Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 29 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMME'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Yeni Türkiye Devleti kurulurken, onun harcı içine sosyalist ilkeleri yerleştirmek isteyen ve Sovyet Rusya'dan kaynaklanan düşün akımları da Anadolu'da etkinlik alanı yaratmanın yarışına katılmıştı. Çarlık Rusya'sında, komünizmi getirmiş olmasaydı 17 Ekim Devrimi, bu tür akımlar Anadolu'da ortaya çıkar mıydı. Çıkmazdı, çünkü tümü özü bilinmeden girişilen dışalım ürünüydü.

Gorbatchov ile 1990'larda başlayan Perestroyka ve Glasnost akımları, komünizmin çöküşünü açıklayan devinimler olarak, tüm dünyayı nasıl etkilemiş ise, 1920'lerde de komünizm, Batı'yi öyle etkilemişti. 70 yıllık deneyim, sosyalizmin kuramsal olmasa bile kurumsal çöküşüyle sonuçlandı. Oysa başlangıçta ne büyük düşler kurgulanmıştı. Sermayenin egemenliği ve emeği sömürmesi sona erecekti. O yıllarda Türkiye'de B.M. Meclisi'nde oluşturulan "Halk Zümresi" de bu düşüncenin etkisinde, programının başına " halkı egemen kılma" ilkesini almıştı. Dahası vardı. Üyeleri halk tarafından seçilen "Halk Mahkemeleri" kurulacak ve hapishaneler iş ve çalışma evlerine dönüştürülecekti. B.M. Meclisi'nin yapısı, üyeleri kentlerde seçilen temsilcilerden oluşacaktı. Ve seçimler iki yılda bir yenilenmeliydi.

Millet Meclisi'nin adı da değişecek "Büyük Şura" olacaktı ve küçük şuralar da kentlerde oluşmalıydı. İsviçre'de kantonlar ile Sovyetlerde "Duma" benzeri bir sistem idi bu. Henüz birlikteliği oluşup pekişmemiş bir ülkede nasıl uygulanacaktı, bilinemez. Bölünmeye kapı açmaz mıydı. Mustafa Kemal'in böylesi düş ürünü tasarımlara sıcak bakması düşünülemezdi ama hoş görülü davrandığı da anlaşılıyordu. Çünkü o, düşüncelerin çarpışmasından daha doğru ve gerçekçi kararların doğacağına inanıyordu. O nedenle Millet Meclisinde "Halk Zümresi" adında bir grubun oluşmasını onaylamış ve "Halk" deyimini kendisi, "Zümre" sözcüğünü de Yunus Nadi saptamıştı. Programın hemen tümünün Yunus Nadi tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır.

Durum böyle olmakla birlikte yani yeterince özgürlükçü davranılmasına karşın, gizlice "Halk İştirakiyun Fırkası" nın kurulduğunu görüyoruz. İllegal (yasa dışı) komünist partisinin bir versiyonu gibiydi. Programına ilişkin tam bir bilgimiz olmamakla birlikte, daha ilk günlerde 'Türkiye Komünist Fırkası" genel sekreteri Muhittin Baha (Pars) ın ağır bir dille yayımladığı suçlamasıyla karşılaştı. Biri legal öteki illegal iki komünist fırka birebirine hasmı oluvermişti. Muhittin Baha, bu yasa dışı gizli fırkayı hukuka saygısızlık olarak niteliyor ve Çerkez Ethem ve kardeşlerinin oluşturduğu Yeşil Ordu'nun bir yan kolu olarak niteliyordu. Bir ölçüde de Yeşil Ordu ile komünist fırkanın karışımı gibiydi.

Yeşil Ordu ortadan kaldırıldıktan sonra Mustafa Kemal (tüm düşün akımlarına açık olduğu için) Hakkı Behiç Bey'in resmi bir Komünist Partisi kurmasına izin vermişti. Bu fırka, proleterya diktatörlüğünü yadsıyor ve "Hükümet yönetiminde büyük üretim şirketleriyle emekçilerin ku-

racağı tüketim ve üretim kooperatiflerini öngörüyordu. Komünizmin Türkiye koşullarına uyarlaması gibiydi. Komünizme geçişin bu yolla daha kolay olacağı ileri sürülmekteydi. Mustafa Kemal'in Sovyet Rusya'nın siyasal ve ekonomik etkinliğini kabul etmeyen, ondan bağımsız bir komünizme sıcak baktığı anlaşılmaktadır. Bolşevizm ile komünizmi bir birinden ayırıyordu ve ötekilerin ayırdına varmadığı ya da görmek istemedikleri önemli bir farklılıktı bu. Zora dayalı bir devrime karşıydı çünkü ve bu yeni kurulan fırka da programının 23'üncü maddesinde, Anadolu'nun kendi gereksinimi ve kendi koşulları doğrultusunda devrimi kendisinin yapacağını belirtmekteydi.

İlk B.M. Meclisi'nde Mustafa Kemal'in nasıl ihanete uğradığı ve kararlı davranışıyla bunu nasıl önlediği bu yazımızın konusu olacaktır.

Sovyet Rusya'da bile bolşevik hareket kurumlaşmamış ve halk kitlelerinin desteğini kazanmamış, üstelik ilk uygulama döneminde ekonomik çöküntüyü de beraberinde getirmiş iken, bu dış alım ürünü olan sistemi Türkiye'ye henüz ülke düşman işgali altında ve savaşın kazanılıp kazanılmayacağı belirsizken, kim nasıl uygulayabilirdi?

B. Millet Meclisi'nin gizli celselerinde, Anadolu'nun kurtuluşu için Sovyet Rusya'dan Kızıl Orduyu bekleyen ve kurtuluş savaşının ancak Kızıl Orduyla kazanılacağını savunan mebusların yanı sıra Çerkez Ethem'in çete savaşına daha fazla güven duyanlara da rastlanıyordu, hem de Mustafa Kemal'in oluşturduğu Millet Meclisi'nde. Tokat Mebusu Nazım Bey, 21.3.1921 günlü gizli celsenin 10'uncu birleşiminde "Hatta bazıları, Ruslardan orduların gelmesine intizar ediyor" (gelmesini bekliyor), demişti. Servet Efendi de bolşeviklik ile İslamiyetin badaştığını söylemekteydi.

Tüm bu davranışların Halk İştirakiyun Fırkasından kaynaklandığını kabul etmek güç değildi. Mustafa Kemal olup bitenleri serin kanlılıkla izliyor ve gizli celselerde farklı düşüncelerin çatışmasını hoşgörüyle karşılıyordu. Savaşın kazanılmasına ulusal egemenliğin gerçekleşmesine engel olmadıkça bu tür düşün akımlarının ne zararı olabilirdi?

Halk İştirakiyun Fırkası'nm önderi durumunda görünen Tokat mebusu Nazım Bey'in sorgulandığı 1.2.1921 günlü 142'nci Birleşimde, Mustafa Kemal kürsüye çıkarak şunları söylemek zorunda kalmıştı:

Evvela burada harice karşı ifşası, menafii millet ve memleketimiz için gayet muzır olan şeyleri, birkaç gün evvel buraya avdet etmiş Hariciye Vekilimiz Bekir Sami Bey'e Moskova Rus Umuru Hariciye Komiseri Çiçerin aynıyla söylemiştir. Binaenaleyh, işte bu ihbarat maateessüf içimizden çıkabiliyor ve nasıl bir kanal ile oralara gidebiliyor. Yine mevsuk (belgeli, kanıtlı) istihbaratımız var ki, celsi hafilerimiz, raporlarla İstanbul'daki İngilizlere tevdi edilmektedir. (Lanet olsun sedaları). içimizde bu zihniyette insanlar olduğunu meydana çıkarmak hepimize müştereken ait bir vazifedir. Ben şahsen muttali olduğum (bilgilendiğim) vesaite (belgeye) istinaden isim dahi söyleyebilirim ve bilhassa bu isimler üzerinde vasıl olduğum, muttali olduğum malumatın hangi menbaalardan alındığını hatta celsei hafinizde dahi söylemeyi siyasetimiz ve menfaatimiz için münasip görmedim.

Karasi (Balıkesir) mebusu Vehbi Bey, Halk İştirakiyun Fırkası'nın il ve ilçelerde üst düzey kamu görevlilerinin kullanılmasından yakınmış ve şunlar söylemişti:

Memleketin böyle tehlikeli bir zamanında, memleketin reis-i idaresinde bulunan mutasarrıf ve memurini saire, halka ancak vahdet (birlik) için nasihat etmeleri gerekirken fırka, tefrikadan başka mana ifade etmeyen şu vaziyetimizde, hangi surette olursa olsun, memurin onların heyeti idarelerinde, heyeti faalelerinde (uğraşlarında) fırkalara intisabı ve onların defterine kayıt olunmasını Heyeti Vekile muvafık (uygun) görüyor mu, görmüyor mu?

İçişleri Bakanı Dr. Adnan (Adıvar) yanıt verir: Muvafık değildir.

Sivas mebusu Memduh Bey'n konuşmasında, vaktiyle Mecliste Halk Zümresi'nin harice karşı bir siyaset takibi için kurulduğunu ve kendisinin de programı uygun görerek katıldığını' ama sonradan (onun deyimiyle) "Hükümete karşı şedid bir aleyhtarlık izlediğini "fark ederek ayrıldığını, Yeşil Ordu ile daima ilişki içinde olduğunu Nazım Bey ve Şeyh Servet Bey'in bunda etkin rol oynadıklarını, öğreniyoruz. 21.3.1921 günlü gizli celsede İstiklal Mahkemesinde yargılanmasına karar verilen Tokat Mebusu Nazım Bey ise konuşmasında yeterince açık sözlü olamamış ikircikli davranmıştır. Örneğin:

Samsunda konuştuğum Osman Bey ve Emin Bey dediler ki, bu inkilab-ı ictmai (toplumsal devrimler) bizim kanaatımıza nazaran buraları saracaktır. Onun için biz deriz ki, bu cereyan buraya gelmeden önce bir teşkilat yapıp önüne geçsek muvafık olmaz mı? Darül Hikmet-ül İslamiye iyidir. Güzel yapılmış Ur binadır. Orada hoca efendilerden inkilabı içtimaiyeyi anlayacak, ihata edecek zevat bunu tetkik etsinler. Pekala muvafık dediler. Ben bu suretle Darül Hikmet-ül Islamiye'yi teşkil ettim, diyerek dini bolşevikliği savunmanın aracı olarak kullandığını itiraf etmiştir.

Başlangıçta çok iyi niyetlerle kurulan Halk Zümresi de amacından sapmış ve Yeşil Ordu ile dirsek temasına geçmisti. Nazım Bey bile bundan yakınmaktaydı o gün. Ama Yeşil Ordu'nun Rus tehlikesine karşı oluşturulduğunu söylemişti. Rus tehlikesine karşı olduğunu söylediği Yeşil Ordu nasıl olurda bolşevikliği savunurdu bunu anlayan olmadı. Ama Sinop mebusu Şevket Bey kürsüye gelerek çok önemli bir açıklamada bulunmuştu:

Yeşil Ordu ile gizli komünist partisi birleşerek Halk İş-tirakiyun Fırkası adını almıştır demiş ve sözlerine şunları eklemişti:

Nazım Bey ve Mehmet Şükrü Bey ve Şeyh Servet Efendilere isnad olunan bu hafiyelik suçu, bittabi kendilerinin Rus Sefarethanesinden maaş alarak Meclisteki müzakerelerden haberdar etmeleri sırf bolşevikliğin memlekette teşkili için yapılan bir harekettir.

Adlarını açıkça söylediği o kişiler o günkü birleşimde var mıydı bilemiyoruz. Ama durum açıklığa kavuşmuş ve işgal altındaki bir ülkede Sovyet yanlısı mebusların da varlığı ortaya çıkmıştı. O nasıl bir Meclisti ki, aynı Nazım Beyi 4 Eylül 1920 günü 89 oya karşı 98 oyla İçişleri Bakanı olarak seçmişti. O dönemde bakanlar kurulu üyelerini Millet Meclisi seçiyordu, Başbakanın kabineyi oluşturma yetkini yoktu. Ve şimdi Mustafa Kemal kendisine gönderilen Nazım Bey'i bakanlar kurulunda İç İşlerinden sorumlu çalışma arkadaşı olarak yanında görecekti. Onu 98 oyla bakan yapan mebuslar ülkeyi işgal eden düşmana karşı değil Mustafa Kemal'e mi karşıydılar.

Ne var ki Mustafa Kemali tanımıyor olmalıydılar. Çünkü Nazım Beyin kendisini ziyaret isteğini geri çevirmiş ve o da sadece iki gün İçişleri Bakanı olarak kalabilmişti. Olayı Nutukta Mustafa Kemal şöyle anlatır:

Nazım Bey'i kabul etmedim. Meclisi-i Alinin mazharı itimad ve intihabı olan bir vekili kabul etmemekle ihtiyar ettiğim muamelenin (işlemin) mahiyet ve nezaketini (içerik ve önemini) taktir ediyordum. Fakat, memleketin büyük menfaati beni bu yolda harekete mecbur tutuyordu. Bittabi hareketimin sebebini izah ve ispat edeceğim noktanın Meclisi Ali'ce de mühim görüler ceğinden. Emindim... Nazım Bey'in daha Sivas Kongresi esnasında kendisinden aldığım safsatalarla mali bazı mektuplarıyla ne zihniyette ve mahiyette olabileceğini anlamıştım. Nazım Bey mebus olarak Ankara'ya geldikten sonra, her gün yeni yeni siyasi faaliyetler gösteriyordu. Teşekküle başlayan her hizbi siyasi ile temas fırsatını kaçırmıyordu.

Nazım Bey, bizzat ve bilvasıta ecnebi mehafilden bazılarıyla temas yolunu bulmuş ve teşvik ve muavenet (yardım) mazhariyetini elde etmişti.

Bu zatın, Halk İştirakiyun Fırkası diye, gayri ciddi, sırf menfaat maksadıyla bir fırka teşebbüsü ve onun başında gayri milli faaliyet sevdasında bulunduğu mesmumunuz (duymuşluğunuz) olmuştur. Bu zatın, ecnebi mehafiline casusluk ettiğine de asla şüphe etmiyordum. Nitekim, bilahere (daha sonra) İstiklal Mahkemesi bir çok hakayiki meydana koymuştur... Nazım Bey, Hükümetin bütün dahili idare makinesinin başında, memleket ve millete değil, fakat paralı uşağı olduğu kimselerin arzusuna en büyük hizmeti ifa edebilecek vaziyete gelebilmiştir. Bittabi buna razı olamazdım. Onun için Dahiliye Vekili Nazım Bey'i kabul etmedim ve istifaya mecbur ettim.

Aynı Meclis onu Bakan olarak seçtikten altı ay sonra İstiklal Mahkemesinde tutuksuz olarak yargılanmasına karar vermişti.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail