Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 30 Geri Tavsiye Et Yazdır

ÜRETMEDEN TÜKETMEK."
Ali Dündar.
Em. Öğretmen.

ÜRETMEDEN TÜKETMEK

Ali Dündar

Benim okuduğum Pazarören Köy Enstitüsü'nde, ana-yapının giriş kapısının üstüne taşlara oyularak yazılmış şudizeler okunurdu:

"Bozkırı baştanbaşa yeşille öreceğiz;
Tanrı 'nın geç kaldığı işi biz göreceğiz..."

Bu iki dize, Samsun 19 Mayıs İlkokulu Başöğretmeni G.Naşit Ari'nin yazdığı ve o zaman Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılmakta olan "İlköğretim" dergisinin 42. sayısında yayımlanan uzunca bir şiirinden alınarak oraya kazılmıştı. Köy Enstitüleri için öngörülen ve uygulanan eğitim felsefesini doğru yansıttığı için de, gerek Türkçe, gerekse eğitimbilim (pedagoji) derslerinde çalışma konusu olarak işlenmiş ve işlenmekteydi. Daha sonra, şimdi rahmetli olan Yahya Turhan arkadaşımız, o dizeleri şu dörtlükle ete kemiğe büründürmüştü:

"Benimdir bu dava, elbette yürüteceğim,
Yok edeceğim, çözeceğim, eriteceğim...
Halk için yaşıyoruz, köye can katacağız;
Bu topraklarda yeni bir vatan yaratacağız..."

Bütün yapıların içlerinde, dersliklerin, yemekhane ve yatakhanelerin iç duvarlarında ise, iri harflerle yazılmış, şu etik uyarı yer alıyordu:

"Üretmeden tüketmek en büyük ahlâksızlıktır..."

Rahmetli öğretmenimiz Enver Ziyar Karal'ın, "Son yıllarda Türklerin dünya uygarlığına yaptığı tek özgün katkı"
olarak nitelendirdiği Köy Enstitüleri, "Üretmeden tüketmenin en büyük ahlâksızlık olduğu"nu ilke edinen, özgün ve çok amaçlı eğitim-öğretim kurumlarıydı. Köy Enstitüleri, ne sığınma yeriydi, ne "ağlama duvarı". "Laklakiyat mahalli" olmadığı gibi, havanda su dövme sokusu da değildi. Gene rahmetli öğretmenlerimizden Sabahattin Eyü-boğlu'nun deyişiyle Köy Enstitüleri, Ulusal Bağımsızlık Savaşımı'nın içeriğini oluşturan, "Yeni bir Türkiye yaratma" çabasının, özlem ve düşüncesinin ürünüydü.

Temelde öğretmen yetiştirmenin yanında, 3803 sayılı kuruluş yasasında belirtildiği gibi "Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmeye..." programlanmış çağcıl (modern) kurumlardı Köy Enstitüleri. Buralarda: Eğitmen, öğretmen, denetmen, sağlıkçı, tarımcı, ormancı, yapımcı/planlamacı, yerel yönetici vb. yetiştirildi... Yolları karanlıkçı güçlerce kesilmese kimbilir bugün nerelerde olurduk. Köy Enstitülerinin mimarları, geniş açınımlı olarak öngördükleri bu kurumlan, alışılmış ve klasik "okul" terimi yerine; inceleme, araştırma, donatım ve irdeleme, bölümleme, dallandırma gibi çalışma ve üretme alanlarını içeren enstitü kavramıyla nitelendirdiler. Çünkü Köy Enstitüleri, salt öğrenilen, öğretilen yerler değil; öğrenileni, öğretileni işe, üretime dönüştüren kurumlardı.

Köy Enstitüleri: Gerek kuruluş gerekçesi, gerek işlev ve içeriğiyle, tam birer Kemalist kurumlardı. Köy Enstitülerinde Kemalizm: "Düşünsel, yani felsefesel açıdan, çağcıl bir aydınlanma süreci" olarak alımlanırdı. "Türk, yeni Anadolu aydınlanmacılığı" olarak belletilir, bellenirdi. Çünkü Köy Enstitülerinde uygulanan eğitim-öğretim izlencelerinin amacı: "İmtiyazsız sınıfsız" bir toplum ör-genleşmesini öngörüyordu. Bu yapılanmada köy/köylü, erek alan/kesim olarak alımlanıyor, bu alanın: Özgür us'un öncülüğünde, birtakım inaklardan arındırılması; eğitir

yoluyla canlandırılarak dinginlikten (ataletten), köycül bencillik ve kapalılıktan kurtarılması ve bireyleşmeye, toplumsallaşmaya, uluslaşmaya yönlendirilmesi öngörülüyordu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasın-Ali Yücel ise, bu konuda daha ileri ve daha üst bir öngörüyü şu sözlerle dile getiriyordu Köy Enstitüsü günlerinde: "Köylünün kalkınması, bizim için, ülke için yaşama meselesi, var olma meselesidir. Köylünün okumuş-yazmış, po-liteknik beceriler kazanmış, toprak ağasının tutsaklığından kurtularak, toprak sahibi olmuş olması, herhalde gerçekleştirmeyi arzuettiğimiz bir sorunumuzdur."(1)

Köy Enstitüsünün yetiştirdiği değerli dilcilerimizden Emin Özdemir'in deyişiyle, saygın bir gazetemizde yazılar yazan bir avurdu yelli, Köy Enstitülerindeki işevuruk (amelî) etkinlikleri "amelelik" le niteledi, çalışanlar için de "amele taburları" dedi. Biz bu tür samranmalara (hezeyanlara) gülüp geçiyoruz. Erememenin, ulaşamamanın; adları hala saygıyla anılan o ulusal kurumlarm işlevini kavramakta yetersiz kalmanın dışavurumu deyip geçiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki, Köy Enstitüleri: Ne toprak ağasına ırgat yetiştiren azaphanelerdi, ne de fabrikalara işçi üreten çalışma kamplarıydı. Köy Enstitülerinin başta gelen kurucularından İsmail Hakkı Tonguç'un deyişiyle Enstitüler, "Köyün eğitim yoluyla canlandırılmasına; köylünün ilkel yaşayış ve üretim ilişkilerinden kurtarılmasına, çağcıl üretim araçlarıyla denetimli pazara yönlendirilmesine ve Türk Yurttaşlar Yasası'nın istediği yurttaşlık bilincini kazanmasına öncülük eden; bu yön ve yoldaki eğitsel, ekinsel, tekniksel ve bilinçsel engelleri, tuzakları kaldırmaya soyunan özgün Kemalist kurumlardı."

Öyleyse bu kurumlar neden kapatıldı, diyeceksiniz.

Söyleyelim: Köy Enstitülerinin açık bulunduğu 8-10 yıl gibi kısa sürede, yukarıda saydığım iş dallarından "köye
yarayışlı" otuzbine yakın insan yetişti. Bunlar eğitmen, öğretmen oldular, iş adamı teknik adam oldular, sağlıkçı tarımcı, yapıcı oldular. Yazar, çizer, bilim adamı oldular. Hiçbiri, ama hiçbiri doyunduğu çanağa pislemedi. Oradan yetişenler, yeri, durumu, konumu ne olursa olsun, ne devlet bankalarını batırarak varsıllaştı, ne devlet ihalelerine fesat karıştırıp beytülmale el uzattı, ne de yasal bir kuruluşun paralarını şuna buna verip "verdimse verdim" diye horozlandı. O kurumların hiç çürüğü çarığı, yollusu yolsuzu olmadı mı. Oldu kuşkusuz. Oldu ama devede kulak, anmaya bile değmez. Asıl çoğunluk "Üretmeden tüketmenin en büyük ahlaksızlık olduğu" eriğine bağlı kalmanın onurunu taşıdı. Ne aldattılar, ne aldandılar; ne avundular, ne avuttular... Yürekleri yumuşak, gözleri pek yaşadılar, çalıştılar, ürettiler. Bildiklerini, duyduklarını ve doğruluğuna inandıklarını anadilleriyle, kuşun ötüşü gibi, sıkıntısız, kıvırtmasız dosdoğru söylediler ve yazdılar. Günümüzde olduğu gibi, ne. köşedönmeciliği meşrep ve meslek edindiler, ne kanlı kirli suların akıntısına, ne yaban yellerinin esintisine kapıldılar.

Köy Enstitüleri hazır yiyici değildi. 1940-1950, savaş yıllarının o karanlık günlerinde, devletin Köy Enstitüsü öğrencilerine verdiği günlük "54 kuruş iaşe bedeli"ni, onlar, bugün hala yıka yıka örenleştiremedikleri binlerce yapı yaparak, kesile kesile bitirilemeyen milyonlarca meyve ve orman ağacı yetiştirerek, susuz köylere su, ışıksız evlere ışık getirerek alın terleriyle yüz katını, bin katını ödediler. Çünkü onlar, "Üretmeden tüketmenin en büyük ahlaksızlık olduğu"nu bilinçli olarak kavramışlardı. O bilinç kınlamadığı, o bilincin bütün topluma yayılmasından korkulduğu için kapatıldı, Köy Enstitüleri.

(1) Hasan Âli Yücel/Söylev ve Demeçleri, s.319.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail