Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 30 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

T.B.M.M'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal'in bir özelliğine T.B.M.M'nin gizli celselerinde de rastlıyoruz. O niteliği, gerçekçiliğinin doğal sonucu olarak kişileri tanıması ve onlara ne ölçüde güveneceğini çok iyi betimlemesinde görüyoruz. Yakın çalışma arkadaşlarına güvendiğini ya da güven duyduklarını kendisine yakın çalışma arkadaşı olarak seçtiğini görüyoruz. Devlet adamı olmanın gözardı edilemez koşuludur bu. Güven duyarken güven duygusu uyandırmaktır sorunun özü. Şimdi bizlerin güvensizlik içinde bunalıma düşmemizin nedeni, kendisine, topluma güvenmeyen ve de toplumun güvenmediği siyaset adamlarınca yönetilmemizden kaynaklanıyor. Güvenilir olmanın koşulu da herhalde, düşünce, söz ve eylem arasındaki tutarlılığa özen göstermek olsa gerek. Yapabileceği şeyi söyleyen ve söylediğini yapan insanların siyasette ve yönetimdeki noksanlığı ya da yokluğudur, bugün toplum olarak giriftleşen sorunların çözümsüz kalmasınınnedeni. 75 yıl önce ülkenin dört bir yanı saldırgan emperyalistgüçler tarafından işgal edildiği bir zamanda içerdeihanetler birbirin izlerken bile, Anadolu insanı bugünkü kadarumutsuz ya da güvencesiz değildi. B.Millet Meclisi'nin 13.1.1921 günlü 133'üncü birIeşiminde I. İnönü Zaferi kazanıldıktan üç gün, Bursa mebusu Muhittin Baha, Mustafa Kemal'i de derinden etkileyen bir konuşma yapmıştı. Konuşmasının sonunda şunları söylemişti:

Zarar yok efendiler. Çok yandık, çok harap olduk. Bu Avrupa denilen medeniyet kütlesi, bu sefiller ve sefihler kütlesi, üçyüz senedenberi bir şey yapmak için çalıştı. Evet çok yandık, çok harap olduk. Onların bizde vücuda getirdiği yangınlar, ruhumuzdaki külleri dağıtmak için birer rüzgar oldu. Yananlar yanarken, ölenler ölürken, doğanlar daha da kuvvetli, daha metin, daha gayretkar, daha azimkar oluyor.

Mustafa Kemal, söz alıp kürsüye çıkar. "Muhittin Beyin gayet kıymetli sözlerinin hasıl ettiği hissiyata tercüman olmak üzere bir iki kelime söyleyeceğim", der ve şunları söyler:

Milletimiz bugün bütün mazisinde olduğundan daha çok ve ecdadından daha çok ümit vardır. Bunu ifade için şunu arz ediyorum. Kendilerinin tabiri vechile cennetten vatanımıza nigahban (gözcü) olan merhum Kemal (Namık Kemal) demişti ki: Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini İşte ben bu kürsüden bu Meclisi Alinin bütün azasının herbiri namına ve bütün millet namına diyorum ki: Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini bulunur kurtaracak bahtı kara maderini ..

Sürekli alkışlarla karşılanmıştı bu sözleri. 5.3.1921 günlü 145 ci birleşim, B.M.Meclisinin en coşkulu görüşmelerine tanık olmaktaydı. Tüm üyeler tek bir yürek içinde, İstanbul'da İngilizler'in gücüne boyun eğen Osmanlı başkentindeki sadrazam Tevfik Paşa, hala sanki öyle bir devlet ortada kalmış gibi Londra onferansına gidecek heyetin Osmanlı devletini temsil edecek heyete ılması yani temsil yetkisinin Osmanlıda olduğunu belirtmekteydi. Ama hiç kimse bilmiyordu ki, daha önce Tevfik Paşanın Mustafa Kemal'e Kocaeli Kumandanlığı aracıyla 26.1.1921 günü gönderdiği bu yoldaki telgrafı Mustafa Kemal tarafından geri çevrilmiş ve yanıt olarak, bu başvurunun kişi olarak kendisine değil, B.M.Meclisine yapılması gerektiği bildirilmişti.

Mustafa Kemal bu eylemiyle ulusal iradeyi Meclisin temsil ettiğini açık bir dille Osmanlının son sadrazamı Tevfik Paşaya bildirmekteydi. Onun bu davranışındaki erdemi, bugünlerin siyaset ve devlet adamları örnek al-malıve ikili anlaşmalara T.B.M.M'nin bilgisi olmadan imza atmış olmalarının utancını duymalıdırlar.

Mustafa Kemal'in Sadrazam Tevfik Paşaya verdiği o yanıtşöyleydi:

...Tevfik Paşa'nın benim şahsıma değil, fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine bir müracaatı varsa, bu müraccatın kabulü mümkündür. Bu hususun gayri resmi ve aynı vasıta ile kendisine isalinde beis (ulaştırılmasında sakınca) yoktur.

Sadrazam Tevfik Paşa'nın Mustafa Kemal'e ilettiği mesaj şöyleydi:

21 Şubatta Londra'da yapılacak Düveli Müttefika murahhaslarıyla ( Müttefik devletlerin temsilcileriyle) Osmanlı ve Yunan Hükümetleri murahhaslarından mürekkep bir konferans içtimaa davet olunacaktır. Mevcut muahede , (Sevr Antlaşmasını kasıtlıyor) hadisat dolayısıyla (hadisat dediği İnönü zaferinde Yunanlıların Musstafa Kemal'in düzenli ordusuyla yenilgiye uğratılmasıdır) zaruri görülecek tadilat icra edilecektir. Hükümeti seniyeye (Yüce Hükümete) gönderilecek davet, Mustafa Kemal Paşa'nın ve yahut mezunieyti lazimeyi haiz murahasların Osmanlı heyeti mu murahhası meyanında (Osmanlı temsilcilerinin arasında) bulunmaları meşruttur (koşuldur):

Mustafa Kemal'in kabul etmesi tümden olanaksız bir koşuldu bu. Konuyu Mecliste görüşmeye açmadan önce telgraf makinesinin başına geçmiş ve 29.1.1921 günlü açık celsede de belirttiği gibi şu yanıtı göndermişti:

Iradei milliyeye müsteniden Türkiye'nin mukedderatına vazülyed olan (Türkiyenin geleceğini elinde tutan) yegane meşru ve müstakil kuvvei hakime (egemen güc) Ankara'da müstemirren münakit (sürekli toplanan) Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye'ye müteallik (ilişkin) bilcümle mesailin (sorunun) halline memur ve her türlü münasebeti hariciyede (dış ilişkilerde) muhatap, ancak işbu meclisin heyeti hükümetidir. İstanbul 'da herhangi bir heyetin minküllilvücuh (her yönden) bir vazı'ı meşru ve hukukisi (hukuksal geçerliliği) yoktur. Binaenaleyp böyle bir heyetin kendine hükümet namı vermiş olması, milletin hukuku hakimiyetine sarahaten mugayir (karşı) ve bu nam altında memleket ve milletin hayatına ait mesailde harice karşı kendini muhatap göstermesi nakabili tecvizdir (milletin ve memleketin yaşamına ilişkin sorunlarda dışa karşı kendisini muhatap kabul etmesine izin verilemez)... Millet ve memleketimiz namına selahiyeti meşruaya (yasal yetkiye) sahip hükümetin Ankara'da olduğu Düveli Itilafice takdir edildiği şüphesiz bulunduğu halde, düveli mezkurenin (sözkonusu devletleri) bu noktai nazarını alenen izharda (açıkça göstermekte) teahhur etmeleri (acele etmeleri) İstanbul 'da mütevassıt (aracılık eden) bir heyetin mevcudiyeti , kendileri için istifadeli olacağını zannetmelerinden neş'et etmektedir (kaynaklanmaktadır). Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti sulh ve mü-salematı (barışı ve barışıklığı) samimiyetle arzu ettiğini ve yalnız hukuku milliyesinin tanınmasını talepten ibaret olan şeraitini mükerreren ilan ve işbu hukukun tasdiki halinde, teklif olunacak müzekeratı kabule amade olduğunu beyan etmiştir...

Mustafa Kemal'in, bağımsız yeni Türk Devletinin varlığını ilan eden bu açıklaması, uluslararası siyasal alanda gerçek olgunluğun, ulusal onurun ve ülke çıkarların bir anıtı niteliğini taşır. B.M.Meclisinin 29.1.1921 günlü 139 ncu birleşiminde Hükümetin yanıtı olarak açıkladığı zaman tüm mebuslar huşu içinde dinlemiş ve bir anda salon alkışsesleriyle inlemişti. Görüşmeler 4 gün sonraki gizli cclsede yapıldı. İlk sözü Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa (Fevzi Çakmak) almıştı. "Maksadımız İstanbul'da esir vaziyetine düşmüş olan Hükümete tabi olmak değil; o Hükümet ve zihniyeti değiştirerek hareket etmek ve milletin hakimiyetinin elinde bulunduğunu ispat etmekti", (demişti. Sonra konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bunun için bizim son teklifimiz üzerine oradan gelen ve menfi (olumsuz) bir mahiyeti (içeriği) olan cevap meseleyi hal-letti. Buradan doğrudan doğruya bir heyet intihap ederek Antalya tarikiyle göndermeye karar verildi."

Londra Konferansına ilişkin görüşmeler iki birleşim sürdü. İkinci birleşim tüm mebusları, düşün fark-lılıklarınarağmen birbirine kenetlemişti. O celsedeki ko-nuşmalardanpek çok gerçekleri de öğreniyor ve Türkiye Cumhuriyet Devletini Osmanlının devamı gibi gös-termeyeçalışan gericiler kadrosuna o gerçeklerden birini aktarıyoruz. Bakınız gizli celsenin 4;2.1921 günlü bir-leşimindeMustafa Kemal İstanbul'da İngilizlere tutsak Osmanlınındurumunu nasıl anlatıyor:

İstanbul'daki heyetten Ziya Paşa, Hariciyede bulunan Safa Bey, Mustafa Arif Bey, sureti mahremanede (gizli olarak) bana müracaat etmişlerdir. Diyorlardı ki: "Menafii millet muktezasından (ulusun yaran gereği) olduğu anlaşıldı. (Burada tutanaklarda kayda geçmeyen bir kopukluk var). Ancak biz de sizinle hemfikiriz. Ne yolda hareket edilmek lazım geleceğine dair talimat veriniz. Diyorlardı ki: Kuvvei maliyemizin sıfır olması yüzünden ve bilhassa İstanbul 'da beş para kalmadığından (Osmanlının savurganlığa dayalı ekonomisinin ne durumda olduğunu açıklıyor bu sözler) biz bunun için ingilizlere müracaat ettik. Bunun için de bize para vermek istiyorlarsa da buna mukabil ' gayri kabili şerait dermeyan etmişlerdir (Kabul edilmesi olanaksız koşullar ileri sürmüşlerdir). Binaenaleyp buna karşı ne dersiniz? Gayri kabili şerait dairesinde ingilizlerden para alarak idare edelim mi? Idamei hükümet edelim mi?"

İşte biz o suale cevaben dedik ki: "Korkmayınız, kuvve-i maliyemiz sizi de idare etmeye kafidir... Geçen gün bazı arkadaşlar istizah ederken (açıklama isterlerken) nasılsa gafletle bunu söylemedim. Belki de aleni (açık) celsede izah (açıklama) iyi olmayacaktı.

İngiltereye kendisini teslim eden saltanatın hazinede beş parası kalmamış, İngilizlerden borç almanın umuduyla son günlerini yaşarken, Mustafa Kemal, korkmayınız bizim maliyemiz sizi de idare eder diyor. Mustafa Kemal'in kurduğu bağımsız ulusal devleti, hiç bir yönden Osmanlının devamı değildir ona hiç benzemez, tersine onun köhnemiş ve çağın gerisinde kalmış kurumları üzerine kurulmamış o kurumlan yadsıyarak kendisinin evrensel altı ilkesini temel alarak kurulmuştur. Savaş devam ederken bağımsızlık ilkesi, o denli özümsenmiştir ki, Londra Konferansına ulusal çıkarlarımızın gereği Osmanlı murahhaslarının değil, ancak T.B.M.Meclisinin se- çeceği ulusal iradenin temsilcilerinin katılmaya hakkı olduğu o dönemin Sadrazamı Tevfik Paşa'ya açıkça yazılmış, söylemiştir. Nutukta Mustafa Kemal, Tevfik Paşa için"Anadolu'yu kemafissabık (eskisi gibi) İstanbul'a rapt ve esir etmek istiyordu. O İstanbul ki, düşman kuvvetlerinin tahtı işgalinde bulunuyordu. Tevfik Paşa ve rüfekası, Anadolu'yu İstanbul hükümetine rapta (bağIamaya) çalışıyordu, diye onun hangi amacı güddüğünü arıklar.

Mustafa Kemal'in bir üstünlüğü elindeki kartları göstererek oynamasıydı. Onun bir benzerini Tarih herhalde yazmamıştır. Tevfik Paşa'ya olumsuz yanıt vermekle yetinmezbundan daha da önemlisi B.M.Meclisine hem de savaş içinde daha önce hazırlanan Anayasa metnini gönderir ve o ilk Anayasının (Kanunu Esasi'nin) ilk üç maddesi aynı zamanda İstanbul'daki sadrazama verilen en keşin yanıt niteliğindedir. 1 ci madde Egemenliğin koşulsuz ulusun ve, 2 ci madde de yasama ve yürütme yetkisinin yegane ve hakiki temsilcisinin T.B.M.M olduğu ve 3 cümaddede de Türk Devleti'nin T.B.M.M tarafından yönetildiği ve Hükümetin "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" ünvanını taşıdığı belirtiliyordu. Böylece OsmanlıDevleti yoksayılmış ve Tarihten silinmişti. 1921 Anayasası'nın 7 ci maddesi B.Millet Meclisini tüm yasaları yapmakta savaş ve barış kararı vermekte ve uluslararası anlaşmalarıkabul edip etmemekte yetkili kılmıştı. İstanbul'daki sadrazama verilen yanıt, ulusal iradenin ya-nıtı niteliğini kazanmış oldu. Mustafa Kemal, aynı zamanda üstün nitelikli bir satranç ustası gibi oyunu kur-guluyurdu. Başlangıç ile sonuç onun bu kurgulamasında daimabirbiriyle birleşmekteydi. O nedenle 30.1.1921 g-nü sadrazam Tevfik Paşa'ya gönderdiği telgrafta:

Vaziyetin henüz lüzumu derecede vukuf ve isabetle mütalaa edilmemekte olduğunu gördüm, diyebilmiş ve ardaşık tümceyle de; Vaziyetin ehemmiyeti ve zamanın nezaketi, zatı ka-mileriyle beraber rüfekai kiramınızın (yüksek kişiliğinizle birlikte soylu çalışma arkadaşlarınızın) ve bilhassa zatı şahanenin her husuta bir defa daha tenvirine (aydınlatıl-' masına) delaletimizi (yardımcı olmamızı) vazife addediyorum, diye yazmakla da, yanılgının nerede ve kimlerde olduğunu açıkça belirtmişti.

Londra Konferansına katılmamak konusu bile o günlerdeki gizli celsede tartışılmış ve pek çok mebus Anadolu hükümetinin barıştan yana olmadığı ve savaşı tercih ettiği gibi yanlış bir yoruma neden olacağı ve Anadolu hareketinin dünya kamu oyundaki itibarının bundan zarar göreceği sonucuna ulaşılmıştı. O dönemde Dışişleri Bakanı Bekir Sami Beyin başkanlığında, bağımsız bir kurulun Londra Konferansına katılması Meclis tarafından kabul edildi. Ve böylece işgalci devletler, Ankara'yı resmen tanımış oldular. 27 Şubat 12 Mart 1921 günleri arasında uzun süren görüşmelerden bizce kabul edilen sonuca ulaşılmamıştı, en azından Sevr Andlaşrnasının değişmesi gerektiği de işgalci devletler tarafından kabul: edilmişti. Heyet Anadolu'ya geri dönmeden Yunan ordusu, 23 Mart 1921 de ikinci kez saldırıya geçti ama İsmet İnönü'ye ikinci İnönü zaferini kazandırmaktan başka bir sonuca ulaşamadan bozguna uğratıldı.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail