Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 30 Geri Tavsiye Et Yazdır

EMPERYALİZM VE TÜRKİYE
Metin Aydoğan.

EMPERYALİZM ve TÜRKİYE

Metin Aydoğan

Türkiye'deki özelleştirmelerin hemen tamamı, Dünya Bankası'na bağlı olarak Amerikan danışmanlık şirketlerinin belirleyiciliği ve yönlendiriciliği altında yapılmaktadır. Bunlardan BOOZ-Allen ve Hamilton TCDDY, CS Firs Boston Erdemir, Price VVaterhause Sü-merbank, Samuel Montegu Petkim, Chase Manhattan Bank Tüpraş, Solomon Brothers Petrol Ofisi ile ilgilenmektedir. Bunların bir bölümünün satışı gerçekleşti. KİT satışlarında stratejik kararları, hükümet yetkilileri değil, Dünya Bankası vermektedir.

Dönemin Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez bu gerçeği açıklamaktan çekinmiyor. PTT'nin "T"sinin özelleştirilmesi için; Dünya Bankası'yla bir çalışma başlatıldığını, bu çerçevede bir danışman firma seçileceğini, danışman firmayı belirlemeden "T"nin özelleştirilme yöntemleri ve fiyatı konusunda herhangi bir girişimde bulunulmayacağını belirten Söylemez;

"Telekomünikasyon hizmetleri, Dünya Bankası'nın istekleri ve koordinasyonu doğrultusunda, tüm dünyada kabul edilmiş uluslararası yöntemlerle özelleştirilecek. Biz burada, Dünya Bankası ve danışman firmanın öngördüğü yöntemler dışında hareket edemeyiz" demiştir.22

Daha sonraki Özelleştirme İdaresi Başkam Uğur Bayar ise, Martin Hardy başkanlğmdaki IMF heyetinin, İÖB çalışmalarından son derece memnun kaldığını belirterek; "Biz, IMF her geldiğinde söylediğimiz resmi tutturmuş durumdayız. Bu yılın birinci çeyreğinde şunlar olacak dedik oldu. İkinci çeyreğinde şunlar olacak dedik oldu. Üçüncü çeyrek için öngörülen THY ve ERDEMİR'in sürecinin başladığını da görüyorlar. Hardy bana, (ben her geldiğimde büyük bir iş oluyor) dedi. Ben de (o zaman daha sık gelin) karşılığını verdim.,. 23 biçiminde açıklamalar yapmaktadır.

Mafya ile ilişkiler basında yer alması nedeniyle görevinden istifa eden Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın, Tekel'in özelleştirilmesi ile ilgili sözİeri çok ilginçtir. Eyüp Aşık, Amerikan sigaralarının Türk pazarında rekabet edemedikleri, Samsun sigarasının, neredeyse bir yıllık kârına karşılık satılmak istendiği günlerde şunları söylüyordu: "alen atıl durumda bulunan ve bir işe yaramayan Tekel binalarını sembolik ücretlerle çeşitli kuruluşlara devrediyoruz... Tekel'in, çöpüne kadar her şeyini satacağız. Bana göre tek çöp bırakılmamalıdır .24

Türkiye'yi yönetenlerin niteliği budur. Çankaya'nın bahçesini bile Ford'a verebileceğini söyleyen bir Cumhurbaşkanına sahibiz. Kamu malı KiT'lerin mülkiyeti sadece çok düşük bedellerle el değiştirmiyor, aynı zamanda ulusal bağımsızlığımızın temel dayanakları olan ekonomik varlıklarımız yok ediliyor. Cumhuriyete karşı gerçek tehlike burada yatıyor. Yaşam çevrelerini, işlerini ve gelecek umutlarını kaybeden insanlar, kuru laiklik sözleriyle tatmin olmuyorlar ve kitleler halinde para ve güç sahibi radikal ırkçı ve şeriatçı hareketlere, bölücü örgütlere kayıyorlar. 1987 genel seçimlerinde merkez partiler (ANAP + DYP + SHP + DSP) %89,3, radikal sağ partiler (RP + MHP) %10,l oy alırken, 1995 genel seçimlerinde merkez partilerin oyları %64,4'e düşmüş, radikal sağ partilerin oyları ise' %29,2'ye yükselmiştir. Tüm seçmenlerin %19,1'i, yani altı milyona yakın insan radikal partilere kaymıştır. (ANAP içinde seçime katılan BBP bunun dışındadır.)

Emperyalist devletler, azgelişmiş ülkelere, ihracata dayalı kalkınma modelleri, serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme programları ve korumacı yasaların kaldırılmasını ve böylece devletin küçültülmesini öneriyorlar (artık dayatıyorlar).

Yapılan tüm uluslararası ticari ve ekonomik anlaşmalar bu tür bağlayıcı maddelerle dolu. Taraf ülkelerin bu maddelere tam olarak uymasını istiyorlar ama kendilerini bunun dışında tutuyorlar. Anlaşmalara uymadıkları gibi, kendi ulusal pazarlarını, tarife dışı engeller ve kotalarla koruma içine alıyorlar. ABD, Latin Amerika ülkelerinin ihraç ettiği 1051 tür mamul maldan 400'üne, AT ise 479 tür mamul maldan 100'üne tarife dışı engeller koymaktadır 25 1980-1983 arasında ABD'nin korumacılık uygulaması, %100, AT'nin uygulamaları ise %38 oranında artmıştır26.ABD Temsilciler Meclisine sadece 1985 yılında, 400 adet korumacı yasa teklifi verilmişti.27

Fiat'ın Başkanı Umberto Agnelli; " Beş kıtada iş yapsa da, hiçbir şey büyük bir Japon firması kadar, salt Japon ve az 'global' olamaz. Ulusal endüstriyel ve ticari stratejilerin altında fetih zihniyetiyle karar verenler Japon, hissedarlar Japon, organizasyonlar, araştırma ve geliştirme birimleri hep Japon... Bu süreç içinde Avrupa'nın kapılarını serbest rekabete açık tutmak, Amerikahların yaptığı ve hâlâ sıkıntılarını çektiği hataya düşmek demektir... 28

Japonlar ise Avrupa için aynı şeyleri söylüyorlar. Japon ekonomist Tasiro Tamaka; "Avrupalılar şiddetli rekabet ortamında ulusal pazarlarını korumakta kararlılar. Avrupa'nın gerçek amacı bu..." diyor.29

ABD Dışişleri Bakam Medeleine Albright hepsinden daha sert; " Yeni ekonomik guruplaşmalar 21. yüzyılın askeri ittifaklarıdır. "30

Japonya'da devlet kuruluşları değil, birçok özel şirketin bile hisseleri, serbestçe alınıp satılamaz. Herhangi bir satış sözkonusu olduğunda şirketin %60 ile %70'i öteki Japon şirketlerine satılır ya da Japon Merkez Bankası tarafından alınır. Yabancı şirketlerin herhangi bir üretim dalında etkinlik kurmasına yol açacak bir şirket satışı mümkün değildir.

Japonya'da bir iş kolunda dünyaya açılmış büyük bir uluslararası Japon şirketi yoksa, o iş kolunda yabancı sermaye yatırımına izin verilmez.

Almanya'da yabancı bir şirketin herhangi bir Alman şirketini zor durumda bırakarak satın alması yasaktır. 1991 yılında İtalyan Pirelli, Almanya'nın en büyük araba lastiği firması olan Continental A.G.'yi almaya giriştiğinde hiç düşünmediği engellerle karşılaştı. Almanya'nın üst düzey sanayicileri bir araya gelerek bu satışa karşı çıktılar. Deutsche Bank karşı çıkışı örgütledi. Birçok büyük Alman şirketi bir araya gelerek Continental A.G.'i aldılar.

Japonya ve Almanya'da telekomünikasyon, bankacılık, sigorta, elektronik ve kimya endüstrisi fiilen devlet koruması altındadır. Hiroşima'nın su dağıtım şebekesi için açılan ihaleyi Japon Fijitsu firması, Amerikan IBM'i safdışı bırakmak için, sadece 1 (bir). Yen'lik teklif vererek aldı.31

ABD'deki telekomünikasyon şebekesinde yabancı sermaye ve yerli ortaklarının payının giderek artması üzerine, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Louis Freeh, yönetim birimlerini uyararak, ABD iletişim şebekesindeki yabancı sermaye paylarının kabul edilmez boyuta geldiğini bildirdi.32

Almanya'da devlet, sanayi alanında önemli hisselere sahiptir. Sadece batıdaki kamu kuruluşları bütün Alman hisse senetlerinin %7'sini elinde tutar. Alman Hava Yolları Lufthansa'nın %52'si devlete aittir. Demiryolları (Bun-desbahn) ile iletişimin (Telekom) önemli bölümü devletindir.33

Az gelişmiş ülkelerde devletin küçültülmesin!, IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla olmazsa olmaz biçimde dayatan ABD, 1991 yılında 200 milyar doların üzerinde devletleştirme gerçekleştirdi. Emeklilik fonları büyük oranda devlet şirketlerinin elinde. Bir kamu kuruluşu olan Resolution Trust Corparation ABD'nin en geniş mal varlığı olan kuruluşudur. Amerika'daki mevduat bankalarının büyük bölümü devlet güvencesi altındadır.34

En gelişmiş 11 OECD ülkesinde, 1960 ylında %28 olan kamu harcamaları, 1973'de %32,9, 1988'de %40,2'ye çıktı.35

"Devleti küçültün" diyenler kendi devletlerini büyütüyorlardı. OECD ülkelerinde ortalama üretici sübvansiyonu 1979-1981 yıllarında %32 iken, 1986-1987'de %50'ye yükseltildi. 1979-1981 döneminde tüketici ve vergi mükelleflerinden tarıma transfer edilen mali kaynak 61 milyar dolarken, bu miktar 1988 yılında 270 milyar dolara yükselmişti.36

Türkiye'ye ve tüm az gelişmiş ülkelere kredi açmak için tarım sübvansiyonlarının kaldırılmasını şart koşanlar, kendi tarımlarına muazzam fonlar ayırıyorlar. Az gelişmiş ülkelerde ulusal sanayi ve tarım yok olurken, gelişmiş ülkeler, sadece tarım ürünü ihraç edebilen bu ülkelere tarımsal ürün satıyorlar.

Türkiye, emperyalizmin küresel sömürü ağına yakalanmış durumdadır. Ekonomik, politik ve kültürel ilişkiler, sürüklendiği kaotik ortam içinde, çözülme ve dağılma sürecini yaşıyor. Ulusal güçler Örgütsüz ve dağınık. Buna karşın işbirlikçiler, mali ve teknolojik olanaklara sahip büyük organizasyonlar içindeler. Eğitimsizlik ve yoksulluğun yarattığı bilinçsiz ortam; bağımsızlıkçı tepkileri körelten gizli işgal, değiştirilen tüketim alışkanlıkları ve kültürel yozlaşmayla Türkiye, Osmanlı'nın son günlerinden belki de daha ağır toplumsal sorunlarla karşı karşıya... Kemalizmin varlık nedeni "tam bağımsızlık", günlük yaşamdan gerçekten çok uzaklarda. Her yer Atatürkçülüğü yok eden "Atatürkçülerle" dolu. Lozan'ın imzalanmasından bir gün sonra yayınlanan İngiliz "New Conventional" gazetesinde şunlar yazıyordu; "Türkiye, teorik bakımdan bağımsız bir ülke oldu. Ancak, ticaret ve ekonomide yeteneksiz ve sermayeden yoksun olan bu halkı tanıyanlar bilirlerki; bu bağımsızlığın ömrü pek kısa olacak ve eski durumu bir başkası üzerine alacaktır ."37

Gazetenin öngörüsü, 1938 yılma dek hiç tutmadı. Ancak 1939'da başlayan 60 yıllık ödün verme süreci Türkiye'yi bugünkü durumuna getirdi. Oysa siyasî bağımsızlığın, ekonomik bağımsızlık olmadan yaşatıla
mayacağını bilen Mustafa Kemal, yaşamı boyunca bu yönde davranmış, Türk ulusuna bıkmadan bunu
afırlatmıştır. Bir ulusun doğrudan doğruya yaşamı, yükselmesi ve gerilemesiyle ilgili olan her şey o ulusun ekonomisidir... Türk tarihi incelendiğinde, tüm yükselme ve çöküş nedenlerinin, bir ekonomi konusu olmanın ötesine geçmediği görülür ...38

İzmir İktisat Kongresi'nde böyle diyordu. 1 Mart 1922'de Meclisi açış konuşmasında söyledikleri ise Kemalizmin 15 yıllık iktidar döneminin temel devlet politikası olacaktır. Mustafa Kemal şöyle diyordu: " ülkemizin ekonomik durumu ve ekonomik kuruluşlarımız, dış ülkeler tarafından sarılmış bir halde bulunuyordu. Tanzimatın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini koruyamayan ekonomik yaşantımızı, yine ekonomik yönden, kapitülasyon zincirleriyle bağladı. Ekonomik alandaki özel değerler ve kuruluşlar yönünden bizden çok kuvvetli olanlar, memleketimizde, bir de fazla olarak imtiyazlı durumda bulunuyorlardı. Kazanç vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri malı, istedikleri koşullar altında memleketimize sokuyorlardı. Bu nedenle ekonomik hayatımızın büütn bölümlerinin mutlak hakimi olmuşlardı. Efendiler, bize karşı yapılan bu rekabet gerçekten çok gayrımeşru, gerçekten çok ezici idi. Rakiplerimiz bu şekilde endüstrimizin gelişme olanaklarını yok ettiler. Aynı zamanda tarımımızı da zarara uğrattılar. Ekonomik ve mali gelişmemizi engellediler. .39." .

Durumu bu biçimde saptayan Mustafa Kemal aynı konuşmada yapılacak olanları da açıklar ve açıkladıklarının tümünü hiç ödün vermeden ölümüne dek uygular: Millet çiftçidir, çiftçinin emeği çağdaş ekonomik önlemlerle en yüksek düzeye çıkarılacaktır. Köylülüğün kalkındırılması ekonomi politikanın temel hedefidir. Tarım endüstrisi canlandırılacak ve tarım ürünlerimiz benzer yabancı ürünlere karşı korunacaktır. Ulusal sanayi girişimleri desteklenecek ve yerli sanayi Avrupa'ya karşı rekabet edebilir hale getirilecektir. Kapitülasyonlar artık yoktur ve hiç bir zaman olamayacaktır. (Kapitülasyonlar o tarihte henüz uluslararası bir anlaşmayla kaldırılmamıştı).

Ormanlara, yeraltı ve yerüstü doğal zenginliklerine sahip çıkılacaktır. Toplumun genel yararını doğrudan ilgilendiren alanlardaki kuruluşlar ile ekonomik alandaki teşebbüsler devletleştirilecektir. İşçilerin yaşam düzeyinin yükselmesini sağlayacak olan Zonguldak İşçi Kanunu ile diğer sosyal ve güvenlik kanunları çıkarılacaktır. Gümrük Kanunu, yerli mallarımızın korunmasını sağlayacak biçimde hazırlanacak ve ithalat vergileri arttırılacaktır. İhtiyaç duyulan alanlarda yabancı sermaye yatırımlarına ülke yasalarına uymaları koşuluyla izin verilecek, ancak bu tür yatırımların, yerli üreticilerince işçilerin genel yararlarına aykırı sonuç doğurmasına izin verilmeyecektir...

Ekonomik yaşamda canlılığı sağlamanın temel araçları olan taşıt araçları, karayolları, demiryolları ve limanlar, kamu kuruluşlarına işletilecektir. Kolay tahsil edilen gelir kaynakları devlet tekeline alınacaktır. Mustafa Kemal, 1 Mart 1922 tarihli Meclis açılış konuşmasını şöyle bitirir: Efendiler; herşeyden önce ulusal amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz... Bu günkü uğraşımızın amacı, tam bağımsızlıktır. Tam bağımsızlık ise ancak mali bağımsızlık ile gerçekleşebilir. Bir devletin maüyesi bağımsızlıktan yoksun olursa, o devletin yaşantısını sağlayan bütün bölümleri de, felce uğramış demektir. Mali konulardaki uygulamamız; halkı baskı altında tutmadan, onu zarara sokmadan kaçınarak ve mümkün olduğu kadar dış ülkelere muhtaç olmadan, yeteri kadar gelir sağlama esasına dayanmaktadır. Efendiler; son derece tutumlu davranmak ulusal amacımız olmalıdır. 40

Mustafa Kemal bunları savaşın henüz bitmediği günlerde söylüyordu. 1 Mart 1922 tarihli Meclis konuşmasını bugün herkes önüne koyup düşünmelidir. Atatürk'ün adını ağzından düşürmeyip, ülkeyi Osmanlı'nın son günlerine götüren işbirlikçi siyasetçiler, maaşa bağlanmış ajanlar, emperyalizmin ayak işlerini gören 'yerli' holdingler, bol paralı 'şeriatçılar', kaçakçı ırkçılar, eğitilmiş bölücüler, devleti yıkmak isteyen 'devlet görevlileri', medreseleşen üniversiteler, %60'ı borca giden bütçeler, artan yoksulluk, toplumsal çılgınlığa dönüşen sosyal yozlaşma, tarikatlaşan partiler, Gümrük Birliği'ni savunan "Atatürkçüler", liberal solcular, halktan ve gerçeklerden uzak, karanlık kafalı 'aydınlar', devlet kadrolarından uzak tutulan örgütsüz Kemalistler, öldürülen önderler; Mumcular, Üçoklar, Aksoylar...

İşte ülkemizin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeler... Sanki Türkiye'de Mustafa Kemal yaşamadı, sanki Türk Devrimi olmadı. Ancak biliyoruz ki, Mustafa Kemal yaşadı ve Türk Devrimi bir gerçek. 1939'dan beri verilen tüm ödünlere ve tüm karşı koyuş çabalarına karşın henüz yok edilememiş olan bir gerçek. Türkiye halkı, 60 yıldır bütün iç ve dış saldırılara karşı bugüne dek direndi, direnmeye devam ediyor. Ancak özellikle son 30 yılda uygulanan dış kaynaklı politikalarla, bağımsızlıktan yana olan ulus güçleri, hem siyasi hem de ekonomik yönden ezildiler. Beslenip:büyütülen irtica, çeteleşen ırkçı siyaset ve hepsinden önemlisi sınırsız haksızlık ve talan ile artık Cumhuriyetin varlığı tartışılıyor. Dün sistemi tıkayıp siyaseti dinselleş-tirenler, bugün, "Atatürkçü" edalarla sorunlardan kurtulma önerileri yapıyorlar. "At iziyle it izi" birbirine karışmış. Türkiye iyi yönetilemiyor. Ülkemizde bir iktidar boşluğu yaşanıyor.

Türk halknın gericiliğe karşı direnci, eğer örgütlenmezse uzun süre devam edemez. Zira ülkemizin bütünlüğüne yönelik tehditler artık, uygulanmaya başlandı. Dış kaynaklı yapay ayrılık ve düşmanlık yaratma girişimleri, halkımızın tarihten gelen birlik ve dayanışma geleneklerine kalıcı zararlar veriyor. Buna karşın, halka öncülük edecek ulus güçleri, örgütsüz ve güçsüz durumdalar. Aydınlar, işçiler, ulusçu işadamları, köylüler, esnaf ve sanatkârlar, gençler, öğretmenler ve memurlar ağır ekonomik sıkıntılarla, umutsuz bir dağınıklık içindeler.

Bugün, aydınların temel ve acil görevi, tüm ulus güçlerinin birliğini sağlamaktır. Bu görev günümüz koşullarında aydın olmanın da temel belirleyicisidir. Ulusal birlik temelindeki tam bağımsızlık mücadelesinde emperyalizme ve yerli uzantılarına karşı tavır almayanlar, kendilerine ne ad verirlerse versinler aydın olamazlar. Türkiye'nin bugün yeni bir "Kurtuluş Savaşı"na ihtiyacı var. Bunun için bize gerekli olan ideolojik birikim ve mücadele geleneğine sahibiz.

Atatürkçü Düşünce Sisteminin; ülkeyi ve halkı tanıma, ona güvenme, dünya siyasetini ve bölgesel sorunları kavrama, bağımsız ideoloji, erişilen tarih bilinci, radikal antiemperyalist tavır, özgüven ve tam bağımsızlıkta kararlılık, ulusal birliği sağlama becerisi, askeri ve siyasî örgütlenme yeteneği ile oluşan Kemalist mücadele, güncelliğini belki de daha etkin olarak koruyor. Mustafa Kemal'in Sivas'tan Ankara'ya gelirken 24 Ekim 1919'da Kır-şehir'li gençlere söyledikleri günümüzde bize düşen görevin hemen aynısı; " En önemli Kurtuluş ilkesi; Halkın örgütlenmesidir. Örgütlenmeyen bir halk saray karşısında, sömürgeciler karşısında yenilir, ezilir. Öyle ise genç aydınlar! Halkın önüne düşeceksiniz. Ulusal bilincin ateşini yakacak ve Türk halkını Bağımsızlık Savaşımızın halkasında örgütleyip, birleştireceksiniz. Bu örgütlenmeden halkın yüzyıllardan beri özlediği halk devleti yoluna çıkacağız. Bu halk hareketini bir ulusal devlet haline getireceğiz. Kırşehir gölü gibi toprağa, halka bağlı yeni bir Türk Devleti. 41

Bu örgütlenmeyi hangi anlayışla mücadeleye dönüştüreceğiz. Devrimci atılganlığımızın ölçüsü ne olacak? 1934 yılında kendi devrimcilik anlayışını anlatırken söyledikleri bugün için de aynen geçerli; " Uysal bir halk kitlesi, Doğu geleneklerine bağlı kalmışsa, yanlış ve köstekleyici alışkanlıklar sonunda bir takım kuvvetlerin tekelci vesayeti altına sürüklenebiliyorsa... Bu kitle adına, Milli iradeyi temsil eden aydınlar harekete geçerler; kitleyi çağdaş bir düzene kavuşturmak için, geri düzenle, batıl itikatlarla, hurafelerle savaşılar. Devrim yaparlar. Geri düzeni değiştirirler. Bunun için plebisite başvurulmaz... Bugün iki kere sekiz onaltıdır. Bunu on kişi böyle dese ve yüz kişi de on diye ısrar etse, yüz kişinin dediğini mi kabul edeceğiz.. .?42

20 Mart 1999

KAYNAKÇA

22. Cumhuriyet, 03 Haziran 1995.
23. Hürriyet, 29 Haziran 1998.
24. Hürriyet, 12 Ağustos 1998.
25. "Migration of Financial Resources" Dilip K.Das, sf.61, ak. Neşecan
Balkan "Kapitalizm ve Barış Krizi" Bağlam Yayınları, 1994, sf.lll.
26. "Dünya Bankası Raporu" sf.40, ak. a.g.e., sf.lll.
27. "A Fate Wose Than Dept" Susan George, sf.66 ak. a.g.e., sf.lll.
28. "Thinking Big as Frontiers Tumble" Umberto Agnelli, The Times
Higher Education Supplement, sf.25 ak. Lester Thurovv "Kıran
Kırana" Afa Yayınları, 1994, sf.83.
29. "European Community and Japan: Countdawn to 1992" Tosiro
Tanaka, Japon Review of International Affairs, Sonbahar / Kış,
1989: 219 ak. a.g.e., sf.87.
30. "US News and World Repord" 12.01.1998.
31. "The Economist" 24.08.1991, sf.21 ak., Lester Thurovv "Kıran
Kırana" Afa Yayınlan, 1994, sf.145.
32. "FBI Yabancı Hisse İçin Yönetimi Uyardı" Cumhuriyet, 03 Hazira 1995.
33."Bonn is Urged to Sel Assets to Finance Union" The International Herald Tribune, 03.10.1990, sf.11 ak., Jeffry E.Garten "Soğuk Barış" Sarmal Yayınları, 1994, sf.128.
34."Kıran Kırana" Lester Thurovv, Afa Yayınlan, 280,1994, sf.48
35."Piyasa Güçleri ve Küresel Kalkınma" Renee Prendergast - Frances Stevvart, Yapı Kredi Yayınları, 1995, sf.48.
36. World Bank 1992, ak. a.g.e., sf.49.
37. "Tarihten Sesler" No: 8-9, Ağustos 1943, sf.8, ak. Tarık Zafer
Tunaya "Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük" Arba
Yayınları, 3.Baskı, 1994, sf.103-104.
38. "Atatürk Konular Ansiklopedisi" Seyfettin Turhan, Yapı Kredi
Yayınları, İkinci Baskı, 1995, sf.327.
39."Devletçilik İlkesi" Prof.Dr. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1972, sf.31.
40.a.g.e., sf.29-34.
41."Atatürkçü Olmak" Ceyhun Atuf Kansu, Bütün Eserleri No: 5, Bilgi Yayınları, sf.28.
42."Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük" Prof.Dr. . Tarık Zafer Tunaya, Arba Yayınları, 61, Üçüncü Baskı, 1994, sf.107.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail