Kanımca sorunuzun odak noktasıdır bu. Saygı ile saıgınlık arasındaki bağı kurmadıkça bu sorunun yanıtını bulamayız.

-Tam anlamadık Sokrates. Saygı ile saygınlık arasında bağ yok mu ki, siz böylesi bir bağ kurmanın gereğinden söz ediyorsunuz. Yanlış mı düşünüyorun. Saygı duyulan kişi değil midir saygınlığı olan.

Sokrates:
Aradaki farkı ortaya çıkarabilmek için, saygınlığın saygı kavramından türemediğini düşünmek gerekir. Belki sözcük kökleri bir özdeşliği yansıtıyor gibidir ama, aslında birbirinden çok farklı, kimi zaman birbirinden uzak iki kavram ile karşılaştığımızın farkında bile olamayız. Saygı, bir kişiye, bir olaya ya da olguya duyulan yüceltme, kutsama sözcüğünü betimler. O sözcüğün içinde, kişiye olan güven, onun doğruyu doğru, yanlışı yanlış olarak söyleyen yürekliliği, gerçekçiliği ve çıkarını gerçekler karşısında gerilere çeken niteliği belirir. Öyleyse bizi ona karşı duygu ile düşüncelerimizin yansımasıdır bu sözcük.Bir başka deyimle,bizim ona bakışımızın dışa vurumudur. Bizden ona yönelen bir nitelemedir. Böylesi bir nitelemenin kaynağı o kişidir elbet. Çünkü biliriz ki, yalan söylemez, kendi çıkarı uğruna gerçekleri . saptırmaz. Uyandırdığı güven duygusu ona saygı duymamızın kaynağıdır. Saygınlık kavramı ise, kişinin kendi niteliğini, saygın kişi olmaktan doğan moral varlığını tanımlar. Bizler ona saygı duymasak ta o, aslında bizim kanılarımızdan bağımsız, saygınlığı olan kişidir. Bunun temelindeki nedeni de bizim ona duyduğumuz saygıdan önce, kişinin kendisine duyduğu saygıgan kaynaklanır. Saygın kişi başkalarının ona saygı duyduğu değil, fakat aynı zamanda kendisine, moral değerlerine, kendisinin saygı duyduğu kişidir de onun için aradaki bu fsarka değinmek gereksinimi duydum, sorunuza doğru dürüst yanıt verebilmek için..

-Şimdi anladık Sokrates.Bizim kişiye duyduğumuz saygı yanıltıcı olabilir, gereksiz de olabilir., hatta hiç saygı duyulması gerekmeyen kişilerin saygı duyulan kişiler olarak nitelendiğine de tanık olabiliriz. Fakat acaba gerçekten saygın kiş mi dir o? Aradaki farkı anladık Sokrates. Saygı kavramının iki boyutunu öğrenmiş olduk. Biri subjektif, bizim nitelememiz, ötekisi karşımızdaki bireye ilişkin temel nitelik. Saygı duyulan kişinin gerçekten saygı duyulan olması için, onun kendisine dsayfgı duyması gerekir diyorsunuz, acaba doğru mu anladık.

Sokrates
Böyle anladıysanız, doğru anlamışsınız. Öyleyse gerçekte saygı duyulan kişi, kendisine duyulan kişi olmalıdır.Düşünceleri ile devinimleri arasındaki çelişkileri ortadan kaldıran kişidir o. Bu da yetmez elbet. Düşünce ve devinimlerinin kaynağında, gerçekçilik, doğruluk, dürüstlük yer almalıdır. Öyleyse nedir, doğruluk ve dürüstlük. Yanlış ile doğru yu birbirinden ayırt etmek ve düşüncenin, sözler ile devinimlerin aynı düzlemde, farksızlık içinde yer alması demektir.

-Şimdi daha iyi anlıyoruz, Sokrates. Kişinin saygınlığını yitirmesi, kendisine saygı duymasını yitirmesine neden olmalıdır. Bizleri yönetenleri saygı duyulan kişiler olarak niteliyoruz, ama aradan zaman geçince o saygı duyduğumuz kişilerin ne denli saygınsız olduklarını görmekteyiz. Aramızda bizler gibi biriyken ona saygı duyuyoruz ama bizlerin arasından çıkıp ta bizleri yönetmeye başladığı zaman, kendi çıkarlarının peşinden koştuğuna tanık oluyor, parasal ya da siyasal çıkar uğruna yalan söylediğini, çelişkiler içine düştüğünü görüyoruz. Bu ikilemli kişilik nereden nasıl kaynaklanıyor?

Sokrates:
Saygınlık kavramına daha bir açıklık getirdiniz verdiğiniz bu örnekle. Kişi, kendisine duyduğumuz saygı ile onun kendisine duyduğu saygının sentezidir saygınlık. Bir başka deyişle, bizim saygımız onun kendisine saygısıyla bütünleşir. Yanımızdayken saygı duyduğumuz ama bir üst düzeye çıkıp ta bizi yöneten kişi olunca, düş kırıklığı yaratan söz ve devinimleri, o bireyin kendisine saygısının noksanlığından kaynaklanır. Kişilik eksikliğidir bu. Saygı uyandırmayı da araç olarak kullanmıştır zamanında. Görünüşte dürüsttür, yalan söylemez ama dürüst olmayan, yalan söyleyenlerle birlikte olabilmekte ve bu birlikteliği içine sindirmektedir. Öyleyse o kişi hangi sosyal tabakada, hangi yüksek düzeyde olsa bile saygın kişi değildir. Elindeki yönetsel statü, yetki, ortadan kalkınca, saygınsızlığının gerektirdiği düzeye inecektir elbet. Simit satan onurlu bir birey, çoğu kez, devletin en üst düzeyindeki kişiden daha da saygındır. Öyleyse saygınlığı, sosyal statüden bağımsız niteleyen ahlak anlayışına sahip olmalıyız. Belki de sizler bu ahlak anlayışından uzaklaşmaktasınız ve saygınlığın nerede, kimde olduğunu bilemez duruma geldiniz

-Yüreğimizden geçenleri anlıyor gibisin ey Sokrates. Gerçekten bizler değer yargılarımızı tümden yitirmek üzereyiz. Bizleri yönetenlerin öylesi saygmsızlıklarına tanık oluyoruz ki, acaba bu denli saygınsız kişi mi olmak gerekiyor o düzeylere çıkmak için, diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Zaman içinde birey böylesi değişebilir, karakterini bu denli çabuk yitirebilir, bu denli kısa zamanda kişilik değişimine uğrayabilir mi kişi? O böyle olduğu için midir ki, daima yönetimin, ya da siyasetin üst katlarında kalabiliyor? Toplumun kendisi mi saygınlık denilen kavrama ters düşmekte ve saygınsızlık saygının yerini almaktadır. Doğrusu yüreğimizi dağlayan da bu yozlaşmadır. Ülkemizin tüm sorunlarının gerisinde, "saygı" ve "saygınlık" kavramlarının yitirilmesi, tersine çevrilmesi sürecinin yer aldığını görmekteyiz. Sözüne güvenilir, sözleri ile devinimleri arasındaki çelişkiyi gidermiş, toplumsal yarar uğruna özveriye katlanan bireylerin azlığı mı dır bunun nedeni? Söyle bize Sokrates, nasıl saygın kişiler olabilir ve bizleri yönetenlerin saygın kişilerden oluşmasını sağlayabiliriz? Önce bizlerin mi sayygın kişiler olması gerekiyor, bizlerde mi saygınlık erozyonu, aşınması var.

Sokrates:
aha iyi özetlediniz. Saygı statüsü ile saygınlıkniteliğini bütünleştirmeyi beceremeyen toplumlarda, si-yasetin ve yönetimin üst katlarına saygı duyulmaması gereken kişilerin tırmanması kolaylaşır. Toplumun onları yürüdükleri yolda frenleyen yargılama gücü eksilmiş, aşınmıştır da onun için. Toplumun değer yargılarındaki aşınma, onların yollan üzerindeki engelleri de ortadan kaldırır. Yani toplumun içsel sorunudur bu, ama dış etkenlerin güdümündedir elbet. Kişilerin gerçek değerlerini onun sahip oldukları, nesnel varlıkla ölçmeye alıştırıldıysanız, sizleri yönetenlerin daha az saygınlığı olan kişiler arasından çıkmasını önleyemezsiniz. Öyleyse, bu söylediklerim gerçeği yansıtıyorsa, saygınsızlann kaynağı sizlerin saygınsızlığıdır. Onların kendilerine saygı duymadan yalan söylemeleri, kendi parasal ve yönetsel ve siyasal çıkarlarını gözetmeleri, aslında toplum olarak sizlerin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Onları yücelten de sizsiniz küçülten de. Gerçek değerin ne olduğunu ölçen araçlardan yoksun düşmüşsünüz demektir bu. Nedir o araçlar. Değer yargılarının bütünüdür. Doğru, dürüst, gerçekçi, toplumcu, yürekli, özverili, çalışkan, düşünceli, çelişkisiz olabilme niteliklerinin bütünüdür o araçlar. Saygınsız kabul ettiğiniz ama siyasetin en üst düzeyindeki kişi, sizlere söylevini verirken, alkışlamayıp ta sırtınızı dönüyorsanız ve tüm dinleyenler, sırtını dönüyorsa, işte o zaman kendisine saygı duyulan saygın toplum ve o toplumun saygın bireyi olmuş sayılırsınız.

- Haklısın Sokrates, bizler saygı duymadığımız saygmsız kişilerin arkasından kolayca sürüklenen onlara sırtını dönmesini bilemeyen ya da o tür bilinç düzeyine ulaşmamış bireyleriz. Ama bu, sadece bizlerin eksikliği, kusuru da değil, Tarihsel koşullar, geleneklerimiz, inanç dünyamız, bizleri yönetenlere bağımlı duruma getirdi. Zaten yasal koşullar da tepki göstermemizi suç sayan kurallar bütünü. Saygısızlığın hak değil, suç sayıldığı bir eğitim ve yönetim içinde biçimleniyor zihnimiz. Oysa, ey Sokrates, saygısızlık ta bir hak olmalı değil mi?

Sokrates:
Saygı duyup duymamak aslında düşün ve devinim özgürlüğünün bir parçasıdır ve saygı duymamak bireyin, yadsınamaz, önlenemez temel hakkı olmalı ve her zaman, her koşulda bu hakkını kullanabilmelidir. Toplumsal gerçekler, saygı kavramının gerisine gizlenmemelidir. Saydam yönetim, saydam siyaset bunu gerektirir. Ne var ki toplum buna gereksinim duymalı ve bu hakkı kullanmakta kararlı olduğunu sergilemelidir. Saygı duymak ya da saygı duymamak, sağlıklı değer yargılarından kaynaklanmalı ve her tür inanç, duygu kategorilerinden bağımsız kalabilmelidir. Duygu ve imgelerden bağımsız, nesnel gereklerin yarattığı devinim biçimi, bir siyaset adamına saygısızlık türünde yöneliyorsa, bu temel hakkın kullanımı engellenmemelidir. Bir koşulla ki, saygı duyulmayan o siyaset adamının kişiliği ve onuru zedelenmeyecek biçimde, ona saygı duyulmamasının yöntemi yaratılmış olsun.

Haklısın Sokrates. Tepkinin özü ve biçimi, hiç kimseyi aşağılamak amacıyla değil, fakat, yönetimci ve siyaset adamlarına saygınlıklarını yitiriyorlarsa, toplumu yanıltan gerçek dışı söylev ve devinime yöneliyorlarsa, uyarıcı nitelikte olmalı ve seçimde ise sonuç alıcı türde uygulanmalıdır.

Sokrates:
Evet öyle olmalı. Ama acaba, sonuç alıcı tepki biçimine yasalarınız elverişli mi, özgür istenciniz seçim sonuçlarını etkileyici olabiliyor mu, bir bakıma demokrasi ve cumhuriyet bir bütün olarak toplumun özgür istencinin sonuç almasına elverişli mi? Sorunun düğüm noktasıdır bu.

-Hayır Sokrates, hayır, ülkemizde demokrasi ve cumhuriyetin inleyiş biçimi de halkın özgür istencinin nesnelleşmesine engel, yönetim ve siyasete yansımasına karşı. Asıl saygınlığın zedelenmesi bu göstermelik demokrasiden kaynaklanıyor ve halkın özgür istencinin etkisizleşmesini sağlıyor. Siyaset adamlarımız ve hukukçularımız buna karşı çıkmakta da içtenlikli değil ama ikircikli davranıyorlar. Siyaset, yönetim ve hukuk meta dolaşımı kurallarına uygun bir ortamda oluşmaktadır. Doğrunun yerine eğri, gerçeğin yerine yanlış iyinin yerine kötü, yararın yerine zarar böyle doğmakta ve toplum tüm katmanlarıyla bundan yakınmakta.

Sokrates:
akınmakta ama nasıl bir tepki ortaya koymakta. Belki de hiç. Ülkenizdeki koşulları buradan, Araf'tan görebiliyor ve sıkıntınızın türünü, boyutunu anlayabiliyorum. Ama çözüm sizlerin elindedir. Saygınlığınızı kazanmak sizlerin yalnız hakkı değil aynı zamanda görevi, işlevidir. Gelecek kuşaklara bırakacağınız en erdemli miras, yüreğinizde, bilincinizde ve devinim ve düşüncelerinizde taşıdığınız saygınlık, o saygınlığın kaynağı olan gerçekçilik, doğruluk, dürüstlük ve toplumsal, çevresel yararlılıktır. Bunlardan yoksun kalındıkça, saygınlığınız da eksik kalır.

- Evet Sokrates, yüreğimizdekileri okuyor gibisin: Saygınlığımızı yeniden kazanmanın yollarını arayacağız. Kendi saygınlığımızın gereği, bizleri yönetenlerin saygın kişiler olmasını sağlamaktan geçtiğinizi bizlere sen öğrettin. Bunun için bir kez daha sana teşekkür ediyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail