Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 28 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


..

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Çerkez Ethem olayını bundan önceki yazıda yeterince açıkladığımızı sanıyoruz. Ama bir nokta henüz busbulanık ortada kalmıştır. O da Ethem ve kardeşlerinin Bolşevizme son çare olarak sığınmaları ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dış politikasından da destek göreceklerini ummaları ya da başlangıçta destek görmüş olmalarıdır. Neden böylesi bir destek belirtisi ortaya çıkmıştır ve de Birinci Millet Meclisi'nde kimi mebuslar bir komünist partisinin illegal üyeleri gibi mi davranmıştı? Bu sorunun yanıtını aramak konumuz dışında olmakla birlikte, sorunun Büyük Millet Meclisi'nin gizli celselerinde nasıl görüşüldüğüne değinmemiz yararlı olacaktır. Ama bir konuyu belirtmekte yarar var. 1920'nin ortalarına doğru Mecliste pek çok mebusun, Ethem ve kardeşlerinin karşı konulamaz gücü olduğunu sanarak, bunu gizli celselerde açıkça belirttiklerine göre, S.S.C.B. bile aynı kanıda olabilir ve Anadolu'yu işgal eden emperyalist devletlere karşı savaşı kazanma şansının Ethem ve kardeşlerinde olduğunu düşünmüş olabilirler. Ne var ki, İsmet İnönü'nün hiç bir dirençle karşılaşmadan Kütahya'ya girişi ve Ethem ve kardeşlerinin kaçmaları ve Yunanlılara sağınmalar, emperyalist güçlere karşı savaşı hangi tarafın kazanacağını ortaya çıkarmıştı. Ethem ve kardeşlerin güçlerini fazla abartmış olmalarını Mustafa Kemal ve arkadaşlarının görerek, düzenli ordu düşüncesini "kemali ciddiyetle" uygulamaları ve halkın güven ve desteğini sağlamaları, utkuyu kazanmalarında etkin rol oynamıştı. Emperyalist ülkelere karşı savaşın kimin tarafından kazanılacağını Sovyet dış politikası da görerek Mustafa Kemal'e doğru yöneldiler.

Gizli celselerin bir bölümünde Mustafa Kemal hareketinin içerden nasıl ihanete uğradığı da sergilenmektedir. Ülke düşman işgali altındayken ve Gaziantep kentinin de düştüğü haberi Mecliste tartışmalara neden olurken, kimi mebusların kendi yörelerinde bolşeviklik propagandalarına giriştikleri görülmekte ve bu durum Mecliste acı eleştirilere neden olmaktaydı. Kimi mebusların, kurulan gizli bir cemiyete üye oldukları söylentileri yaygınlaşmış ve Meclisin gündemine girerek gizli celsede görüşülmeye başlanmıştı.

Sivas mebusu Memduh Bey olayı, gizli celsenin 1 Şubat 1921 günlü 141. birleşiminde şöyle anlatır:

Vaktiyle Mecliste bir "Halk Zümresi" vardı ve zannediyorum ki Halk Zümresi de reisi muhteremimizin (Meclis Başkanı Mustafa Kemal'i kasıtlıyor) arzusuyla olmuş, harice karşı bir siyaset takibi için yapılmıştı. Bendeniz de intisap etmiştim (üye olmuştum). Onun programı bendenize ehven gelmişti. Vaktaki bu zümreye dahil olduğum zaman, oradaki meşhudatımın (gördüklerimin) bir mahkeme huzurunda zabta geçmesini arzu ederdim. (Burada söyleyiniz sesleri). Müsaade buyurunuz söyleyeceğim. O fırkanın yegan yegan burada heyeti faalesini (faal olanlarını) saymayı lüzumsuz görüyorum. Söylenmesinde ısrar ederseniz heyeti faale azasından bir zat, demin ismi okunan Nâzım Bey (Tokat mebusu) ve biri de Şeyh Servet Efendi ( Bursa mebusu ve Diyarbakır istiklal Mahkemesi üyesi) dir. Herhalde zannediyorum ki bizim gibi gençleri, daha doğrusu bizi alet etmek istiyorlardı ve bunlarla vaki olan mübahasatımda (konuşmalarımda) hakikaten halihazırda bulunan Hükümeti Milliyeye karşı şedid bir aleyhtarlık mevcut olduğunu tamamiyle hissediyor ve görüyordum, İtiraf ediyorum bendeniz hakikati anladım. Sözlerinden böyle bir "Yeşil Ordu" şubesinin mevcut olduğunu ve bunlarla daima muhabereye (görüşmeye) girdiğini ve sonra bir zaman gelecek ki bunların kuvvet ve kudretiyle... (burada sözlerinin kesildiği anlaşılıyor). Halk Zümresinin son günlerde maksadını anlamaya başladık. Bizde bunlardan kendimizi çekmeye ve şüphe almaya, bu hükümetin şöyle böyle yapılacağı bize hitaben aralarında vaki olan sözlerden anlaşılıyordu. Bir vakit geldi ki bizim Şeyh Servet Efendi bize günde filan yere geliniz, dedi. Bendeniz, bir de Karesi mebusu Basri Bey, birde Şükrü Beyefendi ki Mehmet Şükrü Bey de mü-essislerindendir (kurucularındandır). Onlar tafsilatını (ayrıntısını) belki daha güzel kelimelerle söyleyebilirler. Sonra efendim, Şeyh Servet Efendi bizi hanesine davet etti... Oradan bize delalet ederek (yol göstererek) bir gün sonra, Ziy-nullah Efendinin hanesine götürdü. Oraya girdiğimiz vakitte orada üç-dört tane kadın vardı, yok Rahime yoldaş, Fatma yoldaş, Halime yoldaş... Biz bunların karşısında tuhaf bir vaziyet aldık (gürültüler). Müsaade etmiyorsunuz ki söyleyeyim. Evet bize, (içlerinde) bu kadınlar da olduğu halde, bir cemiyetten bahsettiler.

Sinop mebusu Memduh Beyin sözünü ettiği gizli cemiyetin adı "Halk Zümresi" olarak geçmekle birlikte "Halk İştirakiyun Fırkası (Partisi) olduğu anlaşılmaktadır. Edirne mebusu Faik Bey de o gün bu Halk İştirakiyun Fırkasından yakınır ve bu fırkaya kimi mebusların da üye olduklarını ve gizli celsede görüşülen konuların dışarıya ve hatta ecanibe (yabancılara) sızdırıldığını ama bunun bir kasta dayanmayıp dikkatsizlik ürünü olduğunu sözlerine ekler.

Bu konuşmaları bugün günah çıkarmak amacıyla yapılıp yapılmamış olması tartışılabilir ama konunun özüne değinen önemli konuşmalar bir hafta önceki 22.1.1921 günlü 131'inci birleşimde yapılmıştı. O birleşimde Mustafa Kemal açık tavrını ortaya koyar ve bolşeviklik konusundaki düşüncelerini açıklar. O konuşmayı aşağıya ana çizgileriyle aktarmadan önce bir noktayı belirtmemiz gerekiyor. O dönemin komünizm yanlıları, ülke düşman işgali altındayken, savaşın kazanılıp kazanılmayacağı belirsizken ve henüz sınıf bilinci oluşmamış ve üretim süreci işleyip te emek-sermaye çelişkisi ortaya çıkmamışken boşlevizme özentiyle hareket etmenin savunulacak hiç bir nedeni olamaz. Mustafa Suphi'nin Türkiye Komünist Partisi'nin önde gelen sözcüsü olarak 1921'in Ocak ayında Trabzon'a gelmesinin büyük yanılgı olduğunda kuşku yoktur. Orada halkın kendilerine sırtlarını döndüğü ekmek bile vermediklerini kitaplar yazıyor. Bir söylentiye göre motorla denize açılmak zorunda kaldılar ve motoru arkadan yetişen birileri tarafından ba-tırıldı ve Mustafa Suphi boğularak yaşamını yitirdi. Bunlar olup biterken Batı Anadolu'da o yıllarda, Mustafa Kemal Aznavur isyanıyla uğraşıyordu. Sosyalizm yanlıları her zaman olduğu gibi koşulların dayattığı gerçekçiliği algılayamadıklarından yenilgiye uğradılar ve halkın desteğini kazanmayı daima göz ardı ettiler. Onlara destek çıkacak emekçi kitleler de var olmadığı için kendi kendilerini soyutlamış oldular.

Mustafa Kemal'in 22.1.1921 günlü 131'inci birleşiminde konuyu şöyle ele almış olduğunu görmekteyiz:

...Heyeti alinizin takip ettiği siyaset hiçbir vakitte Komünistlik esasına müstenit (dayanmış) değildir. Bu böyledir, bunu tekrar ediyorum, bir defa daha. Fakat yine malumunuzdur ve cihanın malumudur ki, bu milli esaslara derin bir rabıtalarla (bağlarla) sadık kalan Meclisiniz ve Hükümetiniz müstakil bir devletle münasebeti siyasîyesinde hiçbir vakit komünistlik esasatını telaffuz etmemiştir (söylememiştir). Zannediyorum ki Hariciye Vekiliniz muhtelif vesilelerle bu ciheti izah etmiştir. Binaenaleyh bendeniz tekrar ediyorum, milletimizin, devletimizin, Hey eti Aliyenizin Ruslarla olan münasebeti doğrudan doğruya iki müstakil (bağımsız) devletin karşı karşıya olan ve her biri kendisine ait olan gayelerini tamamen mahfuz bulundurmak şartıyla, bugüne kadar böyle olduğu, bugünden sonra da böyle devam edeceğine şüphe etmeyiniz. Rus Bolşevik Hükümeti res-miyesi, ricali resmiyenin (üst düzey görevlilerinin), bizim resmi ricalimizle olan temas (ilişki) ve münhasebetlerinde Rusya dahilinde bu'milletin soysuz, herhalde sersem birtakım evlatları oralarda serseriliklerine devam etmişlerdir, İşte bu serseriler bir iş yapmak hülyasına kapılarak zahiren (görünüşte) memleketimize ve milletimize nafi (yararlı) olmak için Türkiye Komünist Fırkası diye bir fırka teşkil etmişler ve bu fırkayı teşkil edenlerin başında da Mustafa Suphi ve emsali (benzerleri) bulunmaktadır. Bunlar doğrudan doğruya bir hissi vatanperverane ile ve bir hissi hakiki milli ile değil, benim kanaatımca belki kendilerine para veren, kendilerini himaye eden ve bunlara ehemmiyet atfeden Moskova'daki prensip sahiplerine yaranmak için bir takım teşebbüsatı serseriyanede bulunmuşlardır. Bunların yaptıkları teşebbüs, Rus bolşevizmini muhtelif kanallardan memleket dahiline sokmak olmuştur. Bu suretle memleketimize hariçten komünizm ceryanı sokulmaya başlanmıştır.

Diğer taraftan memleketimizde komünizmin ne olduğunu bilmeyen, fakat bu esasata müsteniden tekevvün etmiş (oluşmuş), taazzuv etmiş (biçimlenmiş) bir Bolşevik kuvvetin bizim için kuvvei naciye (kurtuluş gücü) olabileceğini farzeden bir takım insanlar dahi, hatta bu hariçten gelen Komünizm ceryanına temas etmeksizin kendiliğinden komünizm teşkilatı yapmak hevesine kapıldılar. Bir zaman geldi ki, Ankara'da, Eskişehir'de, şurada, burada memleketin hemen bir çok yerinde bir çok insanlar, birbiriyle rabıtaları olmaksızın komünistlik teşkilatı kurmaya ve aynı zamanda hariçten de bir takım insanlar serseri surette memlekette dolaşmaya ve aynı zamanda propaganda yapmaya başlamışlardır... Komünizmin ne olduğunu bilirse münevveran (aydınlar), o zaman memleket dahilinde tatbikine cevaz verilebilir. Fakat münevveran dahi olduğu halde, halk ve ordu, komünizmin ne olduğunu bilmiyor... Yalnız kuvvei aciye olabileceği itikadına sahip olmuş ise o zaman körü körüne cahilane komünizm olabilir...

Mustafa Kemal ,bu konuşmasıyla komünizme açıkça karşı olduğunu belirtirken sert bir üslûp kullanmış olmakla birlikte, olaya dogmatik açıdan yaklaşmamıştı. Komünizmi anlamadan ve bilmeden, dışardan ithal edilerek uygulanmasına karşı çıkmaktadır. Ona göre ne aydınlar, ne halk ve ne de ordu, komünizmin ne olduğunu bilmemektedir. Onun bu savının bile bugün Türkiye'de geçerli olduğu açıktır. Bırakalım komünizmi, sosyal demokrasiyi ya da demokratik solu tüm ögeleriyle betimleyerek halka anlatan siyaset adamları ortaya çıkabildi mi, ortaya çıkanlar da siyasal parti içinde yerlerini koruyabildiler mi? Bugünün Türkiyesi, kendisini sağ güçlere teslim eden solsuz bir ülke haline gelmedi mi? Solun tutarlı, güven veren, gerçekçi ve uygulanabilir öğretisi olsaydi, bugünkü gibi dağınık, güçsüz, etkisiz ve ürkek duruma düşer miydi? Mustafa Kemal o günkü konuşmasında haklı olarak:

Malumu aliniz fikir cereyanlarına karşı fikre istinat etmeyen kuvvetle mukabelede bulunmak, o cereyanı imha etmedikten başka, herhangi bir muhatabınızla, herhangi bir fikrini kuvvet zoru ile reddederseniz, o ısrar eder. Israr ettikçe kendi kendini aldatmakta daha çok ileri gidebilir. Binaenaleyh, fikir cereyanları cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez. Bilakis takviye edilir. Buna karşın en müessir (etkili) çare, gelen cereyanı fikriye mukabil cereyanı vermek, fikre fikirle mukabele etmektir.

Mustafa Kemal'in komünizme karşı çıkışının bir başka nedeni onun Bolşevizm ile karıştırılmasından duyduğu tedirginlikten kaynaklanıyordu. Komünizm bir ideolojiydi ama Bolşevizm ise Sovyet Rusya'da egemen olan siyasal partinin adıydı. Yani bir ideolojiden yana olmakla bir partiden yana olmak arasındaki farkı münevveran dediği aydın kadrolar henüz kavramış değillerdi.

Bir önemli nokta Mustafa Kemal'i fazlasıyla rahatsız etmişti. Bolşevikliğin propagandasını üstlenen kadrolar, Çerkez Ethem ve kardeşleriyle ve "Yeşil Ordu" ile ilişki kurmuşlardı. Başlangıçta "Yeşil Ordu"ya da ve Komünist Partisi'ne de hoşgörüyle bakıyordu ve kurulmalarına izin vermişti. Örneğin, 22.1.1921 günlü 131'inci birleşimindeki konuşmasının sonlarına doğru şunları söylediği görülüyor:

Ankara'da Komünist Fırkası namı altında bir fırka teşekkül etti... Bu milletin, istikbalini temin ve istihsali için hadim (yararlı) olmak istiyorlardı... Hükümetçe muvafık görülmüş ve kendilerinin vukuu müracaatları üzerine resmen müsaade edilmiştir. Komünizm içtimai (toplumsal) bir meseledir. Bunun her türlü esasat ve hakayikini (ilkelerini ve gerçeklerini) istenildiği gibi söylemekte beis yoktur. Yalnız maksadı teşebbüsü belli olmayan, mahalli dahi istenildiği anda meçhul bulunan birtakım kimselerin komünizm namı altında, Bolşeviznı namı altında teşkilat yapmasını menetmek istedik.

Bu açıklamadan sonra Ankara Komünist Partisi'nin kurulduğunu ve Rusya'daki uygulama karşısında düş kırıklığına uğrayarak dağıldıklarını ve "Halk İştirakiyun Fırkası" adında bir başka fırkanın kurulmasına hükümetçe izin verildiğini öğreniyoruz. Mustafa Kemal'in açıklamasından. Mustafa Kemal'i tedirgin eden nokta, Türkiye'de bir Komünist Partisi kurulduğu zaman Ba-kü'de de bir başka "Türkiye Komünist Partisi"nin kurulmuş olmasıdır. Savaş içindeki bir ülkede henüz emperyalizme karşı savaşın kazanılıp kazanılmayacağının belli olmadığı, iç isyan ve ayaklanmalarla uğraşılan bir dönemde biri dış odaklı, öteki iç odaklı iki Komünist Parti'yi Türkiye taşıyabilir miydi? ,

Mustafa Kemal'in Halk İştirakiyun Partisi'nden de yakındığını görüyoruz. Diyor ki:

Anladığıma göre, Türkiye Komünist Fırkasının mahiyeti teşekkülü ile Halk iştirakiyim Fırkası'nın mahiyeti arasında fark vardır. Türkiye Komünist Fırkası, Türkiye için, Türkiye dahilinde çalışan bir fırka mahiyetinde tecelli ediyor. Halk iştirakiyim Fırkası, doğrudan doğruya Komünizm mahiyetini gösterir bir fırkadır ve mevsuk malumata (belgeli bilgilere) göre burada bulunan Rus Sefarathanesi (Elçiliği) ile tamamen hali temasta bulunuyorlar.

Bu hususta fazla bir şey söylemek istemiyorum. 1920'lerin düşman işgali altındaki Türkiye'sinde hilafeti ve saltanatı korumak için ortaya çıkan ayaklanmaların dışında bir de sol kanatta, Çarlık Rusyası'ndâki Bolşevik devriminin etkisi altında birbirinden farklı, kimi birbirine hasım, kimi gizli, kimi açık, beş fırka ortaya çıkmıştı. Bunlardan, "Yeşil Ordu"nun amacı doğrudan doğruya Büyük Millet Meclisi'ni ve onun hükümetini dağıtmaktı. Oysa başlangıçta çok farklı bir amaç için kurulmuştu. İngilizlerin "Milli Kurtuluş" hareketini çökertmek için oluşturduğu "Cemiyet-i ahmediye"ye karşı halkı bilinçlendirmek amacıyla ortaya çıkmıştı. Mustafa Kemal Nutkunda bu örgütten şöyle yakınır:

Bu cemiyetin muzır bir şekil ve mahiyet aldığına kani oldum. Derhal lağvı cihetini düşündüm. Tanıdığım arkadaşları tenvir ettim (aydınlattım). Noktai nazarımı söyledim, icabını yaptılar. Fakat, Katibi Umumi olan Hakkı . Behiç Bey, cemiyetin lağvı hakkındaki teklifimin gayri kabili is'af ve tatbik (yerine getiremez ve uygulanamaz) olduğunu söyledi. Ben, lağvettiririm, dedim. Bunun gayri kabil ol-, duğunu ve çünkü vaziyetin tahminden daha büyük ve daha kavi olduğunu ve bu cemiyeti tesis edenlerin nihayete kadar, maksatlarından ayrılmayacaklarına dair yekdiğerine söz vermiş olduklarını, bir vaz'ı mahsus ile ifade etti. Vakayi • gösterdi ki, biz bu hafi cemiyetin men'i faaliyetine çalıştığımız halde tamamen muvaffak olamadık. Cemiyet rüesasının (başkanlarının) bir kısmı ki Reşit, Ethem, Tevfik biraderler başta bulunuyorlardı... Eskişehir'de çıkarttıkları "Yeni Dünya" gazetesi ile de fikir ve maksatlarını mü-tecavizane bir surette neşrettiriyorlardı.

Yunus Nadi'nin coşkuyla savunduğu ve sözcülüğünü yaptığı "Halk Zümresi" bir yana Mustafa Kemal hareketine zıt doğrultuda çaba harcayan iki gizli örgütten biri "Halk İştirakiyun Fırkası" ötekisi de Mustafa Suphi'nin oluşturduğu Bakü'deki "Türkiye Komünist Partisi" idi. Halk Zümresi, Kemalist devrimleri sosyalizm çizgisine çekmeyi amaçlıyordu. Yunus Nadi'nin o yıllarda yazdığı makalelerden ve açıklanan programdan anlaşılır bu. Halk İştirakiyun Fırkası ise, "Yeşil Ordu" ile organik bağ oluşturmuştu. Bu fırkanın lideri Tokat mebusu Nazım Bey, gizli celsede kendini savunurken ikircikli konuşmuş ve bu gizli örgütle ilişkisi olmadığını söylemişti.

O dönemin sosyalist hareketlerini inceleyen yazarların (A. Cerrahoğlu, Aclan Sayılgan vb.) konuyu yansız irdelemeye çalışırken Mustafa Kemal hareketini dönemin koşullarından soyutlayarak ele aldıklarını görüyoruz. Henüz Kurtuluş Savaşı'nm nasıl sonuçlanacağı belli olmadan, hatta Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'dan Kay-seri'ye taşınmasının konu edildiği ve yeni kurulan Kemalist Devletin ekonomik, ideolojik ve de, siyasal yapısı belirmeden, ülke içinde birbirine hasım sol akımların doğuşu yine de ancak Mustafa Kemal tarafından bir ölçüde hoşgörüyle karşılanabilirdi. Ne var ki onlar, birbirlerine karşı Mustafa Kemal kadar hoşgörülü değildiler.

Yavuz Aslan'ın Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan (1997) "Türkiye Komünist Fırkası'mn Kuruluşu ve Mustafa Suphi" adlı kitabında Mustafa Kemal'in Mustafa Suphi'ye yazdığı bir mektubu yer almaktadır (s.278). Oysa, Mustafa Kemal, Mustafa Suphi'ye mektup yazmamış, tersine Mustafa Suphi'den aldığı 15 Haziran 1920 günlü mektubuna üç ay sonra yanıt göndermiştir. Ve yanıtında açık bir dille "Garbın emperyalizm ve kapitalizm mahkumiyetinden kendilerim kurtarabilmek için bunlara karşı müttehid (birlikte) mücadele ve mübarezeye (savaşa) milletin karar vermiş olduğunu ve Türkiye iştirakiyun Teşkilatı'nm da aynı kanaatte olmasından duyduğu memnuniyeti" belirtir. Bununla da yetinmez, "gaye ve prensip itibariyle tamamen müşterek olan Türkiye İştirakiyun Teşkilatı'ndan maddeten ve ma'nen hakkıyla yararlanmaktan" sözeder.

Mustafa Kemal'in tüm düşün akımlarına ülke yararı koşuluyla açık tavır aldığını görmekteyiz. O'nun bir tek koşulu vardı. Tam bağımsız ulusal iradenin temsil ettiği yeni ve çağdaş bir devlet kurmak. O'nun tasarımladığı devletin kurulması karşısındaki engelleri aşması ve aşamadığı engelleri yıkması devrimci niteliğinden kaynaklanmaktaydı .

Başlangıçta Mustafa Suphi'ye hoşgörülü davranmışken iki yıl içinde o konuda düş kırıklığına uğradığı anlaşılıyor ki ondan Büyük Millet Meclisi'nde "serseri" deyimini kullanmak zorunda kalmıştır. Ama onun Trabzon'da arkadaşlarıyla bir motora bindirilerek Kemalistler tarafından öldürülmüş olmasını düşünmek (Türkiye'de Sosyalizm Tarihine Katkı, A.Cerrahoğlu, May Yayınları, 1975, s.449) kanımızca büyük haksızlık olur. Yavuz Aslan'ın kitabında ise olayın Kazım Karabekir tarafından tezgâhlandığına ilişkin kimi yayınlardan göndermelere rastlanmakta. Kazım Karabekir düzenlemiş bile olsa onun Kemalist olmadığı açıktır.



 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail