Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 29 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE İKESİZLİK ÜZERİNE SÖYLEŞİ

- Ey Sokrates, bizleri anlayışla karşılayacağını biliyoruz. Ne zaman kimi kuşkular zihnimizi kurcalasa sana gelip doğrunun doğru, gerçeğin geçek olduğunu öğreniyoruz. Nasıl doğru düşünülür bunu bize sen öğretiyorsun. Ülkemizde neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez olduk. Doğruyu yanlış yanlışın doğru olduğunu kanıtlayan siyaset adamları bizleri bu duruma getirdi. Yanlış olanı doğru gibi algılamak nasıl olanaklıdır bilemiyoruz. Söyle bize ey Sokrates her geçen gün neden böyle ilkesizleşiyoruz. İlkesizlik ülkemizde ilke olmaya başladı. O yüzden sana geldik. Anlat bize söyle nedir ilke? Neden ilkesizlik bizlerin niteliği olmaya başladı? Neden ondan kaçıyor onu önümüze çıkan ürkütücü engel gibi görüyoruz. İlkesiz oldukça mı başarı sağlayacağımızı sanıyoruz. Bizleri yönetmeye gelen bir ilkesizden, o gidince bir başka ilkesizin yönetimine neden tutsak oluyoruz. Kişiliğimizi ilkesizlerin biçimlendirdiği bir ülkeden geliyoruz, bağışla bizi, anlat, çok mu zararlı ilkeli olmak, gereksiz mi? Ya da ne pahasına olursa olsun ilkeli kalmayı sürdürmeli miyiz? Kararsız kaldık. Aydınlat yolumuzu. Bilmek öğrenmek istiyoruz.

Sokrates:
Sizleri anlıyorum ama bir yandan da yadırgıyorum, ilkenin ne olup olmadığını öğrenmek için kendi nesnel dünyanızdan Araf'ta beni görmeye geldiniz. Oysa burada Araf'ta bizlerin ilkeli olmamıza gerek yok ki. Çünkü bizler gerçeğin kendisiyiz. Gerçeğin ne olup ne olmadığım düşünmeye gereksinim duymuyoruz ki ilkelerimiz olsun. Burada Araf' ta doğru ile gerçek yan yana iç içedir. Aralarında çelişki olsaydı biz de sizler gibi kimi ilkelere gereksinim duyardık.

- Tam anlayamadık Ey Sokrates, ilke acaba gerçeğin gerçek, doğrunun doğru olup olmadığını bilmemiz için
başvurduğumuz varsayımlar mıdır, bunu mu söylemek istiyorsunuz?

Sokrates:
Evet biraz da bunu söylemek istiyorum bir farkla ki, ilkelerin hemen tümü yalnız doğru ile gerçek arasındaki çelişkiyi gidermek için değil, ben ile sen, sen ile toplum arasındaki çelişkileri de gidermek için gereklidir. Bireylerin nitelikleri, bağlı kaldıkları düşün ve devinim biçimlerinin, doğru ve gerçek olmasıyla ölçümlenebilir. Bir belli düşüncenin ilke'ye dönüşümü için o düşünce yadsındığında kimi sakıncaların ortaya çıkması gerekir. Bu söylediklerim doğru ve gerçek ise, ilke, tüm çelişkilerden arınmış gerçeğin doğru olanla bütünleşmesi gerekir. Yani tüm çelişkilerinden arınmış düşünce biçimidir. O düşünce biçimidir ki bireyi tutarlı, nitelikli, güvenilir ve kişilikli birey durumuna yüceltir, İlkesiz bireyler hemen hiçbir düşüncenin adamı değil ya da her düşüncenin adamıdırlar. O yüzden güvenilmezdirler. Tutarsız olmayı niteliklerine dönüştürmüştür.

- Şimdi daha iyi anlıyoruz. Tutarsız, gerçek dışı düşünce, inanılır ve uğrunda öz veriye katlanılır düşünce olamaz. İlkesizlik kişilerin neyi düşünüp neye inandığının belirsiz olması mıdır? Öyle ise, o tür düşüncenin bir süre sonra yanlış ve gerçek olmadığı ortaya çıkınca kişi kendi saygınlığını yitirmez mi? Bir düşünce ya da devinim biçiminin bir süre sonra ona ters düşünce ve devinimi sergilemek midir ilkesizlik?

Sokrates:
İlkesizliğin sadece çıkar açısından betimlenmesi bizleri yanlışlığa sürükleyebilir. Öyle bireylere rastlarız ki, onlar belli bir düşünceyi benimsemeyi özgürlüklerinin kısıtlanması biçiminde algılayabilir ve hiçbir ilkeye bağlı kalmak istemezler. Bunlar biraz da toplum dışıdırlar. Onların dünyasında düşünceler değil devinimler egemendir. Sizlerin deyimiyle serazat'tırlar. Anlıyorum ki, sizin kasıtladığınız ilkesizlik onların ilkesiz oluşlarından farklıdır. Asıl bu farka değinerek konuyu açıklığa kavuşturabiliriz. İlkesizliği çıkar karşılığı yöntem, nitelik durumuna dönüştürmenin sakıncalarından yakınmaktasınız. Bu tür bireylere daha çok siyaset alanında rastlanır. Yozlaşan asıl amacını yitirip er-demdem uzaklaşan siyasetten söz ediyorum. O tür siyasete egemen olan bireyler ilkesiz olmak zorundadır ve ilkesizlik onların niteliğine dönüşmüştür.

- Evet Sokrates, kimi bireylerin ilkesizliği kendisini ilgilendirir ve toplum o ilkesizlikten zarar görmez ya da görmeyebilir. Ama toplumu yöneten ve yönlendirenlerin ilkesizliğinin zararını tüm toplum çekmektedir. Onları ilkesizliğe iten nedenin siyasal çıkarları olduğunu biliyoruz. Ama neden o ilkesizler böyle kolayca üst düzeylere tırmanabiliyorlar. Onlara bu kolaylığı sağlayan ilkesizlikleri mi? Ya da siyaset denilen alan mı ilkesizliğin koşul olmasını gerektiriyor? Sokrates:

Siyaset alanında yakındığınız o kişiler, bir düşünceden ona zıt olan bir başka düşünceye kolayca sahip çıkarlar, çıkarları öyle gerektiriyorsa. Eğer öyle ise aslında sizler de ilkesizlikten yanasınız demektir, İlkesizliğe karşı koymayan ve tepki göstermeyen toplum, ilkesizler tarafından yönetilmeye tutsak olurlar, İşte şimdi ilkenin ne olup olmadığını an-

lamanın sırası gelmiştir:İlke sadece düşün biçimi değil aynı zamanda davranış biçimidir de. O düşün ve davranış biçimini hangi çıkar karşılığı olursa olsun terk etmemektir ilkeli olmak. Bizim zamanımızda 2300 yıl önceleri, öyle bireylere "prensip sahibi" denir ve ona özel saygı gösterilirdi. Anlıyorum ki sizler şimdi prensip sahibi olmayanlara saygı göstermektesiniz. Eğer bu söylediklerim doğru ise, değer yargılarınızda aşınma var demektir. O değer yargıları ki, doğruyu yanlıştan, yararı zarardan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırır. 2300 yıl önceleri, bizlerin ilkelerini gökteki Tanrılar saptardı. Ve bizlerin onların saptadığı ilkelere bağlı kalmak zorundaydık. Ama o Tanrılar günün birinde bizlere gönderdikleri ilkelere sırtlarını döndüler. En başta Zeus idi ilkeleri ters yüz edip ötekilere karşı tanrılığını sürdürmeye uğraşan. Gökte birbirleriyle didişmekten yorgun düştü Tanrılar ve aralarındaki acımasız savaşım sona erdi. O gökteki Tanrıların gerçek Tanrı olmadığını binlerce yıl sonra anlayabilmiştik, İçlerinde en gerçek olanını tanımak gereksinimi içindeydik ve birileri ortaya çıkıp kendisinin Tanrı tarafından onun temsilcisi olarak gönderildiğini bizlere kabul ettirdi. Adına peygamber dedik o kişilerin. Çok Tanrılıktan kurtulmuştuk ama bu kez çok peygamberler dünyasında yaşamaya başlamıştık. Savaşlar Tanrıların arasından çekilip gitmiş bu kez o peygamberlerin peşinden sürüklenenler arasına indirgenmişti. Kimine Musa, kimine İsa dendi onların. Bu kez ilkelerimizin ne olup ne olmadığını onlar saptamaya başladılar.

Şimdi sizlerin yaşamakta olduğunuz dünyanızda ilkeleriniz evrensel nitelik kazanmış ve toplumsal yarar ölçütüne göre betimlenmeye başlamıştır. Toplumsal yararın yerine kendi yararını ikame etmeye başlayan siyaset adamları elbette ilkesizliği kendi niteliğine dönüştürecektir. Onların ilkeli olabilmesi için önce sizlerin ilkeleriniz olmalıdır. Uğruna her tür özveriye katlanacağınız ilkeleriniz. Doğruluk, gerçekçilik, tutarlılık, dürüstlük gibi.

- Anlıyoruz Sokrates, ilkeli olmamız öylesine zor ki. Liderlerin ilkesizliğinden yakınanların, ona yakınlaştıkça nasıl ilkesizlikleştiklerini görüyoruz ve ilkesizleştikçe de liderlere daha çok yakınlaşıyorlar. Sizlerin döneminde belki de ilkeli olmanın yarışını taşamaktaydınız, ama bizler ilkesizliğin yarışı içindeyiz. En ilkesiz olanlar da bu yarışı önde sürdürüyor. Artık kimin ilkeli kimin ilkesiz olduğunu bilemez olduk. İlkesizlik bir virüs gibi zihnimizi boşaltıyor ve zihnimiz boşaldıkça da yerini çıkar ilişkilerinden kaynaklanan tutarsızlıklar alıyor. Zaten ilkeli olduğu için başa geçen kişi, sonradan o ilkelerden öylesine kolay vazgeçiyor ki, biz de ilke ile ilkesizlik arasındaki farkı anlayamaz fark edemez olduk.

Sokrates:
izlere ne söyleyebilirim ki. Belki de bir tek şey söyleyebilirim. Hiç olmazsa sizler ilkelerinize sırtınızı dönmeyiniz. Çünkü toplum bir gün o ilkelerden ötürü sizlerin varlığına gereksinim duyacaktır. Toplum ve doğa, daima doğrunun ve gerçeğin arayışı içindedir. Bağlı kalacağınız ilkeleri, doğanın ve toplumun iyiden, güzelden, doğruve gerçekten yana gelişmesi doğrultusunda korumalısınız. O ilkelere bir gün sizlerin ve toplumun ihtiyacı olacaktır. Bugün olmasa bile yarın.

- Ne zaman yanma gelsek, yüreğimiz ışıltılarla dolu ülkemize dönüyoruz. Karamsarlığımızın üzerine düşüncelerinizin yol gösterici pırıltıları düşüyor. Teşekkür ediyoruz, hem de bin kez.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail