Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 28 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


AYŞE HANIM,TEMİZLİKÇİ KADIN

Dr.Hüseyin Pekin

Temizlikçi kadın Ayşe Hanım ile Üniversite yıllarında karşılaşmıştım. Akşamları uygulamalı dersleri bitirdikten sonra merdivenlerden aşağıya doğru inerken, çoğu kez onu, en alt merdiven basamağına oturmuş görürdüm. Yanında kova, tahta fırça, süpürge ve toz bezi. Her zaman hatırını sorar, arada sırada, şundan bundan söz ederdik. O konuşmalardan birinde şöyle demişti: "Eğer ileride memurluğa başlar ve bir mevki sahibi olursan, görevini benim merdivenleri temizlediğim gibi yap, yâni hemen daima yukarılardan başlıyarak işlerini düzene sok!. Bu söylediklerimi sakın unutma!"

Ve üniversiteyi bitirerek çalışma yaşamına atıldıktan sonra, görevde geçirdiğim uzun yıllarda, hemen daima temizlikçi kadın Ayşe Abla'nm söylediklerini anımsadım. Gerek kendi deneyimlerimden ve gerekse baş-kalarımnkinden öğrendim ki, Ayşe Abla'nm kendi kendine bulduğu merdiven temizleme yöntemi, her konuda geçerli idi; evrensel uygulanma özelliğine sahipti. Bana uzun görünen çalışma yaşamım akıp gitmişti, emekli olmuş, günlerimi yazarak ve okuyarak geçiriyordum. Artık kitaplıklar, benliğimin ayrılmaz bir parçası, kitaplar en iyi dostlarım olmuştu. Kitabın birini bitirmeden hemen ikin-

çisinin sayfalarını karıştırmaya başlıyordum. Belleğimde, bazıları daha az, bazıları daha derin iz bırakıyordu. Derin iz bırakanlardan işte bir örnek. Baskısı oldukça eski tarihlere dayanmasına karşın elime yenilerde geçmişti o yapıt. Değerli yazar, Nezihe Araz'm, MUSTAFA. KEMAL'İN ANKARASI adlı yapıtından söz etmek istiyordum. Anılan yapıtın 12'nci sayfasında Ölümsüz Önderimiz ATATÜRK'ün, dört dörtlük uygulamalarından biri iletiliyordu. Gelin hep birlikte okuyalım: "Bir gün babası (yazarın babası Ankara eski milletvekili Rıfat Aras'dır) eve geldiğinde canının sıkılmış olduğunu farkettik. Hemen yazı odasına girdi, annem de ardından... Epey fısıltı oldu o akşam. Sonra olay evin büyüklerine de açıklandı. Meğer Mustafa Kemal, milletvekillerine, başbakan İsmet İnönü ile özel bir mesaj yollamış o gün. "Ortalık çok pahalı, ulus sıkıntı içinde, eğer milletvekillerimiz de uygun görürlerse, maaşlarından bir miktar indirim yapalım. Hem bu, ulusa moral verir, hem de Meclis'e olan inanç ve güven artar" demiş. Ve maaşlar oybirliği ile beşyüz liradan ikiyüzelli liraya indirilmiş. Dayanamayıp "Şimdi biz yoksul mu olduk?" diye sormuştum anneme. O ağlamaklı bir ürkeklikle: "Yok, hayır" dedi telâşla. "Öyleyse babam neden böyle üzgün?" Büyükannem, "sadece ben bu kadar çocuğu (ailenin sekiz çocuğu vardı) nasıl okutacağım diye düşünüyor, hepsi bu" yanıtını verdi. Ve bize bir çok kez annem-babam, Mustafa Kemal'in bu isteğinde neden bu kadar haklı olduğunu anlattı, soframızda,"

Bu dizileri okuduktan sonra duygulanmış ve göz uçlarımda iki damla yaş belirmesine engel olamamıştım. İçimden sürekli yineliyordum, "Bir başka idi bizim ATATÜRK'ümüz" tümcesini. Ve işte, O büyük adam, te- mizlikçi kadın Ayşe Abla'nın kendi kendine bulduğu yöntemi, "merdivenlerin temizlenmesine yukarıdan başlanılması" yöntemini uygulamıştı.

• • •

Günlerden bir gün yolum yine üniversiteme düşmüştü. İçgüdüsel olarak, gözlerim merdivenlerde Ayşe Abla'yı aradı. Yaşlanmış olacağı için artık çalışamazdı kuşkusuz ve bu arayış boşuna idi. Gördüm ki, şimdi aynı işi, bir başkası, genç bir bayan yapıyordu. Ona, Ayşe Abla'yı sormak geldi içimden. Çok yadırganacak bir şey olduğunu bile bile. Genç bayanın verdiği yanıt beni derinden sarstı, derecesiz duygulandırdı. Meğer o genç bayan, bizim Ayşe Abla'nın biricik kızı imiş. Önce kendimi tanıttım. Konuşma sırasında, annesinin, zaman zaman, kızına benden sözettiğini Öğrendim. Ve yine öğrendim ki, Ayşe Abla, şimdi evinde, ağır hasta, yatıyor, günlerini sayıyordu. Kızına, onu, ziyaret etmek istediğimi söyledim. Sevindi, "işim biter bitmez birlikte gideriz efendim" dedi.

Öyle yaptık. Birlikte otobüse binerek evlerinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda, Ayşe Abla'yı, hasta, döşeğinde bitkin yatıyor buldum. Elleri ve yüzü, üniversite binasında yıllar boyu yaptığı yorucu, yıpratıcı işin izlerini hâlâ taşıyor gibiydi. Yaşlı, hasta kadın beni tanımakta bir anlık bile duraksama geçirmedi. Sanki, ruhunu teslim etmeden önce mutlaka geleceğimi biliyormuş gibi görünüyordu. Ellerimi tuttu ve fisıltılı bir sesle şunları söyledi: "Biliyormusun, bir vakitler kızım seni hâlâ niye unutamadığımı sorduğunda, ona ne söylediğimi?". Sonra, benim ne yanıt vereceğimi beklemeden, çok zekice, çok tatlı bir gülümseme ile hemen ekledi: "Hüseyin beyle birlikte ben de bir üniversite bitirdim!"

Bir an, bütün çalışma yaşamı boyunca, temizlikçi kadın olarak üniversitemin merdivenlerini temizleyen Ayşe Abla'yı, o gerçek soylu kadını gözlerimin önünde canlandırdım. Sonra da, merdivenlerin en alt basamağında, Ayşe Abla'yı ilk kez gördüğüm yere çömelerek bir süre düşe daldım. Ve de insan yaşamının ne ile, nasıl değerlendirildiğini derin derin düşündüm. Bu dünyada sadece büyük işler mi yapmış olmak insanı yüceltirdi? Zenginlik, rütbe, makam, etiket mi önemli idi sadece? Bütün bunlara "Hayır" diye haykırmamak geldi içimden. Çünkü; toplumun her katmanında, her türdeki sosyal statüde onurlu, erdemli, saygın kişiler, Ayşe Ablalar olduğunu çok iyi biliyordum. Ve insan değerinin ya-nılmayan tek ölçüsü de, bu tinsel üstün niteliklerle yoğrulmuş, pekişmiş "olgunluk" idi.

Ve eğer Ayşe Abla sağ olaydı ve ben de onu bir kez daha ziyaret edebilseydim, söyliyeceğim şunlar olurdu: "Ayşe Abla, vaktiyle kızma benim hakkımda söylediğin güzel sözler için sana çok teşekkür ederim. Ama, bilesin ki, ben de seninle birlikte bir üniversite daha bitirdim: " yaşam üniversitesini !..."


22

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail